1 Ekim 2010 Cuma

EKİM 2010 - 9'ncu Yıl ÖZEL




Haydar Ergülen

Zeliha Sunal

Atakan Ilgazdağ

Zeynep Sağdaş

Cüneyt Ergün

Melek İrdem

Mehmet Mesum

Ogün Kaptanoğlu

Naim Dilmener

F.Gül Yanık

Kadri Karahan

Asya Gülgün Özkan

Muhammed Tiryaki

Zeki Çelik



ve sitemizin 9'ncu yılındayız; nice güzelliklere ...



27 Eylül 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Ve bir ayın son haftası, son Pazartesi günü. Öncelikle yeni ayın 1’i yani Cuma günü özel sayımız sizlerle buluşacak sitemizde. Dokuzuncu yaşımızı kutlamaya hazırlandığımız bu ayın yine çok özel, çok renkli konukları olacak. Geçtiğimiz günlerde yeni albümünden sendromumuzda da bahsettiğim çok sevdiğim bir sanatçı dostum albümünün detaylarını ilk kez bizimle paylaşacak. Beraberinde dört müzisyen konuğumuz daha var üç tanesi ilk albümleri ile müzik dünyasına merhaba diyen isimler ama bir tanesinin ilk albümü ile önümüzdeki günlerde karşılaşacağız ama bahse giriyorum ortada bir şarkısı var, üstelik iki yıldır onu dinliyorsunuz ve çok merak ediyorsunuz ama ilk kez bu denli yakından tanıma şansını bulacaksınız. Yine çok değerli bir şairimiz ve yine çok değerli bir oyuncumuz sayfalarımızda konuğumuz olmaya hazırlanırken takip ettiğiniz yazıları ile değerli kalemlerimiz ayrıca sizlerle olacak. Özetinde herkese güzel bir ay daha yaşatmak adına geri sayımdayız tüm değerli arkadaşlarımızla.

Müzik dünyası sessiz sakin bir süreçte, pek öyle kayda değer yapımlar ile karşı karşıya kalamıyoruz takip etmeye çalıştığımız bu günlerde. Genelde karma ya da eski albümler bir bir sunulmakta ve bunlardan da açıkçası bir haz alamamaktayım adıma. Tamam bazı albümlerin CD üzerinde buluşması kaçınılmaz. Örneğin OSSİ Müzik Ajda Pekkan’ın Beş Yıl Önce On Yıl Sonra grubu ile birlikte hazırladıkları albümünü ve Ercan Turgut’un ‘’Tanrı Misafiri’’ni yayınladı. Aynı firma önümüzdeki günlerde Sibel Tüzün’ün albümü yayınlayacak. Yine bir başka özel firma olan Odeon’da boş durmuyor ve ellerindeki albümleri bir bir yayınlamaya devam ediyor. Ağırlıklı olarak THM ve TSM olan bu çalışmaların kuşkusuz özel bir dinleyicisi var ve onlar için kaçırılmayacak bir fırsat. Bayar Müzik ise arabesk dinleyicilerini unutmamış ve Emrah ile Ceylan’ın küçük küçük hallerinin o acı dolu haykırışlarını Arabesk başlığı altında ayrı ayrı sunmaya karar vermiş
.

Haftanın Rengi: Mavi

Mavi ilk albümü ‘’Mavi’’yi Pasaj Müzik etiketi ile yayınladı. Albümü sırf içinde enteresan bir şarkı olduğu için özellikle merak ettim ve dinledim. Seyyal Taner’in ‘’Nanay’’ albümünde dinlediğim ki çok güzel bir albümdü ‘’Neler Oluyor’’ isimli şarkı cover olarak seçilmiş burada. Seçim muhteşem ama yorumu çok sevdiğim söylenemez.

Sony Müzik etiketli bir yeni albüm ise Barbaros imzalı. Barbaros ismini özellikle sahne dünyasını yakından takip edenler iyi bilirler. Bu ilk albümünde biri remix on şarkıya yer vermiş. Ortada ilginç isimler var bu albümde ki enteresan buluşmalar bunlar. Süpervizörlüğünü Zeynep Talu üstlenmiş albümün. Annesi Çiğdem Talu’nun ölümünden sonra ilk defa bir şarkı sözü kullanılmış ki Şehrazat bestelemiş. Yine bu isimlerin yanında Fikret Şeneş, Onur Mete söz ve bestelerde, Aykut Gürel, Mustafa Ceceli, Volga Tamöz gibi isimler de aranjelerde yer almış. Ciwan Haco’nun bir bestesinin yanında ayrıca albümde Patrica Carli’nin unutulmaz eseri ‘’Pardonne Moi’’ yer almış. Albümün ilk klibi ‘’Olur Ya’’ isimli şarkı ile olacakken klibinde sürprizlerle karşılaşacakmışız. Albümü dinleme şansını buldum ve sevileceğini düşünüyorum bu şarkıların en azından yeni ve eskiye dair bir soluğa ihtiyacımız varmış.

Ve bu hafta Ankara’da olan dostlarımıza birkaç alternatif sunmak istiyorum ki görebildiğim kadarı ile önümüzdeki günlerde kendilerini güzel konserler bekleyecek. ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisinde bir hafta üst üste hani nefes kesecek performanslara tanık olabilirler kendileri. Ayın 1’inde Duman ile başlayacak olan konserler zinciri ayın 2’sinde Grup Yorum, 3’ünde MFÖ, 5’inde Yeni Türkü, 6’sında Erkan Oğur yer alacak. Her yıl yapılması beklenen bu konser zincirinde başlama saati 20:00 olurken bilet fiyatları Biletix itibari ile 34 YTL ama 100 YTL vererek tüm konserlere katılma hakkına da sahipsiniz. Ayrıca Ekim ayının ilk günü Buena Vista Sensacion grubu turne kapsamında Telwe Performance Hall’de sahne alacak. Latin büyüsüne kapılmak isteyenler için grup bu Salı İstanbul, Perşembe Eskişehir, Cumartesi de İzmir’de olacak.


Haftanın Konseri: Birsen Tezer
Yaz boyunca Bodrum’da sahne alan Birsen Tezer yeniden İstanbul sahnelerine dönüş hazırlığı yapıyor. Anadolu yakasında oturanlara 01 Ekim Cuma günü Balans Brau’da, Avrupa yakasında oturanlara 02 Ekim Cumartesi Haymatlos’ta nefis bir müzik ziyafeti olacak. Özlediğimize eminim.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Bu hafta alternatiflerimiz yani dizilerimiz ve filmlerimiz üzerine biraz daha konuşacağız. Öncelikle dizilerden başlayalım. Bu sene yine yerli yapımlar ile yıldızım barışamayacak gibi. Birincisi içlerinde çekici gelen olmadı her ne kadar ‘’Deli Saraylı’’yı merak etsem de içlerinde onun da yayını yakalayamadım. Gördüğüm kadarı ile bu dizi ve ‘’Fatmagül’ün Suçu Ne’’ bu senenin esareti olacak. Ben diğer dizilere dönecek olursam ki bildiğiniz üzere birçoğu yeni yayın dönemine başladı. Öncelikle içlerinde takip ettiklerimi yazacağım ki ‘’Dexter’’ ve ‘’Desperate Housewives’’ dün itibari ile ilk gösterimini yaptı hani olasılıkla bu gece ya da en geç yarın meşhur katilimiz ve umutsuz kadınlarımız ile randevum kaçınılmaz. Ama geçen sene beni etkisi altına alan polisiye dizileri ile bu sene de barışık kalacağım kesin. Öyle ki ‘’Castle’’ ve ‘’Mentalist’’ üçüncü sezonları itibari ile ben de yerlerini garantilediler. Her ikisinin de ilk bölümü yayınlandı ve yine memnun ayrıldım durumdan. Ötesinde bu sene ‘’Nikita’’da beni etkisi altına alacak gibi. Bu arada elime 10 bölümü yayınlanan bir dizi daha geçti ki devam edecek mi bilmiyorum ama ‘’Memphis Beat’’de izlediğim ilk bölümü ile gözüme ilginç göründü. Birçok dizide oynadığı biliyorum ama ben kendisini ‘’Desperate Housewives’’ın Betty’si olarak çok sevmiştim bir zaman Alfre Woodard’da dizinin kadrosunda. Dramalara gelince onlar beşinci sezona başladı ama ben henüz üçüncü sezonlarına merhaba dedim ki ‘’Brothers & Sisters’’ ben de koca bir seneye yayılacak yine. Haricinde ‘’Hung’’ ikinci sezonu ile takibimde kalacak ve ‘’Persons Unknown’’ bu hafta tamamlanacak ve ‘’Covert Affair’’ ile bir süre daha devam edilecek. En azından biraz yüküm hafifledikçe yeni dizilere bulaşacağım hemen.


