29 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

Bahar geldi dedik adeta; bu birkaç gündür enerjisi güzel hayatın. Bu hızı kesmemek lazım. Örneğin geçen Cumartesi Nisan sayımız için sevgili Zeki’nin gerçekleştireceği bir söyleşiye dahil ettim kendimi yine; yine çok özel bir şair ile nefis bir sohbet gerçekleşti. İsmi söylemiyorum zira birkaç gün içinde sayfalarımızda okuma şansını bulacaksınız. Beraberinde F.Gül Yanık’ın gerçekleştirdiği ‘’Müzisyen’’ köşesinde de yine çok özel bir müzisyen var. Yıllardır albümlerde ismine rastlardık ne güzel ki yolumuz kesişti ve kendisi ile de karşılaştık. Yine çok keyifli bir söyleşi oldu. Ayrıca üç tane konuğum ‘’Müzik-hâl’’ de sizleri bekliyor. Bir tanesi son günlerde ortalığı yıkıyor; ilk albümü çok başarılı ama öncesi onu bakalım nereden anımsıyoruz. Diğer iki konuğum ise yıllardır özellikle sahne dünyasında göstermiş oldukları performanslar ile dinleyicisine ulaşıyor Doğrusu bu ay verimli bir ay olması için çabaladık; başka sürprizlere de açık olabilirsiniz. Ayrıca bildiğiniz üzere ‘’Şimdi 90’lar’’ isimli albüm son günlerde çok konuşuluyor. Benim de albümde bir yazım yer alıyor ama albüme ve 90’lara dair sığdıramadıklarımı bu ay sizin için ayrıca kaleme alıyorum. Ve elbette daha neler neler, birkaç güne sizlerleyiz.

Bu arada yarın gece yine OSSİ Müzik’ten yayınlanan bir albümün tanıtım gecesinde Babylon’da olacağız. Beş yıl aradan sonra ‘’Dinazor’’ isimli albümleri ile yeniden bizlerle birlikte olan Rashit albümünün tanıtım gecesini özel bir programla süsleyecek gibi görünüyor. Teoman ve k.İskender de bildiğiniz üzere albümde gruba eşlik etmişlerdi ayrıca konuk olarak başka isimlerin de orada olacağının adı geçiyor. Yalnız çok ilginç konserin başlama saati 21:30 olarak görülüyor Biletix adresinde; grubun web sitesinde 22:00 olarak geçiyor. Ulaşan davetiye de belirtilen saat ise 23:00. Var mı arttıran diyoruz :) Velhasıl Türkiye’nin ilk resmi punk grupları kendileri ve bir uğrayıp o soluğu tatmak gerek diye düşünüyoruz. Yeri gelmişken albüme adını veren şarkıyı özellikle sansürsüz olarak dinlemekten acayip keyif aldığımı söylemeden de geçemeyeceğim.
http://www.rashit.com/tr/dinozor-video adresinden dinleyin ve izleyin derim, çok eğleneceksiniz :)

Nisan ayı için şimdiden bir takvim oluşturuyorum kendime ve altını çizmeden geçmek istemiyorum. Konser mekanları içinde Balans’ı ayrı severim en başta sigara içebiliyoruz diye belki. Nisan ayı içinde iki genç müzisyenin performansı bekleyecek bizleri. İki ismi de geçtiğimiz ay sayfalarımızda konuk etmiştik ilk albümleri ile. Bora Duran ile geçtiğimiz günlerde karşılaştık ve kısa bir sohbet etme şansını bulduk. Daha önce yine aynı mekanda vermiş olduğu konserinden görüntüler de izleyince tamam dedim, kesin orada olacağım. Merak eden arkadaşlar sanatçının Facebook sayfalarından bu performanslara ulaşabilir ve 13 Nisan adına orada olmayı isteyebilir. Bir diğeri de sevgili Dehan. Albümünden yeni bir şarkıya daha başarılı bir klip çekmiş geçenlerde; keyifle izledim. Henüz duyurusunu yapmak için belki erken ama anımsatmakta da fayda var zira konser 27’sinde. Ayrıca Nisan ayı içinde Balans’ta Teoman, Levent Yüksel, Hayko Cepkin, Nil Karaibrahimgil, Sertab Erener, MFÖ gibi önemli isimlerin de sahne alacağını ayrıca hatırlatalım.

Haftanın Sürprizi: Yonca Karadağ

90’lı yılların başında Herdaim Yonca ismi ile bir albüm yapmıştı. Müziği bırakmadı ve vokal yapmaya, albümlerde söz yazarı - besteci olarak katkıda bulunmaya devam etti. Gökhan Türkmen’in ikinci albümünde ‘’Rüya’’ isimli şarkısında kendisi ile düet yapıyor. Şarkı harika, Yonca vokali müthiş, bir de Gökhan Türkmen keşke çok daha iyi bir şekilde okumuş olsa.

Cumartesi ve Pazar günü gezmelerimde D&R’lar başrolü oynadı. Ne kadar gereksiz albümün ne kadar başköşelerde olmasına tanıklık ettim bir kere daha. Toplama albümlerden bahsetmek istiyorum yine burada. Evet yapıldığı zaman iyisi yapılıyor, bizler de alıyoruz, dinliyoruz keyifle, yazarak paylaşıyoruz sizlerle. Ama bazen bu iş o kadar basite indiriliyor ki şaşıp kalıyoruz ve onları da söz etmeden geçemiyoruz. Bu da bir şekilde reklamını yapmak belki ama olsun siz nasılsa neyi dinleyeceğinizi ya da satın alacağınızı biliyorsunuz, son karar sizlerin yani. Gelelim Sony Müzik gibi bir firmanın maalesef sadece ticari amaçlı yayınladığı bu albüme. Albümün adı ‘’16 Kadın Söylüyor’’ ve öyle bir sunuluyor ki bülteni ile sanırsınız içinde divadan geçilmeyecek. Adeta rastgele seçilmiş isimler adeta rastgele seçilmiş şarkılar, herhangi bir esprisi yok. Sezen Aksu’dan ‘’Gidemem’’ ile açılan albüm Jale’den ‘’Son Geceler ile bitiyor. Atiye’de var albümde Hande Yener’de, Gülşen’de, Asya bile var. Bu şarkılar hâlâ evinize girmemiş ise zaten müzik dinlemeyi falan bırakın hani. Albüme dair son bir şey; kapak çok ama çok kötü.

Sony Müzik’ten devam edelim öyleyse ve ayın 1’inde yayınlanacak bir albüme gidelim buradan. İyi bir albüm olacağına o kadar eminim ki şimdiden heyecanlıyım dinlemek adına. Uzun zamandır yeni albümü bekleniyordu ve nihayet sessizlik bitiyor. Emre Aydın’ın yeni albümünün adı ‘’Kağıt Evler’’. On şarkılık bu albümden ilk klip ‘’Bu Yağmurlar’’a çekilmiş. Üstelik öyle böyle bir şarkı değil dinlediğimiz kadarı ile bu zira klibi de adeta bir tablo, çok başarılı bu anlamda yönetmeni Murad Küçük’ü tebrik etmek lazım. Emre Aydın’ın albümle birlikte sanırım adı artık emreaydın şeklinde yazılacak, böyle bir garip durumun içine de girilmiş. Ne olursa olsun keyifle dinlenecek, ben seviyorum şarkılarını ve dinleyicisi ile olan samimiyetini. Yeni firmasında yeni albümü ile güzel satışlar ve konserler diliyorum kendisine.

