15 Şubat 2010 Pazartesi

PS (Pazartesi Sendromu)


Geçtiğimiz günlerde yeni yaşını kutladı Ajda Pekkan. Bir kadının hele hele bir süperstar’ın yaşı asla sorulmaz zaten merak ettiğim cidden bu değil her ne kadar hayran kalma sebeplerimden biri bu olsa da. Yani yıllara meydan okuyor kendisi ve de çok iyi yapıyor. Bu sene içerisinde birçok sürprizi olacak kendisinin ki duydum ve de merakla beklemeye başladım ayrı. Balet Plak kendisinin 1987 yılında yayınladığı bir albümünü CD üzerinden dinleyicilerine sundu geçtiğimiz hafta. ‘’Süperstar 4’’ isimli bu çalışmayı zamanında bir tanıdıktan dinlemek için istemiştim ve de geri vermemiştim; iyi de yapmışım :). Bir Selmi Andak bir İlhan Şeşen bestesi hariç diğerleri yabancı müzisyenlere ait yine; o yıllar adına bir klasik Ajda sendromu; bu şarkılar çok fazla öne çıkmamakla birlikte ayrı bir dinleniyor ve de seviliyor zaten dinleyicilerinde. Aksi beklenir mi Ajda bu; çok şey.

‘’Yüzyıllık sessizlik sona eriyor’’ sloganı ile 12 Mart’ta vizyona girecek olan ‘’Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’’ isimli yedi yıldır yapımı süren çalışmayı heyecanla beklerken Kalan Müzik’ten bir sürpriz geldi ve. Filmden önce bu şarkılar birçok ülkede festivaller kapsamında, birçok seçkin sahnede sergilenmişti, beğeni toplamıştı ve de bizleri nicedir merak ettirmişti. Anadolu’nun ücra köşelerinde provasız ve canlı kaydedilen bu çalışmalar - türküler sahne performansında özgün hali ile ekranlara yansırken Ünen ve müzisyen dostları da canlı olarak kendilerine eşlik ediyordu sahnede. Şimdi hepsini bir albümde dinleme şansımız var ne güzel. Ayakta alkışlamak gerek bu emeği.

Yıllardır nice özel çalışması ile yeri bir başka olan Selami Şahin uzun süredir yeni bir çalışma yapmıyordu ve bir döndü pir döndü yeniden. Öncelikle ‘’Dayman’’ isimli bir albüm yaptı sanatçı ki ikisi remix yedi şarkılık bu çalışmayı baştan sona Arapça seslendirdi. 45. sanat yılını kutlayan sanatçının bu çalışması tüm Ortadoğu ülkelerinde de yayınlandı aynı zamanda. Çok değerli enstrüman sanatçıları ile zaten zengin olan bu çalışmayı geçen hafta bir sürpriz buluşma izledi. Sanatçı Sevgililer Günü sürprizi sundu dinleyicilerine ve sözlerini Ahmet Selçuk İlkan’ın yazdığı bestesini kendisinin yaptığı ‘’Ben Bir Tek Adam (Kadın) Sevdim’’ bu şarkıyı Burcu Güneş ile seslendirdi ve bir de klip çekti (Usta isim Müjdat Gezen de ilk kez bir klipte oynadı). Şarkı single çalışmada iki versiyonu ile yer aldı ki bir tanesi Mustafa Ceceli imzalı.


Babamın telefonuna belirli aralıklarla şarkılar yüklerim. Bir gün bu yüzden kavga ettik zira çektiğim bir Niran Ünsal yorumlu TSM şarkısını çok eski bir kasette dinlediğini iddia etti ve hatta yetmedi gitti o kaseti buldu geldi; derken kasetin içinde zaten olmayan o şarkıyı bulamadı; bu kasette değil ama iddiaya girerim bulacağım falan dedi. Pes eden inanın ben oldum. Neyse konu bu değildi zira Vahdet Vural’ın son albümüydü. Babam sürekli gelip bana onun şarkılarını bulsana derdi e malum onların yıllarının sesi; bulamazdım ki; şimdilik ses etmiyorum nasılsa yine soracak ben de tamam peki diyeceğim ve CD’sini kendisine hediye edeceğim o zaman. 23 şarkılık ‘’Fasl-ı Muhabbet’’ isimli şarkıda Vural hocamız ne var ne yoksa söylemiş hani kaldı ki tanıtımlarını dinledim of ulen of çektim resmen babamı düşünemiyorum :) Çok damar benden söylemesi.