Beni bilen bilir ki Bette Midler’in kalbimde yeri delidir. Elimde ona dair öylesi dağınık bir arşiv vardı ki ve bunları toplamaya başladım geçen hafta içinde. Albümlerinden konserlerine, filmlerinden dizilerine. Özellikle bir zaman TRT’de izlediğimi bildiğim eski filmlerine ulaşmam kolay olmadı. Bazılarının altyazısı yok ama olsun elimde onlar olmalıydı. Bir çırpıda operasyona başladım ve kısmen arayı kapadım. Öyle ki ‘’Oliver & Company’’den ‘’Big Business’’e kadar birçok filmi şimdi elimde. Her ne kadar ‘’For The Boys’’ ya da ‘’Stella’’ gibi eksiklerim olsa da çoğuna artık sahibim. Bu heyecanla ki DVD’si D&R başta birçok satış noktasında az da olsa eminim mevcuttur ‘’Ruthless People’’ı izleyerek başladım bu hafta onla ilgili macerama. 1986 yılı yapımı bu komedi filmi ülkemizde ‘’Karımı Kaçırdılar’’ adı ile izleyiciye ulaşmıştı ve büyük ilgi görmüştü. Danny De Vito’nun Bette Midler ile harikalar yarattığı bu filmde bugünün çok önemli bazı oyuncuları da yardımcı rollerde. Anımsatmam gerekirse Barbara kaçırılıyor ve eşi Sam’den fidye isteniyor. Ama Sam’in fidyeyi ödemek gibi bir düşüncesi yok çünkü o ondan zaten kurtulmak istiyor. Derken araya bir sürü insan giriyor ve bir sürü trajikomik olay birbirini izliyor. Gerçekten bugün izlediğimde bile kahkahalara boğulduğum film bana güzel bir nostalji yaşatıyor. Bu arada bir de sürpriz yine Midler’in kendisi kadar başarılı iki oyuncu olan Diane Keaton ve Goldie Hawn ile başrollerinde oynadıkları ‘’First Wives Club - İlk Eşler Kulübü’’ DVD olarak yeniden piyasa da ki başta ‘’Beaches’’ı ve daha sonra diğerlerini de görmek adına.

Bu hafta 80’li yıllardan bir film ile daha karşılaştım. Aslında kaç kez izlemiştim bilmiyorum ama aynı heyecanla yine sarıldım. Madonna ve Rosanna Arquette’nin başrollerini paylaştığı ‘’Desperately Seeking Susan’’ sanırım Türkiye’de ‘’Susan’ı Arıyorum, Çaresizim’’ olarak çevrilmişti yanılmıyorsam. Kuşkusuz Madonna’nın var olmasından dolayı birçok insanın kilitlendiği ama çok önemli bir şey edinemedikleri bu filmi ben nedense seviyorum. Madonna’ya korkunç hayran olduğum yıllardı ve o ne yapsa benim için anlamlıydı. Bu filmi izledikten sonra sıradaki arayışım ‘’Shangai Surprise’’ filmi kesinlikle, büyük ihtimalle onu ‘’Who’s That Girl’’ falan da izlemeli zaten :)

O yıllardan bugünlere gelmem gerekirse 2010 yapımı bir filme uğruyorum ki iki ay kadar önce falan gösterimdeydi ve de bir hayli ilgi çekti. ‘’Knight & Day - Gece Gündüz’’ aksiyon ile komediyi bir araya getirmek istemiş bir film. Başlıca rollerinde kanımın bir türlü ısımadığı Tom Cruise ve tam tersine izlemekten çok keyif aldığım Cameron Diaz var. June ile Milner’ın yolları bir havaalanında kesişiyor derken o yol senin bu yol benim bir koşuşturma içine dahil oluyorsunuz kendileri ile. Bu ne tür bir kovalama ve kim kim biraz karışık gibi ve üstelik abartı üstüne abartı sahnelerle süslü ki yok artık dediğim kaç sahneye tanık oldum düşünün artık. Cruise adeta rolünü sevememiş gibi Diaz yine oynadığı karakteri güzel taşımış. Asla sıkılacaksınız demiyorum, normal vakit çerçevesinde anormal tempoda bir film izleyeceksiniz o bildiğimiz klasik renkler çerçevesinde.

Çok güzel bir hafta olması dileklerimle. Herkese iyi keyifler.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Yonca Evcimik

Yonca Evcimik - Boza
Bol tarçınlı bir bardak, olmaz olmaz iki bardak
üç bardak bir bidon, bir varil bir ton

20 Eylül 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Albümleri yazdığım zaman da demiştim ve kişisel olarak albümleri çok başarılı ya da zamanlamayı doğru bir yerde bulmamıştım belki de. Ama öyle olmadı ve her şeye rağmen Işın Karaca ve Şevval Sam Tekin arabesk albümleri ile belki de farkında olmadan yeni bir sürece imza attılar. Satışlardan ya da verilen konserlerden belki de bu isimler arabesk söylediğinden durum başka bir boyut kazandı ya da bize öyle geldi bilinmez ama yeniden hayatımıza bulaştığı bir gerçekti arabeskin; ki uzağında mıydık elbette hayır :) Velhasıl Özlem Plak etiketli on şarkılı bir albüm piyasada. Esengül’den Mahsun Kırmızıgül’e, Tüdanya’dan Biricik’e, Emrah’dan Coşkun Sabah’a bir akış oturup kahır tütmeye hazır mısınız? Albümün kapağı dikkat çekici olmuş yalnız. Ortaya bir kül tablası konmuş ve her yere izmaritler serpiştirilmiş, bir de şarap kadehi, bir kağıt, bir plak; efkarına efkar katmak isteyenlere duyurulur.

Müzik dünyasının en şeker kadınlarından Zeliha Sunal’ın olacak bu hafta. Bugünden itibaren müzik marketlerde yerini alacak olan albümünün adı ‘’Aşk Bana Kalır’’. TMC tarafından yayınlanan albümde biri radyo edit olmak üzere altı şarkı yer alıyor. Prodüktörlüğünü kendisinin yaptığı albümde üç şarkı son günlerin öne çıkan söz yazarı ve bestecilerinden Zeki Güner’e ait. Aysuda Ülkü Zeren’e ait bir başka şarkının yanında ‘’Sevda Yolu’’ isimli şarkı cover olarak seçilmiş albüm için. Daha önce iki albümü ile sayfalarımıza konuk olan Sunal’ı elbette yeniden konuk edeceğiz ve çalışmanın tüm detaylarını kendisinden dinlemek isteyeceğiz. Bu arada bir de not Sunal geçtiğimiz günlerde Zülfü Livaneli ile birlikte Alaçatı’da nefis bir konsere imza atmış; bu kış alacağı sahneleri ve vereceği konserleri kesinlikle kaçırmamalı.

Haftanın Fırsatı: D&R indirimleri

Filmlerinde, dizilerinde, kitaplarında da indirim var ama özellikle müziğe dair kampanyası dikkat çekici mağazanın. Örneğin yerli birçok CD neredeyse yarı fiyatına inmiş. Özellikle Leman Sam, Zuhal Olcay ve Teoman CD’leri kapışılmalı mesela. Sonra müzik DVD’leri ki 11.90 TL’ye Michael Jackson’dan Gloria Estefan’a, Celine Dion’dan Marc Anthony’e uzanıyor liste cidden kaçırılmaması gerek zira o fiyata sanatçıların CD’lerini alamıyorsunuz.

Geçen sene ilk albümleri ile dikkatleri çekti Babutsa ve özellikle ‘’Yanayım Yanayım’’ öyle çok tuttu ve her yerde çaldı ki Kibariye ablamız bile bu şarkılarını albümlerine aldı. Doğrusu şirin, sempatik bir üçlü Babutsa ve yer yer çizgileri doksanlı yılları anımsatıyor ben de. Grup repertuarına yeni bir şarkı ekledi ki ‘’Tabi Güzelim’’ bir Yunan şarkısından uyarlama. Belki yaz başlarında yayınlanmış olsa renginden dolayı sıcaklığı daha hissedilebilirdi gibi. Şarkı normal halinin dışında üç ayrı remiksle karşımızda. Ayrıca ‘’Yanayım Yanayım’’ yine bildiğimiz hali ile birlikte bir de Burak Yeter remiksi ile ek olarak sunulmakta.


