
2 Şubat 2010 Salı
Rakın Rol Disko Parti'sine Buyrun

1 Şubat 2010 Pazartesi
25 Ocak 2010 Pazartesi
PS (Pazartesi Sendromu)
Yaşar Plak’tan güzel bir sürpriz geldi: Ferdi Özbeğen şarkıları ki; 3 CD’lik tam 39 şarkılık bir çalışma. Yılların başarılı müzisyeni - piyanisti Özbeğen’in yorumu ile sevdiğimiz birçok şarkıyı bir çırpıda çocukluğumda bıraktığı izlerin etkisi ile söyleyebilirim. Örneğin ‘’Kandil’’ içlerinde en özelidir. Düşünsenize sözleri Zeki Müren’e müziğe Selmi Andak’a ait en başta. Bu iki değerli ismin yanında çok değerli diğer isimler de var ki bu liste saymakla bitmez, Aysel Gürel’den Sezen Aksu’ya, Ülkü Aker’den Coşkun Sabah’a; hepsi değerli bu isimlerin Özbeğen yorumlu bu çalışmaları ilk kez bir CD üzerinde yer alıyor. Sanatçının firma ile kayıtlı 12 albümünün de zaman içerisinde yayınlanacağını düşünürsek dev bir koleksiyon ile karşı karşıya kalacağız dönüp baktığımızda.
Haftanın Şarkı Sözü : Cihan Okan - Karım (Söz - Müzik: Sezen Aksu)
Karım, karıcığım gel seni özledim, karım, karıcığım ben seni özledim :)

Barış Manço’yu rahmet ile anmak istiyorum önce ve sonra onun için hazırlanan bir albüme gelmek istiyorum. Zamanında şarkıları Mahsun Kırmızıgül’lü, Hülya Avşar’lı bir kadro tarafından bir albümde yeninden yorumlanmıştı, facia sanıyordum ama şimdi o albümün daha da ötesine gidilmiş ve hatta daha da kötü bir albüme imza atılmış. Lütfen kimse alınmasın hele o çocuklar asla zira her şeyin iyi niyetle yapıldığı ortada zaten Manço başta çocukları çok severdi öyle değil mi? Duygu Korosu isimli çocuklardan oluşan bir topluluk iki ayrı CD halinde sevilen 20 Manço şarkısını bir albümde okumuş. Şahsen gerek var mıydı bence yoktu; peki kim dinleyicisi olacak bu albümün, anneler - babalar çocuklarına mı alacaklar, sanmıyorum ya da keşke. Yani ne gerek var ki bırakın da bu şarkıları dinlediğimiz gibi anımsayalım, çocuklar da öyle anımsasın.
Manço gibi bir başka müzisyeni daha saygıyla analım mı? Bakın bu kez farklı ve olması gereken bir proje var karşımızda. Haziran ayında biliyorsunuz; Atlantik okyanusunda bir uçak düştü ve bir eğitmen - arpist hayatını kaybetti ki; bizden bir değerdi Ceren Necipoğlu. Sanatçının Uluslararası Rio Arp Festivali’nde seslendirdiği repertuarın, öğrencileri ve meslektaşları tarafından seslendirilmiş stüdyo kaydı ve onun çeşitli konserlerden alınmış canlı kayıtlarının yer aldığı 2 CD ve bir kitaptan oluşmakta olan çalışma Kalan Müzik etiketi ile raflarda.
Uzun zamandır sessiz bir firmadan (Erol Köse Prod.) uzun süredir sessiz olan bir isim, Rober Hatemo’nun yeni çalışması, bir maxi single ‘’Mahrum’’ karşımızda. Albümde 2 şarkı ve 4 versiyon yer alıyor. Adını veren çalışmanın sözleri Günay Çoban müziği Niran Ünsal’a ait (ki Niran’ın sesinden de dinledim ama Rober’e daha çok yakıştığını fark ettim). Aynı şarkıda Hüsnü Şenlendirici klarneti ile eşlik ediyor kendisine. Klibi de İzlanda’da buzullar içinde çekilmiş. Şarkı da başarılı, klip de, Rober’in yeni imajı da. Diğer çalışma ise ‘’Hurra’’ adından da anlaşılacağı gibi hareketli bir çalışma; sözlerde Rober’e Alper Narman eşlik etmiş müzikse Erdem Kınay imzalı. Bir albüm olmasını ümit ederdim ama arada gelen bu sürprizi de elbette sevmeden edemedim. Çok özel şarkılar kazımıştır hafızama Rober Hatemo; özellikle ‘’Mahrum’’u hemen aralarına ekledim.
Erol Köse’den bir albüm haberi daha var daha doğrusu kendisinin bir keşfi daha var: Mercan. Albümünün tanıtım şarkılarını dinlemeden önce adlarını duyduğumda birkaç dakikalık şok yaşadım. ‘’Sana Değil Kardeşine’’, ‘’Bekaretim Yok’’, ‘’Sexy’’, ‘’Kowboy’’ ve sıkı durun ‘’Hepsi Gay (Hepsi Şey)’’ gibi isimler siz de nasıl bir albüm itibarı uyandırır. Hayır hayır sandığınız gibi basit türden değil; enteresan bir altyapıda pop - elektro çizgide ve farklı bir vokalde Mercan ama ben pek ısınamadım, belki albümü bütünü ile dinlemem lazım; çok fazla yetinemedim. Ama şurası kesin ki çok konuşulacak bir çalışma ile karşı karşıyayız.
Haftanın Gelini: Hangisi daha güzel, buyrun birlikte seçelim, mutluluklar efendim :)
Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:
Önümüzdeki Pazar günü bir etkinlik var Sakman Bar’da. 19:30’da başlayacak ve 20 YTL ücretle katılabileceğiniz ‘’Şiir Aşkına’’ isimli bu etkinliği sevgili Zeki Çelik düzenliyor. Yelda Karataş’ın sunumu ile gerçekleşecek gecede çok özel şairler ve müzisyenler sahne alacak. Ahmet Telli, Lale Müldür, Cezmi Ersöz, Altay Öktem, k.iskender, Pelin Batu gibi kalemlere notaları ile Vedat Sakman, Birsen Tezer, Suzan Kardeş eşlik edecek. Kaçırmamalı.
Gelelim haftanın dizilerine. Öncelikle bu hafta belki de biraz soğuklardan, karlardan falan gömüldüğüm evimde hedeflediğim gibi bazı sonlara ulaştım. Örneğin ‘’Dexter’’ı tamamladım. Evet artık beklemek düşüyor yeni sezonu ama anladım ki böyle bir finali daha öncesinde de görmüştüm belki, zira bu kadar etkilenmemiştim. Bu sezon Dexter ciddi anlamda muhteşemdi. İzledikçe kendimi bulduğum ve içlerine dahil olduğum Walker ailesini artık daha bir seviyorum. ‘’Brother’s & Sister’s’’ kesinlikle muhteşem bir dizi ve ben cidden hepsine ayrı aşığım. Daha önümde çok sezon var ama ilk sezonu bitirdim, devamına da ilk fırsatta başlıyorum. Ve ‘’Damages’’ ikinci sezonunu da bir çırpıda bitirdim. Yeni sezonu bu akşam başlıyor ve olasılıkla birkaç gün içinde kavuşacak oluyorum. Yetişebildiğim ve günü gününe o heyecana dahil olacağım için artık daha mutluyum.
