27 Şubat 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Tetris


Tetris - On On

Ara beni okey taktım sana, çağrıma haber yollasana


MP3

22 Şubat 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)


Yepyeni albümü ‘’Kül’’ ile yeniden müzik dünyasında Yavuz Bingöl. Şimdi en başta şunu söyleyeyim o ilk albümlerini özlüyorum kaldı ki bugün bile baştan sona keyifle dinleyebilirim. Kazanmış olduğu popüler kimliğin müziğine olumsuz bir yansıması var gerçekten. Bu duruma itirazım var en başta. Albümünün çıkacak olmasında duyduğum heyecan sadece orada kalıyor yani çıktıktan sonra yanı başımda değil bu şarkılar. Örneğin albümde dört şarkı daha önce kendisi adına karşılaşmadığımız bir durum; Yunanlı bestecilere ait. Haricinde ilk kez adlarını duyduğum söz yazarı ve bestecilerin yanında bir Murat Hasarı çalışması bir de Ahmet Telli ile birlikte yazdığı var ki zaten sevebilirim dediklerim bunlar. Albümün en ama en gereksiz duran şarkısı ise yıllar sonra yeniden popüler olan ve bir anda birçok kişi tarafından yorumlanan ‘’Ben Varım’’ yani bu albüme alındı da ne oldu durumu ya da Yavuz Bingöl söyledi de ne değişti durumu; tamamen ihtiyaç dışı.

Yıllarca radyo programları yaptı ve onu dinleyicileri hep Çokemel olarak tanıdı. Yaklaşık olarak üç sene önce ‘’Radyo Dostları’’ köşemizde de sitemizde konuk etmiştik kendisi hatta. Emel Yalçın artık müzik dünyasında yorumcu olarak karşımızda. İlk albümü henüz çok yeni raflarda yerini alırken çıkış şarkısı ‘’Aşktan Ölelim’’ aynı zamanda çekilen klibi ile internet dünyasında şimdiden birçok kişiye ulaştı (
www.emelyalcin.com adresinden izleyebilirsiniz). ‘’Endorfin’’ ismini verdiği bu çalışmasında Sezen Aksu’dan Hakkı Yalçın’a, Murat Güneş’ten Suat Aydoğan’a, Öykü Berk’e kadar isimler de sözlerini ve bestelerini katmışlar albüme. Havva imajı ile elinde elması ile radyo dünyasında göstermiş olduğu başarısını müzik dünyasında da göstermeye hazırlanan Emel’e başarı dileklerimizi yollayalım beraberinde.

Haftanın Şarkı Sözü: Fulden Uras – MSN

Allah çarpsın telefona elimi sürersem, numaranı gizlesen de açmayacağım, ben de seni MSN’de engellemezsem :)

Ve yavaş yavaş 90’lar yeniden gün ışığına çıkıyor. Nasıl çıkmasın çünkü o yıllarda çok ciddi şarkılar - albümler duruyor ve yeniden yaşamak - yaşatmak kaçınılmaz. Özellikle CD ile ilk buluşmamız olmuştu 90’lar ve birçok sanatçı da hatta kaset ile birlikte CD olarak da sunabilme şansını bulmuşlardı. Bugünlerde istediğimiz gibi bulamıyoruz bu albümleri (Elimizdeki kasetleri doğdu düzgün dinleyemiyoruz) ve bu anlamda tekrar basılabilmeleri birçoğumuz için gayet de güzel bir renk halini alabiliyor. Esen Müzik daha önce bu anlamda Kenan Doğulu’nun 4 CD’sini bir arada sunmuştu ama bu kez ilk albümü ‘’Yaparım Bilirsin’’i tek olarak da yeniden sunma ihtiyacı duymuş. Hani albümlerin bir iki hit değil baştan sona hit şarkılar taşıdığı yıllar ve o yıllarda abisi Ozan Doğulu ile baştan sona imza attığı şarkılar ile uzun saçlı bir Kenan Doğulu. Bu kare ve bu şarkılar kuşkusuz hafızalardan silinmedi ama bugün bir başka seyir çizdi her şey kendine, yeniden dönebilmek elimizde. Bu anlamda diğerlerinin de bir bir bizlere ulaşacağına eminim zira benim gibi çok sevenleri var, özleyenleri var.

Hafta sonu o yıllardan bir isim ile buluştum. Anımsarsınız ilk albümü yayınlandığında Türkiye’de bir anda bir olay olmuştu Ahmet. ‘’Ah Canım Vah Canım’’ isimli şarkısı ile yaptığı çıkışı peş peşe diğer hit şarkılar ile sürdürmüş ve 90’lar sürecinde yayınladığı üç albümü ile de en çok satanlar listesinde haklı yerini almıştı. Gerçekleştirmiş olduğumuz sohbette hakkında merak ettiğim birçok şeyi sordum kendisine ve de önümüzdeki günlerde yayınlayacağı yeni albümünü çok merak ediyordum, adına bilgilendim de. Ama hepsini ve daha fazlasını albüm yayınlandığında sizler ile paylaşmayı istiyorum ve bunun içinde çok az daha bekleyeceğiz beraberinde. Ama şunu diyebilirim ki iddialı ve sürprizlerle dolu bir albüm geliyor öyle ki bir düetin yer alacağını öğrendim ve en çok onu merak etmekteyim. Ah Canım Vah Canım’’ın Elektro Boogie versiyonuna + Club Mix’ine ve ‘’Öyle Bir His Bu’’nun Smooth Lounge Edit versiyonuna yani sanatçının bu şarkılarının daha önce hiçbir albümde yer almamış hâllerine web adresinden ulaşabilir (http://www.ahcanimahmet.com) ve PC’nize indirebilirsiniz ve bu da albüm yayınlanana kadar sizi gayet mutlu edebilir.


Haftanın Sürprizi: We Are The World 25 For Haiti

http://vimeo.com/9448022 (Öncelikle yandaki adresten bu videoyu izleyebilir ve hatta arşiviniz için MP4 olarak indirebilirsiniz)

Şarkının dünya prömiyeri geçtiğimiz Vancouver Kış Olimpiyatlarının açılışında yapıldı ve bu muhteşem klibin yönetmenliğini ‘’Crash’’ ve ‘’Million Dolar Baby’’in yönetmeni Paul Higgis yaptı. Şubat ayının ilk günü kaydı yapılan çalışmanın geliri Haiti adına kullanılacak ve yine 25 yıl önce çıkış noktasında olduğu gibi ayrıca anlam bulacak şarkı. Şarkıya gelince ki Michael Jackson & Lionel Richie imzalıydı bildiğini üzere ve yayınlandığı 1985 yılında Bruce Springsteen, Diana Ross, Bob Dylan, Tine Turner, Stevie Wonder, Cyndi Lauper gibi isimler yer almıştı. Bu yeni kayıtta bu isimlerden sadece Micheal Jackson ve Ray Charles var ki aynı zamanda onları anmak adına da gayet hoş bir durum bu, tüyleri diken diken eden bir durum. Bu yeni kayıtta da günümüzün çok önemli isimleri yer alıyor. Barbara Streisand, Celine Dion, Jennifer Hudson, Mary J.Blige, Toni Braxton, Enrique İglesias, Pink ve niceleri. Şarkının sürprizleri sadece bunlar değil. LL.Cool J, Snoop Doog, Will I Am başta rapperlerın finaldeki performanslarına bayıldım mesela. Özetinde yıllar sonra yeniden listelerde yerini nasıl birinci sıradan almasın öyle değil mi? Dinleyin ve izleyin kararınızı verin, eminim başa alıp alıp kolay kolay kurtulamayacaksınız bu tablodan.

Müziğin sustuğu Yerden Alternatifler:

Bu kez müziğin sustuğu yerden yine müzikle başlayalım. Sinemalarda izleme şansım olmadı ama DVD’si yayınlanınca çaldı kapımı ‘’This İs İt’’. Geçtiğimiz sene kaybettiğimiz müzik dünyasının dev ismi Michael Jackson bildiğiniz gibi yıllar sonra dev bir konser maratonuna hazırlanıyordu; olmadı. Zamansız olan bu gidiş milyonlarca dinleyicisini şok ederken onunla karşılaşacağımız her yerde daha bir açacaktık artık gözlerimizi. Şarkılarını yeniden dinleyecektik, konserlerini - filmlerini yeniden izleyecektik vs. Evet o hiç çıkılamayan konserin provaları, kamera arkası görüntüleri ve daha çok şeyi bu çalışma ile izleme şansını buldum geçen hafta. Uzun bir süre etkisinden kurtulamayacağım.

Geçen hafta içinde ‘’Oscar’a doğru adım adım’’ başlığı altında izlediğim Tarantino’nun ‘’Inglourious Basterds - Soysuzlar Çetesi’’ isimli filmini öncelikle çok beğendim. Uzun süresine ve yer yer uzun sahnelerine - diyaloglarına rağmen gözümü kırpmadan izledim diyebilirim. Almanlar’ın Fransa’yı işgali sırasında yaşanan acıların intikamını almak için bir araya gelen bir grup isyancının hikayesinin anlatıldığı filmde Brad Pitt başrolde olsa da asıl dikkatleri kuşkusuz Christoph Waltz çekmekte. Cannes film festivalinde aldığı ödülü kuşkusuz ki Oscar’a da taşıyacak sanatçı için hemen hemen herkes hemfikir; çok başarılı. Ötesinde yine aksiyon dozu yüksek bir diğer film ‘’Taken - 96 Saat’’i izledim ve abartı üstüne abartı bir yığın sahneye tanık oldum. Aslında bu abartılığı görmezden gelirsek başarılı bir film. Kızının kaçırılışı üzerine harekete geçen ve Paris sokaklarında onu tek başına aramaya kalkan bir babanın (eski bir ajan) hikayesi. Luc Besson’un yapımcılığında ve senaryosunda ortak olarak yer aldığı filmde baba rolünü Liam Neesson canlandırıyor ki çok başarılı bulmuyorum.

Haftanın en keyif aldığım filmlerinden birisi de ‘’The Proposal - Teklif’’. Sandra Bullock ile Ryan Reynolds’un başlıca rollerinde oynadığı bu duygusal - komedi’nin yönetmeni aynı zamanda çok da güzel bir kadın olan Anne Flitcher. Çalıştığı iş yerinde terör estiren bir kitap editörü ki ülkede kalabilmek için tek seçeneği ülkeden birisi ile evlenmesi ve kendisine kurban olarak yardımcısını seçmesi ve süreci işleniyor. Alaska’da gerçekleştirilen çekimleri ile de ayrıca göz dolduran ve güldüren ve yer yer duygusal sahneleri ile göz dolduran bu filmi hiç düşünmeden izlemeli herkes.

Haftanın Ödülü:

Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü bir Türk yönetmenin - filmin (‘’Bal’’) oldu. Semih Kaplanoğlu’nu bu başarısından dolayı tebrik ederiz.

Ve de geçen hafta başladığım ve ilk iki bölümünden anladığım kadarı ile devam da edeceğim yepyeni bir dizi ‘’Human Target’’. Başlıca rolünde üç ana karakterin yer aldığı dizi de tanıdık dizilerden sürpriz oyuncular ile de karşılaşmanız mümkün. Mesleği insanların hayatlarını korumak olan bir şirketin bu üç üyesi her bölümde bir maceranın içinde buluyorlar kendilerini. Örneğin ilk bölümünde bir trenin ikinci bölümde bir uçağın içindeler ve görevleri suçluyu bulmak ve içine düştükleri zor durumlardan kurtulmak; işleri zor ama onlar her seferinde başarıyorlar; en azından şimdilik. Bu vb. diziler gecenin bir yarısından sonra çok iyi gidiyor yalnız :)


Geçen ay da aynısı oldu bu ay da öyle olacak. Haftaya bugün sitemizin MART sayfaları yayında olacağı için sendrom da malum olmayacak. Sürpriz konuklarla ve yine özel yazılarla görüşebilmenin heyecanında olacağız sizlerle. Güzel bir hafta olsun hepimize.