25 Eylül Cumartesi gününe hiçbir program yapmamalı ve en önemlisi bir tercih yapmalı. O gün İstanbul çeşitli mekanlarında kaçırılmaması gereken konserler ile coşacak. Cemil Topuzlu sahnesinde Şebnem Ferah bir akustik konser ile çıkacak sevenlerinin karşısına. 12 müzisyen ile birlikte sahnede olacak olan Ferah kuşkusuz ki yine unutulmayacak bir performansa imza atacak. Aynı gün Sertab Erener Kuruçeşme Arena’da sahne alırken Jolly Joker Balans MFÖ grubunu Babylon ise İlhan Erşahin’i ağırlayacak. Avrupa yakasında olanlar ise Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde Şevval Sam’ı ve ve nadir karşılaşılacak bir program olabilir belki True Blue’da İbrahim Tatlıses’i dinleyebilirler o akşam için.

Haftanın Soner Sarıkabadayı’sı: Berkay

Berkay’ın ilk albümünün ismi ‘’Ele İnat’’. 10 şarkılık albümünde iki Soner Sarıkabadayı sözü ve bestesi var ki zaten hemen dikkatinizi çekecektir şarkı en burcu burcu taburcu yanından. Bu arada tip olarak da kendisini andırmıyor değil hani. Haricinde Sinan Akçıl’ın da bir şarkısı var albümde.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

İki isimden bahsetmek istiyorum ve iki filmden öncelikle. Biri Fatih Akın biri Moritz Bleibtreu filmlere gelince … İlk film ‘’Soul Kitchen - Aşka Ruhunu Kat’’. Bir Fatih Akın filmini beğenmediğim olmamıştır ki tam tersine her birine ayrı ayrı bir keyif katmışımdır. Velhasıl bu filmi izlemekte biraz geciktim öncelikle kendime bundan dolayı kızdım. Film aile olmanın, dostlukların, aşkın, güven ve sadakatin, bir mücadelenin filmi olarak tanıtılıyor ki aynen de öyle sımsıcak. Daha önce ‘’Duvara Karşı’’ ile ‘’Kısa ve Acısız’’ filmlerinde de oynayan Adam Bousdoukos ve yine ‘’Duvara Karşı’’ ile ‘’Temmuzda’’ filmlerinden Birol Ünen burada çok başarılı. Ama film içinde kesinlikle favorim Moritz Bleibtreu ki onu da Akın’ın ‘’Solino’’ ile ‘’Temmuzda’’ filmlerinden hatırlarsınız. Aşk ve müzikle (Müzikler gerçekten Akın’ın filmlerinde bir başka olmuştur ama burada en en tepeye çıkmış bu coşku) pişirilen bir yemek, evet bir mutfak ve renkli kahramanlar dünyası ki içinde mutlaka yer almalısınız.


Moritz Bleibtreu demişken sanırım önümüzdeki günlerde adını yine anacağım burada zira zaman zaman izlediğim filmlerde kendisine rastlamıştım ve oyunculuğunu hafızama almıştım (‘’Run Lola Run’’, ‘’Munich’’, ‘’Knockin’ on Heaven’s Door’’ gibi başarılı yapımlarda da yer almıştı Akın’ın filmlerinin yanında) şöyle bir araştırdım ve birkaç filmini daha arşivime aldım. İlk önce ‘’Das Experiment - Deney’’e takıldım ki yine Fatih Akın’ın bu filme sesini kattığını öğrendim daha sonra. Film 2001 tarihli bir Alman yapımı. Öncelikle iki saate yakın soluksuz izleyeceğiniz bir film ki Bleibtreu bu filmde gerçekten iyi bir oyunculuk çıkartmış ve hatta çeşitli ödüller de kazanmış. Bir grup bilim adamı bir deney için gönüllü arıyor ve bu gönüllülerden 8’i gardiyan 12’si mahkum olarak bir hapishanede 14 gün süreyle yaşamaya başlıyor. Başlangıçta bunu bir oyun olarak algılayan denekler ilerleyen günlerde durumun hiç de bekledikleri gibi bir şey olmadıklarını görecekler ve esas heyecan işte tam da orada başlayacak. Araya serpiştirilmiş aşk görüntüleri yer yer heyecanı bölse de ilginç bir kurgu ve başarılı bir oyunculuk var ortada, kesinlikle kaçırılmaması gerek.

Bu sezon sanırım yine birbirinden iddialı diziler izleyeceğiz ki bir tanesi ile tanıştım adı: Nikita. Nikita sorunlu bir genç kızken geçirdiği ölümcül bir olaydan gizli servis tarafından kurtarılıyor ve ona bir şans veriliyor, kendileri için çalışırsa yaşayacak ve ona verilen eğitim casusluk olacak. Yıllar geçtikten sonra ekipten kaçarak ayrılan genç kadın tek başına meydan okumaya kalkıyor anlayacağınız. İlk bölümünü ‘’Fatmagül’ün Suçu Ne’’ ya da ‘’Ezel’’ vs. diğerlerine tercih ettim açıkçası ve memnun ayrıldım. Başrol oyuncusu Maggie Q’ya dikkat.

Öyle ya da böyle bir ayı yarıladık ve hatta son günlerine yaklaşıyoruz bile. Yine yepyeni bir haftadayız, yepyeni güzelliklerle görüşmek üzere.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Cenk Eroğlu

Cenk Eroğlu - Silikonlar Patlar mı?

Ellersem bozulmaz mı, doktor bey sağlam yaptı
çeksem çeksem uzar mı, silikonlar patlar mı?

MP3

12 Eylül 2010 Pazar

Pazartesi Sendromu

Akın Eldes yeni albümü ile ‘’Başka Türlü’’ arayışlarda mı? Kuşkusuz değil ama yeni albümünü biraz farklı bulduğumu söylemeden geçemem. Usta müzisyenin Piccatura etiketi ile yayınladığı yeni çalışmasında dokuz şarkı yer alıyor. Bu dokuz şarkının içinde aşina olduğumuz şarkılar da mevcut. Örneğin Bulutsuzluk Özlemi klasikleri Nejat Yavaşoğulları çalışmaları olan ‘’Sözlerimi Geri Alamam’’ ve ‘’Tepedeki Çimenlik’’ bu albümde de huzur. Bülent Ortaçgil’in ‘’Şık Latife’’si, Mehmet Güreli’nin ‘’Kimse Bilmez’’i ve Pinhani’nin ‘’Hele Bi Gel’’i Eldes yorumu ile dinlemek ayrı bir keyif. Haricinde bir Sinan Kaymakçı, bir anonim, iki de kendi bestesine yer veren Eldes için bu albümün ayrı da bir yeri var ki 2008 yılında kaybettiğimiz müzisyen Tanju Duru tarafından 2007 yılında kaydedilmesi. Bu durumda biraz beklenilmiş albüm yayınlanması için vardır elbette bir bildikleri.

Haftanın benim için en sürpriz albümlerinden biri Şükriye Tutkun’dan geldi. Ağdaş Müzik etiketi ile yayınlanan ‘’Ay Karanlık’’ isimli bu çalışmasını da diğer çalışmalarını olduğu gibi beğenmemem gibi bir durum söz konusu olamaz. Tutkun’un müzik tutkusunu aslında uzun uzun konuşmak isterim kendisi ile ki belki önümüzdeki günlerde gerçekleşir, usta bir yorumcudur; aşkla söyler, aşkla içer türküleri. 10 çalışmalık bu yeni albümünde beş türkü anonim. Aralarında özellikle sevdiğimiz ‘’Ordunun Dereleri’’, ‘’Çift Jandarma’’ gibi türküler de mevcut. Diğer beş türkü ise farklı farklı isimlerin; albüme adını veren çalışma Bedirhan Kırmızı’nın mesela harici çalışmalardaki isimler Abdulkadir Algın, Bilal Ercan, Aşık İkram, Kul Himmet. Albümün kapak fotoğraflarına ayrıca bittim. Türkülere gönül verenler için güzel bir çalışma ile karşı karşıyayız ama fırsat bulursanız konserlerini sakın kaçırmayın kendisinin.
Haftanın Olayı: Zülfü Livaneli ve U2 aynı sahnede!