Bu hafta harika filmler izledim ve bu yüzden birini diğerinden ayırmam kesinlikle haksızlık olur. Geçen haftaya enteresan bir kadronun enteresan bir senaryosu ile başladım. 2009 yapımı ‘’Armored’’ Türkiye’de Mart ayında vizyona girecek. Matt Dillon, Jean Reno, Laurance Fishburn gibi başarılı oyuncuların başlıca rollerinde olduğu filmde bir grup güvenlik elemanının ortada dönen ciddi bir paranın peşinden koşmaları ve onları bekleyen sürprizler işleniyor. Aksiyonu yüksek ama izlenen çevrelerce kadroya rağmen fazla beğeni almıyor film. Prison Break’ten Sucre, Heroes’dan Peter ise filmin sürprizleri. Bir diğer film ise ‘’Little Miss Sunshine - Küçük Gün Işığım’’. 2006 yapımı filmi izlediğim gün sevgili Muhammed Tiryaki’nin de yorumlarını bloğuna düşmesi bizi bekleyen güzel bir tesadüftü. Sayfasında da filmi yorumladık ayrıca ama şu kadarını diyebilirim ki biraz ters düştük :) Filmi çok beğendim. Zira dört adaylığının sonucu iki Oscar kazanmış aynı zamanda. Bir eski minibüse doluşan bir aile ki birbirinden farklı karakterlerin birbirinden farklı hâlleri onları tek bir hayal için California’ya sürüklüyor. Orada onları bekleyenler filmin en eğlenceli kısmı. Filmdeki küçük yıldız bir hayli başarılı öyle ki; filmin Oscar adayı da olmuş aynı zamanda.
Haftanın Repliği : Little Miss Sunshine - Küçük Gün Işığım
Eğer uçmak istiyorsam bir yolunu bulurum.
Ve iki arkadaş tavsiyesi olarak seyrettiğim iki şahane film. Birisi ‘’Lost in Translation - Bir Konuşabilse’’. 2003 yapımı filmde iki başarılı oyuncu var ki başlı başına filmi götürmeye yetiyorlar hatta artıyorlar. Bill Murray ve Scarlett Johansson. İki Amerikalının Tokyo’da kesişen yolları, bir otel odasında başlayan dostlukları ya da belki de aşkları da diyebilirsiniz ve birlikte kısa sürede keşfedecekleri hayatın diğer renkleri. Çok kaliteli, yormadan kendini izleten, çok başarılı, sımsıcak bir film izlemek isteyenler hiç düşünmesin. Ve sizlerle paylaşacağım son film de yine nicedir elimde ancak sıra bulabildi kendine ‘’Count of Monte Cristo - Monte Kristo Kontu’’. 2002 yapımı film Alexander Dumas’ın kitabından senaryolaştırılmış ki çeşitli yıllarda çeşitli yönetmenlerce de ayrıca çekilmiş. İzlediğim bu versiyonunu da çok başarılı buldum zira en son ‘’The Prisoner’’de hayran kaldığım James Caviezel yine en son ‘’The Tudors’’ dizisinde çok başarılı bulduğum James Frain ile Henry Cavill ve elbette unutulmaz ‘’Memento - Akıl Defteri’’nden Guy Pearce filmin başrollerinde. Dürüst ve çalışkan bir denizcinin, mutlu hayatının bir anda çeşitli entrikalar yüzünden kabusa dönüşmesi ve kendisini bir hapishanede bulması ve sonrası anlatılıyor ki; heyecan dozu yüksek, izlemesi keyifli.
Haftanın Filmi: Divatar :) Bir yerde okudum ki; diva bu afişe çok kızmış, bizi anlayışla karşılasın yayınladığımız için zira biz kendisini çok seviyoruz.
Önümüzdeki Pazartesi ayın 1’i bu sebeple sendrom olmayacak ve yerini sitemiz buluşması alacak. Ötesinde kaldığımız yerden devam edeceğiz ve hatta Şubat ayı içinde çeşitli sürprizlerle sizleri buluşturma çabası içinde olacağız. Karlı ama bir yanda da güneşli bir Pazartesi, tadacağınız her keyif kâr kalsın yanınıza; mutlu haftalar.
18 Ocak 2010 Pazartesi
PS (Pazartesi Sendromu)
Geçen hafta Pazartesi günü İstiklal’e, Meis Bar’a düştü yolumuz. Bir süredir k.iskender sahne alıyor mekanda ve gelen dostları ile şiirlerini paylaşıyor. Yalnız kendisi değil katılan şair dostları ve şiir severler de kendisine eşlik ediyor dizeleri ile hatta ben de yeni şiirlerimden birini okudum. Gayet akıcı ve keyifli geçiyor gece hatta bittiğini anlamıyorsunuz. Çıkışta da hatta hep beraber bir mekana gittik ve sohbete devam ettik. Gayet sıcak gayet içten; yolunuzu düşürün ve bir şiir de siz olun derim mutlaka.
Haftanın Dizesi: K.İskender - Her Şairin İnfazı Kalem Tutmasıyla Yazılır’dan ...
…
Bir pazartesiydi – uyanmıştım… / başucumdaydı her türlü sevincim / ve masmaviydi gökyüzünden sarkan ışıklar / masmaviydi yeryüzünden yükselen buhar / ve yine masmaviydi gün / günün içinde üreyerek koşuşan çocuklar…/ bende ise zaman zaman ciğ tutan ruhumun bataklıklarında sürülerce, / senelerce süren yorgunluğum!..
…
Pazartesi günü deyip geçmeyin ve hemen mekanın az ötesinde yer alan Jazzstop’a gidin ve mutlaka ama mutlaka Effective grubunu dinleyin. Ben başta bu saatten sonra mı dedim ama hayran kaldım grubun performansına. Zira grubun solisti Evrim Özşuca muhteşem bir vokal öyle ki; öğrendiğim kadarı ile Estonya’da yapılan bir caz vokal yarışmasında birinciliği var kendisinin. Amerikalı jazz ustası ve trompetçi Ted Curson'un “Ted Curson In Paris” albümüne de ayrıca vokal yapmış. Bir albümünün olmasını diledim onu ve grubunu dinlerken ve tanışmaktan heyecan duydum.

Bu arada kaçırmak istemediğim iki sahne var bu hafta. Biri bu Çarşamba yine Jazzstop’da. Serkan Özcan sahne alacak saat 22 itibari ile; geçtiğimiz aylarda sitemizde de konuğumuzdu, ilk albümü ‘’İçimdeki Gökyüzü’’nün tanıtım konserini kaçırmamak gerek. Ve bu Cuma günü, bir aksilik olmazsa elbette neredeyiz yine; Kadiköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde. Sevgili dostumuz Birsen Tezer saat 20:30 itibari ile sahnede olacak müzisyen dostları ile ve ‘’Cihan’’ albümünden yine özel repertuarından seçkin şarkılarını paylaşacak bizlerle.
‘’Haberci’’ belgeseli ve İZ TV’nin tüm jeneriklerini yapan aynı zamanda ‘’Haberci - Etnik’’, ‘’Young Sufi’’, ‘’Young Sufi Acoustic’’ ve ‘’Şehr-i İstanbul’’ albümlerini yayınlayan Murat Tuğsuz pop - rock tarzında bir albüm yayınladı, adı: Günahkar. Albümün tanıtım konseri dün gerçekleşti ve ben de kendisi ile tanışma şansını bulabildim. Ayrıca çok da keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim kendisi ile ki Şubat ayında sitemizde okuyabilirsiniz. Albüme adını veren çalışma başta çok keyifli şarkılar var bu albümde. Dinleyelim, dinletelim.