20 Şubat 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Atilla İçli


Atilla İçli - Vermediler

Vermediler, vermediler, vermediler ne yapayım

- Sanatçıyı rahmetle anıyoruz -

15 Şubat 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)


Geçtiğimiz günlerde yeni yaşını kutladı Ajda Pekkan. Bir kadının hele hele bir süperstar’ın yaşı asla sorulmaz zaten merak ettiğim cidden bu değil her ne kadar hayran kalma sebeplerimden biri bu olsa da. Yani yıllara meydan okuyor kendisi ve de çok iyi yapıyor. Bu sene içerisinde birçok sürprizi olacak kendisinin ki duydum ve de merakla beklemeye başladım ayrı. Balet Plak kendisinin 1987 yılında yayınladığı bir albümünü CD üzerinden dinleyicilerine sundu geçtiğimiz hafta. ‘’Süperstar 4’’ isimli bu çalışmayı zamanında bir tanıdıktan dinlemek için istemiştim ve de geri vermemiştim; iyi de yapmışım :). Bir Selmi Andak bir İlhan Şeşen bestesi hariç diğerleri yabancı müzisyenlere ait yine; o yıllar adına bir klasik Ajda sendromu; bu şarkılar çok fazla öne çıkmamakla birlikte ayrı bir dinleniyor ve de seviliyor zaten dinleyicilerinde. Aksi beklenir mi Ajda bu; çok şey.

‘’Yüzyıllık sessizlik sona eriyor’’ sloganı ile 12 Mart’ta vizyona girecek olan ‘’Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’’ isimli yedi yıldır yapımı süren çalışmayı heyecanla beklerken Kalan Müzik’ten bir sürpriz geldi ve. Filmden önce bu şarkılar birçok ülkede festivaller kapsamında, birçok seçkin sahnede sergilenmişti, beğeni toplamıştı ve de bizleri nicedir merak ettirmişti. Anadolu’nun ücra köşelerinde provasız ve canlı kaydedilen bu çalışmalar - türküler sahne performansında özgün hali ile ekranlara yansırken Ünen ve müzisyen dostları da canlı olarak kendilerine eşlik ediyordu sahnede. Şimdi hepsini bir albümde dinleme şansımız var ne güzel. Ayakta alkışlamak gerek bu emeği.

Yıllardır nice özel çalışması ile yeri bir başka olan Selami Şahin uzun süredir yeni bir çalışma yapmıyordu ve bir döndü pir döndü yeniden. Öncelikle ‘’Dayman’’ isimli bir albüm yaptı sanatçı ki ikisi remix yedi şarkılık bu çalışmayı baştan sona Arapça seslendirdi. 45. sanat yılını kutlayan sanatçının bu çalışması tüm Ortadoğu ülkelerinde de yayınlandı aynı zamanda. Çok değerli enstrüman sanatçıları ile zaten zengin olan bu çalışmayı geçen hafta bir sürpriz buluşma izledi. Sanatçı Sevgililer Günü sürprizi sundu dinleyicilerine ve sözlerini Ahmet Selçuk İlkan’ın yazdığı bestesini kendisinin yaptığı ‘’Ben Bir Tek Adam (Kadın) Sevdim’’ bu şarkıyı Burcu Güneş ile seslendirdi ve bir de klip çekti (Usta isim Müjdat Gezen de ilk kez bir klipte oynadı). Şarkı single çalışmada iki versiyonu ile yer aldı ki bir tanesi Mustafa Ceceli imzalı.


Babamın telefonuna belirli aralıklarla şarkılar yüklerim. Bir gün bu yüzden kavga ettik zira çektiğim bir Niran Ünsal yorumlu TSM şarkısını çok eski bir kasette dinlediğini iddia etti ve hatta yetmedi gitti o kaseti buldu geldi; derken kasetin içinde zaten olmayan o şarkıyı bulamadı; bu kasette değil ama iddiaya girerim bulacağım falan dedi. Pes eden inanın ben oldum. Neyse konu bu değildi zira Vahdet Vural’ın son albümüydü. Babam sürekli gelip bana onun şarkılarını bulsana derdi e malum onların yıllarının sesi; bulamazdım ki; şimdilik ses etmiyorum nasılsa yine soracak ben de tamam peki diyeceğim ve CD’sini kendisine hediye edeceğim o zaman. 23 şarkılık ‘’Fasl-ı Muhabbet’’ isimli şarkıda Vural hocamız ne var ne yoksa söylemiş hani kaldı ki tanıtımlarını dinledim of ulen of çektim resmen babamı düşünemiyorum :) Çok damar benden söylemesi.

Türk pop müziğinin özellikle 80’li - 90’lı yılların vazgeçilmez isimlerindendi Arzu Ece. Belki sadece bir tek albüm yayınladı ama yolculuğu boyunca en başta TRT’nin ve müzik yarışmalarının (Eurovision’da ülkemizi iki kere temsil etti. Biri ‘’Sev’’ biri Grup Pan ile ‘’Bana Bana’’) vazgeçilmeziydi. Sanatçı şu sıralar ne yazık ki kanser hastalığı ile mücadele ediyor. Bunu da Bugün gazetesindeki köşesinde Aykut Işıklar’dan öğrenmiş olduk. Işıklar’ın bir çağrısı var ki sanatçının çabasına bir elbirliği. Mesam’ı, Müyap’ı, tüm müzik örgütlerini, işletmecileri bir şeyler yapmaya davet ediyor. Bizler de kendisine her şekilde destek vermeye hazırız elbette elimizden geldiğince. Geçmiş olsun dileklerimizi iletirken kendisine tedavisinin olumlu sonuçlar getirmesini diliyoruz ve hatta getireceğine inanıyoruz.

Birbiri ardına birçok ülke Eurovision temsilcilerini açıklamaya başladı. Geçen sene erken oldu belki aslında normal bir süreç ama acaba Manga geç mi kaldı diye düşünürken gerekli açıklamalar yapıldı. Grup üç şarkı hazırladı ve TRT yönetimine teslim etti. Büyük ihtimalle İngilizce olması tercih sebebi olan şarkıları TRT 10 kişilik jüri üyelerine sunacak ki kimler yer alacak çok merak ediyorum ve kim yer alırsa alsın bu durumu da onaylamıyorum. Şarkı ay sonuna doğru açıklanacak, Mart ayı başında klibi çekilecek ve 22 Mart’ta delegasyona teslim edilecek. Açıkçası heyecanım yok ama merakla beklerken grubun web sayfasında birkaç gündür bir geri sayım var. Acaba sıfır olduğunda bizi orada neler bekleyecek :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Bu hafta yine güzel filmler izledim daha doğrusu izlediğim filmler adına en azından hayal kırıklığına uğramadım. Henüz hâlâ vizyonda ve sizleri de hayal kırıklığına uğratmayacak eminim ‘’İt’s Complicated - İlişki Durumu: Karmaşık’’ bir harika. Nasıl olmasın ki bir Meryl Streep var en başta ve ona eşlik eden iki usta isim Steve Martin ve Alec Baldwin (Bu arada o yakışıklı adam nerede ah ah neydim dememeliyiz ne olacağız demeliyiz). Jane’nin ilişki durumu cidden karmaşık nasıl olmasın ki? Bir yanda eski eşi ki bir şeyler yeniden alevleniyor; bir yanda mimarı ki bir şeyler yeniden keşfediliyor; seçim yapması zor ama olağan akışına bırakması da imkansız; peki kim kazanacak? Nefis bir film ve haftanın en iyisi adıma. Bu hafta nicedir izlemek istediğim bir diğer film de zira bir hayli iyi geldi ruhuma. Neden bilmem böyle aşk meşk üzerime geldi bir anda bilemiyorum :) Evet ‘’Serendipity - Tesadüf’’ bir 2001 yapımı filmdi eminim ki; birçoğunuz nasıl bir tat aldı bilmiyorum ama izledi ben yeni bu keyfe eriştim. Biraz fazla mı tesadüf evet, elbette hem de koskoca New York çatısı altında hadi kabul edelim, olabiliyor işte; keyifli bir akıcılığı var filmin bir de üzerinizde bırakacağı karlar; üşümemek lazım ve de aşka inanmak; öyle de yaptım.

Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine hiç hesapta yokken bir filmle de buluştum bu hafta. ‘’Stepfather - Üvey Baba’’. Filmi izlerken o kadar gerildim ki kalktım evin içinde kültür - fizik hareketleri falan yaptım bir ara. Yani bir yanım izleme bırak derken bir yanım da merak etti. 2009 yapımı bu film adından da anlaşılacağı üzere bir babanın üvey ama daha da kötüsü bu babanın katil halleri ama pek de başarılı sayamayacağım bir oyunculuk ve nasıl olur da görülemez, atlanır dediğimiz küçük detaylar; o kadar kör müsünüz yani dedirten durumlar. Ya da hiçbirini izlemeyin ama mutlaka ‘’Eagle Eye - Kartal Göz’’ ile buluşturun kendinizi. Geçen sendrom Michelle Monaghan ismine kitleneceğimi söylemiştim ve şöyle bir gezindim ve kendisinin de rol aldığı bu film ile kendimi tanıştırdım. Diğer başrol oyuncusu Shia LaBeouf bir kere çok yanlış seçim; bu tarz bir film için kahraman portresinde değil ama Monaghan ile olsun senaryo ile vs. baştan sona süper bir film. 2008 yapımı bu çalışma benim diyen birçok çalışmaya meydan okuyabilecekken neden bu kadar gerilerde kalmış anlamış değilim. Filmin konusuna gelince hiç girmeyeyim, bana güvenin ve hiç okumadan - etmeden bu serüvenin içine girin :) Acaba bir sonraki hafta Monaghan ile karşılaşabilir miyim?

Ve dün; öncelikle Sevgililer Günü kime denk geldimse sevgilisizdi. Yani ya da diğerlerine bilerek denk gelmemiş de olabilirim :) Şaka bir yana sevgili dostlarımın kaleminden şiirlerle, şarkılarla sitemizde kutladık öncelikle. Hayat hepimize güç verdikçe nicesini göreceğiz de; aslında gecemi bir aşk filmine ayırmıştım ama sonra vazgeçtim ve arşivime şöyle bir göz atmak isterken direk ‘’The Kite Runner - Uçurtma Avcısı’’ ile karşılaştım ve dedim direk uçalım. Afgan yazar Khaled Hosseini’nin aynı adlı çok romanından beyaz perdeye aktarılan 2008 yapımı bu film uzun yıllardır Kaliforniya’da yaşayan Amir adlı bir Afgan göçmeninin, çocukluk arkadaşı Hasan’ın oğlunun başının dertte olduğunu öğrendikten sonra ona yardımcı olmak için Taliban yönetiminin kontrolündeki anavatanına geri dönüşünü anlatıyor. Kitabını okumadığım için ne kadar sadık kalındı konuya bilemiyorum ama nefis bir film izlediğimin altını çiziyorum. Duygusal olduğu kadar akıcı; gerçek olduğu kadar sıcak bir film izledim evet ve de mutlak tavsiyem. Bir de içinde uçurtma geçen her film göz yaşımı bırakmak zorunda geriye?