Ve son olarak aynı gün DMC etiketi ile yayınlanacak bir albüme dönelim istiyorum ama elbette uzak kalalım parantezi içinde. Zira Ferhat Göçer de geri dönüyor. Kaldı ki son albümünün bonus üstüne bonus sunulması bir yere kadardı değil mi, iyi pasta yendi ayrı. Velhasıl albümün ismi ‘’Biz Aşkımıza Bakalım’’ e bakın tabi biz de şarkılara bakalım. Albümün aranjörü Ozan Doğulu. Albümün sunumunda şu not dikkati çekiyor ki Sezen Aksu, Nazan Öncel, Sinan Akçıl ilk kez bir albümde bir araya geliyor. Nasıl yani belki üçlü olarak şu an anımsamıyorum doğrudur ama bunun ne gibi özel bir durumu olabilir ki :) Yani albümün başka hiçbir özelliği yok da bu mu var, e peki. ‘’Kızım’’ isimli şarkı duyduğumuz kadarı ile çıkış şarkısı olacakmış kaldı ki Cihan Okan’ın ‘’Karım’’ şarkısı kadar daha adından uzak durulacak bir şarkı hissine kapılıyorum eminim ki yanılmayacağım. Ayrıca kendisinin TV programlarından konserlerine birçok şarkıya birçok yorum getirdiğinize aşinasınızdır, bu yüzden tanıdık bir şarkı yorumu ile ilginizi çeker mi bilemem ama ‘’Senede Bir Gün’’ seçilmiş bu anlamda. Bahse girmek isteyen var mı? Ben çok satacağına eminim yine de bu albümünün de.

Haftanın Albüm Kapağı: Şahsenem ( +18 :)


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Bu hafta şahane filmler izledim adıma ve en azından geçen haftaya göre daha iyi seçimler yaptığım kanısına vardım. Henüz sinemalarda gösterimi devam eden ‘’The Men Who Stare at Goats - Özel Kuvvetler ’’ ile aralayalım sezonu hemen. Öncelikle birçok seyircinin film ile ilgili eleştirilerini okudum ve genel kanı olarak beğenilmediğinin daha öne çıktığını gördüm ama ben keyifle izledim filmi. Bir kere izlemekten keyif aldığım dev bir oyuncu kadrosu vardı. Jeff Bridges, George Clooney, Ewan McGregor, Kevin Spacey ile daha ne olsun gibi bir durum var ortada. gazeteci Bob Wilton‘ın Amerikan ordusunda psişik askerlerin yetiştirildiği özel bir birim olduğunu öğrenmesi ve bu askerlerin en iyisi olduğu söylenen Lyn Cassady ile absürd bir maceraya balıklama atlaması anlatılıyor filmde. Delice kahkahalar atmıyorsunuz ama keyifli bir tat bulabiliyorsunuz, en azından ben yakaladım.

Bu aralar bir arkadaşım ile birlikte James Caviezel ismine kilitlendiğimizi biliyorum ve bu hafta iki film ile kendisini izlemekten son derece memnun olduğumuzu da. Öncelikle ‘’I am David - Adım David’’ fimi nicedir sırasını bekliyordu ama nedense hep erteliyordum kaldı ki neden böyle bir şey yaptım bilemiyorum. Bay James filmde başlıca rolde ama çok az görüyoruz kendisini zira küçük oyuncu Ben Tibber ile açılıyor film ve öyle de bitiyor. Bulgaristan’dan bir kominist kampından kaçan David elinde mühürlü bir zarfla verilen tavsiyeyi dinlemek üzere yola çıkıyor. Danimarka’ya ulaşması gerek ama sebebini hiç bilmiyor. Film ara ara temposunu düşürse de arada geçen ve önemsiz gibi görünen sahnelere dikkat etmek lazım zira finalini oluşturan bu kareler ile izledikten sonra pişman olmayacağınızı anlıyorsunuz. Tam haftamın filmi budur diyecek gibi hissederken bir başka film ile karşılaşıyorum ki vay canına oluyorum, neden ve nasıl daha önce izlemem. Caviezel ismine bu kez Morgan Freeman ve Ashley Judd eşlik ediyor ki özellikle Judd’u önümüzdeki haftalarda diğer filmleri ile izlemeyi istiyorum. Evet High Crimes - Büyük Günahlar’’ nefes kesici bir film. Başarılı bir savunma avukatı olan Claire ve müteahhitlik yapan eşi Tom birbirlerine deli gibi aşık, güzel bir hayat yaşıyorlarken bir anda başlarına gelen bir soygun olayı ile hayatları değişiyor. Bu olayı bir sürpriz tutuklanma takip ediyor ki Claire eşi ile ilgili bilmediği bir gerçek karşısında neye uğradığını şaşırıyor. Film boyunca sizi sürpriz üstüne sürpriz bekliyor. Özellikle finali ile adeta vay dedirten bu filmi kesinlikle kaçırmamanızı öneriyorum.


Ayrıca ‘’Ladder 49 - Ekip 49’’ daha başında tat alamayacağımı hissettirse de izlediğim bir diğer film olurken (kaldı ki filmde Brother’s & Sister’s dizisinden hayranlığım Tommy karakterindeki Balthazar Getty sürprizi yaşadım) ‘’Felon - Mahkum’’un da sınıfı geçtiğini söyleyebilirim kendi adıma. Kaldı ki bu filmde de bir soygun girişimi ve yine hapishane süreci var. Val Kilmer hayranları özellikle sevebilirler.

Bu arada geçen hafta içinde dizilerden ‘’Mentalist’’ ve ‘’Spartacus Blood And Sand’’ izlediğim çarpıcı bölümleri ile öne çıktı. Ayrıca ‘’Life’’ ilk sezonunda bu denli etkileyici değildi ama ikinci sezon bölümlerine adeta bayıldım, ‘’Castle’’ ekibi zaten mükemmel ama bu üç diziden sonra beni hangi polisiye dizi paklar bilmiyorum ve tavsiyeleri bekliyorum, zira sonlara az kaldı. Derken ‘’Damages’’in nihayet elimde bölümleri birikti ve ben üçüncü sezonuna başladım; fazlası ile beklemeye değmiş. ‘’Lost’’a, ‘’Desperate Housewives’’a, ‘’The Good Wife’’a devam. ‘’Cougar Town’’ ve ‘’Human Target’’ın elimdeki yeni bölümlerine henüz sıra gelmedi, ‘’Flashforward’’ ve dördüncü sezonu ile ‘’The Tudors’’ da başlasın artık.

Güzel, güneşli bir hafta tattık, şimdi yağmurlara kaldığımız yerden devam. Yine sımsıcak bir hafta olsun hepimize.

27 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Devran Çağlar


Devran Çağlar - Fıstık Gibisin

Bembeyaz teninle gözüm kamaşır, öpesim geliyor kaymak gibisin
Kabuğu soyulmuş, taze kavrulmuş, çıtır çıtır yenen fıstık gibisin

MP3

22 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

İstanbul Strings; Türkiye’deki ilk keman grubu. “ 12 songs : instrumental music vol.1 “ isimli albümleri ile dikkatleri üzerlerine çekecekler gibi duruyor. 11 üyeden oluşan grubun 12 şarkılık albümünde ‘’Sarı Gelin’’ performansına Mustafa Ceceli, ‘’Her Gün İsyanım Var Kadere’’ performansına ise Hüsnü Şenlendirici eşlik etmiş. Ceceli’yi artık her yerde görüyor olmamıza şaşırmamamız lazım bu arada. Genel olarak hareketli şarkıların öne çıktığı albümde Mozart / ‘’Küçük Bir Gece Müziği’’ ve DJ Burak Yeter’in ‘’Hicazkar Saz Eseri’’ remixi bir hayli başarılı.