Haftanın Yemeği: Ispanaklı Yumurta
Babaannem dün ıspanak yapmış, kırmadım biraz yedim; dedi ki istersen yumurta kırayım içine, yok kalsın dedim :) ‘’Ispanaklı Yumurta’’ bana Bizim Murat’ı hatırlatır. Vitamin dönemlerinden payını almış daha sonra da böyle bir albüm yayınlamıştı. Hatta ‘’Aslı ile Kerem’’ Cumartesi Şarkısı Ateşi olarak köşemizde de yerini almıştı. Tanrım çok kötü şarkılar ya; ‘’Laztronot’’, ‘’Gıdıkla’’, ‘’Vara Vara Lo’’ gibi isimlerde şarkılar var düşünün. Ve daha da kötüsü bu albüm geçtiğimiz günlerde tekrar yayınlandı. Daha da kötüsü albümü Odeon yayınladı :) Var mı böyle bir şey; o canım albümlere imza atan Odeon. Bu Bülent Ortaçgil’in Gülben Ergen’e beste vermesinden sonra müzik dünyasında yakın zamanda yaşanan ikinci facia aday adayı durumu. Üçüncü de yolda; Nazan Öncel de Tuğba Ekinci’ye besteler vermiş, düet müet yapmış, buna ekstra değineceğim, yemek soğumadan yiyelim de önce :)
Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:
Geçen Cuma günü vizyona girdi. Jason Reitman’in yönetmenliğini yaptığı film olan ‘’Up İn The Air - Aklı Havada’’. Film Altın Küre’ye 6 dalda adaydı sadece en iyi senaryo ödülü ile ayrıldı ama muhtemelen Oscar’a da aday olacağı kaçınılmaz. George Colloney, Vera Farmiga ve Anna Kendrick’in başlıca rollerini oynadığı bu filmi izledim ve kesinlikle haftanın filmidir diyebilirim. Ekonomik krizin getirdiği işten çıkartmalar öyle kolay yapılmıyor, bu işin bir uzmanlığı var ki; Ryan’da o kişilerden birisi. Bir yeri bir yurdu yok, sürekli bir uçuş hali ve bu esnada aşkı ile, ailesi ile birlikte kurmaya çalıştığı ilişki işleniyor filmde. Başlarda biraz filme adapte olamasam da ilerleyen dakikalarda zamanın su gibi aktığını fark ettim ve sevdim, izleyin derim.
Bu hafta en çok beğendiğim film oldı ‘’O...Çocukları’’. Vizyonda olduğu süre içerisinde birçok kere tartışmaları da gündeme getirdiğini biliyordum. Adı eleştirildi en başta sonra o oynayacaktı o oynadı durumları konuşuldu, oyunculara para ödenmedi dendi falan filandı ama film fenaydı. 80’ler sonrası; İstanbul’un bir köhne mahallesi, birçok çocuklu bir ev, hayat kadını olan annelerin dramı, ülkenin siyasi şartları içerisinde yaşanan haksızlıklar vs. muhteşemdi hani. Demet Akbağ her zaman taktir edilmesi gereken bir oyuncuyken Özgü Namal’dan Sarp Apak’a, İpek Tuzcuoğlu’na her oyuncu rolünün hakkını vermişti ayrı; o çocuklar yok muydu, en çok onlara bayıldım. Birçok DVD geçti elime bu hafta yine ama ötesine vakit ayıramadım zira bu geçen hafta kalan vakitlerimde tamamen dizilerim ön plana çıktı ve bir oradan bir buradan yine birçok maceranın içinde buldum kendimi.
Haftanın Repliği: Devenin gölgesinde karınca ezilmez (O...Çocukları)
Altın Küre ödülleri bu sabaha karşı verildi. Kısmen izledim, kalan sonuçlarını az önce öğrendim. Artık ‘’Mad Men’’i izlemek kaçınılmaz bunu anladım diziler adına. ‘’Dexter’’ın en iyi oyuncu ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini kazanacağına emindim ve çok sevindim. Nihayet dün ikinci sezonunu nefis bir finalle bitirdiğim ve üçüncüsü için geri sayıma başladığım ‘’Damages’’ performansı Gleen Close’a nasıl ödül getirmedi, şaşırdım.
Bir de soğuklar, karlar geliyormuş dikkat edelim kendimize ve güzel bir hafta olsun beraberinde. İyi haftalar, günlük güneşlik, altın kürelik yarınlar.
12 Ocak 2010 Salı
Eurovision Yolcusu: MANGA

Uzun Yol Türküleri

Seyhan Müzik etiketli yayınlanan bir albüm öncelikle türkülerin çok özel isimlerini - yorumcularını bir araya getirmiş. Albüm ‘’Beyaz Giyme’’ türküsü ile açılıyor ve Yavuz Bingöl’ün yorumundan nefis bir aranje ile dinliyoruz. Bildiğiniz üzere birçok kişi tarafından yorumlanan bu türkünün belki de böyle bir güzelliği var; aynı tat evet her seferinde o içten ad. Albüm sürpriz bir çalışma ile devam ediyor ki; Yıldız Tilbe (Türkü yorumları başta çok özeldi ama ısrarla yineliyorum, hazırladığı türkü albümünü sevememiştim) bu albümde ilk olarak ‘’Metris’’i yorumluyor. Ali Asker, Güler Işık gibi başarılı yorumculardan sonra Tilbe’de sesine yakıştırıyor bu ağıtı ve yürekleri dağlamaya devam ediyor bir uzun alan. Albümde Tilbe ayrıca ‘’Gel Gör Beni Aşk Neyledi’’ isimli türkü ile de yer alıyor. İlk olarak Yavuz Bingöl’den dinlemiştim ben ‘’Eğin Türküsü’’nü, bu albümde Onur Akın’dan dinliyoruz. Mahsuni Şerif türküsü olan ‘’Bilemedim’’i Hüseyin Turan yine nefis yorumlarken albümün en özel türkülerinden biri olan ‘’Alma Attım Yuvarlandı’’ yine albümün en özel yorumlarından biri oluyor ki; Gülay hakkını fazlası ile veriyor (Gülay’ın ilk iki albümü o kadar başarılıydı ki; yine de türkü yorumlamasına ve de öyle devam etmesine üzülmedim).
En sevdiğim bir başka türkü ‘’Kime Kin Ettin’’i bu albümde Berdan Mardini’den dinlerken kaldı ki; o da çok başarılı, albümde ilk kez karşılaştığım bir isimle devam ettim yolculuğa ve Ender Balkır ismi ile karşılaştım. ‘’Yüksek Minarede Kandiller Yanar’’ ne kadar içten bir yorumla sunulmuş; hemen kendisinin diğer çalışmalarına göz atacağım. ''Ben Sana Yandım Gelin'' ile Hakan Yeşilyurt, ‘’Bülbül Ağlar Gül Ağlar’’ ile Nilüfer Sarıtaş, ‘’Ağlama Yar’’ ile Oğuz Aksaç, ‘’Turnam Gidersen Mardine’’ ile Seyfi Yerlikaya albümün diğer özel çalışmaları. Bir de sürprizi var albümün ki koro halinde sanatçılar ‘’Sen Bir Ceylan Olsan’’ isimli bir Aşık Veysel türküsünü yorumluyor. Bu tarz albümler adına umudumu yitirmişken benim için çok özel bir çalışma oldu ‘’Uzun Yol Türküleri 1’’ adından da anlaşılıyor ki devamı gelecek. Yolumuz türkülerle hiç bitsin istemeyeceğiz belki de.