U2 konserine gidemesem de orada olmuş kadardım zira milletin o canım konseri bırakıp ellerinde telefonları ile her anı naklen yayın yapması twitter ortamının o geceki en büyük renklerinden biriydi. Velhasıl o yuhalandı, diğeri alkışlandı, o şarkı çok sevildi, bu sahne çok beğenildi derken geceye damgasını vuran belliydi; Zülfü Livaneli’ydi. Bir anda konserin atmosferi değişti kendisinin sahneye çıkması ile hele ‘’Yiğidim Aslanım’’ı söylemesi ile bir anda herkes şok oldu. Emre Aköz Sabah gazetesindeki yazısında durumun tezatlığına itina ile değinmiş mesela ve takip edebildiğim kadarı ile yalnız kalmamış ve diğer bazı meslektaşlarından da destek gelmiş kendisine. İşin tüm bu detay kısımları bir yana bir sanatçımız orada dünya devi bir grupla aynı sahnede yer alma şansına erişmiş mi erişmiş valla bence çok sanatçı kendisinin yerinde olmayı o an arzuladı. Öyle ya da böyle geldi geçti konser, alan memnun satan memnun kaldı mı?
Haftanın Uzaylısı: Elbette Hande Yener :)

‘’Hande’yle yaz bitmez’’ sloganı ile bu kez karşımızda kendisi. Yaz başında ona neler olduğunu gördük ve yazın tüm zamanlarında da şarkılarını dinleyip durduk. Sinan Akçıl’ın kendisine verdiği destek şimdi ‘’Uzaylı’’ ile devam ediyor. Şarkı albümde üç versiyon olarak yer alırken ‘’Bodrum’’, ‘’Sopa’’, ‘’Bir Gideni mi Var’’, ‘’Yasak Aşk’’, ‘’Çöp’’ gibi hitleri de farklı farklı remiksleri ile birlikte; sevenleri için hoş olsa gerek.

Haftanın Takılması: Ümit Sayın - Takılma

Ümit Sayın bayağıdır ortalıklarda yoktu eğer özleyenler olduysa ‘’Takılma’’ ismini verdiği tek şarkısı bugünden itibaren 2 YTL’den satışta. Şarkıyı dinlemedim ama kapak fotoğrafına takıldım; sizce de çok fazla amatörce değil mi yani benim böyle bir fotoğrafım olsa Facebook sayfamda bile paylaşmam :)

İlk albümünden bugüne kendisini keyifle dinliyordum ve bu yüzden yeni albümü ‘’Milat’’ı heyecanla bekliyordum. Geçen hafta içinde müzik marketlerde yerini alan albümde ikisi akustik olmak üzere oniki şarkı yer alıyor. Bu yılın başlarında bir ‘’Emanet’’ sürprizi yapmıştı Lodi ki bence bu yılın en iyi şarkılarından biridir kanımca ve ‘’Canım Ailem’’ dizisinde de kullanılmıştı. Söz yazarı ve bestecisi olan Zeki Güner bu şarkı ile birlikte dört çalışması ile albümde yer alıyor. Albüme adını veren şarkı Lodi’nin kendi çalışması olurken albümün cover şarkısı olarak ‘’Yeter’’ seçilmiş. Sözleri Sezen Aksu’ya müziği Atilla Özdemiroğlu’na ait olan bu çalışmayı Lodi de gayet başarılı yorumlamış. Sanatçı bu albümü kendisi için yeni bir başlangıç falan kabul ediyormuş, hakkında hayırlısı ve son ses ‘’Düştüysek Kalkarız’’ şarkısı.

Gülşen’in yeni şarkısı ‘’Hayat Bir Su’’. Bilmiyorum dinlediniz mi ya da dinlediniz sevdiniz mi? Şarkıyı defalarca dinlememe rağmen sevme sevememe arasında gittim geldim ama bu pek de önemli değildi. Sözleri kendisine müziği kendisi ile birlikte Ozan Çolakoğlu’na ait olan şarkı bir albüm müjdecisi değil zira özel olarak hazırlanmış ve en çok da bu sebepten anlamlı. Gülşen önümüzdeki günlerde Açıkhava Tiyatrosu’nda bir konser verecek hatta hemen tam tarihini verelim 26 Eylül Pazar günü. Konserden elde edilecek gelir Darülaceze’ye bırakılacak ki 35 kişilik bir orkestra ile sahne alacak kendisi. 40 YTL’den satışa sunuldu biletler ve bu şarkısını canlı olarak ilk kez bu konserde seslendirecek Gülşen ve elbette hit olmuş diğer şarkılarını da. Gülşen ayrıca Darülaceze ile ilgili bir başka projenin içinde de yer aldı ki Bahadır Kuyucu ve Ahmet Turan objektifine poz verdi; bu fotoğraflar da satışa sunulacak ve gelir yine aktarılacak. Çok güzel hareketler bunlar değil de ne hani?

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:


Bu hafta kısmen ama önümüzdeki hafta neredeyse tamamen yeni sezonunu başlatıyor diziler. Birçok takip ettiğimiz dizi yeni sezonlarına merhaba demeye hazırlanırken ilk kez başlayacak dizileri de unutmamalı elbette, bakalım bu sene en çok hangisi konuşulacak. Benim dizi takvimimde bu hafta ‘’Heroes’’ son sezonu ve ‘’Castle’’ ile ‘’Brothers & Sisters’’ ikinci sezonu tamamlanacak. Bu arada ‘’Hung’’ ikinci sezonu yazın ortalarında başlamış, ben onu tamamen unutmuşum; bu diziyi de seviyorum ve özellikle üç kadın oyuncusuna bayılıyorum.

2008 yapımı ‘’The Day The Earth Stood Still - Dünyanın Durduğu Gün’’ öncelikle dev kadrosu ile dikkat çekiyor. Keanu Reaves, Jennifer Connely, Kathy Bates, John Cleese, Jon Hamm, Robert Knepper gibi isimler ile de olsa film pek fazla bekleneni vermemiş görünüyor ama yine de keyifli bir seyirlik olduğunu düşünüyorum ki normalde bu tarz bilimli kurgulu filmleri ben pek sevmem ama izlemekten sıkılmadım. Gezegenler arası barışı sağlamak amacı ile dünyaya gelen ve dünyalılara en matrix bakışı ile selam eden uzaylı Klaatu (yani Keanu) pek de istediği bir sonuç ile karşılaşamaz ve bunun üzerine anlar ki dünyanın değil ama dünyalıların yok edilmesi kaçınılmazdır. Helen’in ‘’değişebiliriz değişebiliriz’’ çığlıkları fena halde ağlatabilir (şaka tabi) diyerek olaya biraz da dram boyutu katacak olup diğer filme odaklanabiliriz :)

‘’Foolproof - Kusursuz Soygun’’ adı üstünde konusu belli olan filmlerden. Üç kafadar soygun planları yapıyorlar ama hayata geçirmiyorlar derken işin rengi değişiyor ve kendilerini oyundan gerçeğe sürprizler bekliyor. Yer yer sıkıcı da olsa karşılaşılırsa izlenmeyecek bir film değil en azından toy da olsa bir Ryan Reynolds ve David Suchet faktörü var. Bir diğer aynı duygularla bahsedeceğim film ise ‘’Lebanon - Lübnan’’. Haziran 1982 yılında geçen bir savaşın tam da içindesiniz, bir tankın içinde ve dört asker ile. 2009 Almanya - Fransa - İsrail ve Lübnan yapımı film için kesinlikle canınız sıkılabilir, içiniz kararabilir ama gerçekten bir savaşın psikolojik bir savaşla yan yana gelmesini de enteresan bulabilirsiniz, ilginizi çekebilir.