2005 yılı Eurovision temsilcimiz Gülseren her zaman iyi bir sanatçı olduğunu ve asla ‘’Rimi Rimi Ley’’ olmadığının altını defalarca her yerde çizmişti de inanmamıştık. İspat etmesi için neden bu kadar bekledi bilinmez ama eşi Luis Ernesto Gomez ile bir albüme nihayetinde imza attı ve ‘’Kumbiya Turka’’ 14 şarkılık bir albüm olarak dinleyicinin karşısına çıktı. Gerek kendilerinin gerekse başka orijinal çalışmaların yanında bu albümde aşina olunan türkülerimize de rastlıyoruz. ‘’Pınar Başı’’, ‘’Telgrafın Telleri’’, ‘’Esmerim Biçim Biçim’’ gibi çalışmalar latin ritmler ile sunuluyor ve pek de burun kıvırarak bakmazsak ortada gayet iyi de bir iş var gibi duruyor. Galiba biraz fazla haksızlık yaptık Gülseren’e ve ne olursa olsun en güzeli o hâlâ bir şeyleri ispatlama peşinde, yolu açık olsun halde.



(Dün Aşık Veysel'in ölüm yıldönümüydü. Kendisini güzel bir çalışması ile ve farklı bir yorumla anmadan geçmek olmazdı.)

Ve bugün raflarda yerini almaya hazırlanan bir albüm ki ‘’Urumeli Hatırası’’ adını taşıyor. Uzunca bir aradan sonra bu albüm ile Yasemin Göksu’yu yeniden dinlemeye hazırlanıyoruz. İlk albümü ‘’Gül Kuruttum’’u 1995 yılında yayınlayan sanatçı ‘’Kalanların Ardından’’ ve ‘’Ateş Oldum’’ isimli çalışmaları ile yoluna devam etmişti. Ötesinde birçok film ve dizi müziğine sesi ile hayat veren sanatçı albümün adından Kemal Sahir Gürel, Ömer Avcı, Sunay Özgür ve Ender Akay gibi başarılı aranjörler ile çalıştığı albümünde pek tabidir ki tahmin edilen türküler mevcut. ‘’Kırmızı Gülün Alı Var’’dan ‘’Arda Boyları’’na uzanılacak bu çalışma ile birlikte sanatçı dünyanın çeşitli yerlerinde bir seri konserler vermeye hazırlanıyor.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir albüm ile bir hayli keyiflendim. Ömür Küçükler imzalı albüm ve ‘’Bir Ömür Klarnet’’ adını taşıyor ki adından da anlaşılacağı gibi enstrümantal bir çalışma daha var karşımızda. Küçükler’in küçük yaşlarda başlayan müzik yolculuğunda daha sonra Yasemin Göksu, Okay Temiz gibi isimlerle çalışması önemli bir adım oluyor hayatında. Tek idealim dediği bu albümünde de sevilen şarkılara, türkülere yepyeni bir soluk getirmiş müzisyen. Hepsini ve daha fazlasını kendisi ile gerçekleştireceğim söyleşide okuma şansını bulacaksınız Nisan ayı içinde. Ama öncesinde merak ediyorsanız bu Çarşamba günü Life Room’da albümünün tanıtım konserinde bulunabilirsiniz. Murat Balkan ile Balkan Fiesta adı altında gerçekleşecek etkinlik kuşkusuz ki sizi balkanların o sıcak melodilerinde yerinizde oturtmayacak.


Geçen aylarda sitemizde konuk ettiğimiz Murat Tuğsuz, ‘’İZ TV Belgesel Müzikleri’’nden oluşan ‘’Şehr-i İstanbul’’ albümünün yoğun istek üzerine bir kere daha buluşmasını gerçekleştiriyor ve bu akşam saat 19:00’dan itibaren Moda Deniz Kulübü’nde bir kokteyl ile dinleyicisi ile buluşuyor. Kanun, ud, ney, kemençe ve Tuğsuz’un piyanosundan keyifli bir akşam geçirmek isteyenlere ayrıca giriş ücretsiz. Yine bu ayın ‘’Müzik-hâl’’ konuğu olan bir başka genç müzisyen Burak Canözer bizlere kurmuş olduğu Kuvars isimli grubundan bahsetmişti anımsarsanız söyleşimizde. Bu akşam saat 21:00’den itibaren Bronx’ta 5 grup sahne alacak ve bir tanesi kendileri. Her grup sahnede bir saat kalacak ve aralarında bir de yarış gerçekleşecek. Katılımcıların seçeceği bu 5 gruptan biri ‘’Tanışarock’’a katılmaya hak kazanacak ve bir de 5 şarkılık bir albüm yapılacak kendilerine. Katılırız katılamayız ama kalbimiz Kuvars ile birlikte.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Haftanın bir gününü daha önce seyrettiğim filmlere ayırma kararı verdim ve bu hafta bu anlamda nostalji kuşağımda ‘’ While You Were Sleeping - Sen Uyurken’’i seyrettim. İlk seyretmemdeki heyecanı aldım mı aldım zira 1995 yapımı bu romantik komediyi adeta ilk kez izler gibi izledim. Bir tek konusu kısmen kalmış aklımda demek ki zamanında sağlıklı bir şekilde buluşamamışız. Özetinde Sandra Bullock seyretmek istedi sanırım canım en çok ya da çok fazla uykum gelmemiş olmalı ki buna odaklandım; kim bilir belki de havada aşk rüzgarı falan vardır :) Neyse ama haftamın filmi bu değil; haftamın filmine gelince kesinlikle ‘’Fireflies in The Garden - Bahçemdeki Ateş Böcekleri’’. 2008 yapımı film ilk kez Berlin Film Festivali’nde gösterilmiş ve de olumlu tepkiler almış. Weachter ailenin dramatik hikayesini anlatan film aynı zamanda yönetmeninin de yarı otobiyografik öyküsünün taşıyormuş. Ryan Reynolds’a Julia Roberts ve Willem Defoe eşlik ediyor ki oyunculuk mükemmel, duygusallık şahane. Zira bir şeyin altını çizemeden geçemeyeceğim ama filme dair spoi falan da vermek istemiyorum ama filmin bir sahnesi bizden bir filmin (Babam ve Oğlum) fena halde eşi - benzeri ya da bana mı öyle geldi ne bilmiyorum ama sanki bu denli benzerlik şaşırtıcı ya da çok büyük bir tesadüf.