11 Ocak 2010 Pazartesi
PS (Pazartesi Sendromu)
İstanbul bildiğiniz gibi 2010 kültür başkenti. 16 Ocak günü açılışı gerçekleşecek ve İstanbul’un çeşitli semtlerinde etkinlikler olacak. Haliç’te özel bir gösteri ile başlayacak, bir havai fişek gösterisi ile devam edilecek ki bu bir saatlik program bazı noktalarda dev ekrandan yansıyacak. Zira o noktalarda çeşitli şovlar ve konserler de gerçekleşecek. Tarkan (Taksim), Nil Karaibrahimgil (Beylikdüzü), Mor ve Ötesi (Kadiköy), Kıraç (Pendik), Mercan Dede (Sultanahmet), Zara (Bağcılar) o gün sahne alacak isimler arasında. Taksim’de ayrıca ateş, Kadiköy’de dev balon gösterileri de olacağı bilgiler arasında. Taksim’i merak ediyorum ama oradaki kalabalığa karışmaya cesaret edemeyeceğim için burnumun dibindeki Kıraç konseri ile belki açılışı renklendirebilirim diyorum :)
İstanbul’un eski Elhamra sineması bugünün farklı mekanlarından olan XLarge. Mekan bir daha yenilendi ve İstanbul’un alternatif konser mekanlarından biri olma yoluna girdi. Açılışı bu Cuma Nil Karaibrahimgil konseri ile gerçekleştirilecek. 22’de kapılarını aralayacak mekanın 2000 kişi kapasitesi var. Ayrıca önümüzdeki günlerde Burak Kut, Sertab Erener, Murat Boz’da mekanda sahne alacak isimler içerisinde. Alternatif olarak Sertab Erener performansını değerlendirebilirim, zira özledim sahnesini.
Haftanın Kadını ve Açıklaması : Tuğba Ekinci - Nihat’tan (Odabaşı) beni sade bir şekilde çekmesini istedim ve ortaya bu fotoğraflar çıktı.
Geçen günlerde D&R’da gördüm ki ‘’sadece bizde’’ ibaresi ile kocaman bir kahkaha. Zira Haris Alexiu’nun yayınlanan best of albümü nicedir tüm müzik marketlerde zaten vardı, başka bir firmanın etiketi altında. Zira 23 şarkılık bu çalışma bir live albüm ve gerçekten herkesin elinde olması gereken bir şölen. Plak olarak da sınırlı yayınlanmış bu ilginç olabilir ayrı. Türkçe’ye de uyarlanmış ve hit olmuş şarkıların da yer aldığı bu çalışmayı bugüne kadar dinlememiş olanlar, adres sadece D&R :) Ötesinde sanırım henüz ülkemizde yayınlanmadı, hangi yollara başvurursunuz bilemem :) Sanatçının son albümü ‘’I Agapi Tha Se Vri Opou Kai Na’sai’’ için yahu bu nasıl bir albüm adıdır demeyin ve dinleyin, nefis bir duygusallıkta :)
Albümü bugün itibari ile raflarda yerini son aylarda yayınladığı albümleri ile bizleri kendisine hayran bırakan Kalan Müzik etiketi ile alacak. Sarp Maden, Türkiye’nin önemli caz gitaristlerinden. Bugüne kadar çeşitli gruplarla çalışmalar ve birçok ülkede konserler gerçekleştirdi. Sanatçının kendi gitarına Adnan Karaduman’ın etnik tarzı, İrem Demirer’in caz tınısı, Şevval Sam’in sesi eklenince nasıl bir sound ile karşılaşacağımız merak konusu. Turgut Alp Bekoğlu, Eylem Pelit gibi müzisyenlerde albümün diğer konukları.
Haftanın Albüm Kapağı: Umut Kuzey - Al Beni :)
Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:
Karizma adam Gerard Butler, ben oyunculuğunu da ayrıca beğenirim. Jamie Foxx ile birlikte başlıca rollerini paylaştığı 2009 yapımı film olan ‘’Law Abiding Citizen - Adaletin Peşinde’’ geçen haftanın en keyif aldığım filmlerinden biriydi. Muhteşem bir senaryo ve oyunculuk, nefis bir sürükleyicilik ... Ölümle sonuçlanan bir ev soygunu sonrası sağ kalan bir babanın - eşin intikamını almak için nasıl sınır tanımaması, neleri göze alması ve adalete nasıl karşı çıkması, meydan okuması işlenmiş. Bir başka keyif aldığım film ise ‘’İmsomnia’’ 2002 yapımı film ve yönetmenini ‘’Momento - Akıl Defteri’’nden tanıyoruz; Christopher Nolan. Al Pacino, Robin Williams, Hillary Swank, Martin Donovan filmin kadrosundan bir biz yokuz daha ne isteyelim :) Alaska’nın küçük bir kasabasına bir görev için iki dedektifin yollarının bir noktada ayrılması filmi başlatıyor ve sonrasında çeşitli sürprizlerle karşılaşılıyor. Bir anda ortaklık etmeye başladığı bir katil oluyor. Aksiyonu bir yana bırakıp biraz keyif almak için DVD başına geçtiğimde beni bekleyen film ‘’The Hangover - Felekten Bir Gece’’ karşıma çıkıyor. Tesadüf eseri karşılaştığım bu film 2009 yapımı bir komedi. Öyle her saniyesinde kahkahalar beklemiyor sizi ama itiraf ediyorum birkaç dakikasında kendime gelemediğim sahneler olmadı değil, gayet seyirlik bu anlamda. Bir tür bekarlığa veda partisi ve dört kafadarın başına gelenlerden ibaret film ve çok tanınan bir oyuncu kadrosu yok.
Bu haftanın en keyif aldığım filmine gelince kesinlikle ‘’Transylvania’’. Öncelikle bu filminden sonra yönetmeni Tony Gatlif’in diğer filmlerine ulaşmaya karar verdim ama ondan öncesi bu filmin ve diğerlerinin müzikleri ile ilgilenme kararı aldım ve bir bir ulaşmayı denedim - deniyorum. ‘’Transylvania’’ evet öncelikle müziklerine hayran kaldığım bir film oldu. Birol Ünel’in de kadrosunda olması ve bir kere daha oyunculuğunu konuşturması sebebi ile özellikle dikkatimi çeken filmde başrol oyuncusu Asia Argento’ya da hayran kalmamak mümkün değildi elbette. Duygusal ve bir o kadar tutkulu bir kadının sevdiği adam Milan’ı bulmak uğruna hiç bilmediği bir kente gelmesi, karşılaştığı hayal kırıklığı, kendisini yeniden yollara vurması ve bu yolculukta karşılaştıkları, yaşadıkları. Yer yer deliliğin yer yer sakinliğin diz boyu hâller alması ve her şey belki de garip bir masaldı.
Haftanın Repliği: Milan, içime ne koydun böyle … (Zingarina, doğum sancısı çekerken)
Dizi dünyama gelince öncelikle kısa bir ara veren ‘’Desperate Housewives’’ dehşet bir bölümle geri döndü. Kahramanı bambaşka bir sürprizler bekliyordu bu bölümde ve sevdiğim bir oyuncusunun diziden ayrılması ile başta ben de üzüntüye uğradım. Ama dizinin sonlarına doğru gözlerimin dolması başka sebeptendi. Özellikle Felicity Huffman nasıl özel bir oyuncudur; bu kadınları seviyorum, bir başka seviyorum. Henüz iki bölümünü seyrettim zira topu topu 6 bölümlük bir dizi ki ‘’The Prisoner’’mesajı detaylarında mı gizli? Orijinali daha öncesinde (1967 - o dönem için çok ciddi bir proje) 17 bölüm halinde çekilen dizinin bu yeni versiyonunda esas meseleler ve hikayeler değerlendirilmiş, evet 6 bölüme sığdırılmış hepsi. Kendini “Köy” adı verilen bir tür açık hapishanede bulan ve geçmişini hatırlamayan bir adamın, aynı kaderi paylaştığı insanlarla birlikte verdiği kaçış mücadelesini anlatıyor dizi ve ‘’The Truman Show’’, ‘’The Matrix’’ ve ‘’Lost’’ gibi yapımlara ilham verdiği söyleniyor. Evet orda bir köy var uzakta, o köy kimin köyüdür peki diye klasik olabilecek bir espri ile de bir sendromun sonuna böyle gelinilebilir mi :)
Hayır gelinemez haftanın bir şeyi daha var :)
Haftanın Sloganı: Sigara Sağlığa Zararlıdır - Sigara İçmeyin Müzik Dinleyin (Hürriyet Keyif’in arka sayfasında bir ilan. DMC tarafından Burak Kut’un ‘’İlaç’’ isimli albümünün tanıtımı. Kut’un sigara içerken çekilen bir fotoğrafı ve elbette sigara kısmının flulaştırılması.