Ve bir duygusal komedi tavsiyemdir ki bu yazın bana keyif veren filmlerinden oldu ‘’The Ugly Truth - Kadın Aklı Erkek Aklı’’. Gerard Butler’ın Katherine Heigl ile başrollerini paylaştığı filmin konusu kısaca şöyle. Abby bir TV programı yapımcısı ama reytinglerle başı dertte. Buna çözüm olarak karşısına sunulan Mike programının kurtarıcısı oluyor ama birbirlerine ısınmaları biraz zaman alıyor. Butler’ı ben izlediğim filmlerinin hiçbirinde kötü bulmadım, elbette bunda da; kadın aklı mı erkek aklı mı buna hiçbir zaman net bir cevap verilemedi belki ama izlemeye kesinlikle değer :)

U2 konseri ile bir hayli hareketli başlayan hafta bayram ile devam etti. Derken Dünya Basketbol Şampiyanası ile hop oturup hop kalktık ve malum referandum sürecinin sonuna geldik. Bayağı yoğun bir hafta yaşamadık mı sizce de? Yepyeni bir haftaya başlıyoruz ya da her şeye asıl şimdi başlıyoruz belki de :) …

11 Eylül 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Yegane

Yegane - Ayy Bu Başıma Gelenler

Ayy bu başıma gelenler, deli sanıyor görenler, ay, ay, ay, ay


7 Eylül 2010 Salı

Sinan Akçıl ve Sürprizleri


Söz yazarı, besteci, aranjör Sinan Akçıl meşhur site Twitter’da harikalar yaratıyor, nasıl mı? Akçıl öncelikle birçok meslektaşı gibi değil ve takipçileri ile güzel bir dostluk içerisinde. Hatta onlara harika sürprizler de yapmıyor değil. Çeşitli sanatçıların yorumu ile dinlediğimiz ve sevdiğimiz şarkılarının demolarını yayınlıyor sayfasında. Örneğin Gülben Ergen’in ‘’Bay Doğru’’sunu ve Kutsi’nin ‘’Bambaşka’’sını bu kez İzel yorumluyor. Hande Yener’in ‘’Sopa’’sını ise Ziynet Sali. Önümüzdeki günlerde bu sürprizlerine devam edeceğini söylüyor Akçıl ki ilk olarak sanırım ‘’Düm Tek Tek’’in demosunu dinleyeceğiz. ‘’Gurur’’, ‘’Dokunma Bana’’ ve ‘’Bir Bilseydin’’ isimli şarkılarının da böyle kayıtları var mı bekleyip göreceğiz. Müzikseverler için kaçırılmaması gereken bir arşivlik.


İzel - Bay Doğru

İzel - Bambaşka

Ziynet Sali - Sopa

6 Eylül 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Tamam iyi bir şey dedik, mantıklı bir şey dedik ama sanırım onun da tadını kaçırmak üzereyiz. Single olayı ülkemizde çoğu kişi tarafından anlaşılamadı mı ya da işlerine mi gelmedi bilinmez ama müzik dinleyicisi enayi değildir ve bir noktadan sonra bazı şeyleri hoş görmez. Örneğin birçok müzik yazarının özellikle yorumcu olarak yerden yere vurduğu Soner Sarıkabadayı’yı bugüne kadar destekledim ama bundan sonrası için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. ‘’Buz’’dan sonra ‘’Pas’’ şimdi de ‘’Sadem’’ yani şey gibi yeni bir şarkı geldikçe kat eskileri yeniden yükle ve sun piyasaya tadını çıkar böyle. Gerek yok hem de hiç gerek yok. Bir yeni şarkı ve iki farklı versiyonu ve önceki aynı şarkılar için aldık hadi bu albümü de bir sonraki ne olacak. En güzeli şarkılar bitsin ve toplu bir albüm çıksın ve bu dağınıklıktan kurtulalım derim. Ucuz fiyata tamam alalım bu albümleri yine ama ucuz gereksinimlerin içinde olmayalım lütfen.

Gürol Ağırbaş ülkemizin önemli müzisyenlerinden. Bugüne kadar gerek solo albümlerinde gerekse içinde olduğu projelerde kalbimizde önemli bir yer etti bir kere hani ondan ne gelse kabul diyebileceğiz neredeyse. ‘’Köprüler’’ projesinin gelinen son noktası ‘’Beyaz Perde’’. Adından da anlaşılacağı üzere bu kez sanatçı düzenlemeleri ile unutulmayan filmlerin unutulmayan müziklerine ses oluyor. Basın bültenlerinde dedikleri gibi Aşık Veysel ve Hafız Burhan’ın seslerinin sampler olarak kullanılması doğu - batı sentezinin hoş bir örneği olacak gibi. Kibariye, Kubat ve Jehan Barbur’da ayrıca konuk sanatçı olarak yer almış çalışmanın içinde. ‘’Pulp Fiction’’dan ‘’The Godfather’a ‘’Arizona Dream’’den ‘’Zorba’’ya 12 çalışma yer alıyor. ADA Müzik etiketi ile Cuma günü raflarda yerini alan albümde Ağırbaş bakalım dinleyici üzerinde nasıl bir tat bırakacak?

Haftanın Şen’i: Mediha Şen Sancakoğlu

Valla nasıl şen olmasın ki dört albümü birden şıkır şıkır bir sunumla yayınlanmış Yavuz Plak tarafından. İçlerinden biri olan ‘’Askerden Anaya’’yı çok iyi anımsıyorum. Küçüktüm ve babam bu kaseti almıştı, bir süre baş tacıydı evimizde de ‘’hakkını helal et askerim ana’’ şarkısını bir kadın neden söylerdi :)

90’lı yılların sonunda yayınlanan bir albümdü (Aziz) Fuat Güner’in kendi adını verdiği ilk çalışması ki EMI Müzik tarafından yayınlanmıştı. Dönem itibari ile belki çok fazla ön plana çıkamadı albüm ama özellikle yakalama şansını bulabilenler ki başta sevgili Naim Dilmener bu albümü boş yere baş tacı etmediler. Geçtiğimiz günlerde bu albüm yine EMI Müzik tarafından yayınlandı ki ne güzel hiçbir kaygı güdülmeden; böyle değerli çalışmalar ile yeniden buluşulması çok önemli zira belki birçok dinleyici ilk kez karşılaşacak ama hiç önemli değil, şarkılar on seneyi aşkın önceden gelse de Güner’in müzik anlayışı zaten diğer grup elemanlarında da olduğu gibi hep önden gitmemiş miydi? Velhasıl on şarkılık albümde beş şarkının sözü Fikret Kızılok’a, bir şarkının sözü Alev Sönmez’e ait; diğer sözler ve müzikler sanatçının kendisinin. ‘’Sen’’ isimli şarkıya özellikle dikkat ki bir Nilüfer düetidir.

Malum ramazan sebebi ile geçen ay içinde yayınlanan albümlerin çoğunda dini motifler öne çıktı. Safiye Soyman ve Burhan Çaçan ilahiler okurken son albümlerinde Yulduz Usmanova’da bir mini çalışma ile bu durumdan pay almak istedi ve sanki çok ihtiyacı varmış gibi bilmem kaçıncı kere yeniden ‘’Dünya’’ şarkısını da bu albüme dahil etti, birkaç çalışma ile bunu destekledi ve ‘’Kıble Benim Kalbimde’’ isimli bir mini albüm ile sessiz sedasız geldi. Bu vb. karma albümleri bir çeşit best of albümlerde destekledi geçen ay. Örneğin Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’e, Cem Karaca’ya gibi önemli isimlerin şarkıları yeniden bizlerle buluştu. Geçen ayın en büyük güzelliğine ise OSSİ Müzik imza attı ve Hümeyra’nın ‘’Benim Şarkılarım’’ isimli en özel albümlerinden bir tanesini yeniden yayınladı ve ortalık sallandı. Benim gibi Hümeyra fanatiklerinin arşivinde zaten yok muydu bu şarkılar elbette vardı ama CD üzerinde dinleme şansına ve bu vesile ile Hümeyra’nın söyleşilerine, TV programlarına tanıklık ettik bu da ayrı bir renkti.

Haftanın Nostaljisi: Hümeyra

Dünkü Habertürk gazetesi eki HTmag’de gördüm. Güngör Denizaşan’ın ‘’Mizahi Nostalji’’ sayfasında yer alan bir kare fotoğraf ki bayıldım ve hemen PC’me aktardım. Hümeyra’nın yıllar önce Bebek’te açılan Mahama Kulüp’ten bir fotoğraf ki bilgilerden öğrendiğimize göre sahibesi Malike hanım annesiymiş.

Kumbaracı50 isimli mekanı ilk kez duydum oysa ki güzel etkinliklere imza attığını gördüm. En azından mekanın Eylül programını kaçırmamalı gibi görünüyor zira isimlerden bahsettiğimde siz de hak vereceksiniz. 15 Eylül’de Naim Dilmener’den dünden bugüne şarkılarla başlayacak açılışı Sema izleyecek seçme şarkılar ile. Daha sonrasında Suzan Kardeş, Kardeş Türküler, akustik bir programla Yeni Türkü, Vedat Sakman ve Sumru Ağıryürüyen - Cenk Erdoğan performansları bekleyecek dinleyiciyi. Hepsi cazip görülüyor öyle değil mi? Taksim’den Tünel’e giderken Kumbaracı yokuşunu hepiniz bilirsiniz. Mekan orada ve 50 numarada. Bilet fiyatları ise Biletix üzerinden 28.50 TL. Aynı mekandan, aynı isimlerden sıkılanlar için güzel bir alternatif.