Bu hafta dizilerim devam etti. Örneğin nihayet geçebildim ve ‘’Heroes’’ dördüncü sezonu ile de muhteşem başladı. Ne yalan söyleyeyim bu dizinin ben de bu kadar etki uyandıracağını düşünemezdim ama şimdi yavaş yavaş ilerleme vakti; önümde bir yığın bölüm yok artık. Polisiye üçlemelerim (‘’Castle’’, ‘’Mentalist’’, ‘’Life’’) devam ederken geçen hafta bahsettiğim ‘’Cougar Town’’ bir hayli keyif verdi. ‘’Spartacus’’ün ikinci bölümü de ayrıca nefes kesti.

Ve bir yeni hafta daha geldi; bir ayın ortasında bir Pazartesi gününden daha şimdilik bu kadar. Hepimize keyifli bir hafta olması dileklerimle.

14 Şubat 2010 Pazar

Sevgililer Günü Sürprizi


Ve blog okuyucularımıza özel bir Sevgililer Günü sürprizi. Sizler için 14 Şubat Sevgililer Günü’ne 14 şarkı tuttum ve bir özel seçki hazırladım. Yer alan şarkıları sanatçılarının özel konserleri ya da TV programları canlı performanslarından sizler için seçtim. Bu seçki de kimler yok kimler; sürpriz isimler, yorumlar ve düetler.


84 - Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine
Aslı & Emre Aydın - Tüm Şehir Ağladı
Birsen Tezer & Tunç Öndemir - Küçük Bir Aşk Masalı
Bülent Ortaçgil & Zuhal Olcay - Aynalar
Candan Erçetin & İlhan Şeşen - Sen Benim Şarkılarımsın
Funda Arar - Alagül
Gülay - Sen Gelmez Oldun
Hande Yener - Delikanlım
Leman Sam - Kıyamam Sana
Sezen Aksu - Hoşgeldin
Sezen Aksu & Candan Erçetin - Vazgeçtim
Yıldız Tilbe - Geri Dön
Yıldız Tilbe & Yusuf Güney - Aşk Laftan Anlamaz ki
Zerrin Özer – Kıyamam




Ayrıca Emre Kalcı, F.Gül Yanık, Zeki Çelik ve benden özel şiirler - yazılar ve Ahmet Korukçu’dan ilk kez dinleyeceğimiz bir kendi sözü - bestesi sitemizde bir diğer sürprizimiz olarak sizleri beklemekte. Sevgililer gününüz kutlu olsun :)

13 Şubat 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Yasemin Kumral


Yasemin Kumral – Uzaylı Dostum

Nerelerden gelirsin, nerelere gidersin
Neden beni seçersin uzaylı dostum

MP3

Not: Temiz bir kayıt olmamakla beraber paylaşılmaya değer :)

11 Şubat 2010 Perşembe

İlkay Akkaya ile Yeniden


Bu sesi nicedir özlemişim; İlkay Akkaya'nın yeni albümü bugün itibari ile müzik marketlerde. Ve ne güzel ki; geçen yaz bir konserinde de dinlemiştim ve keşke bir albümünde okusa demiştim; ''Acılara Tutunmak'' isimli o muhteşem çalışma bu albüme karşımızda.

Albümün basın bülteni:

İlkay Akkaya, 4 yıl aradan sonra 12 şarkıdan oluşan yeni albümüyle karşımızda: Bir Arapça, bir Kürtçe şarkı dışında, bir de Trakya türküsü ile albümün müzikal yelpazesi genişliyor. Çalışmalar ilk olarak Almanya’da Kızılırmak’tan Cengiz Akataş’ın stüdyosunda başladı. “Bu Şehir” ve “Aşk Dinmemiştir” adlı şarkılar orada düzenlendi. Kayıtlar Ada Stüdyoda İhsan Apça ve Özgür Özkan Mete tarafından tamamlandı. Albümde yer alan “Nemi Nemi” adlı ninni, dünyaca ünlü Lübnanlı müzisyen Marsel Halife’ye ait. Sanatçının, geçen yıl tanıştığı Vassim Soubra ile birlikte bir albüm projesi var. Çalışmalar ilkbaharda başlayacak. Bu ninni ortak çalışmanın ilk adımı. Vassim Fransa’da yaşayan bir Lübnanlı. Ninnide piyano çaldı. Sanatçı, Hatay’lı müzisyen Ali Nafile ile birlikte seslendirdi şarkıyı.

Kızılırmak’tan Yaşar Aydın’ın dört şarkısı bu çalışmada yer aldı. “Bir Yanım Mersin”e klip çekildi. Klipte Şevket Şahintaş’ın fotoğraflarından yararlanıldı. Aynı zamanda Taksi şoförü olan Şevket Şahintaş klipte de oynadı. Geceleri çalışan Şevket Şahintaş, bir yandan da ötekileştirilenlerin fotoğrafını çekiyor: Sokak çocukları, travestiler, evsizler, seks işçileri,… Klibi Murat Çelikler çekti. Yaşar Aydın’ın diğer şarkıları ise, “İçin Yanarken”, “İstanbul’da Bir Yarim Var” ve “Gelmedin Diye”. “Gelmedin Diye”nin sözleri Ahmet Can Akyol’a ait.Albümün Kürtçe şarkısı “Jiyan”ın sözleri, Kürtçe’nin en önemli şairlerinden Cegerxun’a, müziği ise Hüseyin Aydın’a ait.

Ağırlıklı olarak bestelerden oluşan albüm, İlkay Akkaya dinleyenlerinin yıllar süren özlemini dindiriyor. Ve İlkay Akkaya, şu hayatın sert yüzünü, duru bir sese tercüme ediyor. Wernicke Korsakoff hastasının ağzından ölüm oruçlarını dinlediğimiz “Şekerli Su” demir bir bilye gibi takılıyor insanın kursağına. Müzisyenler stüdyoya birlikte girdi ve şarkı tek seferde kaydedildi. Ana motif dışında çokça doğaçlama yapıldı. Bu şarkı, bundan sonra da her icrasında o ana özgü bir yorumla çalınacak.Albümde öne çıkan parçalardan Nemi Nemi, Arapça bir ninni. Şarkı, aynı zamanda sanatçının Fransa’da yapacağı uluslararası bir projenin ilk ürünü. Hindistan, Senegal, Mısır, Lübnan, Fransa’dan müzisyenlerin oluşturacağı bir toplulukla canlı performanslar sergilenecek ve bunlardan biri canlı kaydedilerek albüm olacak.

Ahmet Kaya’nın Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirinden bestelediği ve milyonlara sevdirdiği, “Acılara Tutunmak”, yeri doldurulmaz bir dosta bir gönül borcu olarak albüme kondu. Uğradığı haksız ve acımasız saldırıların ardından aramızdan ayrılışıyla, belki de bugün en çok hatırlanması gereken Ahmet Kaya’ya…
Şükrü Erbaş, Yılmaz Odabaşı, Ahmet Can Akyol’un şiirlerinden bestelenen üç şarkı, albümün ezgilerine de, dizelerine de sızan duyguyu özetler gibi: “Bir hüznün izdüşümü”, “Göç” ve albüme adını veren “Gelmedin Diye”...

“Bu Şehir” de aynı hüzne eşlik ederek girdi albüme: “Ucunda bilemediğin bir buse var/ Gel de geç güpegündüz bu şehirden”.

Dingin ama hüzünlü bir ruh hali, bestelerinden ayrı birer şiir gibi de okunabilecek sözleri, İlkay Akkaya sevenlerin özlem ve samimiyetle kucaklayacakları müziğiyle, “Gelmedin Diye”, uzun soluklu bir yolculuğun yeni bir aşaması.

8 Şubat 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)


Türk pop müziğinin en olmasa da olur yorumcularındandır Mithat Körler. Web adresine baktım şöyle bir yazı var: Müzik; Mithat Körler için bir yaşam biçimidir. Tamam itirazımız yok ama 70’lerden itibaren çıkılan bir yolculuk var ama elde hiçbir şey yok. Küçüktüm vardı, TRT zamanları falan sık sık ekranlardaydı ama bir şarkı dahi olsa hafızamda bir yer edemedi. En son hatta bir albümünde ‘’Ben Varım’’ı yorumlamıştı onu anımsıyorum. İşin ilginci belirli aralıklarla hep albümlerine rastlıyorum. Yine siteleri gezerken denk geldim, bir çalışması daha yayınlanıyor. Üç şarkı iki versiyon şeklinde ‘’Aşk Yalanmış’’ diyor. Adını veren şarkı dışında bilinen ‘’Seni Aşksız Bırakmam’’ ile ‘’Fikrimin İnce Gülü’’ var repertuarda. Yalnız müzikteki ısrarını değil imajındaki ısrarı da koruyor Körler; yıllar geçiyor ama o değişmiyor; haksız mıyım ama işte yıllar geçiyor ama işte herkes değişiyor :) İlgilenenler için yine de albüm bugünden itibaren yerini alacak müzik marketlerde.

Herkes bir albüm yaptı o neden yapmasın mantığı ile bakınca susmak lazım ama aksi halde konuşma hakkımız var. Ben bu tarz durumlarda ortada bir yerde duruyorum. Şimdi Tuğba Özay bir albüm yayınladı adı: ‘’Armoni’’. Çok yeni piyasaya çıktığı gibi henüz sağda solda çok da dile gelmedi ama belli ki önümüzdeki günlerde çok konuşulacak. Hülya’yı, Gülben’i, Petek’i, Demet’i birer kraliçe yapan müzik piyasası neden Tuğba’yı da yapmasın. Albümünde 15 şarkı var. İki şarkı hariç tüm şarkıların sözü, bir şarkının bestesi kendisine ait (ki sözleri cidden şaşırtıcı, aşağıda paylaşacağım) Kapak fotoğrafı ayrıca başarılı. Çok iddialı cümleler kuruyor Özay; bakalım müzik dünyasında nasıl bir yankı bulacak, cidden merak ediyorum.