Başka sözüm yoktur bu sendromluk, mutlu ve yaratıcı kalmak üzere, iyi haftalar :)
4 Ocak 2010 Pazartesi
PS (Pazartesi Sendromu)
Bir de mini albüm olayı var. Maxi single deniliyor bu duruma da. Çocuklar Duymasın dizisinin Havuç karakteri Furkan Kızılay büyüdü ve 19 yaşında oldu. İki yıldır müzikal eğitim almış ve de ‘’Aşksın Sen’’ isimli bir çalışma ile de görücüye çıkmış bugünlerde. Aydın Sarman ve Burcu Güven prodüktör ve sözlerde bestelerde imza da aynı zamanda. Pop rock tarzında hazırlanan bu albümden küçücük de olsa bir elektrik almak mümkün değil gibi görünüyor ama elbette yolun çok daha başında olan bir isme de pek yüklenmemek gerekiyor.
Haftanın Sözü:
Hadise’nin çorap reklamı yüzünden çorap giyemez oldum. Öyle kalın bacaklarla çorap mı tanıtılır? O kalın bacakları gördükten sonra artık çorap giyemez oldum. Bundan dolayı da sık sık hasta olup duruyorum.
Aylin Coşkun (‘’Tam Zamanı’’ isimli maxi single çalışmasını bir polemik yaratmadan tanıtmak olmazdı tabi ki)

Bugüne kadar başta eşi Funda Arar olmak üzere Nilgül’den Yonca Lodi’ye birçok başarılı isme birçok başarılı bestesi ile hayat verdi ve şimdi sıra kendisine geldi. Aynı zamanda aranjör ve de prodüktör olan Febyo Taşel önümüzdeki hafta müzik marketlerde yerini alacak olan bir enstrümantal albüm hazırladı. ‘’Melez Miras’’ ismini verdiği çalışmasında 15 şarkı yer alıyor ve ‘’Kabuk’’ isimli çalışma için Mardin’de bir de klip çekiliyor. Bestelerini keyifle dinlediğim müzisyen bakalım bu albümü ile bizlere nasıl bir renk getirecek.
Geçen yılın son günlerinde uzun bir aradan sonra yayınladığı albümü ‘’Benim Adım Orman’’ ile kendisini özlediğimizi hissettiğimiz Şebnem Ferah cephesinde hareketlilik başladı. Sanatçı albümünün gala konserlerine bu ay içinde başlıyor. İlki 09 Ocak tarihinde Bostancı Gösteri Merkezi’nde gerçekleşecek ve 17 Ocak tarihinde İzmir Atlas Pavyon, 22 Ocak tarihinde Ankara Anadolu Gösteri Kongre Merkezi konserleri ile de devam ettirecek. Yepyeni şarkılara o unutulmayan şarkıları da eklenince nasıl bir konser olacağı şimdiden belli; kaçırmamalı elbette.
Haftanın Şarkısı: Vedat Sakman - Aralık
Yılbaşı akşamı canlı canlı da dinleme şansını buldum. Mehmet Teoman sözler, Vedat Sakman müzikler olarak bir konsept albüm düşünülmüş 12 ay adına 12 şarkı olarak. Kim için hazırlandığını netice de artık olmayacak bile olsa buradan söylemeyeceğim ama ‘’Şubat’’ isimli şarkıyı Mustafa Ceceli’nin ‘’Ben O Değilim’’ adı ile okuduğunun altını çizeceğim. Yani umudum bu projeyi Sakman’ın kendi adına yapması ayrı eğer olmayacaksa da bu şarkılarla bir an önce buluşmanın bir başka yolu olmalı.
Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:
Sendrom epeydir yazılmadı hali ile bu sürede birçok film izlendi. Sinema dünyası bildiğiniz gibi çok hareketli ama ben bir türlü dahil olamıyorum zira evde DVD keyfi yapmaktan daha büyük keyif alıyorum. Yine de Fatih Akın’ın son filmi için sanırım bekleyemem o süreci ayrı. Geçen haftalarda izlediğim filmleri sıralamaya başlıyorum hemen ve ilk sırayı iki gerçek hayat hikayesine bırakıyorum. ‘’Milk’’i çok beğendim, nicedir izlemek istiyordum ki Sean Penn zaten çok sevdiğim bir oyuncu zira buradaki rolü ile Oscar ödülünü de hani boşu boşuna kucaklamamış. Harvey Milk; Amerika’nın eşcinselliğini gizlememiş ilk politikacısı kaldı ki yaşam hikayesi ile bir filme konu olmak için geç bile kalmış. Filmde oynayan diğer oyuncuların gerçek hayattaki karakterlere ne kadar çok benziyorlar; bunu filmin sonunda görebiliyorsunuz, ayrıca hayran kaldım; çok başarılı. Diğer izlediğim bir filmden ise açıkçası çok şey ummuşum zira Tom Hanks ve Julia Roberts olmasa zaten izlemezmişim. Afganistan’daki Sovyet işgali sırasında komünizme karşı direnen mücahitlere silah ve finans desteği sağlayan Teksas’lı bir kongre üyesinin gerçek yaşam öyküsü ‘’Charlie Wilson’s War - Charlie Wilson’un Savaşı’’. Ama inanın sıkıcı ve çok uzun repliklerden öte sürükleyiciliği az tamamen zaman kaybı. Son yıllarda çok başarılı bulduğum iki oyuncu olan Penelope Cruz ve Javier Bardem ne güzel ki ‘’Vicky Cristina Barcelona - Barcelona Barcelona’’da buluşmuşlar onlara Scarlett Johansson eşlik etmiş, kaldı ki film Woddy Allen imzalı e yakalanmalıydı. Kaderleri kesişen üç insanın karmaşık aşk hikayesi, çok basit gibi görünen ama bir hayli sürprizlerle kendini sürükleyen filmi sevdim.
Haftanın Repliği:
Hızlı uçan kelebeği kim ehlileştirdi, ben yaptım ... ''Butterfly On A Wheel - İhanetin Bedeli'' ...
Dizilerde de heyecan sürüyor. ‘’Heroes’’ üçüncü ‘’Damages’’ ikinci, ‘’Brother’s Sister’s’’ birinci sezonları ile bitti bitecek ben de. Hatta bu hafta gel de tamamla diyorum kendime. ‘’Castle’’ ve ‘’Life’’ ilk sezonları ile bitti, ikinci sezonlarına başladım bile. ‘’Desperate Housewives’’ ve ‘’Flashforward’’ muhteşem bir bölümle sezon arası verdiler ve heyecanım dorukta. ‘’Dexter’’da zira öyleydi ama onun yeni bölümlerine bu hafta başlıyorum. Bir de yeni diziye başladım ki elimizde on bölüm var ve ben yarıladım hatta. ‘’Hung’’ orta yaşlı, terk edilmiş, beş parasız bir adamın bir jigolo olması ile değişen hayatını anlatıyor. Öğrendiğim kadarı ile e2’de de yayınlanan dizi senaryosunun yanında oyunculuğu ile dikkatleri çekiyor ki 17 Ocak’ta Altın Küre ödülleri verilecek bildiğiniz gibi ve iki dalda adaylığı var. Adaylara şöyle bir baktığımızda en iyi drama dizisinde favorim elbette ‘’Dexter’’, kadın oyuncu dalında ‘’Damages’’le Gleen Close, erkek oyuncu dalında ‘’The Mentalist’’le Simon Baker olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Zira diğer hiçbir aday diziyi izlemedim ya da oyuncularının performanslarını bilmiyorum ayrı. Bu arada dün gece itibari ile bir dizi daha kapımı çaldı, e onu da anlatmak haftaya kaldı.