Haftanın seyretmekten keyif almadığım ama yine de sonuna kadar ne olacak diye beklediğim ve umduğumu asla bulamadığım bir diğer filmi ise ‘’Long Weekend’’. 2008 yapımı yine ve başrolünde filmi izlemem içinde bir de bir sebep olan James Caviezel var ama yanında bir o kadar da başarısız bir oyuncu Claude Karvan mevcut ki ilk kez seyrettiğim performansı beni sinir etti resmen. Filmde başka da oyuncu yok zaten, bir köpek var :) Mutlu mu mutsuz mu anlamadığımız bir çiftin hafta sonu planları altüst oluyor; olabilir ama başlarına gelen şey ne tam olarak çözemiyorsunuz zaten izlemeyin ve çözmeyi denemeyin de. Ayrıca kesinlikle Thee Daarjeeeliing Limited - Küs Kardeşler Limited Şirketi’’ isimli bu filmden de uzak durmalısınız. Birbirine yabancı üç kardeşin babalarının ölümünün ardından Hindistan’a bir tren yolculuğuna çıkmaları, falanları filanları anlatılıyor ama çok çok sıkıcı üstelik dev kadrosuna rağmen. Kimler yok ki listesinde Adrien Brondy, Natalie Portman, Bill Murray vs. ama ortada beklenen bir şey yok işte. Ötesinde 2000 yapımı ‘’The Crimson Rivers - Kızıl Nehirler’’ bu iki filmin yanında daha renkliydi. Jean-Christophe Grangé’in ilk kitabından uyarlanan Fransız yapımı film en azından beni bir yerlere sürükledi. Jean Reno faktörünü adıma unutmamam lazım elbette ki. Ötesinde eh diyebileceğim bir diğer filmde Güney Kore yapımı olan Green Chair - Yeşil Sandalye’’ ki geçkin bir kadın ile genç bir erkeğin cüretkar sahnelerinden öte bir şey getirmedi ama yine de izlenmeden geçilecek bir film değildi. Bu hafta sanırım izlediğim diziler daha keyifliydi.


Güzel ve güneşli bir Pazartesi; bahar mı geldi; dilerim öyledir. Hepimize güzel bir hafta dilerim.

21 Mart 2010 Pazar

Dünya Şiir Günü


Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiiri yoktur.

''Dünya şiir gününüz kutlu olsun''

Ahmed Arif - Hasretinden Prangalar Eskittim
Ahmet Telli -Gidersen Yıkılır Bu Kent
Ataol Behramoğlu - Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
Attila İlhan -Üçüncü Şahsın Şiiri
İclal Aydın - Seni Seviyordum
Müşfik Kenter -Anlatamıyorum
Nazım Hikmet - Memleketim
Özdemir Asaf - Lavinia
Selçuk Yöntem - Kadınlar İçin Sone
Yılmaz Erdoğan - Yağdıkça

MP3

20 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Banu Alkan

Banu Alkan - Osmanlı Erkeği

Canı isterse sever döver
Tespihini durmadan çeker
Ben Osmanlı erkeğiyim deeeeer

Bu kuluna yarab sabır ver

MP3


19 Mart 2010 Cuma

Şimdi 90'lar

CD-1

1- ABONE – YONCA EVCİMİK
Söz: Aysel Gürel Müzik: Garo Mafyan
2- ARNAVUT KALDIRIMI – DEMET SAĞIROĞLU
Söz: Demet Sağıroğlu Müzik: Gürol Ağırbaş
3- GÜLLERİM SOLDU - SEZEN AKSU
Söz-Müzik: Sezen Aksu
4- TANIMA BENİ - GÖNÜL AKKOR
Söz-Müzik: Şehrazat
5- AŞK YENİDEN – YENİ TÜRKÜ
Söz: Murathan Mungan Müzik: Derya Köroğlu
6- NELER OLACAK – BENDENİZ
Söz-Müzik: Bendeniz
7- FİRARIM BEN – SİBEL ALAŞ
Söz-Müzik: Sibel Alaş
8- GÜNEŞTEN SICAK – TUĞÇE SAN
Söz: Sibel Alaş Müzik: H-Two-B.Ranks-M.Herzer
9- HOLIGAN – ATHENA
Söz-Müzik: Athena
10- SUS KONUŞMA – TEOMAN
Söz-Müzik: Teoman
11- TAVLA – MİRKELAM
Söz: Mirkelam-İskender Paydaş Müzik: Mirkelam
12- TUTUNUP KENDİME – AJLAN
Söz-Müzik: Naşide Göktürk
13- AFFETMEDİM KENDİMİ – TANER
Söz: Zeynep Talu Müzik: Garo Mafyan
14- BEN BÖYLEYİM İŞTE – COŞKUN DEMİR
Söz: Zeynep Talu Müzik: Melih Kibar
15- PAROLAYI SÖYLE – EDA ÖZÜLKÜ
Söz: Eda Özülkü Müzik: Metin Özülkü
16- ALLADI PULLADI – METİN ÖZÜLKÜ
Söz: Eda Özülkü Müzik: Metin Özülkü
17- Bİ DAHA ANLAT ANNANE - İLHAN ŞEŞEN
Söz-Müzik: İlhan Şeşen

CD-2

1- SEVDİK SEVDALANDIK - REYHAN KARACA
Söz: Feyyaz Kuruş-Zeynep Talu Müzik: Feyyaz Kuruş
2- SENİ BANA YAZMIŞLAR – OYA&BORA
Söz-Müzik: Bora Ebeoğlu
3- AH CANIM VAH CANIM – AHMET
Söz-Müzik: Ahmet
4- SEBEPSİZ FIRTINA – YAŞAR
Söz-Müzik: Yaşar
5- HOVARDA (Remix) – EMEL MÜFTÜOĞLU
Söz-Müzik: Sezen Aksu
6- GİTTİN GİDELİ – ERDAL
Söz-Müzik: Erdal Çelik
7- VEFASIZ – SONER ARICA
Söz: Soner Arıca Müzik: Selim Aysan
8- KAÇIN KURASI – SİBEL TÜZÜN
Söz-Müzik: Sezen Aksu
9- MAHMURE – NÜKHET DURU
Söz: Turgut Özakman Müzik: Soner Olgun
10- SENDE BAŞINI ALIP GİTME – NİL BURAK
Söz: Cem Karaca Müzik: Nil Burak
11- ŞİİRİMİN DİLİ – SEYYAL TANER
Söz: Ömer Civano Çakmakçı Müzik: Kemal Boran
12- AY İNANMIYORUM – AŞKIN NUR YENGİ
Söz-Müzik: Aşkın Nur Yengi
13- ÇIK HAYATIMDAN - AYSUN KOCATEPE
Söz-Müzik: Ali Kocatepe
14- ÜZGÜNÜM – JALE
Söz: Zeynep Talu Müzik: Garo Mafyan
15- BENSİZ OLSUN - FULDEN URAS
Söz-Müzik: Serdar Ortaç

60, 70, 80’lerden sonra “Şimdi 90’lar!”

Türk popunun doksanlı yılları çift diskten oluşan bir albümle geri dönüyor! CD formatının henüz yaygınlaşmadığı günlerde az sayıda basılan ve bu yüzden bir çoğu bugün piyasada bulunmayan doksanlı yıllar şarkıları bu albümle tekrar dinleyici karşısına çıkıyor.

Seksenlerin ağırlığını üzerimizden attığımız, tekerlemeli ve neşeli şarkılarla dans edip eğlenmeyi yeniden keşfettiğimiz o günlerin yeni tanıştığımız yetenekleri, artık bugünün starları. İşte Aşkın Nur Yengi, Yonca Evcimik, Soner Arıca, Demet Sağıroğlu, Bendeniz, Sibel Alaş, Teoman, Mirkelam, Reyhan Karaca, Yaşar, Aysun Kocatepe, Athena, Sibel Tüzün, Ahmet, Tuğçe San, Taner, Fulden Uras…

Ve yetmişler ya da seksenlerde tanıştığımız ve doksanlar popuna da damgasını vuranlar: Gönül Akkor, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Seyyal Taner, Nil Burak, Coşkun Demir, İlhan Şeşen, Yeni Türkü, Jale, Emel Müftüoğlu, Erdal...