Haftanın Şarkı Sözü: İçimdeki çocuk yok olmadan gelemez miydin? Transparan beyinlere, tuz biber sözcüklere, müebbet hapisliklere dur diyemez miydin? Günü devirenlere, gülü kemirenlere, çarkı çevirenlere telleri öremez miydin …(Yüreğimin Bekareti)


Bu haftanın son günü yani 14 Şubat’ı bildiğiniz gibi ‘’Sevgililer Günü’’ kutlanacak. Elbette bu durum hemen yapımcıları da harekete geçirdi. Örneğin DMC geçen aylarda albümünü yayınladığı Mustafa Ceceli’nin o meşhur ‘’Hastalıkta Sağlıkta’’sı için dahice bir şey düşünmüş ve bu şarkıyı ve piyano versiyonunu bir CD’de ‘’Sonsuz Aşklar Anısına’’ ibaresi ile yeniden sunmayı akıl etmiş :) Böyle bir şey var mı var işte, tamam özel bir şarkı olabilir ama zaten albümü duruyorken kim neden bunu alsın, alacaktır da ayrı işte. Aynı firma bir de 5 CD’lik ki bu enteresan bir başka özel çalışma daha hazırlamış. ‘’Aşkın Son Şarkıları’’ isimli bu toplama çalışma 66 aşk şarkısını bir araya getirmiş. İçinde bir ben belki de bir siz yokum - yoksunuz anlayacağınız :) İyi ki bir sevgilim yok ve es kaza böyle hediyeler ile karşılaşırsam dünyam falan yıkılır. Yine benzeri bu şekilde yayınlanan - yayınlanacak birkaç albüm daha var. Şaka gibi ama bunlardan biri yine DMC imzalı, tamam tamam bu bahsi kapatıyorum, lütfen :)

O gün malum birçok şehirde, birçok mekanda, birçok alternatif sizleri bekliyor. Titanic Otel’de Demet Akalın’ı dinleyebilirsiniz hatta kendisinden ‘’My Heart Will Go On’’ şarkısını istek de yapabilirsiniz mesela :). Su Ada’da Serdar Ortaç ile ya da Refresh The Venue’de ise Kenan Doğulu ile eller havaya da karşılanabilir. Levent Yüksel ile Balans Jolly Joker diğer bir alternatif olurken Ankara’da iseniz Sertab Erener AGKM’nde sizleri bekleyebilir. Yine Ankara’da; Vedat Sakman’ı Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, Mor ve Ötesi’ni Dib Sahne’de dinleyebilirsiniz bir o keyif. Sezen şarkıları dinleyelim ve kendimizden geçelim diyenler Life Roof’u seçebilir. Anadolu yakasında iseniz CKM Hayal Kahvesi’nde Jehan Barbur; True Blue'da Jale & Hakan Eren en iyi alternatifler gibi duruyor.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Geçen Pazartesi sitemiz yayında olduğu için sendrom yaşamadık :) Geçen bu iki hafta içerisinde birçok film ve dizi izledim. Bakalım ne kadarını sığdırabileceğim. Öncelikle bu Cuma vizyona girecek bir film ki; aynı zamanda da Oscar adayı bildiğiniz. ‘’An Education’’. Gidin, izleyin, keyif alacağınıza eminim. 60’ların Londra’sında bir banliyö ve 16 yaşında (ki oynayan oyuncu 85 doğumlu) bir genç kız. Kendini eğitimine adamış, hayali Oxford’da okumak falan ama bir hayli canı sıkılmış gerek ailesinden gerek yaşam tarzından falan olsa gerek ki karşısına çıkan ilk fırsatı kaçırmak istememiş. David abimiz 30’lu yaşlarında ve de biraz eli işte kaşı - gözü oynaşta ama efendi Allah için. Neyse işte siz devamını getirirsiniz eminimki getirin de. Yine ilginçtir bir başka Oscar adayı ki bu kez bir animasyon ‘’Up - Yukarı Bak’’ bir başka izlediğim yapım. Pixar’ın 375 kişilik bir ekiple hazırladığı bu çalışma gerçekten çok keyifli ve hatta bildiğiniz gibi artık Altın Küre ödüllü. Yaşlı bir baloncu ile doğa kaşifi bir küçük çocuğun yolculuğu; hayallerine ulaşmaları, haz alınmadan başlayan ama sonra dostluğa dönüşen hayatları vs. adeta bitsin istemeden eşlik ettim kendilerine ve de özellikle sonlarına doğru acaip eğlendim. Oskar ödüllerine doğru hedefim tüm adayları yakından takip etmek. Ayrıca tüm bu filmleri ve daha fazlasını bir başka dost adresimiz Muhammed’in Estar Abi bloğundan da izleyebilirsiniz; haklarında neler düşünmüş okuyabilir ve yorumlarınızı katabilirsiniz. Bu film ile ilgili sevgili Özgür'ün yorumu ayrıca dün yerini aldı sayfalarında.

2008 yapımı bir film ‘’Trucker’’ kaldı ki filmi öncelikli izleme nedenim bay Castle olarak da sevdiğim bir oyuncu olan Nathan Fillion’un oynaması. Ama filmde asıl hayran kaldığım kesinlikle başrol oyuncusu Michelle Monaghan (sanırım şimdi de onun başrol filmlerine uzanacağım buradan). Diane kendi halinde bir hayat süren bir kamyon şoförü. O kadar kendi halinde ki yıllar sonra ilk kez çocuğu ile karşılaşıyor. Bu kısmı biraz garip yani bir annenin yıllar sonra çocuğu ile bu şekilde karşılaşması ve ilişkileri hâli; zira film bunun üzerine kurulu elbette ve akışında ilginç sürprizlere gebe. Ve bir diğer keyif aldığım film ki ‘’Children of Men - Son Umut’’. 2027 yılındayız filmde. Dünyadan çocuk sesleri eksilmiş ve son doğan bebeğin üzerinden 19 yıl falan geçmiş. Londra işgal altında bir taraftan kaçak göçmenler, bir taraftan isyancılar, bir taraftan kanun savaşı falan verenler. Derken ne oluyor bir kadının hamile olduğu ortaya çıkıyor ama ciddi anlamda onun korunması gerekiyor. Gerçekten güzel ve akıcı bir senaryo ki ne zamandır izlemek için neden bu kadar bekledim bilmiyorum, çok beğendim. Clive Owen, Julianne Moore, Michael Caine her zamanki gibi olağanüstü bir performanstalar; sıkı tavsiyemdir.

Ama haftamın filmine gelince kesinlikle ‘’Prayers For Bobby’’. Gerçek bir hayat hikayesinden başarılı bir senaryo uyarlaması ve de elbette çok başarılı bir oyunculuk. Zira Sigourney Weaver ismine de kitlendiğimin resmidir artık ki; bugün yarın izleyeceğim ‘’Avatar’’ performansını ayrıca merak ediyorum. Her neyse bu kez de 70’li yılların sonundayız. Bir aile bizi bekliyor ki; başlarda sımsıcak portreler çıkıyor karşımıza ama işin içinde özellikle anne Marry ile oğul Bobby’nin arasında bir çatışma başlıyor sonrasında. Bobby’nin eşcinsel kimliğinden artık emin olması ile birlikte alacağı yol ve değişen ya da değişecek dengeler hayatları bambaşka yerlere sürüklüyor. Filmin özellikle son sahneleri o kadar etkileyici ki; gözlerimden yaşlar ile tamamladığımı söyleyeyim filmi. Mutlaka karşılaşın ve izleyin.

Haftanın Repliği: Gerçekten mi anne? Sevgi böyle bir şey mi? (Prayers For Bobby)

Birkaç film daha var; kaldı ki çok enteresanlar ama daha sırada diziler var; onları haftaya bırakalım. Evet dizi dizi dizilerime gelince öncelikle ‘’Heroes’’ üçüncü sezonu bitirdim, acaip mutluyum zira dördüncü sezonu çok merak ediyordum, hemen bu hafta başlıyorum. ‘’Brothers & Sisters’’ın ikinci sezonuna da aynı şekilde. ‘’Damages’’de üçüncü sezon başladı ama ben biraz biriktirip sonra devam etmeyi düşünürken aylar sonra ‘’LOST’’ adına beklemeyi daha fazla uzatmak istemiyorum. Özlemiştik, kahramanlarımızla buluştuk, ne umduk ne bulduk; kafamız zaten karışıktı, yeniden başa mı döndük? Sarmadı açık olmam gerekirse, nedir bu işkence? Ve geçen hafta içinde iki diziye başladım. Birisi yine tarihten bir sayfa. Bir ‘’Rome’’ hayranı olarak ‘’Spartacus’’ pekala da beni memnun edebilirdi. Gördüğüm kadarı ile bir anda birçok kişi de benim gibi düşündü ve dizi yayınlanan ilk bölümleri ile ilgi gördü. Ben henüz birinci bölümünü izledim ama kesinlikle devam edeceğim, iyi geldi diyebilirim. Dizinin sürprizi Zeyna olarak tanıdığımız Lucy Lawless :) Bu arada tüm bu dizi hastalığını bana bulaştıran Emre’den iki dizi ismi daha aldım. Bir tanesine olasılıkla bu hafta başlarım ama bir diğeri ile tanıştım. ‘’Couger Town’’ 40’lı yaşlarda bir kadının dünyasından renkler sunan bir komedi dizisi. Courteney Cox başrolde; keyifli, zamanın su gibi aktığı bir dizi; tavsiye ederim.


Güzel bir hafta olsun hepimize :)

7 Şubat 2010 Pazar

Sinatra ile Eski 45'likler


İnternet üzerinden yayın yapan Radyo Beyoğlu'nun canlı yayın konuğuyum. Bugün saat 22:00'den itibaren ''Sinatra ile Eski 45'likler programında :) ...



6 Şubat 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Melis Sökmen

Melis Sökmen – Burçlar

Bu ne biçim bir hastalık
İş güç kalmadı burçlara taktık


MP3

3 Şubat 2010 Çarşamba

Şahane Buluşmalar

Elbette albümlerde de oluyor ama daha çok sahnelerde karşılaşıyoruz. Bir bakıyorsunuz yan yana gelen bu isimler ah keşke dedirtiyor, keşke bir arada bir şeyler yapsalar; doya doya yaşasak bu keyfi zira çoğu zaman orada yaşanan orada kalıyor. Ama bazen kayıt altına alacak birileri de çıkabiliyor; yeniden yaşamak ve paylaşmak adına kere kere.

Bir özel gecede Vedat Sakman’ın gitarına Birsen Tezer vokali eşlik ederse bir başka özel gecede de bir Teoman şarkısına - gitarına Balık Ayhan ritmleri eklenirse ortaya sizce nasıl bir renk çıkar. Tarifsiz. Bu soğuk kış gününde biraz ısınmaya ne dersiniz?

2 Şubat 2010 Salı

Rakın Rol Disko Parti'sine Buyrun


''Rakın Rol Disko Parti'' ya da kısaca ''RRDP'' geçtiğimiz hafta piyasada Sony Music etiketi ile yerini alan bir çalışma. Uzun zamandır birlikte bir proje yapma fikirleri hep vardı ve sonuç bekleniyordu. Mirkelam ve Kargo nihatetinde bir albümde huzurlarımızda artık. Öncelikle bu çalışmadan büyük bir keyif aldıklarını dile getiriyor kendileri ve Kurtalan Expres - Barış Manço ve Moğollar - Cem Karaca örneklerinde olduğu gibi düşünülmesini istiyorlar bu birlikteliğin, buna itiraz olamaz elbette çalışılırsa üstüne mutlu da olunur ama elbette bir şeyler söylemek için belki de erken, sadece güzel ve hoş bir proje diye bakabiliriz şimdilik.

Yıllar önce Kargo Grubuyla yolları ayrılan Mehmet Şenol Şişli (MŞŞ)'nin tekrar gruba katılması ile çalışmalarına başlayan Kargo'nun stüdyo aşamasında yaptıkları bir şarkının Mirkelam'ın sesinden çok güzel olacağını düşünmeleri ile başlayan bu süreçte gelinen nokta; sekiz şarkılık bir çalışma ve sözler bütünü ile Mirkelam, müzikler bütünü ile Mirkelam & Kargo imzalı. Albümün prodüktörlüğünü dünyaca ünlü INXS grubunun da prodüktörü Mark Opitz yapmış. Albüm 2 CD'den oluşuyor ve ikinci CD'de şarkıların karaoke versiyonlarına ulaşabiliyorsunuz.

Albümde ilk dikkatimi çeken şarkı ''İyi Geceler'' isimli şarkı zira bunun ötesinde tüm şarkılar hareketli diyebiliriz ama ''80'ler''i özellikle dinleyiniz.

1 Şubat 2010 Pazartesi

ŞUBAT 2010

ŞUBAT 2010
yayındayız ...