Gece başlayan kar bugün yerini kuru bir soğuğa bıraktı. Ama sımsıcak bir güneş var, görebilen ve hissedebilen herkes için; tutunmak adına o renge. Yeni bir yılın ilk Pazartesi günü, İyi haftalar herkese.
2 Ocak 2010 Cumartesi
Bir Eurovision Anketi ve Bir Üçüncülük

1. Yohanna - Is It True (2009, Iceland)
2. Danijela - Neka Mi Ne Svane (1998, Croatia)
3. Sertab - Everyway That I Can (2003, Turkey)
4. Helena Paparizou - My Number One (2005, Greece)
5. Željko Joksimović & the Ad Hoc Orchestra - Lane Moje (2004, Serbia)
6. ABBA -Waterloo (1974, Sweden)
7. Marija Šerifović - Molitva (2007, Serbia)
8. Edsilia - Hemel En Aarde (1998, Netherlands)
9. Ani Lorak - Shady Lady (2008, Ukraine)
10. Secret Garden - Nocturne (1995, Norway)
1 Ocak 2010 Cuma
30 Aralık 2009 Çarşamba
22 Aralık 2009 Salı
Yılbaşı Alternatifleri
Yeni bir yıla sayılı günler kaldı. Nerede ve nasıl karşılayacaksınız? Aslında planım net değil ama ben o gece adına Sakman'da olmayı ve yeni bir yıla merhaba demeyi Vedat Sakman'ın o muhteşem şarkıları ile yaşamayı diliyorum. Fakat neler var, kimler nerede olacaklar, nasıl bir program akışı olacak merak da ediyorum ve şöyle bir bakıyorum.


18 Aralık 2009 Cuma
10 Yılın En İyi Yerli Albümü

Eğer ki bu jürinin içinde olmam ve bir on albüm seçmem gerekseydi benim on albümüm aşağıdaki gibi olurdu. Ya sizin?
16 Aralık 2009 Çarşamba
İstanbul FM Ödül Töreni Notları
Bir gün bir İstanbul FM Ödül (birsıfıraltıyüzaltı zamanı) törenindeyim hani yirmili yaşların başı falan, belki de ilk seneleri emin değilim. Çok ciddi bir protokol önde ben de önlere gidip sahnede o starların fotoğraflarını kıyıdan köşeden çekmeye çalışır bir hâlde. Derken biri işaret ediyor, gel diyor ve yerini veriyor. Bir yanımda belediye başkanları diğer yanımda dönemin önemli müzik yapımcıları falan böyle havalara da giriyorum, o zaman bu benim için çok önemli bir şey. Orada makinem en güzel karelerini yakalıyor gecenin. Belki de bu yüzden yerini ayrı tutarım İstanbul FM ödül töreninin. Kuşkusuz o eski heyecanında olamasam da katılmak benim için güzel bir tebessümdür. Öyle de yaptık ve soğuk bir Salı akşamı Bostancı Gösteri Merkezi’nin yolunu tuttuk. Geceye dair küçük notları ve de kareleri paylaşmak elbette kaçınılmaz.
- Kokteyl esnasında eski dostlarla karşılaşmak güzeldi. Meljuly Meltem, Ömer, Kerem, Mehmet Coşkundeniz ve sevgili eşi Derya (ki ne güzel bir doğumu bekliyorlar) ile görüşmeyeli bir hayli zaman olmuştu. Bir tür kısa da olsa konuşabilme iyi geldi.
- Tanrım, aşığı olduğum Yulduz Usmanova’ya hiç bu kadar yakın olamamıştım ve bir daha Tanrım, yine konuşma - tanışma fırsatı bu kez de bulamadım, sınanıyor muyum, bir üçüncü şansı daha kaçırmayacağım değil mi?
- Gecenin açılışını Babutsa grubu yaptı (Bu arada yanlışlıkla kendilerinin yerine oturmuşuz biz de salonda, yoklar sanıp umursamamıştık) ki ‘’Yanayım’’ isimli şarkılarını zaten çok seviyordum, adeta yerimden kalkıp oynayasım bile geldi.
- Burcu Güneş’in saçlarına takıldı sık sık gözüm, pişmaniyeyi andırıyordu adeta ama yakışmıştı ayrı.
- Gecenin en çok yüzünde flaş patlatılan, en çok mikrofon uzatılan ismi Demet Akalın’dı. Aman tanrım ona da çok yakın oldum bir ara hatta salona birlikte girdik gibi bir durum oldu :)) Şaka bir yana kendisi ile ilgili düşüncelerimin tüm hakkı saklıdır :) Bir ara F.Gül ‘’gidelim yahu bir gün konserine dedi’’ ki; cevabımın da tüm hakkı saklıdır :)
- Açılışta onur ödülü verildi ve kim aldı dersiniz: Ayşegül Aldinç. Her zerresine aşık olduğum kadınlardan biridir kendisi; çok da naifti ama açıkçası neden kendisiydi, yıllardır bir albüm yapmadı mesela yapmış olduğu albümler sevildi belki ama ortalığı yıkıp geçmedi. Şahsen şık düşününce biraz kaos mesela bir önceki katıldığım törende Zerrin Özer almıştı, gelin de itiraz edin.
- Funda Arar yine çok şıktı ve bu şarkısını çok tutmamama rağmen sahnede dinlemesi keyif verdi.
- Daha önceki İstanbul FM ödül törenlerinde de bulundum başta da belirttiğim gibi. En son katıldığımda da böyleydi, yine durum öyle. Sunucular tam bir facia. Çok üzgünüm aslında sizinle çok eğlendim ama çok kötüydünüz lütfen kabul edin. Bayan sunucu ödül alanlara albümleri ile ilgili vs. sorulardaki başarısı belki takdir edilir ama adeta döver gibi konuşuyordu, bey sunucumuzun esprileri ise cidden sıkı bir sabır gerektirirdi. Bu arada bir sunucu bayan daha vardı Azeri, sempatik bir bayandı ama inanın neden orada olduğundan haberi yoktu ya da vardı, vardı da neden yoktu, son kararım tamam, yoktu :))
- İstanbul FM’in müzik danışmanı ve yayın yönetmeni Gürdal Çakır, sen çok farklısın, çok içtensin, çok başarılısın. Gecenin tüm heyecanını gözlerinden okudum uzaktan da olsa. Yakalamak çok zordu seni zira.
- Neyse gecenin ödül alanları bir kere belli zira bazıları direk kulisten sahneye geçiş yapıyor yani orada bu biraz heyecanı bozuyor. Funda Arar, Demet Akalın, Bengü, Göksel, Ziynet Sali, Meyra, Murat Boz, Mustafa Ceceli, Emir, Tan, Gripin, Hepsi çeşitli kategorilerde ödül alanlar arasında. Kimi hak etti kimi hak etmedi burada yorum yapmayacağım ama Serdar Ortaç’sız, Ferhat Göçer’siz, İsmail YK’sız olmak ne kadar güzeldi :))
- En iyi şarkı ödülünü Ziynet Sali ‘’Beş Çayı’’ ile aldı da buna çok sevindim işte. Kendisine ödülü Vahe Kılıçarslan verdi hani cansız manken. Ben de demek ki bir gün Best Model yarışmasında falan ödül verebilirim umudu doğurdu bu. Ne alaka yani belki de gecenin en anlamlı ödüllerinden biri bu çünkü ve onca müzik yazarı, eleştirmen atıyorum müzikal anlamda önemli birçok müzisyen vs. varken falan filan ne alaka.