Türk pop müziğinin özellikle 80’li - 90’lı yılların vazgeçilmez isimlerindendi Arzu Ece. Belki sadece bir tek albüm yayınladı ama yolculuğu boyunca en başta TRT’nin ve müzik yarışmalarının (Eurovision’da ülkemizi iki kere temsil etti. Biri ‘’Sev’’ biri Grup Pan ile ‘’Bana Bana’’) vazgeçilmeziydi. Sanatçı şu sıralar ne yazık ki kanser hastalığı ile mücadele ediyor. Bunu da Bugün gazetesindeki köşesinde Aykut Işıklar’dan öğrenmiş olduk. Işıklar’ın bir çağrısı var ki sanatçının çabasına bir elbirliği. Mesam’ı, Müyap’ı, tüm müzik örgütlerini, işletmecileri bir şeyler yapmaya davet ediyor. Bizler de kendisine her şekilde destek vermeye hazırız elbette elimizden geldiğince. Geçmiş olsun dileklerimizi iletirken kendisine tedavisinin olumlu sonuçlar getirmesini diliyoruz ve hatta getireceğine inanıyoruz.

Birbiri ardına birçok ülke Eurovision temsilcilerini açıklamaya başladı. Geçen sene erken oldu belki aslında normal bir süreç ama acaba Manga geç mi kaldı diye düşünürken gerekli açıklamalar yapıldı. Grup üç şarkı hazırladı ve TRT yönetimine teslim etti. Büyük ihtimalle İngilizce olması tercih sebebi olan şarkıları TRT 10 kişilik jüri üyelerine sunacak ki kimler yer alacak çok merak ediyorum ve kim yer alırsa alsın bu durumu da onaylamıyorum. Şarkı ay sonuna doğru açıklanacak, Mart ayı başında klibi çekilecek ve 22 Mart’ta delegasyona teslim edilecek. Açıkçası heyecanım yok ama merakla beklerken grubun web sayfasında birkaç gündür bir geri sayım var. Acaba sıfır olduğunda bizi orada neler bekleyecek :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Bu hafta yine güzel filmler izledim daha doğrusu izlediğim filmler adına en azından hayal kırıklığına uğramadım. Henüz hâlâ vizyonda ve sizleri de hayal kırıklığına uğratmayacak eminim ‘’İt’s Complicated - İlişki Durumu: Karmaşık’’ bir harika. Nasıl olmasın ki bir Meryl Streep var en başta ve ona eşlik eden iki usta isim Steve Martin ve Alec Baldwin (Bu arada o yakışıklı adam nerede ah ah neydim dememeliyiz ne olacağız demeliyiz). Jane’nin ilişki durumu cidden karmaşık nasıl olmasın ki? Bir yanda eski eşi ki bir şeyler yeniden alevleniyor; bir yanda mimarı ki bir şeyler yeniden keşfediliyor; seçim yapması zor ama olağan akışına bırakması da imkansız; peki kim kazanacak? Nefis bir film ve haftanın en iyisi adıma. Bu hafta nicedir izlemek istediğim bir diğer film de zira bir hayli iyi geldi ruhuma. Neden bilmem böyle aşk meşk üzerime geldi bir anda bilemiyorum :) Evet ‘’Serendipity - Tesadüf’’ bir 2001 yapımı filmdi eminim ki; birçoğunuz nasıl bir tat aldı bilmiyorum ama izledi ben yeni bu keyfe eriştim. Biraz fazla mı tesadüf evet, elbette hem de koskoca New York çatısı altında hadi kabul edelim, olabiliyor işte; keyifli bir akıcılığı var filmin bir de üzerinizde bırakacağı karlar; üşümemek lazım ve de aşka inanmak; öyle de yaptım.

Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine hiç hesapta yokken bir filmle de buluştum bu hafta. ‘’Stepfather - Üvey Baba’’. Filmi izlerken o kadar gerildim ki kalktım evin içinde kültür - fizik hareketleri falan yaptım bir ara. Yani bir yanım izleme bırak derken bir yanım da merak etti. 2009 yapımı bu film adından da anlaşılacağı üzere bir babanın üvey ama daha da kötüsü bu babanın katil halleri ama pek de başarılı sayamayacağım bir oyunculuk ve nasıl olur da görülemez, atlanır dediğimiz küçük detaylar; o kadar kör müsünüz yani dedirten durumlar. Ya da hiçbirini izlemeyin ama mutlaka ‘’Eagle Eye - Kartal Göz’’ ile buluşturun kendinizi. Geçen sendrom Michelle Monaghan ismine kitleneceğimi söylemiştim ve şöyle bir gezindim ve kendisinin de rol aldığı bu film ile kendimi tanıştırdım. Diğer başrol oyuncusu Shia LaBeouf bir kere çok yanlış seçim; bu tarz bir film için kahraman portresinde değil ama Monaghan ile olsun senaryo ile vs. baştan sona süper bir film. 2008 yapımı bu çalışma benim diyen birçok çalışmaya meydan okuyabilecekken neden bu kadar gerilerde kalmış anlamış değilim. Filmin konusuna gelince hiç girmeyeyim, bana güvenin ve hiç okumadan - etmeden bu serüvenin içine girin :) Acaba bir sonraki hafta Monaghan ile karşılaşabilir miyim?

Ve dün; öncelikle Sevgililer Günü kime denk geldimse sevgilisizdi. Yani ya da diğerlerine bilerek denk gelmemiş de olabilirim :) Şaka bir yana sevgili dostlarımın kaleminden şiirlerle, şarkılarla sitemizde kutladık öncelikle. Hayat hepimize güç verdikçe nicesini göreceğiz de; aslında gecemi bir aşk filmine ayırmıştım ama sonra vazgeçtim ve arşivime şöyle bir göz atmak isterken direk ‘’The Kite Runner - Uçurtma Avcısı’’ ile karşılaştım ve dedim direk uçalım. Afgan yazar Khaled Hosseini’nin aynı adlı çok romanından beyaz perdeye aktarılan 2008 yapımı bu film uzun yıllardır Kaliforniya’da yaşayan Amir adlı bir Afgan göçmeninin, çocukluk arkadaşı Hasan’ın oğlunun başının dertte olduğunu öğrendikten sonra ona yardımcı olmak için Taliban yönetiminin kontrolündeki anavatanına geri dönüşünü anlatıyor. Kitabını okumadığım için ne kadar sadık kalındı konuya bilemiyorum ama nefis bir film izlediğimin altını çiziyorum. Duygusal olduğu kadar akıcı; gerçek olduğu kadar sıcak bir film izledim evet ve de mutlak tavsiyem. Bir de içinde uçurtma geçen her film göz yaşımı bırakmak zorunda geriye?

Bu hafta dizilerim devam etti. Örneğin nihayet geçebildim ve ‘’Heroes’’ dördüncü sezonu ile de muhteşem başladı. Ne yalan söyleyeyim bu dizinin ben de bu kadar etki uyandıracağını düşünemezdim ama şimdi yavaş yavaş ilerleme vakti; önümde bir yığın bölüm yok artık. Polisiye üçlemelerim (‘’Castle’’, ‘’Mentalist’’, ‘’Life’’) devam ederken geçen hafta bahsettiğim ‘’Cougar Town’’ bir hayli keyif verdi. ‘’Spartacus’’ün ikinci bölümü de ayrıca nefes kesti.

Ve bir yeni hafta daha geldi; bir ayın ortasında bir Pazartesi gününden daha şimdilik bu kadar. Hepimize keyifli bir hafta olması dileklerimle.

2 yorum:

Estar Abi dedi ki...

The Kite Runner'ı bir Sinestar'dan hatırlıyorum:)))

Kadri, bir mucize olur da baban haklı çıkarsa 3 gün eve uğrama bence:)) Hatta gel bize:)

Kadri Karahan dedi ki...

Doğru valla; şimdi gittim bir daha okudum iyi mi zaten o sebep arşive almıştım şimdi anımsadım ... Baba rolünü oynayan aktörü ben de çok beğendim ve hangi filmden anımsadığımı hatta yazından öğrendim şimdi :) ...

Yalnız o albümü dinleyelim istiyorum, cidden sağlam repertuar :) ...