25 Ocak 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)


Geçtiğimiz günlerde yepyeni bir albüm yayınladı Fatih Erkoç. Adı ‘’Seher Yeli’’ olan 2 CD’lik ve 26 şarkılık çalışmada Erkoç’u türkülere getirdiği kendine has yorumlarla dinliyoruz. Öyle ki; başta bu duruma ne gerek vardı diye yaklaşmış olsam da dinlemeye başlayınca keyifli bir çalışma ile karşı karşıya kaldığı gördüm. Çoğumuzun ezbere bildiği o tanıdık türkülerin yanında Karacaoğlan ve Yunus Emre şiirlerine de Erkoç tarafından besteler yer alıyor yine çalışmada. ‘’Esmerim Biçim Biçim’’ isimli türküde Erkin Arslan diğer tüm hepsinde İskender Paydaş ve sanatçının kendisi var düzenlemelerde. ‘’İstedim ki, bir anlığın ötesinde, beni tüm cömertliğiyle kucaklayan bu topraklardan aldığım nefesin bir kısmını verebileyim...’’ demiş Erkoç evet hakkını fazlası ile de verebilmiş bu türkülerin.

Yaşar Plak’tan güzel bir sürpriz geldi: Ferdi Özbeğen şarkıları ki; 3 CD’lik tam 39 şarkılık bir çalışma. Yılların başarılı müzisyeni - piyanisti Özbeğen’in yorumu ile sevdiğimiz birçok şarkıyı bir çırpıda çocukluğumda bıraktığı izlerin etkisi ile söyleyebilirim. Örneğin ‘’Kandil’’ içlerinde en özelidir. Düşünsenize sözleri Zeki Müren’e müziğe Selmi Andak’a ait en başta. Bu iki değerli ismin yanında çok değerli diğer isimler de var ki bu liste saymakla bitmez, Aysel Gürel’den Sezen Aksu’ya, Ülkü Aker’den Coşkun Sabah’a; hepsi değerli bu isimlerin Özbeğen yorumlu bu çalışmaları ilk kez bir CD üzerinde yer alıyor. Sanatçının firma ile kayıtlı 12 albümünün de zaman içerisinde yayınlanacağını düşünürsek dev bir koleksiyon ile karşı karşıya kalacağız dönüp baktığımızda.

Haftanın Şarkı Sözü : Cihan Okan - Karım (Söz - Müzik: Sezen Aksu)

Karım, karıcığım gel seni özledim, karım, karıcığım ben seni özledim :)

Barış Manço’yu rahmet ile anmak istiyorum önce ve sonra onun için hazırlanan bir albüme gelmek istiyorum. Zamanında şarkıları Mahsun Kırmızıgül’lü, Hülya Avşar’lı bir kadro tarafından bir albümde yeninden yorumlanmıştı, facia sanıyordum ama şimdi o albümün daha da ötesine gidilmiş ve hatta daha da kötü bir albüme imza atılmış. Lütfen kimse alınmasın hele o çocuklar asla zira her şeyin iyi niyetle yapıldığı ortada zaten Manço başta çocukları çok severdi öyle değil mi? Duygu Korosu isimli çocuklardan oluşan bir topluluk iki ayrı CD halinde sevilen 20 Manço şarkısını bir albümde okumuş. Şahsen gerek var mıydı bence yoktu; peki kim dinleyicisi olacak bu albümün, anneler - babalar çocuklarına mı alacaklar, sanmıyorum ya da keşke. Yani ne gerek var ki bırakın da bu şarkıları dinlediğimiz gibi anımsayalım, çocuklar da öyle anımsasın.

Manço gibi bir başka müzisyeni daha saygıyla analım mı? Bakın bu kez farklı ve olması gereken bir proje var karşımızda. Haziran ayında biliyorsunuz; Atlantik okyanusunda bir uçak düştü ve bir eğitmen - arpist hayatını kaybetti ki; bizden bir değerdi Ceren Necipoğlu. Sanatçının Uluslararası Rio Arp Festivali’nde seslendirdiği repertuarın, öğrencileri ve meslektaşları tarafından seslendirilmiş stüdyo kaydı ve onun çeşitli konserlerden alınmış canlı kayıtlarının yer aldığı 2 CD ve bir kitaptan oluşmakta olan çalışma Kalan Müzik etiketi ile raflarda.

Uzun zamandır sessiz bir firmadan (Erol Köse Prod.) uzun süredir sessiz olan bir isim, Rober Hatemo’nun yeni çalışması, bir maxi single ‘’Mahrum’’ karşımızda. Albümde 2 şarkı ve 4 versiyon yer alıyor. Adını veren çalışmanın sözleri Günay Çoban müziği Niran Ünsal’a ait (ki Niran’ın sesinden de dinledim ama Rober’e daha çok yakıştığını fark ettim). Aynı şarkıda Hüsnü Şenlendirici klarneti ile eşlik ediyor kendisine. Klibi de İzlanda’da buzullar içinde çekilmiş. Şarkı da başarılı, klip de, Rober’in yeni imajı da. Diğer çalışma ise ‘’Hurra’’ adından da anlaşılacağı gibi hareketli bir çalışma; sözlerde Rober’e Alper Narman eşlik etmiş müzikse Erdem Kınay imzalı. Bir albüm olmasını ümit ederdim ama arada gelen bu sürprizi de elbette sevmeden edemedim. Çok özel şarkılar kazımıştır hafızama Rober Hatemo; özellikle ‘’Mahrum’’u hemen aralarına ekledim.

Erol Köse’den bir albüm haberi daha var daha doğrusu kendisinin bir keşfi daha var: Mercan. Albümünün tanıtım şarkılarını dinlemeden önce adlarını duyduğumda birkaç dakikalık şok yaşadım. ‘’Sana Değil Kardeşine’’, ‘’Bekaretim Yok’’, ‘’Sexy’’, ‘’Kowboy’’ ve sıkı durun ‘’Hepsi Gay (Hepsi Şey)’’ gibi isimler siz de nasıl bir albüm itibarı uyandırır. Hayır hayır sandığınız gibi basit türden değil; enteresan bir altyapıda pop - elektro çizgide ve farklı bir vokalde Mercan ama ben pek ısınamadım, belki albümü bütünü ile dinlemem lazım; çok fazla yetinemedim. Ama şurası kesin ki çok konuşulacak bir çalışma ile karşı karşıyayız.

Haftanın Gelini: Hangisi daha güzel, buyrun birlikte seçelim, mutluluklar efendim :)


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Önümüzdeki Pazar günü bir etkinlik var Sakman Bar’da. 19:30’da başlayacak ve 20 YTL ücretle katılabileceğiniz ‘’Şiir Aşkına’’ isimli bu etkinliği sevgili Zeki Çelik düzenliyor. Yelda Karataş’ın sunumu ile gerçekleşecek gecede çok özel şairler ve müzisyenler sahne alacak. Ahmet Telli, Lale Müldür, Cezmi Ersöz, Altay Öktem, k.iskender, Pelin Batu gibi kalemlere notaları ile Vedat Sakman, Birsen Tezer, Suzan Kardeş eşlik edecek. Kaçırmamalı.

Gelelim haftanın dizilerine. Öncelikle bu hafta belki de biraz soğuklardan, karlardan falan gömüldüğüm evimde hedeflediğim gibi bazı sonlara ulaştım. Örneğin ‘’Dexter’’ı tamamladım. Evet artık beklemek düşüyor yeni sezonu ama anladım ki böyle bir finali daha öncesinde de görmüştüm belki, zira bu kadar etkilenmemiştim. Bu sezon Dexter ciddi anlamda muhteşemdi. İzledikçe kendimi bulduğum ve içlerine dahil olduğum Walker ailesini artık daha bir seviyorum. ‘’Brother’s & Sister’s’’ kesinlikle muhteşem bir dizi ve ben cidden hepsine ayrı aşığım. Daha önümde çok sezon var ama ilk sezonu bitirdim, devamına da ilk fırsatta başlıyorum. Ve ‘’Damages’’ ikinci sezonunu da bir çırpıda bitirdim. Yeni sezonu bu akşam başlıyor ve olasılıkla birkaç gün içinde kavuşacak oluyorum. Yetişebildiğim ve günü gününe o heyecana dahil olacağım için artık daha mutluyum.

Bu hafta harika filmler izledim ve bu yüzden birini diğerinden ayırmam kesinlikle haksızlık olur. Geçen haftaya enteresan bir kadronun enteresan bir senaryosu ile başladım. 2009 yapımı ‘’Armored’’ Türkiye’de Mart ayında vizyona girecek. Matt Dillon, Jean Reno, Laurance Fishburn gibi başarılı oyuncuların başlıca rollerinde olduğu filmde bir grup güvenlik elemanının ortada dönen ciddi bir paranın peşinden koşmaları ve onları bekleyen sürprizler işleniyor. Aksiyonu yüksek ama izlenen çevrelerce kadroya rağmen fazla beğeni almıyor film. Prison Break’ten Sucre, Heroes’dan Peter ise filmin sürprizleri. Bir diğer film ise ‘’Little Miss Sunshine - Küçük Gün Işığım’’. 2006 yapımı filmi izlediğim gün sevgili Muhammed Tiryaki’nin de yorumlarını bloğuna düşmesi bizi bekleyen güzel bir tesadüftü. Sayfasında da filmi yorumladık ayrıca ama şu kadarını diyebilirim ki biraz ters düştük :) Filmi çok beğendim. Zira dört adaylığının sonucu iki Oscar kazanmış aynı zamanda. Bir eski minibüse doluşan bir aile ki birbirinden farklı karakterlerin birbirinden farklı hâlleri onları tek bir hayal için California’ya sürüklüyor. Orada onları bekleyenler filmin en eğlenceli kısmı. Filmdeki küçük yıldız bir hayli başarılı öyle ki; filmin Oscar adayı da olmuş aynı zamanda.

Haftanın Repliği : Little Miss Sunshine - Küçük Gün Işığım

Eğer uçmak istiyorsam bir yolunu bulurum.

Ve iki arkadaş tavsiyesi olarak seyrettiğim iki şahane film. Birisi ‘’Lost in Translation - Bir Konuşabilse’’. 2003 yapımı filmde iki başarılı oyuncu var ki başlı başına filmi götürmeye yetiyorlar hatta artıyorlar. Bill Murray ve Scarlett Johansson. İki Amerikalının Tokyo’da kesişen yolları, bir otel odasında başlayan dostlukları ya da belki de aşkları da diyebilirsiniz ve birlikte kısa sürede keşfedecekleri hayatın diğer renkleri. Çok kaliteli, yormadan kendini izleten, çok başarılı, sımsıcak bir film izlemek isteyenler hiç düşünmesin. Ve sizlerle paylaşacağım son film de yine nicedir elimde ancak sıra bulabildi kendine ‘’Count of Monte Cristo - Monte Kristo Kontu’’. 2002 yapımı film Alexander Dumas’ın kitabından senaryolaştırılmış ki çeşitli yıllarda çeşitli yönetmenlerce de ayrıca çekilmiş. İzlediğim bu versiyonunu da çok başarılı buldum zira en son ‘’The Prisoner’’de hayran kaldığım James Caviezel yine en son ‘’The Tudors’’ dizisinde çok başarılı bulduğum James Frain ile Henry Cavill ve elbette unutulmaz ‘’Memento - Akıl Defteri’’nden Guy Pearce filmin başrollerinde. Dürüst ve çalışkan bir denizcinin, mutlu hayatının bir anda çeşitli entrikalar yüzünden kabusa dönüşmesi ve kendisini bir hapishanede bulması ve sonrası anlatılıyor ki; heyecan dozu yüksek, izlemesi keyifli.