Bildiğiniz üzere bugün tüm Türkiye U2 konserine kilitlendi. Nasıl olmasın ki ama işte değil bulunduğunuz şehre bazen semtinize bile gelse olmayınca olmuyor, gidilmeyince gidilmiyor; gidenler anlatırlar, dinleriz biliyorum. Bu yaz zaten çok ünlü isimleri ağırladı İstanbul ve de ağırlamaya devam ediyor. Örneğin Gipsy Kings grubu 14 - 15 - 16 tarihleri arasında Türkiye’de üç konser verecek ki İzmir, Antalya ve İstanbul olmak üzere. İngiliz rock grubu Tindersticks 20 - 21 Eylül tarihlerinde Babylon’da sahne alırken Eylül’ün son günü Kuruçeşme Arena’da yaşayan en büyük rock efsanelerinden Ozzy Osbourne bir konser gerçekleştirecek.

Haftanın Gözünüz Aydın’ı: Aydın - Pardon Canım Aydın Ben

İlahi kuşumuz. Gerçekten bir alem Aydın. ‘’Namussuz Dünya’’ isimli tek şarkısı piyasada kendisinin. Sözlerini Murat Güneş’in yazdığı grek şarkı eller havaya klasiği olur mu olur pardon çünkü o Aydın. Bu arada işinizi gücünüzü bırakın ve halka açık profilinden kendisini Facebook sayfasından takip edin; sabah şekerleri tadında :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Öncelikle birçok TV kanalı bu sene sezonunu biraz erken mi başlattı ne ama ara ara denk geldim tanıtımlarına falan da yeni bir sürü dizi başlamış ya da başlayacakmış. Kusura bakmasınlar en az on kere bölerek bir filmden daha uzun bir şekilde bize sundukları dizilerini istisnalar olmazsa izlemeyi düşünmüyorum. Geçen hafta sendrom yazımda da yazdım; bu yaz iki yeni dizi ile tanıştım ve onlardan bahsetmek istiyorum kısaca. Her iki dizi de 13 bölüm olarak karşımızda ki ilk izledim ‘’Persons Unknown’’ın birkaç bölüm sonra finalindeyim zira dizi geçen hafta içinde son bölümünü yayınladı. Kaçırılan yedi kişi var ortada ve gözlerini açtıklarında bir kasabadalar. Her şey olağan dışı; sürekli kameralar tarafından izleniyorlar; garip garip insanlar var kendilerinin hizmetinde ama belli bir noktadan öteye gidemiyorlar. Bu yedi kişi kim, neden oradalar; kasabanın dışında neler oluyor; kaybolanlar hakkında iz sürenler kimler, bu nasıl bir organizasyon, amaç ne gibi bir sürü soru ve bir şekilde akıcılık başarılı, oyunculuk idare eder.

Bir diğer dizi ise ‘’Covert Affairs’’. Genç bir CIA ajanı olan Annie Walker ve hayatı üzerine kurulu dizi. Stajyerliği henüz tamamlanmadan bir anda kendisini merkezin tam da orta yerinde bulmasının ve kendisinden beklentilerin ayrı bir yeri var çünkü. Annie karakterini oynayan Piper Perabo ile ilk kez karşılaşıyorum adıma ama çok başarılı buluyorum oyunculuğunu. Bir o kadar dizide Kari Matchett’in ve Peter Gallagher’in oyunculukları öne çıkacak gibi. Ayrıca Heroe’s dizisinden sürpriz bir oyuncu da dizinin kadrosunda. Dizinin bir saatlik ilk bölümü adeta bir film gibi, aksiyon dozu yüksek; diğer bölümlerinde de yok değil aslında; güzel bir senaryo ile karşı karşıyayız en başta.

Ve filmlerime gelince geçen hafta da belirtmiştim, yaz süreci boyunca izleyeceğim filmlerden kısa kısa bahsedecektim. DVD’si çok yeni piyasaya çıktı ve en son ‘’Eyvah Eyvah’’ı izledim. Geçen sezon iyi bir gişe hasılatı da getiren film gerçekten çok eğlenceli hatta bazı sahnelerinde gerçekten gülme krizine girdim diyebilirim. BKM Yapımı bir Hakan Ergül yönetmenliği olan filmde Ata Demirer ve Demet Akbağ harikalar yaratıyor gerçekten. Babasının yıllarca öldüğünü düşünerek büyüyen Hüseyin bir gün onun yaşadığını öğrenince ailesini, sevgilisini, dostlarını bırakarak İstanbul’a geliyor. Bir tesadüf sonrası şarkıcı Firuzan ile karşılaşması - tanışması ve yaşayacakları filmi alıp götürüyor zaten. Demet Akbağ gerçekten hangi rolü oynarsa oynasın bu kadar mı başarılı olabiliyor, bravo. Kendisinin burçları temsil eden kostümler içinde çekimler yaptırdığı sahneye özellikle dikkat.

Bir mültecinin hayalleri gerçek olabilir mi? İzlediğim filmler içinde ‘’East is West - Cennet Batıda’’ çok güzel bir tat bıraktı bende. 2009 Fransa - İtalya - Yunanistan ortak yapımı film bir kaçak göçmenin başına gelenleri anlatıyor. Ege’nin sularından yola çıkan Elias’ın bir tek amacı var o da batıya ulaşmak, Paris’e mesela ama bu yolda engelleri devasa. Costa Cavras’ın yönetmenliği yaptığı filmin başrol oyuncusu Riccardo Scamarcio’yu (ben oyunculuğuna bayıldım) Ferzan Özpetek’in ‘’Serseri Mayınlar’’ filmini izleyenler anımsayacaklardır ki bense bu filmi hala izleyeceğim ayrı. Velhasıl bir yol bir yolculuk hikayesi ama asıl mevzu sanırım cennet ne doğuda, ne batıda; cennet uzakta değil durumu, belki de.

Ve bu hafta bayramı karşılıyoruz. Ben de bunu bahane edip bir hafta kadar şehir dışında yine Ereğli’mde olacağım ama buradan da yetişmeye çalışacağım fırsatım oldukça. Hepinizin bayramını tüm içtenliğimle kutluyorum ve güzelliklere vesile olmasını diliyorum. Ötesinde bize her gün bayram çok iyi biliyorum.

Bayram Sendromu:

www.kadrikarahan.net dostları olarak çok güzel bir yayın hazırladık Eylül için. Birbirinden özel konuklar ve özel yazılar ile biz bir aylık bir aradan sonra karşınıza çıktığımız için çok sevinçliyiz. Ayrıca ilk gün gelmiş geçmiş tarihimizde en büyük tıklanma rekoruna sahip olduk, duyurmadan geçmek istemedim :) Özetinde okumamış olanlar bu tatilde mazeret kabul etmiyorum hani.

Milliyet Sanat dergisi de bu ay çok güzel bir yayın hazırlamış. Hümeyra, Zuhal Olcay, Candan Erçetin konukluklarına Naim Dilmener, Eray Aytimur, Ece Aksoy, Yekta Kopan gibi isimler de öne çıkacak olan yazılarını eklemiş. Derginin bir de sürpriz DVD’si var ki Roman Polanski filmi ‘’Knife in The Water - Sudaki Bıçak’’.

Bayramda blog sayfamızda sizleri özel şarkılardan bir seçki bekleyecek ve eminim iyi gelecek; bir aksilik olmazsa diyelim de yine de :)

4 Eylül 2010 Cumartesi

1 Eylül 2010 Çarşamba

EYLÜL 2010


EYLÜL 2010
yayındayız ...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Bir süredir blog sayfamıza dokunamamıştım kaldı ki bu süre içinde durumdan sitemiz de nasibini aldı ayrı ama güzel bir şekilde tatilimi yaptım yeniden aranıza döndüm. Eylül itibari ile bayram süreci istisna olabilir ama bir daha hız kesmeyeceğiz emin olabilirsiniz.

Neler dinledim:

Öncelikle tatilim süreci içerisinde çıkan albümlerin çok azını umursayabildim ama onları da pek bir içime sinerek dinlediğim söylenemez. Zira yazın başında yaşanan canlılık yazın sonuna doğru zaten yerini sakinliğine bırakmıştı, itirazım da olmadı duruma; elimdekiler ile yetinebilirdim.

Arşivimi yanına almayı ihmal etmeyen ben canım ne isterse dinledim kendime çekildiğim zamanlarda. Birsen Tezer’den Vedat Sakman’a, Hümeyra’dan Umay Umay’a kimim varsa, hangi şarkısına aşık isem en çok o en başta. Yenilerden mi? Sanırım en çok Sertab Erener; mesela beklenen Tarkan’ın albümü çok içine çekmedi beni; sonrasında daha yeni daha alternatif sesler.