- Vahe bey’e bir konuda katıldım ama dedi ki kendisi ‘’neden tüm kazananlar ödülünü alır almaz gitti’’ sahiden böyle oldu ne kadar kötü. Kınamasına hak verdim ne yani ev mi kaçıyor yani, nedir bu tavır; dünyanın hangi yerinde var. Bence bir dahaki törende kendilerine en arka koltuklar tahsis edilsin en azından ön taraflarda hakkını verecek kişiler otursun.
- Bir de gece ile alakası yok elbette ama bu tarz organizasyonlarda güvenlik ya da koruma her neyse neden asık suratlı olmak zorunda, neden tahammülsüz ya da bir şeylere hep itiraz edecek konumda.
- İstanbul FM’e teşekkürler; iyi ki varlar, iyi ki müzik adına önemli bir imzalar. Nicesinde görüşmek üzere.
11 Aralık 2009 Cuma
Ve Yılın Son Sürprizi
10 Aralık 2009 Perşembe
Bir Kere Daha ''Çığlık Çığlığa''
Birsen Tezer'i bir albümde ''Çığlık Çığlığa'' ile dinlemiştik ilk kez. Yıllar önce Bülent Ortaçgil için hazırlanan tribute çalışmada bu şarkısına getirdiği yorum dikkatleri de çekmişti. Müziğin yakın takipçisi olanlar ve yıllardır kendisini sahnelerden dinleyenler hep bir albüm yapmasını beklemişti kendisinin. Nihayetinde geçtiğimiz yaz ''Cihan'' isimli çalışması ile beklenen buluşma gerçekleşti ve de hasret bitti. Artık çok mutluyduk.
Bu çalışmasında bir kere daha dinledik ''Çığlık Çığlığa''yı ayrı bir solukta. Üstelik yine aynı ekiple, yine aynı akustik performansla ve yine çığlık çığlığa. Her dinlediğimde ayrı bir tat aldığım ve asla sıkılmadığım bu performanslardan birine daha tanıklık ettim dün gece. Ve artık sayısını unuttum kaç kere kayıt altına aldığımı şarkıyı. Sanatçı İstanbul gecelerinde sahne almaya devam ediyor ve yakın zamanda dinleyicileri ile Ankara, İzmir başta diğer şehirlerde de buluşmayı planlıyor. Her Çarşamba saat 22'den itibaren Jazz Cafe'de her Pazar ise Kadiköy SHAFT'ta dinleme şansını bulabilirsiniz Birsen Tezer'i. İzzet Öz, Cezmi Ersöz, Uğur Polat, Fırat Danış, yorumladığı ''Balıkesir'' şarkısının da söz yazarı - bestecisi olan Zafer Cımbıl da dün kendisini izlemeye gelen dinleyicileri arasındaydı. Yine büyülenerek dinledim, yine ayrı bir hüzün yükledim yüreğime. Gece bitsin hiç istemedim elbette.
9 Aralık 2009 Çarşamba
Hoşgeldin Estar Abi
8 Aralık 2009 Salı
Su Yeşili Bir Albüm

Ne güzel ki 2009 güzel albümler getirdi müzik dünyasına ve de getirmeye devam ediyor. Yılın bu son ayında yine özel bir albüm kapımızda. Balet Plak etiketi ile ''Su Yeşili'' adında sımsıcak bir çalışma ve yıllar sonra bir kere daha adı ile karşılaşmaktan çok memnunum adıma. Evet yıllardır olması gerekiyordu belki ama doğru zaman diye bir şey vardı ve o gün de tam olarak da bugündü. Hazal Selçuk ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim. Aslında çok ama çok sormam gereken şey vardı kendisine zira bir özet halinde sunabildim ve kendisi de o içtenlikte yanıtladı. Hepsini OCAK 2010 yayınımızda web adresimde okuma şansını bulabileceksiniz. Ama öncesinde bu albüme dair küçük notlar sunmam kaçınılmaz.
Hazal Selçuk’un bu ilk albümünde tüm düzenlemeler ve bir şarkı hariç tüm besteler babası Timur Selçuk’a ait. “ Sesin Işık Bana” adli eserin şiiri Hazal’ın babaannesi Şehime Erton’a aittir ve dedesi Münir Nurettin Selçuk tarafından bestelenmiş. ''Su Yeşili'' çeşitli insan hallerini Türkiye dokusuyla anlatan bir çalışma ki ilk albümünde bu şarkıyı Ayşegül Aldinç seslendirmişti ve o gün bugündür yeri ayrı saklanmaktadır tarafımda. Bir kere daha ve yepyeni bir tatla dinlemenin tam da zamanıdır.
Türkiye’nin derin müzikal kaynağından beslenen eserler aynı zamanda deneysel bir müzikal yapı anlayışı ile işlenmiş bu albümde. Aysel Gürel, Faruk Nafiz Çamlıbel, Federico Garcia Lorca şiirleri Timur Selçuk’un müzikleri ile buluşmuş ve şarkıların yanına Hazal Selçuk’un hareket tiyatrosu biçiminde oluşturmuş olduğu bazı oyunların müzikleri de katılmış. Sanatın en sağlıklı yansıtma biçimlerinden olduğuna inanan sanatçı “yok etmek sadece bir ana bağlı, yaşatmak ise bilgi, emek, yaratıcılık ve insani değerleri hayata geçirebilme becerisi gerektiriyor ki bu yaşamda zor ve zahmetli olan da aslında bu” diye düşünmekte. Ayrıca şarkıları bir oyun olarak sahnede de canlandırmayı düşünüyor Selçuk ve ekliyor ...
Devamı ile buluşmadan önce albümü arşivinize almayı ve son sesle dinlemenizi tavsiye ediyorum. Bu renksiz havalarda böylesi içten bir renge hepimizin ihtiyacı var. Albümdeki şarkıları aşağıdaki adresten kısaca dinleyebilir ve satın alabilirsiniz.
Hazal Selçuk - Su Yeşili / Balet Plak
7 Aralık 2009 Pazartesi
PS (Pazartesi Sendromu)
Geçtiğimiz günlerde yine küçük bir sohbet şansımız oldu. Vedat Sakman sevgimiz bir başkadır ve o gün de kendisine söyledim, onu dinlemek bir başka aşktır hem de hiç bıkmadan, usanmadan. Sanatçının Facebook hayran sayfası da en az sanatçı kadar içten; sevgili yöneticisi Alptekin sayesinde de bir hayli faal. Fan grubu olarak geçtiğimiz günlerde bir buluşma yaptı, biz de oradaydık ve o gece gerçekten bir başkaydı. Bu Cuma yine grup buluşuyor ve Sakman dinlemeye gidiyorlar ki gel de kaçırma. Ayrıca mekanda bu Çarşamba’da özel bir diğer yorumcu Gülcan Altan’ın da olacağının altını çizelim; uğramaya ve dinlemeye çalışalım.
Ve yine Cuma günü Taksim ise istikametiniz sabaha kadar toz pembe şarkılar dinleyebilirsiniz. Demet Akalın o gece 23’den sabaha kadar uzanacak bir partide Other Side’da sahne alacak. Bilet fiyatları biraz pahalı ama marjinal bir mekanda marjinal bir parti olması adına ki sık tekrarlanacağını sanmam yine dolup taşacaktır bu anlamda. Bu arada ben geçen sene bir sahnesine denk geldim Akalın’ın ve cidden eğlendim. Bakmayın çok ciddi hit şarkılar biriktirmiş geçen yıllar boyunca, dediğim gibi çok fazla şey ummadan eğlenmek adına orada olunabilir.