Birlikte ürettikleriyle Türk popuna çok şeyler katmış ve hala katmaya devam eden Eda & Metin Özülkü ile Oya & Bora.

Ve çok genç yaşta talihsiz bir kazayla yitirdiğimiz Ajlan.

Hepsi, doksanlarda imza attıkları şarkılarla, o şahane günleri geri getirmeye geliyor. CD’lerle, internetle, cep telefonuyla, mp3’lerle ve bugün artık kanıksadığımız bir çok yenilikle ilk kez tanıştığımız o günlere, o günlerin şarkılarıyla geri dönüyoruz. “Şimdi 90’lar!”

Ossi Müzik tarafından yayınlanan “Şimdi 90’lar” albümünün prodüktörü Hakan Eren. Albüm kartonetinde o günlere ait resimler ve dergi kapak resimlerinin yanı sıra, Türk basınının 20 önemli yazarı tarafından kaleme alınmış yorumlar yer alıyor. Bu yazarlar: Naim Dilmener, Hakan Tok, Tolga Akyıldız, Kutlu Özmakinacı, Asu Maro, Atilla Aydoğdu, Şafak Karaman, Ahmet Kamil Taşkın, Fatih Melek, Olcay Tanberken, Cüneyt Asi Duru, Kadri Karahan, Suat Kavukluoğlu, Mehmet Bilal Dede, Esin Övet dışında 90’ların ve günümüzün önemli söz yazarları Zeynep Talu ve Şehrazat. Albümün kapak ve görsel tasarımı Engin Korkmaz ve mastering kayıtlar Bora Ebeoğlu imzasını taşıyor.

Türkiye’de bir kuşak bu şarkılarla aşık oldu, aşkı yaşadı, hayatı tanıdı. Saf, masum ve iyi niyetli aşkların, kalp çarpıntılarının, yıllar geçse de unutulmayan o ilk heyecanlarının, ayrılık acılarının, kavuşma telaşlarının şarkıları bunlar... Bu albümle yıllar sonra yeniden keşfedilmeyi bekliyorlar. Ve Ossi Müzik’le unutulmayan şarkılar çalınmaya ve söylenmeye devam ediyor!

(Basın Bülteni)

Şimdi 90'lar - OSSİ Müzik

15 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

Özlem Tekin’in en sevdiğim şarkılarından biri ‘’Yanmamışlar’’dır. O şarkıyı anımsarsanız kendisine vokal yapan bir isim vardı: Doğuş. O dönem bu durum çok enteresan gelmişti insanlara ama bir o kadar da iyi bir iş çıkmıştı ortaya. O şarkıdaki vokalinden başka hiçbir yerde, hiçbir zaman ısınamadım Doğuş’a. Onun doğduğu yerde ben battım :) Doğuş’un hayat hikayesine denk gelip dinlememe ve sonsuz samimi bulmama rağmen müziğinin bıraktığı hiçbir şeyin olmaması ama buna rağmen dünden bugüne istikrarından vazgeçmemesi ve kendisine hep dinleyici bulması enteresan bir enerji. Kim kolay kolay 12’nci albümünü yayınlıyorki bu piyasada hatta onunla birlikte çıkış gösterenlerin çoğu unutuldu bir yanda. Velhasıl 16 şarkılık bir albüm ‘’Kırık Hançer’’ ve müzik piyasasında yerini aldı. Albümle aynı adlı şarkıda Niran Ünsal düeti var ki; Ünsal’ı böyle her yerde her düette görmek pek hayra alamet değil. Bir de Cankat ile düeti var Doğuş’un; böyleleri olsun ve bizden uzak dursun ona itirazımız yok :) Albüm aldığı sipariş ile 100.000 basılmış şimdiden bu da hatırlatması.

Az ve öz işler yapmalı ki daha sağlam adımlar atılmalı. Artık senede bir albüm mantığı pek bir heyecan değil bu anlamda. Bakınız Pamela örneği. Dört yıl aradan sonra karşımızda bir ‘’Stil Zengini’’. Önceki albümleri ile de ses getiren ve çizgisinden vermediği ödün ile günden güne yükselişini sürdüren Pamela bu çalışmasında çok konuşulacak gibi. 4 tanesi İngilizce olmak üzere 12 şarkılık albümün çıkışı ‘’Say What You Want’’ ile oldu ki klibine de şarkıya olduğu gibi kayıtsız kalamayacaksınız. Can Şengün, Veyasin, Umut Kızılarslan, Erdem Kınay, Mert Tunay isimleri ile sözlerde ve bestelerde karşılaşırken bir sürpriz şarkı var ki albümde en çok ona takılabilirsiniz zira bayıldım. 90’ların sessiz sedasız ortalığı sallayan şarkılarından biri olan ‘’Ben Ölmeden Önce’’ bildiğiniz gibi eserin sahibi tarafından yorumlanmıştı bir zamanların ''9'da 9'' isimli bir karma albümünde (yine Erdemci bir solo albüm yapmıştı beraberinde) ve ayrıca bugün bile nerede duyarsak duyalım dinlemeden geçemeyeceğimiz şarkılar hanemize kazınmıştı. Fatih Erdemci ayrıca bu şarkıda Pamela’ya sesi ile de eşlik ederken bu çalışma için haftanın en iyilerinden biri diyebiliriz kesinlikle. Özlemişiz kendisini.

Haftanın Sürprizi: Bülent Ersoy - Yıllar

Bir arkadaşım iletti ve de dinlemesi keyifli geldi. Bülent Ersoy’un ‘’Yıllar’’ şarkısına bir mix yapılacağı aklınıza gelir miydi :)

Türkiye’nin önemli isimlerinin bir araya geleceği bir projenin günler öncesinden altı çizilmişti yine. Ve beklenen buluşma bu hafta gerçekleşecek ve albüm daha dikkatleri üzerine çekecek. Adı: ESİRGEME’den. Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki engelli çocuklar ve ünlüler el ele verecek ve geliri bu çocukların yaşam şartlarının iyileştirilmesi adına değerlendirilecek. Gayet güzel düşünülmüş sağlıklı bir proje. Albümün ulaşan bilgilerine bakmamız gerekirse 10 şarkı yer alıyor. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Emel Sayın, Sibel Can, Levent Yüksel, Yavuz Bingöl, Mor ve Ötesi, Yüksek Sadakat ve Olgun Şimşek projeye destek veren isimler arasında ki o çocuklarla düetler yapıyorlar ve aynı koronun içinde buluyorlar kendini. Bir anlamda da bir hayalin gerçeğe dönmesi gibi. DMC etiketi ile yayınlanacak albüm yarından itibaren yerini alacak ayrıca önümüzdeki günlerde tanıtımı için büyük bir konser gerçekleştirilecek. Bu vb. projelere her zaman, herkesin ihtiyacı var.