Haftanın Filmi: Divatar :) Bir yerde okudum ki; diva bu afişe çok kızmış, bizi anlayışla karşılasın yayınladığımız için zira biz kendisini çok seviyoruz.


Önümüzdeki Pazartesi ayın 1’i bu sebeple sendrom olmayacak ve yerini sitemiz buluşması alacak. Ötesinde kaldığımız yerden devam edeceğiz ve hatta Şubat ayı içinde çeşitli sürprizlerle sizleri buluşturma çabası içinde olacağız. Karlı ama bir yanda da güneşli bir Pazartesi, tadacağınız her keyif kâr kalsın yanınıza; mutlu haftalar.

18 Ocak 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)

Bir Pazartesi günü daha geldi ve kapıyı çaldı; içeri alalım mı?

Geçen hafta Pazartesi günü İstiklal’e, Meis Bar’a düştü yolumuz. Bir süredir k.iskender sahne alıyor mekanda ve gelen dostları ile şiirlerini paylaşıyor. Yalnız kendisi değil katılan şair dostları ve şiir severler de kendisine eşlik ediyor dizeleri ile hatta ben de yeni şiirlerimden birini okudum. Gayet akıcı ve keyifli geçiyor gece hatta bittiğini anlamıyorsunuz. Çıkışta da hatta hep beraber bir mekana gittik ve sohbete devam ettik. Gayet sıcak gayet içten; yolunuzu düşürün ve bir şiir de siz olun derim mutlaka.

Haftanın Dizesi: K.İskender - Her Şairin İnfazı Kalem Tutmasıyla Yazılır’dan ...


Bir pazartesiydi – uyanmıştım… / başucumdaydı her türlü sevincim /
ve masmaviydi gökyüzünden sarkan ışıklar / masmaviydi yeryüzünden yükselen buhar / ve yine masmaviydi gün / günün içinde üreyerek koşuşan çocuklar…/ bende ise zaman zaman ciğ tutan ruhumun bataklıklarında sürülerce, / senelerce süren yorgunluğum!..


Pazartesi günü deyip geçmeyin ve hemen mekanın az ötesinde yer alan Jazzstop’a gidin ve mutlaka ama mutlaka Effective grubunu dinleyin. Ben başta bu saatten sonra mı dedim ama hayran kaldım grubun performansına. Zira grubun solisti Evrim Özşuca muhteşem bir vokal öyle ki; öğrendiğim kadarı ile Estonya’da yapılan bir caz vokal yarışmasında birinciliği var kendisinin. Amerikalı jazz ustası ve trompetçi Ted Curson'un “Ted Curson In Paris” albümüne de ayrıca vokal yapmış. Bir albümünün olmasını diledim onu ve grubunu dinlerken ve tanışmaktan heyecan duydum.


Bu arada kaçırmak istemediğim iki sahne var bu hafta. Biri bu Çarşamba yine Jazzstop’da. Serkan Özcan sahne alacak saat 22 itibari ile; geçtiğimiz aylarda sitemizde de konuğumuzdu, ilk albümü ‘’İçimdeki Gökyüzü’’nün tanıtım konserini kaçırmamak gerek. Ve bu Cuma günü, bir aksilik olmazsa elbette neredeyiz yine; Kadiköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde. Sevgili dostumuz Birsen Tezer saat 20:30 itibari ile sahnede olacak müzisyen dostları ile ve ‘’Cihan’’ albümünden yine özel repertuarından seçkin şarkılarını paylaşacak bizlerle.

‘’Haberci’’ belgeseli ve İZ TV’nin tüm jeneriklerini yapan aynı zamanda ‘’Haberci - Etnik’’, ‘’Young Sufi’’, ‘’Young Sufi Acoustic’’ ve ‘’Şehr-i İstanbul’’ albümlerini yayınlayan Murat Tuğsuz pop - rock tarzında bir albüm yayınladı, adı: Günahkar. Albümün tanıtım konseri dün gerçekleşti ve ben de kendisi ile tanışma şansını bulabildim. Ayrıca çok da keyifli bir söyleşi gerçekleştirdim kendisi ile ki Şubat ayında sitemizde okuyabilirsiniz. Albüme adını veren çalışma başta çok keyifli şarkılar var bu albümde. Dinleyelim, dinletelim.


Haftanın Yemeği: Ispanaklı Yumurta

Babaannem dün ıspanak yapmış, kırmadım biraz yedim; dedi ki istersen yumurta kırayım içine, yok kalsın dedim :) ‘’Ispanaklı Yumurta’’ bana Bizim Murat’ı hatırlatır. Vitamin dönemlerinden payını almış daha sonra da böyle bir albüm yayınlamıştı. Hatta ‘’Aslı ile Kerem’’ Cumartesi Şarkısı Ateşi olarak köşemizde de yerini almıştı. Tanrım çok kötü şarkılar ya; ‘’Laztronot’’, ‘’Gıdıkla’’, ‘’Vara Vara Lo’’ gibi isimlerde şarkılar var düşünün. Ve daha da kötüsü bu albüm geçtiğimiz günlerde tekrar yayınlandı. Daha da kötüsü albümü Odeon yayınladı :) Var mı böyle bir şey; o canım albümlere imza atan Odeon. Bu Bülent Ortaçgil’in Gülben Ergen’e beste vermesinden sonra müzik dünyasında yakın zamanda yaşanan ikinci facia aday adayı durumu. Üçüncü de yolda; Nazan Öncel de Tuğba Ekinci’ye besteler vermiş, düet müet yapmış, buna ekstra değineceğim, yemek soğumadan yiyelim de önce :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Geçen Cuma günü vizyona girdi. Jason Reitman’in yönetmenliğini yaptığı film olan ‘’Up İn The Air - Aklı Havada’’. Film Altın Küre’ye 6 dalda adaydı sadece en iyi senaryo ödülü ile ayrıldı ama muhtemelen Oscar’a da aday olacağı kaçınılmaz. George Colloney, Vera Farmiga ve Anna Kendrick’in başlıca rollerini oynadığı bu filmi izledim ve kesinlikle haftanın filmidir diyebilirim. Ekonomik krizin getirdiği işten çıkartmalar öyle kolay yapılmıyor, bu işin bir uzmanlığı var ki; Ryan’da o kişilerden birisi. Bir yeri bir yurdu yok, sürekli bir uçuş hali ve bu esnada aşkı ile, ailesi ile birlikte kurmaya çalıştığı ilişki işleniyor filmde. Başlarda biraz filme adapte olamasam da ilerleyen dakikalarda zamanın su gibi aktığını fark ettim ve sevdim, izleyin derim.

Bu hafta en çok beğendiğim film oldı ‘’O...Çocukları’’. Vizyonda olduğu süre içerisinde birçok kere tartışmaları da gündeme getirdiğini biliyordum. Adı eleştirildi en başta sonra o oynayacaktı o oynadı durumları konuşuldu, oyunculara para ödenmedi dendi falan filandı ama film fenaydı. 80’ler sonrası; İstanbul’un bir köhne mahallesi, birçok çocuklu bir ev, hayat kadını olan annelerin dramı, ülkenin siyasi şartları içerisinde yaşanan haksızlıklar vs. muhteşemdi hani. Demet Akbağ her zaman taktir edilmesi gereken bir oyuncuyken Özgü Namal’dan Sarp Apak’a, İpek Tuzcuoğlu’na her oyuncu rolünün hakkını vermişti ayrı; o çocuklar yok muydu, en çok onlara bayıldım. Birçok DVD geçti elime bu hafta yine ama ötesine vakit ayıramadım zira bu geçen hafta kalan vakitlerimde tamamen dizilerim ön plana çıktı ve bir oradan bir buradan yine birçok maceranın içinde buldum kendimi.

Haftanın Repliği: Devenin gölgesinde karınca ezilmez (O...Çocukları)

Altın Küre ödülleri bu sabaha karşı verildi. Kısmen izledim, kalan sonuçlarını az önce öğrendim. Artık ‘’Mad Men’’i izlemek kaçınılmaz bunu anladım diziler adına. ‘’Dexter’’ın en iyi oyuncu ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini kazanacağına emindim ve çok sevindim. Nihayet dün ikinci sezonunu nefis bir finalle bitirdiğim ve üçüncüsü için geri sayıma başladığım ‘’Damages’’ performansı Gleen Close’a nasıl ödül getirmedi, şaşırdım.


Bir de soğuklar, karlar geliyormuş dikkat edelim kendimize ve güzel bir hafta olsun beraberinde. İyi haftalar, günlük güneşlik, altın kürelik yarınlar.

12 Ocak 2010 Salı

Eurovision Yolcusu: MANGA


55. Eurovision şarkı yarışmasında Türkiye’yi temsil edecek isim belli oldu. TRT Genel Müdürlüğü bu yıl Norveç’te gerçekleştirilecek olan Eurovision Şarkı Yarışması finalinde, Türkiye’yi temsil etmek üzere MANGA ile anlaştı. Kurumdan yapılan yazılı açıklamada "Oslo’da, 29 Mayıs 2010 tarihinde finali gerçekleştirilecek olan 55. Eurovision Şarkı Yarışmasında Ülkemizi MANGA temsil edecektir." denildi. Grup; geçtiğimiz günlerde MTV televizyonu tarafından "Avrupa’nın en iyi sanatçısı" seçilmişti.

Uzun Yol Türküleri


Uzun yollara en çok türküler yakışır, uzak şehirlere belki zamanlı belki zamansız göçlere. Düşünüyorum da benim de başka şehirlerde daha çok sığındığım hâllerdi türkülere kucak açmak, bir bağlama ağlamalardı. Karşılaştığım bir albüm bu anlamda birçok kişinin derdine belki çare bulacaktı, en olmadık yaralarını belki sızlatacak en olmadık hasretliklerini alevlendirecekti ama olsun bundan kimse zarar görmeyecekti.

Seyhan Müzik etiketli yayınlanan bir albüm öncelikle türkülerin çok özel isimlerini - yorumcularını bir araya getirmiş. Albüm ‘’Beyaz Giyme’’ türküsü ile açılıyor ve Yavuz Bingöl’ün yorumundan nefis bir aranje ile dinliyoruz. Bildiğiniz üzere birçok kişi tarafından yorumlanan bu türkünün belki de böyle bir güzelliği var; aynı tat evet her seferinde o içten ad. Albüm sürpriz bir çalışma ile devam ediyor ki; Yıldız Tilbe (Türkü yorumları başta çok özeldi ama ısrarla yineliyorum, hazırladığı türkü albümünü sevememiştim) bu albümde ilk olarak ‘’Metris’’i yorumluyor. Ali Asker, Güler Işık gibi başarılı yorumculardan sonra Tilbe’de sesine yakıştırıyor bu ağıtı ve yürekleri dağlamaya devam ediyor bir uzun alan. Albümde Tilbe ayrıca ‘’Gel Gör Beni Aşk Neyledi’’ isimli türkü ile de yer alıyor. İlk olarak Yavuz Bingöl’den dinlemiştim ben ‘’Eğin Türküsü’’nü, bu albümde Onur Akın’dan dinliyoruz. Mahsuni Şerif türküsü olan ‘’Bilemedim’’i Hüseyin Turan yine nefis yorumlarken albümün en özel türkülerinden biri olan ‘’Alma Attım Yuvarlandı’’ yine albümün en özel yorumlarından biri oluyor ki; Gülay hakkını fazlası ile veriyor (Gülay’ın ilk iki albümü o kadar başarılıydı ki; yine de türkü yorumlamasına ve de öyle devam etmesine üzülmedim).