Yıllar sonra yepyeni bir albümle müzik yolculuğuna devam ediyor Özdemir Erdoğan. Her dönem enteresan albümlere imza atmış sanatçı yine bambaşka bir çizgide çıkıyor karşısına sevenlerinin ve türkü yorumluyor bu albümünde de. ‘’Boyabat Pirinci’’ ismini verdiği albümünde bu çalışma ile birlikte üç yorum kendi bestesi. Haricinde Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel, Aşık Daimi imzaları ve anonim eserleri dinliyoruz. Sanatçının sevenleri için kuşkusuz ayrı saklanacak bir çalışma ama ötesinde çok da heyecanlandıran bir proje değil gibi duruyor.
Tango sever misiniz? Tango bu kez alaturka ile bir araya geliyor ve Canan Altınay ‘’Tango Alla Turca’’ isimli enteresan bir albüme imza atıyor. Tüm çalışmalar kendi imzası müzisyenin ki özellikle ‘’Yaz Aşkı’’nı çok seviyorum. Dört şarkı haricinde albüm enstrümantal. Nermin Susanne Ege ve İnci Çayırlı iki şarkıya eşlik ediyorlar. Albüm Ahenk Müzik etiketi ile raflarda yerini alıyor ve sessiz sedasız yoluna devam ediyor. Yine de o eski tangolar nerede, yok ki diyoruz, doğru diyoruz, onlar bir başka özleniyor.
Ve çok iddialı bir şarkı ile geleceğinin sinyali veriliyordu nihayetinde geçen hafta buluştuk. Yaz başında ‘’Bu Böyle’’ isimli single çalışması bir hayli dikkat çekmişti Sertab Erener’in ve yıl sonunda bir tanesi daha eklendi. Uzun bir zaman sonra müzik dünyasında varlığı net bir şekilde anlaşılan ve hatta bir single çalışma da kendisi adına yayınlama şansı bulan Soner Sarıkabadayı bu şarkının da söz yazarı ve bestecisi. Aranjörlüğünü Mustafa Ceceli’nin yaptığı ‘’Açık Adres’’ için ne mi söylenilir. Bütünü ile ki buna klibi de dahil muhteşem. Çalışma DMC etiketi ile Çarşamba gününden itibaren raflarda.

- Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler
Bu ara biraz blog sayfamızı aksattık ama asla unutmadık. Geçen hafta bir sendrom yazısı yine yayınlanamadı çünkü bir gün sonrası sitemiz yayında olacaktı ve onun için bir çalışma vardı. Ama devam ediyoruz tabi, biraz yavaşladık şimdilik hepsi bu. Bu esnada elbette bir yığın şey biriktirdim, bakalım kaçı kalmış aklımda. Öncelikle bu hafta birinci sezonunu bitirdiğim bir dizi oldu ‘’Life’’. Bu dizi ile birlikte birkaç polisiye daha izlediğim için ve de cidden birbiri ile benzer bir şekilde yol aldıkları için biraz kafam karışmadı değil finalinde ilk sezonunun ve ne yaptım inanamazsınız, gittim birinci bölümünü bir daha izledim dizinin :). Şimdi ‘’Castler’’ ile birlikte ikinci sezonuna başlamadan önce ‘’The Mentalist’’i bitireceğim yani kafamın karışmasına razıyım çünkü bu üç diziyi birer aralıklarla izledim ve bu karmaşayı sevdim. ‘’Heroes’’un üçüncü sezonu bitmek bilmedi zira nasıl güzelleşti dizi anlatamam. Ben şahsen bu diziden böyle bir şey beklemiyorken yayınlanmakta olan dördüncü sezonuna şimdiden nasıl heyecanlanmam. Birkaç bölüm sonra bu dizi ile birlikte ‘’Damages’’in ikinci sezonu ve ‘’Brothers & Sisters’’ın birinci sezonu bitmeden içim içimi kemirmeye devam edecek.
Nefis filmler izledim bu arada. Öncelikle nicedir izlemek istediğim bir filmdi ‘’The Reader - Okuyucu’’. Kate Winslet’in Oscar kazandığından beridir aklımda da bir türlü fırsat olmamıştı adıma. Bernhard Schlink’in aynı isimli romanından aktarılan filmde Winslet gerçekten ödülü boşuna kucaklamamış ve sonuna kadar hak etmiş. Yer yer şiirsel ve bir hayli dokunaklı sahnelerle yüklü filmde her şey sıra dışı bir yaz aşkı ile başlıyor ve bir anda bambaşka bir seyir hâli alıyor ve nereden nereye, bambaşka bir yerde karşılaşıyor yıllar sonra bu aşıklar. Bir diğer ayrı saklayacağım film ise Kim Ki-Duk imzalı ‘’Bin-Jip - Boş Ev’’. Rafları gezerken kapağındaki yazı dikkatimi çekti film ve hiç ötesini düşünmedim. ‘’Hepimiz, kilitlerimizi açacak kişiyi bekleyen birer boş eviz…’’ Dünyanın dört bir yanında birçok festivalde ödüller kazanan bu film Güney Kore sinemasının başarılı bir örneği. Zira yönetmenin birkaç filmini hayranlıkla izlemiştim, bu filmi yeni izleme şansını bulabildim ve korkunç beğendiğimi söylemeliyim. Yine bir diğer izlediğim bağımsız film ‘’Caramel - Karamel’’ içinde aynısını söyleyebilirim. 2007 Fransa - Lübnan ortak yapımı. Beyrut’ta bir güzellik salonunda birbirinden farklı beş kadının hayat öyküsü bu yüzden pek erkek izleyici bulamamış hakkında yazılan çizilen yorumlara baktığımda öyle bir sonuç çıkardım ama yanlış. Gayet keyifli yeri geldiğinde gülümseten yeri geldiğinde insanın içini burkan bir tat, bir renk ki anımsatalım ‘’Karamel’’in Lübnan kadınlarındaki anlamı ağda. Yani bunu ben de sonradan öğrendim tabi ve başta bir bağ kuramadım. Filmin yönetmeni aynı zamanda da başrol oyuncusu Nadine Labaki başta diğer oyuncuları da aynı şekilde sonra ve bir de müzikleri adına bu film gerçekten harika. Unutmadan bir de ‘’İce Age – Buz Devri’’nin nihayet fırsatını bulabildim ve üçüncü serisini seyredebildim ki bu içlerinde en sevdiğim oldu diyebilirim.
Bu arada TRT’nin aylık bir de dergisi var bilmem hiç denk geldiniz mi? Geçen aylarda birkaç sayısını almıştım zira buna sebep vermiş oldukları promosyon albümlerdi ki; malum güzel bir arşivi var kurumun ve bu yapımlar cidden elimizde olması gerekenler. 4 YTL gibi bir fiyatla bu güzelliklere erişmek mümkün ki biraz araştırsanız çeşitleri de var yani her ay bir albüm ya da DVD vermiyorlar, değişiyor sayısına ve bayisine göre. Ben bu ay üç DVD’lik bir belgesel arşive sahip oldum mesela. Adı ‘’Asyanın Kandilleri’’ (Piyasa fiyatı 18 dolar). Türk dünyasının kültür, düşün, sanat ve bilim alanında öne çıkmış şahsiyetlerin her biri 25 dakika olmak üzere hazırlanmış tanıtıcı belgeselleri. Fuzuli’den İbn Sina’ya, Farabi’den Ali Kuşçu’ya. Diyebilirim ki kesinlikle kaçmaz.

Sımsıcak olmasa da güneşli bir hava hakim adeta dışarıda. Üşümemek adına hepimiz için güzel bir hafta olsun temennim.