Birsen Tezer ismi ile sık sık sayfalarımızda karşılaşmanız mümkün. Böylesi özel müzisyenlerin hayatımıza kattıkları şeyler için bu yaptığımız az bile belki. ‘’Cihan’’ isimli albümünün tadı hala damağımızda kalmışken ve performanslarını çeşitli mekanlarda günden güne dinlemeye devam etmişken bir de sürpriz geldi kendisinden. Biriktirdiği şarkılarını ve gitarda Tunç Öndemir’i aldı yanına bu kez başka bir repertuar ile çıktı karşımıza. Geçtiğimiz günlerde ikili olarak dinleme şansını buldum kendilerini ve en az ekip performansları kadar başarılı buldum; bir kere daha ayakta alkışladım. Albümdeki şarkıların yanında bu kez Fikret Kızılok’tan tutun Bülent Ortaçgil’e, Ajda Pekkan’dan tutun Gündoğarken’e şarkılar ve de elbette latin müziğinden TSM’ne uzanan bir repertuar ki nefis bir akıcılıkta. İkilinin bu hafta iki ayrı mekanda iki buluşması daha var bu anlamda. Çarşamba günü Sakman’da, Cuma günü Kaktüs’te. Her iki etkinlikte 22:00 itibari ile başlıyor; hiç düşünmeden haftanın en iyi alternatifi olarak karşımızda duruyor.

Haftanın Şarkısı: Birsen Tezer - Sıcaklardandır

Gündoğarken’in İlhan Şeşen imzalı bu şarkısını Birsen Tezer yorumu ile ayrı seveceksiniz eminim.



İlk plağını 14 yaşında yapan ve o günden bugüne yirmi 45’lik, dokuz LP sığdıran ayrıca altı tane de filmde başrol oynayan bir isim Gülden Karabaöcek ki; sayısız hit şarkıya imza atmış en başta ‘’Sürünüyorum’’ ve ‘’Dilek Taşı’’ ile hafızalarımızda ayrı yer edinmiştir. Birçok tarzda şarkılar söylemiş olsa da arabesk - fantezi çizgisi daha öne çıkan Karaböcek’in ciddi bir dinleyici kitlesi de hep olmuştur. Şimdi onlara güzel bir haberimiz var ki sanatçı önümüzdeki günlerde kendileri ile buluşmaya hazırlanıyor. Unutulmayan hitleri ayrıca bir dönemin çok sevilen şarkılarını meyhane konsepti ile Ghetto’da seslendirecek sanatçı ve 27 Mart Cumartesi akşamını birçok kişi için unutulmayacak bir hale getirecek. Yemekli 90, ayakta 35 YTL karşılığında siz de bu heyecanı tadabilirsiniz ve yalnız konser esnasında değil öncesi - sonrası sunulacak eğlenceden de yararlanabilirsiniz. Ben de ciddi ciddi orada olmayı istiyorum; kısmetse olur.

Ne zamandır yazmak istiyordum ama hep unutuyordum. Geçtiğimiz sene 40’ncı sanat yılını 40 şarkılık bir repertuarla üç saatlik bir konserle kutlamıştı Erol Evgin. Bu sene 41. Yılında ve de 41 kere maşallah. Yıllardır dinleyicisi olan ben bu konsere çok gitmek isteyip de gidememiştim üstelik yayınlanan DVD’sini nicedir izlemek isteyip de izleyememiştim. Geçenlerde fırsatını buldum ve de baştan sona hiç sıkılmadan bir ziyafetin tam da içinde oldum. ‘’Rüya’’dan ‘’Deli Divane’’ye, ‘’Hep Böyle Kal’’dan ‘’Söyle Canım’’a, ‘’Sevdan Olmasa’’ya … Bir kere daha ne güzel şarkılardı bunlar dedim durdum ama hala çok güzel şarkılar, hala aynı sıcaktalar, aynı samimiyetteler. Evgin’in sahne performansını daha önce de izlemiştim ki kattığı pozitifliği bilirim; bir kere daha yaşadığım için o rengi çok mutluyum. EMİ Müzik etiketi ile yayınlanan bu DVD eminim arşivinizde çok özel olacak, kalacak.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Geçtiğimiz hafta öncelikle hastalıklarla boğuştuğum bir hafta oldu. Yaşadığımız sendrom öncelikle birkaç gün ciddi ciddi canımı sıktı ki hiçbir şey yapmak istemedim. Bir filme başlama gücüm vardı ama bitirip bitiremeyeceğime dair söz veremiyordum kendime ki bu sebeple bir şeyler izleme hakkımı dizilerden yana kullandım ağırlıkla. Bu hafta öne çıkan dizi ‘’Spartacus Blood and Sand’’ oldu adıma. İzlediğim beşinci bölümde artık tavan yaptı heyecanım ve zaten sarsılan bedenim o dövüş sahnelerinde özellikle gitti geldi. Filmin cesur sahnelerine dokunmuyorum zira cidden ayrı bir anlatım var orada. Asla kıyaslamıyorum ama bir dönem izlediğim ‘’Rome’’ dizisinde aldığım hazzı burada da yaşıyorum. Bu arada ‘’Tudors’’u özlediğimi fark ediyorum ve yeni sezonuna çok az bir zaman kaldığını biliyorum. Son sezonu pek içime sinmemiş olsa da bir kralı çok özledim ben yine de. Laf lafı açıyor nereye bağlayacaktım durumu oraya geliyorum. Spartacus’un başrol oyuncularından Manu Bennett ile bu hafta izlediğim bir filmde daha karşılaşıyorum. Dizideki gibi hatırı sayılır bir rolü olmasa da yine dövüşün bini bin para. İzlediniz mi bilmiyorum ama ‘’The Condemned - Yaşamak İçin Öldür’’ acayip bir film. Filmin uzunca konusu şöyle: Orta Amerika'da bir hapishanede ölümü bekleyen Jack Conrad, yasadışı bir reality şovda dövüştürülmek üzere zengin bir yapımcıya satılıyor. Terk edilmiş bir adaya getirilen Conrad çok geçmeden kapana kısıldığını, dünyanın dört bir yanından getirilen dokuz mahkumla ölümüne dövüşeceğini öğreniyor. Kaçmanın mümkün olmadığını bu adada milyonlar şiddeti online olarak sansürsüz bir şekilde izleyecek oluyor internet üzerinden. Bir kişi sadece özgürlüğünü kazanacak sonucunda. Elbette böyle bir şeyin olması mümkün değil daha baştan kafada soru işaretleri ile falan başlıyorsunuz. Bunları bir yana bırakırsanız gayet temposu yüksek bir film. Yani biraz sıyrılmak için iyi gelebilir; içinizdeki dövüşçüyü serbest bırakın :)

İçimizdeki devi de o zaman serbest bırakalım. Bir diğer mutlaka izlemenizi dilediğim film ise ‘’ Beowulf And Grendel’’. İngiliz edebiyatının en eski örneklerinden biri olan Beowulf şiirinin filme uyarlanmış hali. 2005 yapımı filmde başlıca rollerde Gerard Butler ve Spencer Wilding var. Gözleri önünde babası öldürülen Grendel’in 30 yıl sonra kendince adaletini araması anlatılıyor filmde. Grendel bir dev ve yaşattıkları ile Kral Hrotgar’ı ve halkını öylesine tehdit ediyor ki tek çare kalıyor, ülkesinde bir kahraman olan Beawulf’u çağırmak ve ondan yardım istemek. Gayet masalsı, bir o kadar sürükleyici bir film izledim. Açığı bu hafta kapatacağım; bir yığın filmim var sırada.