En sevdiğim bir başka türkü ‘’Kime Kin Ettin’’i bu albümde Berdan Mardini’den dinlerken kaldı ki; o da çok başarılı, albümde ilk kez karşılaştığım bir isimle devam ettim yolculuğa ve Ender Balkır ismi ile karşılaştım. ‘’Yüksek Minarede Kandiller Yanar’’ ne kadar içten bir yorumla sunulmuş; hemen kendisinin diğer çalışmalarına göz atacağım. ''Ben Sana Yandım Gelin'' ile Hakan Yeşilyurt, ‘’Bülbül Ağlar Gül Ağlar’’ ile Nilüfer Sarıtaş, ‘’Ağlama Yar’’ ile Oğuz Aksaç, ‘’Turnam Gidersen Mardine’’ ile Seyfi Yerlikaya albümün diğer özel çalışmaları. Bir de sürprizi var albümün ki koro halinde sanatçılar ‘’Sen Bir Ceylan Olsan’’ isimli bir Aşık Veysel türküsünü yorumluyor. Bu tarz albümler adına umudumu yitirmişken benim için çok özel bir çalışma oldu ‘’Uzun Yol Türküleri 1’’ adından da anlaşılıyor ki devamı gelecek. Yolumuz türkülerle hiç bitsin istemeyeceğiz belki de.

11 Ocak 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)

Mos Def; bu sene en iyi rap ve performans dallarında Grammy ödüllerine aday bir rap şarkıcısı. İşin bizi ilgilendiren yanı albümünde ‘’Süpermagic’’ isimli şarkısında Selda Bağcan’dan bir türküye kısmen de olsa yer vermesi. Aşık Mahsuni Şerif’in bir türküsü olan ‘’İnce İnce Bir Kar Yağar’’ın bu albümde yer almasında haberdar Bağcan ama özel bir izin istenmemiş kendisinden; büyük ihtimalle telifi ödenmiştir, firmadan izin alınmıştır diyor. Bir yerde hoş bir yerde de garip bir durum değil mi? 31 Ocak 2010 akşamı gerçekleşecek tören ve nasıl bir sonuç çıkacak hep birlikte göreceğiz.

İstanbul bildiğiniz gibi 2010 kültür başkenti. 16 Ocak günü açılışı gerçekleşecek ve İstanbul’un çeşitli semtlerinde etkinlikler olacak. Haliç’te özel bir gösteri ile başlayacak, bir havai fişek gösterisi ile devam edilecek ki bu bir saatlik program bazı noktalarda dev ekrandan yansıyacak. Zira o noktalarda çeşitli şovlar ve konserler de gerçekleşecek. Tarkan (Taksim), Nil Karaibrahimgil (Beylikdüzü), Mor ve Ötesi (Kadiköy), Kıraç (Pendik), Mercan Dede (Sultanahmet), Zara (Bağcılar) o gün sahne alacak isimler arasında. Taksim’de ayrıca ateş, Kadiköy’de dev balon gösterileri de olacağı bilgiler arasında. Taksim’i merak ediyorum ama oradaki kalabalığa karışmaya cesaret edemeyeceğim için burnumun dibindeki Kıraç konseri ile belki açılışı renklendirebilirim diyorum :)

İstanbul’un eski Elhamra sineması bugünün farklı mekanlarından olan XLarge. Mekan bir daha yenilendi ve İstanbul’un alternatif konser mekanlarından biri olma yoluna girdi. Açılışı bu Cuma Nil Karaibrahimgil konseri ile gerçekleştirilecek. 22’de kapılarını aralayacak mekanın 2000 kişi kapasitesi var. Ayrıca önümüzdeki günlerde Burak Kut, Sertab Erener, Murat Boz’da mekanda sahne alacak isimler içerisinde. Alternatif olarak Sertab Erener performansını değerlendirebilirim, zira özledim sahnesini.

Haftanın Kadını ve Açıklaması : Tuğba Ekinci - Nihat’tan (Odabaşı) beni sade bir şekilde çekmesini istedim ve ortaya bu fotoğraflar çıktı.




Geçen günlerde D&R’da gördüm ki ‘’sadece bizde’’ ibaresi ile kocaman bir kahkaha. Zira Haris Alexiu’nun yayınlanan best of albümü nicedir tüm müzik marketlerde zaten vardı, başka bir firmanın etiketi altında. Zira 23 şarkılık bu çalışma bir live albüm ve gerçekten herkesin elinde olması gereken bir şölen. Plak olarak da sınırlı yayınlanmış bu ilginç olabilir ayrı. Türkçe’ye de uyarlanmış ve hit olmuş şarkıların da yer aldığı bu çalışmayı bugüne kadar dinlememiş olanlar, adres sadece D&R :) Ötesinde sanırım henüz ülkemizde yayınlanmadı, hangi yollara başvurursunuz bilemem :) Sanatçının son albümü ‘’I Agapi Tha Se Vri Opou Kai Na’sai’’ için yahu bu nasıl bir albüm adıdır demeyin ve dinleyin, nefis bir duygusallıkta :)

Albümü bugün itibari ile raflarda yerini son aylarda yayınladığı albümleri ile bizleri kendisine hayran bırakan Kalan Müzik etiketi ile alacak. Sarp Maden, Türkiye’nin önemli caz gitaristlerinden. Bugüne kadar çeşitli gruplarla çalışmalar ve birçok ülkede konserler gerçekleştirdi. Sanatçının kendi gitarına Adnan Karaduman’ın etnik tarzı, İrem Demirer’in caz tınısı, Şevval Sam’in sesi eklenince nasıl bir sound ile karşılaşacağımız merak konusu. Turgut Alp Bekoğlu, Eylem Pelit gibi müzisyenlerde albümün diğer konukları.

Haftanın Albüm Kapağı: Umut Kuzey - Al Beni :)


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Karizma adam Gerard Butler, ben oyunculuğunu da ayrıca beğenirim. Jamie Foxx ile birlikte başlıca rollerini paylaştığı 2009 yapımı film olan ‘’Law Abiding Citizen - Adaletin Peşinde’’ geçen haftanın en keyif aldığım filmlerinden biriydi. Muhteşem bir senaryo ve oyunculuk, nefis bir sürükleyicilik ... Ölümle sonuçlanan bir ev soygunu sonrası sağ kalan bir babanın - eşin intikamını almak için nasıl sınır tanımaması, neleri göze alması ve adalete nasıl karşı çıkması, meydan okuması işlenmiş. Bir başka keyif aldığım film ise ‘’İmsomnia’’ 2002 yapımı film ve yönetmenini ‘’Momento - Akıl Defteri’’nden tanıyoruz; Christopher Nolan. Al Pacino, Robin Williams, Hillary Swank, Martin Donovan filmin kadrosundan bir biz yokuz daha ne isteyelim :) Alaska’nın küçük bir kasabasına bir görev için iki dedektifin yollarının bir noktada ayrılması filmi başlatıyor ve sonrasında çeşitli sürprizlerle karşılaşılıyor. Bir anda ortaklık etmeye başladığı bir katil oluyor. Aksiyonu bir yana bırakıp biraz keyif almak için DVD başına geçtiğimde beni bekleyen film ‘’The Hangover - Felekten Bir Gece’’ karşıma çıkıyor. Tesadüf eseri karşılaştığım bu film 2009 yapımı bir komedi. Öyle her saniyesinde kahkahalar beklemiyor sizi ama itiraf ediyorum birkaç dakikasında kendime gelemediğim sahneler olmadı değil, gayet seyirlik bu anlamda. Bir tür bekarlığa veda partisi ve dört kafadarın başına gelenlerden ibaret film ve çok tanınan bir oyuncu kadrosu yok.

Bu haftanın en keyif aldığım filmine gelince kesinlikle ‘’Transylvania’’. Öncelikle bu filminden sonra yönetmeni Tony Gatlif’in diğer filmlerine ulaşmaya karar verdim ama ondan öncesi bu filmin ve diğerlerinin müzikleri ile ilgilenme kararı aldım ve bir bir ulaşmayı denedim - deniyorum. ‘’Transylvania’’ evet öncelikle müziklerine hayran kaldığım bir film oldu. Birol Ünel’in de kadrosunda olması ve bir kere daha oyunculuğunu konuşturması sebebi ile özellikle dikkatimi çeken filmde başrol oyuncusu Asia Argento’ya da hayran kalmamak mümkün değildi elbette. Duygusal ve bir o kadar tutkulu bir kadının sevdiği adam Milan’ı bulmak uğruna hiç bilmediği bir kente gelmesi, karşılaştığı hayal kırıklığı, kendisini yeniden yollara vurması ve bu yolculukta karşılaştıkları, yaşadıkları. Yer yer deliliğin yer yer sakinliğin diz boyu hâller alması ve her şey belki de garip bir masaldı.

Haftanın Repliği: Milan, içime ne koydun böyle … (Zingarina, doğum sancısı çekerken)


Dizi dünyama gelince öncelikle kısa bir ara veren ‘’Desperate Housewives’’ dehşet bir bölümle geri döndü. Kahramanı bambaşka bir sürprizler bekliyordu bu bölümde ve sevdiğim bir oyuncusunun diziden ayrılması ile başta ben de üzüntüye uğradım. Ama dizinin sonlarına doğru gözlerimin dolması başka sebeptendi. Özellikle Felicity Huffman nasıl özel bir oyuncudur; bu kadınları seviyorum, bir başka seviyorum. Henüz iki bölümünü seyrettim zira topu topu 6 bölümlük bir dizi ki ‘’The Prisoner’’mesajı detaylarında mı gizli? Orijinali daha öncesinde (1967 - o dönem için çok ciddi bir proje) 17 bölüm halinde çekilen dizinin bu yeni versiyonunda esas meseleler ve hikayeler değerlendirilmiş, evet 6 bölüme sığdırılmış hepsi. Kendini “Köy” adı verilen bir tür açık hapishanede bulan ve geçmişini hatırlamayan bir adamın, aynı kaderi paylaştığı insanlarla birlikte verdiği kaçış mücadelesini anlatıyor dizi ve ‘’The Truman Show’’, ‘’The Matrix’’ ve ‘’Lost’’ gibi yapımlara ilham verdiği söyleniyor. Evet orda bir köy var uzakta, o köy kimin köyüdür peki diye klasik olabilecek bir espri ile de bir sendromun sonuna böyle gelinilebilir mi :)

Hayır gelinemez haftanın bir şeyi daha var :)

Haftanın Sloganı: Sigara Sağlığa Zararlıdır - Sigara İçmeyin Müzik Dinleyin (Hürriyet Keyif’in arka sayfasında bir ilan. DMC tarafından Burak Kut’un ‘’İlaç’’ isimli albümünün tanıtımı. Kut’un sigara içerken çekilen bir fotoğrafı ve elbette sigara kısmının flulaştırılması.

Başka sözüm yoktur bu sendromluk, mutlu ve yaratıcı kalmak üzere, iyi haftalar :)

4 Ocak 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)


Single olayı geçen yıl itibari ile ülkemizde ciddi bir artış gösterdi. Çok fazla gerekli bir şey değil bence bu durum. Belki yıllardır yurt dışında doğru kullanıldı ve kabul gördü ama bizde tam anlamı ile oturmadı. Ziynet Sali bundan birkaç ay önce zaten birkaç ay önce çıkan albümüne bir yeni şarkı ekledi ve piyasaya sundu. Şimdi bir single daha yayınladı ‘’Rüya’’ adı ile ki Sinan Akçıl çalışması, iki ayrı düzenleme ile DMC’den çıktı ve fiyatı 7.50 YTL. Şarkıya itirazım yok ama sonra da internetten şarkı indiriliyor diyoruz bilmem ne falan deniliyor, garip karşılıyorum bu durumu.