Yazlık evimin hemen karşısında denize girdiğimiz yerde küçük bir cafe var. Tüm apartman bütün bir gün gece - gündüz oradayız zaten ve çalınan müziğine de hani mahkumuz. Birkaç kere arşivimi taşımayı düşündüm kendilerine ama açıkçası üşendim ve ipod’umu devreye sokmayı çok daha kolay buldum. Bir kere içimize Demet Akalın’dan, Serdar Ortaç’tan ve Hande Yener’den fenalıklar geldi; bir süre bu şarkılar hiçbir yerde karşıma çıkmasın.

Az ötemizde bir başka mekandan her gece bir piyanist sesi yükseliyordu balkonuma ki ben de artık repertuarının tamamını ezberlemiştim kendisinin. Çok ilginç bir listesi vardı öyle ki Soner Sarıkabadayı’’nın ‘’Buz’’u da vardı bu listede Funda Arar’ın ‘’Yak Gel’’i de. Bir gün Aşkın Nur Yengi’den ‘’Ay İnanmıyorum’’u söyleyince kendisi ile uğraşmaktan vazgeçtim ve kendisini ulu bir şahsiyet kabul ettim, eskidenmiş o nikah masaları meğer :)

Neler okudum:

Öncelikle bol bol gazete okudum, öyle böyle değil elime ne geçerse. Bir gün hatta bir spor gazetesi bile okuduğum görülmüştür :). Aylık yayınları ve haftalık karikatür dergilerini de takip ettim ki elime ne geçerse aldım. Yanıma aldığım bir sürü kitap vardı; erik ağacımızın altında özellikle deniz sonrası akşamüstü kahvesinde vazgeçilmezimdi. Nicedir elimde olan ama 400 sayfası olduğundan hep çekindiğim Andonis Surunis’in ‘’Gül Balosu’’nu okudum en başta. Sonrasında yanıma aldığım şiir kitapları vardı birkaç yazarın ki Arif Damar’ın (Yoksulduk Dünyayı Sevdik), k.İskender’in (Sarı Şey), Sina Akyol’un (Belki Şiir Dağına) ilk aklıma gelenler.

Neler izledim:

Öncelikle dizilerimi bitirmem için güzel bir fırsat oldu tatil. ‘’Life’’ ve ‘’The Tudors’’ zaten yayın hayatını bitirmişlerdi ki finallerini izlemek burada kısmetti. Sonrasında ‘’Castle’’, ‘’Heroes’’, ‘’Brothers & Sisters’’a devam edildi, ediliyor. Yeni diziler içinde ‘’Persons Unkknown’’ ve ‘’Covert Affairs’’ hoşuma gidenlerdendi, onları bu yazın en beğendiğim dizisi ilan ettim. Başladığım birçok diziyi de izlememe kararı aldım zira ilk heyecanında gitmediler bana göre ve kasmanın anlamı yoktu. Bu anlamda ‘’Haven’’, ‘’Dark Blue’’, ‘’The Good Wife’’ gibi dizilerin yayınına tarafımdan son verildi.

Filmlere gelince; uzun uzun kritiğini önümüzdeki günlerde sendrom köşesinde ayrıca sunabilirim, aklıma gelenleri yazacağım herhangi bir sıralama olmadan. ‘’Cennet Batıda - East in West’’, ‘ ‘’Taking Lives - Hayatın Benim’’, ‘’The Ugly Truth - Kadın Aklı Erkek Aklı’’, ‘’The Box - Kutu’’, ‘’Clash of the Titans - Titanların Savaşı’’, ’’Humpday - Gel Porno Çevirelim’’, ‘’Le Hérisson - Yaşamaya Değer’’, ‘’Eyvah Eyvah’’ gibi.

Daha neler neler:

Bu yazın en unutamadığım konseri Bülent Ortaçgil’in 40’ncı sanat yılı için düzenlenen geceydi kesin. Tek kelime ile büyülendiğim bu sahnenin haricinde İstanbul’a uğradığım süre içinde Sakman Bar’da sevgili dostum Akın Vardar’ı dinledim. Kartal Festivali çerçevesinde gerçekleşen bazı konserleri de atlamam olmazdı. Bu çerçevede Leman Sam, MFÖ, Ege, Suzan Kardeş, İstanbul Gelişim Orkestrası konserlerinde bulundum ama istememe rağmen Emre Aydın ve Neşet Ertaş konserine kalamadım.

Birçok dostumla yeniden karşılaşmanın mutluluğu bir başka oldu. Epeydir görüşememişim birçoğu ile ve bol bol hasret giderdik. Bahar’dan Nilay’a, Gökhan’dan Esra’ya, her birine çok çok teşekkürler. Bol bol sohbet ettik, denizin keyfini çıkarttık, kahveler yudumladık, oyunlar oynadık. Bu arada bu yazın bana eşlik eden isimlerinden biri de malum yeğenim Gökay oldu. Gökay çok yaramaz bir şey oldu; büyümesine tanıklık etmek öyle güzel bir şey ki; onunla bu yaza çok anı sığdırdım, çok fotoğrafa gülümsedik beraber.

Ve bu tatil bana ikinci kitabımın da şekillenmesi üzerinde yardımcı oldu. Yeni şiirler yazdım mı, evet. İlham perim de sağ olsun hani :) Bu arada kitap aslında hazır artık müjdesini vereyim ama tarih üzerinde net bir şey söylemeyeyim; her an da kapınızı çalabilir biraz daha da bekleyebilir çünkü sürpriz bazı projeler - çalışmalar daha var ki aceleci davranmak istemiyorum.

O projelerden biri çok yakın tarihte hayata geçebilir ve sizi her hafta bir yere davet etmeye getirebilir. Açıkçası heyecanlandığım bir proje ama henüz net bir şekilde konuşulmadı sadece olabilir mi denildi; netleşir netleşmez takibimizde olanlara hemen duyurusu geçilecek.
Fotoğrafa merakım hep vardı ama kendi fotoğraflarımı ve dostlarımın fotoğraflarını çekmekten öteye gitmek gibi bir ihtiyacım yoktu. Bir çalışmanın içine girdim. Sürpriz bir konsept hazırlıyorum kendi kendime; bir sergi açmak ya da bunları herhangi bir şekilde değerlendirmek gibi bir derdim yok; büyük ihtimalle Facebook hesabımdan öteye gidemeyecek ama beni çok heyecanlandırdı bu çalışma. Şimdi kendime çok ama çok sağlam bir makine arayışına giriyorum.

Neler olacak:

Ayın 1’i yani iki gün sonra sitemiz Eylül yayınında sizleri yine sürprizleri ile bekliyor öncelikle. Bu ay bir dostumuzun köşesinden ayrılmış olmasına biraz burulacağız ama olsun birlikte çok güzel günlerimiz olacak daha, elbette bir yerinde karşılaşacağız.

Bu ayın yine özel söyleşileri olacak. Birlikte dört yeni albüm dinleyeceğiz ki bir tanesi hariç diğer üç müzisyenin de ilk solo çalışması bu albümler, öncelerinde çeşitli projeleri oldu. Beraberinde çok değerli bir başka usta yer alacak ki birçok albümde adı ile karşılaştınız belki ama ilk kez böylesi bir söyleşi ile daha yakından tanıma şansını bulacaksınız. Bu arada bir de değerli oyuncuyu ağırlayacak sitemiz ki diyebilirim harika bir kadın. Şair konuğumuzun söyleşisinin yetişmesi için de çaba içindeyiz ayrıca.

Ekim ayında bildiğiniz üzere 9’ncu yaşımıza merhaba diyeceğiz sitemizde. Sitemizin her yıl doğumgünü kutlaması biraz özel yaşanıyor biliyorsunuz, öncelikle bu ay yemeyip içmeyip sizleri güzel bir sayı ile buluşturmanın mücadelesini vereceğiz ki bunun hazırlıkları daha geçen aydan şekillenmeye başladı.

Bloğumuza gelince takip ettiğiniz ‘’Pazartesi Sendromu’’, ‘’Çarşamba Matinesi’’ ve ‘’Cumartesi Şarkısı Ateşi’’ kaldığı yerden yine sizlerle birlikte olacak. Her an yeni köşeler ile de köşeyi dönebiliriz ayrı :) Yine özel albüm, konser vs. etkinlikleri sizler için kaleme alacağım elbette.