Yukarıda da söylediğim gibi ortalıkta ciddi ciddi artık mevsimsel mi artık başka bir şey kaynaklı mı bilemiyorum ama hastalıkların kol gezdiğini görebiliyorum. O sebeple kendinize öncelikle dikkat etmenizi diliyorum. Herkese güzel ve keyifli bir hafta olsun. Bir ay daha yarılanıyor bugün; sımsıcak günlere adım adım yaklaşıyoruz. İyi keyifler.

13 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Ebru Gündeş

Ebru Gündeş - Deli Deli

Leylek leylek havada mı yumurtası tavada mı
Sakla samanı gelir zamanı

Deli deli deli kulakları küpeli deli

MP3

8 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

05.03.2010 yani geçtiğimiz Cuma. Onlar ve dinleyicileri kuşkusuz bu tarihi unutamayacak çünkü Gripin’in yeni albümlerinin adı bu. Grup tarafından bir olgunluk albümü olarak tanımlanan bu çalışma bugünden itibaren müzik marketlerdeki yerini alacak. Üç yıllık bir aradan sonra bu kez Avrupa Müzik etiketi ile buluşturdukları bu albümünde grup bir hayli iddialı; dinlemedim ama heyecanla bekliyorum ben de bu buluşmayı. Bildik enstrümanlarının yanında bu kez albümlerinde buzuki, kemençe, bendir, asmalı davul gibi enstrümanlarda kullanan Gripin’in bu çalışmasında bir de cover yok değil elbette. Nilüfer’in unutulmayan şarkılarından biri olan Adnan Ergil bestesi ‘’Yolcu Yolunda Gerek’’ bu albümde yorumlanmış yine. Her açından kendi milatları olarak tanımladıkları bu albümü dinlemek için geç kalmamalı öyleyse.

Haftanın Piştisi: Fevgo

Gripin’in bu albümünde yer alan ‘’Durma Yağmur Durma’’yı anımsayacaksınız belki. Haris Alexiu’nun yorumladığı Fevgo ne tesadüftür ki yakında çıkacak Emre Aydın albümünde de ‘’Beni Unutma’’ adı ile yorumlanmış. Durdular durdular kaç yıllık şarkıyı aynı anda buldular.

Gripin ne kadar gerekli bir grupsa Hepsi’de o kadar gereksiz bir grup. Onların yeni çalışmaları ‘’Geri Dönüşüm’’de yarından itibaren müzik marketlerde. Büyük bir ihtimalle bu albümü almak için sabah sabah koşacak bir sürü kişinin olacağını biliyorum çünkü ciddi ciddi bir hayran kitlesinin var olduğunu görebiliyorum. İlk albümlerindeki belki bir iki şarkı dışında kendilere hiçbir zaman ısınamadığım bu şirin (!) kızların yeni albümü için yine enteresan bir şeyler düşünülmüş. Örneğin albüm 96 sayfalık bir dergi ile sunulmuş, bir de poster varmış içinde, elimize aldığımızda ne demek istediklerini daha iyi anlayacakmışız. Ben almayayım ve anlamayayım. Bu üç cıvıl cıvıl, enerji dolu kız isyan ederse ne olurmuş? ‘’Yeter’’ derlermiş; e peki biz ne diyelim?

İlk albümü ki biz de kaset olarak da vardı ‘’Sen Sözden Anlamaz mısın’’ ile 1984 yılında müzik dünyasına merhaba dedi Cengiz Kurtoğlu ve o günden bugüne dinleyicisini hep buldu ve tarzının sevenlerine unutamayacakları birçok şarkı sundu. ‘’Duvardaki Resim’’, ‘’Liselim’’, ‘’Sensiz Kutladım’’, ‘’Gelin Olmuş Gidiyorsun’’, ‘’Hain Geceler’’ vs. ilk anda akla gelen şarkıları arasında. Sanatçının 20’nci albümü ‘’Sessizce’’de bugünden itibaren müzik piyasasındaki yerini alıyor. Albümün sürpriz şarkısı ve hatta bununla da kalınmayıp ilk klibin de çekildiği şarkı bir Yıldız Tilbe bestesi ‘’Ummadığım Anda’’. İsterseniz o sizdeki tadı ile kaldın isterseniz bir de Kurtoğlu yorumu ile dinleyin size kalmış ama ben ilk seçeneği tercih edeceğim elbette.

Hepsi bir yana bu haftanın en enteresan albümü ‘’Her Devrin Devleri’’ bir yana sanırım. Sözler ve müzikler Selahattin Erhan’a ait (bir tanesi Yunan bir müzisyene). Bir dönemin starları ile günümüzün starları birlikte düet yapıyorlar bu albümde. İlginç buluşmalar var bu çalışmada ki bu anlamda ilgi çekici. Gökben ile Mustafa Sandal düet yapıyor örneğin Atilla Atasoy sesini Yıldız Tilbe ile buluşturuyor. Beraberinde şöyle bir bakmamız gerekirse Alpay & Funda Arar, Yeşim & Mirkelam, Salim Dündar & Zerrin Özer, Berkant & Işın Karaca,Tülay Özer & Kıraç, Asu Maralman & Gökhan Tepe, Nur Yoldaş & Ege ve Selçuk Ural & Yeşim Salkım. Merak ettiniz değil mi? Ben fazlası ile heyecanlandım; şarkılar da güzelse eğer değmesinler keyfimize.

Haftanın Düeti: Özgür Akkuş & Gökhan Türkmen - Kayıp Şehir

Birkaç haftadır sıkılmadan dinliyorum, yoksa siz dinlemediniz mi?

Bugün 08 Mart ve tüm dünya emekçi kadınlarının bugünü kutlu olsun. Geçen yıl Türkiye’nin en güçlü kadın sesleri yan yana gelmişti ve ‘’Güldünya Şarkıları’’ başlığı altında bir konser vermişti anımsarsınız. Bu yıl bu konserin ikincisi gerçekleştiriliyor ve bu kez sahnede kadınlar için erkekler şarkı söylüyor. Cihan Okan, Ferhat Göçer, Kenan Doğulu, Mirkelam & Kargo, Teoman, Yalın ve Yüksek Sadakat bu akşam saat 21:00 itibari ile Lütfü Kırdar UKKS’de. Sanatçılara geçen yıl olduğu gibi Behzat Gerçeker yönetimindeki ENBE Orkestrası eşlik edecek ve konserden elde edilecek gelir Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na aktarılmak üzere Aralık Derneği’ne bağışlanacak. Bu vb. çizgide konserlerin devam etmesi ve günün ya da günlerin daha çok anlam kazanması temennisi ile söyleyecek çok şarkı var daha.

Haftanın Konseri: Sema yani taş plak sesli hüzünlü kadın da bu akşam şarkılarını kadınlara ayırıyor ve İstanbul İKSV’de sahne alıyor.