Bir de mini albüm olayı var. Maxi single deniliyor bu duruma da. Çocuklar Duymasın dizisinin Havuç karakteri Furkan Kızılay büyüdü ve 19 yaşında oldu. İki yıldır müzikal eğitim almış ve de ‘’Aşksın Sen’’ isimli bir çalışma ile de görücüye çıkmış bugünlerde. Aydın Sarman ve Burcu Güven prodüktör ve sözlerde bestelerde imza da aynı zamanda. Pop rock tarzında hazırlanan bu albümden küçücük de olsa bir elektrik almak mümkün değil gibi görünüyor ama elbette yolun çok daha başında olan bir isme de pek yüklenmemek gerekiyor.

Haftanın Sözü:

Hadise’nin çorap reklamı yüzünden çorap giyemez oldum. Öyle kalın bacaklarla çorap mı tanıtılır? O kalın bacakları gördükten sonra artık çorap giyemez oldum. Bundan dolayı da sık sık hasta olup duruyorum.

Aylin Coşkun (‘’Tam Zamanı’’ isimli maxi single çalışmasını bir polemik yaratmadan tanıtmak olmazdı tabi ki)

Bugüne kadar başta eşi Funda Arar olmak üzere Nilgül’den Yonca Lodi’ye birçok başarılı isme birçok başarılı bestesi ile hayat verdi ve şimdi sıra kendisine geldi. Aynı zamanda aranjör ve de prodüktör olan Febyo Taşel önümüzdeki hafta müzik marketlerde yerini alacak olan bir enstrümantal albüm hazırladı. ‘’Melez Miras’’ ismini verdiği çalışmasında 15 şarkı yer alıyor ve ‘’Kabuk’’ isimli çalışma için Mardin’de bir de klip çekiliyor. Bestelerini keyifle dinlediğim müzisyen bakalım bu albümü ile bizlere nasıl bir renk getirecek.

Geçen yılın son günlerinde uzun bir aradan sonra yayınladığı albümü ‘’Benim Adım Orman’’ ile kendisini özlediğimizi hissettiğimiz Şebnem Ferah cephesinde hareketlilik başladı. Sanatçı albümünün gala konserlerine bu ay içinde başlıyor. İlki 09 Ocak tarihinde Bostancı Gösteri Merkezi’nde gerçekleşecek ve 17 Ocak tarihinde İzmir Atlas Pavyon, 22 Ocak tarihinde Ankara Anadolu Gösteri Kongre Merkezi konserleri ile de devam ettirecek. Yepyeni şarkılara o unutulmayan şarkıları da eklenince nasıl bir konser olacağı şimdiden belli; kaçırmamalı elbette.

Haftanın Şarkısı: Vedat Sakman - Aralık

Yılbaşı akşamı canlı canlı da dinleme şansını buldum. Mehmet Teoman sözler, Vedat Sakman müzikler olarak bir konsept albüm düşünülmüş 12 ay adına 12 şarkı olarak. Kim için hazırlandığını netice de artık olmayacak bile olsa buradan söylemeyeceğim ama ‘’Şubat’’ isimli şarkıyı Mustafa Ceceli’nin ‘’Ben O Değilim’’ adı ile okuduğunun altını çizeceğim. Yani umudum bu projeyi Sakman’ın kendi adına yapması ayrı eğer olmayacaksa da bu şarkılarla bir an önce buluşmanın bir başka yolu olmalı.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Sendrom epeydir yazılmadı hali ile bu sürede birçok film izlendi. Sinema dünyası bildiğiniz gibi çok hareketli ama ben bir türlü dahil olamıyorum zira evde DVD keyfi yapmaktan daha büyük keyif alıyorum. Yine de Fatih Akın’ın son filmi için sanırım bekleyemem o süreci ayrı. Geçen haftalarda izlediğim filmleri sıralamaya başlıyorum hemen ve ilk sırayı iki gerçek hayat hikayesine bırakıyorum. ‘’Milk’’i çok beğendim, nicedir izlemek istiyordum ki Sean Penn zaten çok sevdiğim bir oyuncu zira buradaki rolü ile Oscar ödülünü de hani boşu boşuna kucaklamamış. Harvey Milk; Amerika’nın eşcinselliğini gizlememiş ilk politikacısı kaldı ki yaşam hikayesi ile bir filme konu olmak için geç bile kalmış. Filmde oynayan diğer oyuncuların gerçek hayattaki karakterlere ne kadar çok benziyorlar; bunu filmin sonunda görebiliyorsunuz, ayrıca hayran kaldım; çok başarılı. Diğer izlediğim bir filmden ise açıkçası çok şey ummuşum zira Tom Hanks ve Julia Roberts olmasa zaten izlemezmişim. Afganistan’daki Sovyet işgali sırasında komünizme karşı direnen mücahitlere silah ve finans desteği sağlayan Teksas’lı bir kongre üyesinin gerçek yaşam öyküsü ‘’Charlie Wilson’s War - Charlie Wilson’un Savaşı’’. Ama inanın sıkıcı ve çok uzun repliklerden öte sürükleyiciliği az tamamen zaman kaybı. Son yıllarda çok başarılı bulduğum iki oyuncu olan Penelope Cruz ve Javier Bardem ne güzel ki ‘’Vicky Cristina Barcelona - Barcelona Barcelona’’da buluşmuşlar onlara Scarlett Johansson eşlik etmiş, kaldı ki film Woddy Allen imzalı e yakalanmalıydı. Kaderleri kesişen üç insanın karmaşık aşk hikayesi, çok basit gibi görünen ama bir hayli sürprizlerle kendini sürükleyen filmi sevdim.

Bir arkadaşımın bana getirdiği filmlerdendi biri ‘’Gamer - Oyuncu’’ydu ki yine oyuncularımdan Gerard Butler vardı sonra ‘’Dexter’’ım Michael C. Hall tüm aksiyona rağmen uyumamak için zor tuttum kendimi filmde. Butler’ın yine başrolünde olduğu ‘’Butterfly On A Wheel - İhanetin Bedeli’’ ise kısmen keyifliydi. Kısmen diyorum zira filmi izlerken çok şey mantıksız geliyor ama sonuna doğru düğümler çözülünce kurulan bağ devreye giriyor ve durum anlaşılınca her şey mantıklı geliyor. Türk sinemasının son yıllarda vizyona giren iki filmi ise tam anlamı ile beni büyülüyor. Biri yıllar sonra Tarık Akan ile Şerif Sezer’i yan yana getiren ‘’Deli Deli Olma’’ ki yönetmen Murat Saraçoğlu muhteşem bir film çıkartmış ortaya. Kahkahalar ile göz yaşları birlikte tamamladım bu filmi ve filmin tüm oyuncuları zaten muhteşem ama küçük oyuncularını ayrıca ayakta alkışladım. Mişka ile Popuç’un hikayesi, karların içinde sımsıcak bir aşk - dostluk hikayesi. İkinci bir defa bile çok arayı açmadan seyredebilirim. DVD’si bu film gibi yeni raflarda yerini alan ‘’Gölgesizler’’ biraz daha enteresan. Yıllar önce ilk şiir kitabını yayınladığında tanışma şansını bulmuştum, bu filmin yapımcısı aynı zamanda başlıca rollerinden birinde Hakan Karahan. Senaryo ve yönetmen koltuğunda Ümit Ünal, diğer rollerde Selçuk Yöntem’den Arsen Gürzap’a, Ahmet Mümtaz Taylan’dan Altan Erkekli’ye dev bir kadro var. Bir uzak bir yakın, bir şehir bir köy, bir kaybolma bir var olma hikayesi ama sürüklüyor, ama dikkatleri çekiyor. Filmin müziklerinde Candan Erçetin imzası var ki zaten öne çıkan şarkısı ‘’Ben Kimim’’ bile filmi bütünü ile anlatmaya yetiyor.

Haftanın Repliği:

Hızlı uçan kelebeği kim ehlileştirdi, ben yaptım ... ''Butterfly On A Wheel - İhanetin Bedeli'' ...

Dizilerde de heyecan sürüyor. ‘’Heroes’’ üçüncü ‘’Damages’’ ikinci, ‘’Brother’s Sister’s’’ birinci sezonları ile bitti bitecek ben de. Hatta bu hafta gel de tamamla diyorum kendime. ‘’Castle’’ ve ‘’Life’’ ilk sezonları ile bitti, ikinci sezonlarına başladım bile. ‘’Desperate Housewives’’ ve ‘’Flashforward’’ muhteşem bir bölümle sezon arası verdiler ve heyecanım dorukta. ‘’Dexter’’da zira öyleydi ama onun yeni bölümlerine bu hafta başlıyorum. Bir de yeni diziye başladım ki elimizde on bölüm var ve ben yarıladım hatta. ‘’Hung’’ orta yaşlı, terk edilmiş, beş parasız bir adamın bir jigolo olması ile değişen hayatını anlatıyor. Öğrendiğim kadarı ile e2’de de yayınlanan dizi senaryosunun yanında oyunculuğu ile dikkatleri çekiyor ki 17 Ocak’ta Altın Küre ödülleri verilecek bildiğiniz gibi ve iki dalda adaylığı var. Adaylara şöyle bir baktığımızda en iyi drama dizisinde favorim elbette ‘’Dexter’’, kadın oyuncu dalında ‘’Damages’’le Gleen Close, erkek oyuncu dalında ‘’The Mentalist’’le Simon Baker olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Zira diğer hiçbir aday diziyi izlemedim ya da oyuncularının performanslarını bilmiyorum ayrı. Bu arada dün gece itibari ile bir dizi daha kapımı çaldı, e onu da anlatmak haftaya kaldı.

Gece başlayan kar bugün yerini kuru bir soğuğa bıraktı. Ama sımsıcak bir güneş var, görebilen ve hissedebilen herkes için; tutunmak adına o renge. Yeni bir yılın ilk Pazartesi günü, İyi haftalar herkese.

2 Ocak 2010 Cumartesi

Bir Eurovision Anketi ve Bir Üçüncülük


3minutes.me, Songfestival.web-log.nl, Ilkar.blogspot.com, Eurovisionfanclub.gr ve Belgovision.com'un organize ettiği "En İyi 250 Eurovision Şarkısı" yarışmasında, Sertab Erener "Everyway That I Can" ile 3. oldu. 2009 yılında temsil eden "Düm Tek Tek" 35., 1997 yılında temsil eden "Dinle" 46., 2006 yılında temsil eden "Süper Star" 150., 2007 yılında temsil eden "Shake it up Shekerim" 153. ve son olarak da 2005 yılında temsil eden "Rimi Rimi Ley" 193. oldu.

1. Yohanna - Is It True (2009, Iceland)
2. Danijela - Neka Mi Ne Svane (1998, Croatia)
3. Sertab - Everyway That I Can (2003, Turkey)
4. Helena Paparizou - My Number One (2005, Greece)
5. Željko Joksimović & the Ad Hoc Orchestra - Lane Moje (2004, Serbia)
6. ABBA -Waterloo (1974, Sweden)
7. Marija Šerifović - Molitva (2007, Serbia)
8. Edsilia - Hemel En Aarde (1998, Netherlands)
9. Ani Lorak - Shady Lady (2008, Ukraine)
10. Secret Garden - Nocturne (1995, Norway)