Ve Manga. Eurovision şarkımız geçtiğimiz hafta içerisinde nihayet açıklandı ve hemen hemen her yerde yazıldı, çizildi ve de klasik sendromlar başladı. Yine Türkçe - İngilizce tartışması, yine alıntı - çalıntı meselesi aman tanrım sıkılmadınız mı bu klişelerden yahu. Bir de Manga’ya gelen kişisel eleştiriler var ki yok tarzından taviz verdi, yok ne gerek vardı, şu bu? Ben de katılmalarını onaylamadım ama elimizden gelen bir şey yoktu ve de durumu kabullendim. Kaldı ki şarkımız ‘’We Could Be The Same’’ kötü de değil; grubun çizgisinde olmayabilir ama Eurovision konsepti içinde pekala da bizi başarı ile temsil edebilir; şahsen ben beğendim. Üstelik şarkı üzerinde kuşkusuz düzenlemeler olacaktır ve belki daha farklı şekilde karşılaşacağız hiç bilemeyiz. Şu çok bilmiş yanınızı bırakın diyorum hakkında sırf konuşmak için konuşan bazı antipatik kişilere. İşte bu vb. haller yüzünden sıkıldım bu süreçten. Eskiden ne güzel, ne kadar az kişinin umurundaydı bu yarışma ve ne kadar samimiydi her şey; özlüyorum. Manga adına başarılar; Türkiye adına başarılar. Yarışma sürecine kadar sadece olanı biteni izlemekle yetineceğimin altını çiziyorum.

Haftanın Kültür Mantarı: Deniz İnceoğlu

Cumartesi günü Hürriyet Keyif’te durumu gayet güzel özetlemiş aslında ama şu cümlesine katılmıyorum. Demiş ki ‘’Manga, kariyerindeki farklı duruşu bilen Türk izleyicisine bu şarkıyı nasıl anlatacak bilemiyorum’’ Bence anlatma mecburiyetleri yok; bir sanatçıyı ya da grubu sevmek onu bütünü ile kabul etmektir biraz da. Farklı duruş yani bu kısmı da anlamıyorum; kabul ediyorum duruş sanatın her alanında biraz olması gerekendir ama asla onun dışına çıkma gibi bir duruma da izin vermemek değildir. Bir de biraz darbuka durumuna takılmış. Elbette Türk ya da yerel motiflere yer vermek isteyebilir ve hiçbir sakıncası yoktur bu durumun, sırf buna yer verdi diye ben hayranı isem bu beni itecek mi hani?


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Ve dizilere gelince nihayet ‘’The Mentalist’’in ilk sezonunu bitirdim. ‘’Brothers & Sisters’’ın ikinci sezonuna başladım. Derken ‘’Heroes’’un sanırım son sezonu beni sarmadı ki hız kestim ve bu arada ‘’Desperate Housewives’’, ‘’Life’’, ‘’Castle’’ ve ‘’Spartacus’’ gibi dizilerden gittim ve bir drama ile daha karşılaştım geçtiğimiz süre içinde. ‘’The Good Wife’’ ki izlediğim iki bölümü ile sıkı bir çıkış gösterdi bende. Seçkin bir politikacının karısıyken aldatılan Alicia karakteri üzerine kurulu bu dizi var karşımızda ve bir kadının kaldığı yerden yeniden başa dönmesi; eski mesleği ile buluşması kısacası hayat mücadelesi anlatılıyor. Bu mücadele içinde bir kadının birçok portresi ile buluşurken her bölümde mahkeme koridorlarına taşınıyoruz ve bir de çözülmekte olan bir davanın seyrini izliyoruz. Bugün kadınlar günü; kutlu olsun Alicia; sanırım hayranlarından biri oluyorum.

Geçen hafta sendrom yazmadığım için iki haftadır da ara verdiğimizden filmlerim bayağı bir birikti. Bu arada öncelikle sabaha karşı Oscar ödülleri sahibini buldu. ‘’En İyi Film’’ yani son kategoriye kadar izledim töreni ve daha fazla dayanamadım, uyumuşum. Geçen günler içinde ‘’Avatar’’dan ‘’The Hurt Locker’’e birçok filmi izlemiştim ve görüşlerimi Muhammed’in blog sayfasında yazmıştım. Finaline kadar sürpriz değilmiş meğerse yarış ya da biz ‘’Avatar’a çok kitlenmişiz. Bir ilk ki; tarihinde akademi bir kadın yönetmeni başarılı buldu ve Kathryn Bigelow'u seçti ve zaferini ilan etti dünyaya. Dünya kadınlar gününde başka bir hediye olamazdı kadınlara.


Ve izlediğim filmlere gelince aklıma geldiği sıralama ile şunları sayabilirim. Fatih Akın’ın yapımcılığını üstlendiği ve başlıca rollerinde ki benim şirin oyuncularımdır Denis Moschitto ve Moritz Bleibtreu’nun oynadığı zengin hayalleri kuran bir gencin bu sebepten uyuşturucu dünyasına bulaştığı ve de içine iyiden iyiye karıştığı durum anlatılmış. Amacı gençlik sorunlarına dikkat çekmek olan filmi sıkılmadan, keyifle izledim. Haftanın Michelle Monaghan kuşağında izlediğim bir filmse ‘’Gone Baby Gone - Kızımı Kurtarın’’. Monaghan’ın başrolünü bu kez pek beğenemesem de Ed Harris ve Morgan Freeman adına aynı şeyleri söylemem mümkün değil. Yönetmenliğini Ben Affleck’in yaptığı filmde bir diğer başrol de kardeşi Casey Affleck’in. Öncelikle yönetmen Affleck başarılı ama kardeş içinde pek biçilmiş bir rol değil zira zayıf kalmış bir oyunculuk ya da karaktere uyulmamış bir portre. Velhasıl filmi sevme sebebim konusu öyle ki zaten bir romandan uyarlanmış film. Küçük bir kız çocuğu kaçırılıyor ve bulması için iki dedektif tutuluyor. Dedektifler polislerle işbirliği yapıyor ve arayış başlıyor ama ne sürprizlerle; filmin de en güzel yanı bu zaten içinde yer alan, şaşırtan sürprizleri.

Ötesinde izleyebilirsiniz ama beğenmezseniz benden duymuş olmayabilirsiniz başlığı altında söyleyebileceğim birkaç film daha var ki; Okan Bayülgen’li ‘’Kanal-i-zasyon’’ (bazı TV programlarını ti’ye aldıkları sahneler adına en çok izlenebilir), bir Polonya komedisi, dramı ‘’Dzien Swira’’ (ki takıntıların insan üzerindeki etkisi işlenmiş, iyi ki yalnız değilmişiz), ‘’Pride & Glory - Zafer ve Gurur’’ (polis - katil kovalaması biraz iyi oyuncularla, kanımca sıkıcı adımlarda) ‘’Testesterone’’ (sevdiği erkek yüzünden bilmediği başka bir ülkeye giden bir başka erkeğin test sürüşleri anlatılıyor) ilk aklıma gelenler.

Ve gece tören saatlerinde Elazığ’da bir deprem olduğu haberini aldık. Elbette keyfimiz kaçtı ve gelen haberleri de merakla izledik. Ve az önce öğrendim ki gece bıraktığım sayı bir hayli artmış; çok çok üzüldüm. Bir haftaya çok kötü başladı Türkiye; geçmiş olsun öncelikle ve de elbette kaybedilenleri geri getirmeyecek ama yaraların bir an önce sarılması temennisi ile. İyi haftalar.

6 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Serdar Ortaç


Serdar Ortaç - Taşıma su (Tashimasu)

Taşıma su taşıma su senin aşkın
Yakı yakı yakıyorsun güneş açtın
Gece mece güldürmece neşe saçtın
Taşıma su taşıma su aşkın

MP3

1 Mart 2010 Pazartesi

MART 2010

MART 2010
yayındayız ...