Neler olmalı:
Her türlü fikirlere açığız, yeter ki bizlerle görüşlerinizi paylaşmaya devam edin :)

Özlemişim sizlerle buluşmayı; güzel paylaşımların devamına birlikte.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

MFÖ ile Sallandık


Kartal Festivali çerçevesinde izledim son konser MFÖ’nün oldu. Bugüne kadar müzik dünyasına çok önemli şarkılar kazandıran gruba gösterilen ilgi gerçekten görülmeye değerdi. Konserin açılışını grubun orkestrası yaptı ve ‘’Hatasız Kul Olmaz’’ ile başladı gece. Derken grup sahnede yerini ‘’Ele Güne Karşı’’ ile aldı ve hemen ardından ‘’Mazeretim Var Asabiyim Ben’’ isimli şarkılarını seslendirdiler. Gecenin final şarkıları ise ‘’Sarı Laleler’’, ‘’Ali Desidero’’ ve ‘’Sude’’ olurken özellikle ‘’Yandım Yandım’’, ‘’Güllerin İçinden’’ ve ‘’Yalnızlık Ömür Boyu’’ isimli şarkılarına performansları görülmeye değerdi. Kesinlikle çok büyükler, kesinlikle. Onlardan da yeni şarkılar dinlemek hakkımız. Sizler için paylaşacağım şarkıları ise ‘’Sakın Gelme’’.

MFÖ - Sakın Gelme

30 Temmuz 2010 Cuma

Bir Leman Sam Rüzgarı


Kartal Belediyesi’ne teşekkür etmek lazım zira bir geldiler pir geldiler. Geçen yaz bir aydan fazla uzun sürmüştü festivalleri bu sene on gün ile sınırlı ama her şey öyle güzel, öyle içten ve öyle nezih ki; Perşembe akşamı sahnede Leman Sam’ı ağırladı Kartallılar ve yıllar sonra sanatçıyı yeniden dinleyecek olmanın heyecanında ben de yerimi aldım meydanda ki; Samsara grubu ön sahneydi ve bakın onlar da müthişti.

Aynı heyecanı Sam adına açıkçası duyamadım. Son derece sıcak, samimi bir şekilde sahnede yerini aldığında gerçekten tüm sahneyi kapladı ve bir anda bir enerjisi tüm herkesin üzerine de geçti, bunu o gözlerde görebildim. ‘’İlla’’ ile yaptığı açılışı ‘’Rüzgar’’ ve ‘’Gül Güzeli’’ izledi ama biraz tutuktu Sam; bu şarkıları istediğim gibi duyamadım açıkçası. Derken üçüncü şarkı sonrası sahneye vokalini de yapan Şehnaz Sam’ı aldı ki biliyorsunuz bir albüm yayınlamıştı kendisi de ve ‘’Gemiler’’, ‘’Anlıyorsun Değil mi’’, ‘’Resimdeki Gözyaşları’’ Şehnaz’ın sesinden dinleyiciye ulaştı. Henüz çok konserin başıydı ve bir şarkı yeterli olabilecekken üç şarkı biraz fazla mıydı; belki de değildi ama gerçekten Leman Sam’ı dinlemek istiyordum ben.

Derken o unutulmayan şarkılar ve özellikle ‘’Kavak Yelleri’’nde ‘’Yol Ver’’de yaşanan coşku görülmeye değer ki; bir o kadar ‘’Anladım ki’’de yaşanan içtenlik de. Bu şarkıda sahneden aşağıya indi Sam ve onu izleyen fiziksel engelli gençlerin yanında söyledi bu şarkıyı. Derken sanatçının hayvansever olduğunu bilen bir izleyici köpeğini getirmişti meydana ve onun da yanına gitti Sam kendini alamayıp; derken kalabalığa karışmıştı bir kere tüm sahneyi gezdi de peşinden gelen ‘’Gönül’’ ile. ‘’Aşkımdan Vazgeçme’’ ve ‘’Kıyamam Sana’’ yine kendisinden beklenendi ve onları da yorumladı ardından. Şarkı aralarında orkestrası ile bir sorun yaşamış görünmemesine rağmen şarkı aralarında sürekli onlarla konuşması, sebebini bilmediğimiz bekleme sürelerinin yaşanması konserden koptuğumuz anlardı.

‘’Biraz türkü söyleyelim mi’’ sorusuna dinleyicinin yanıtı evet olunca ‘’Ahirim Sensin’’i çıplak sesle yorumladı Sam ve hemen ardından sesinden ilk kez dinlediğim bir Ahmet Kaya şarkısı geldi ki ‘’Ağladıkça’’ performansını sizler için aşağıda paylaşacağım. Derken ‘’şarkılar kardeştir’’ dedi sanatçı ve ‘’Telli Telli’’yi Rumca yorumladıktan sonra onu ‘’Hüdayda’’ya bağladı ki bu yorumdan sonra onu tutan olmadı ve zira beni de; çünkü bir anda ortalık bir Leman Sam konseri olmaktan ciddi anlamda uzaklaştı ki ‘’eyvah dimme dimme nazlı yar dimme’’ türküsüne kadar ulaşıldı düşünün. Sonradan söyledi mi bilemiyorum ama Livaneli şarkıları en azından bir ‘’Yiğidim Aslanım’’ bir ‘’Sürgün’’ sonra sevilen şarkılarından ‘’Hey Yıllar’’, ‘’İçime Sinmiyor’’, ‘’Ayrılığa Dayanamam’’ yine Azeri türküleri olan ve sesinden bir başka dinlenen ‘’Ayrılık’’, ‘’Alagöz’’ falan olmadı bu konserde.

Sahnede yıllardır albüm yapmayan bir kadın vardı, onu özlemiştik ve sesinden yeni şarkılar dinlememek onun gerçek dinleyicileri için ne kadar kötü bir kayıptı. Öyle güzel izler bırakılmış ki ama kuşkusuz haklı sebeplerden uzak durulmuştu artık. Birçok özel müzisyenin geldiği nokta bu değil mi ki? Yine de üzücü, dinleyicileri için gerçekten büyük bir boşluk. Yepyeni şarkılarını bir gün dinleyebilmek temennisi ile bu konseri saymadım nedense bir kere daha bekleyeceğim bir başka yerde karşılaşmayı.

Bu arada festival çerçevesinde Edip Akbayram’dan Suzan Kardeş’e, MFÖ’den Emre Aydın’a, Neşet Ertaş’tan Emre Saltık’a, Ege'den İstanbul Gelişim Orkestrası'na (Festivaller Demet Akalın'dan, Serdar Ortaç'tan ibaret değil ne güzel ki) büyük bir zenginlik yaşandı ya da yaşanacak. ‘’Kartal’ı Seviyorum’’ sloganı ile gerçekleştirilen bu festival sadece konserlerden ibaret değil birçok atölye çalışmasından imza günlerine, açılan kitap standlarında çeşitli etkinliklere her şey çok özel hazırlanmış. Dinleyici muhteşem; bir konser alanında polis yok düşünün zira en küçük bir taşkınlık yaşanacak gibi durmuyor, tüm herkes orada gerçekten ailesi ile bir coşku içinde yaşıyor bu festivali, kimse bir tatsızlığın yaşanmasına izin verecek gibi durmuyor. Başta komşu belediyesi olmak üzere birçok belediyeye ciddi anlamda da ders olması dileklerimle.

Leman Sam - Ağladıkça

22 Temmuz 2010 Perşembe

40.Yılında Bir Ortaçgil


Bülent Ortaçgil müzik dünyasında 40’ncı yılını muhteşem bir konserle Açıkhava Tiyatrosu’nda kutladı. Kolay kolay hafızalarımızdan kazınmayacak bir lezzetle, sanatçının müzisyen dostları ile ve bir o kadar da yakışır dinleyicisi ile.

Öncesi kulisteyiz. Bülent Ortaçgil son derece rahat hatta diğer müzisyen arkadaşlarının kendisinden daha fazla olan heyecanına tanığım. Herkes içerde orada olmanın ve birbirileri ile yeniden karşılaşmanın mutluluğunda. Bildiğiniz üzere bu konserler serisinin (Avea Müzik) müzik editörü Candan Erçetin (Konserde şarkı söylemedi ama finalde yerini aldı). Sanatçı kuliste dostları ile bizzat yakından ilgileniyor. Oturduğumuz masada Birsen Tezer, Gündoğarken ve Gülcan Altan var daha sonra Jehan Barbur’da dahil oluyor. Bir iki saat öncesi alınan provalara rağmen herkes yine de şaşkın, kendilerine dağıtılan sahne sırasını inceliyor. Özel olarak bastırılan ve sanatçının şarkı sözlerinden alıntıların yazılı olduğu tşirtler ise herkese ayrı bir renk katıyor. Ben bana sunulanlar içinde ‘’Beni Kategorize Etme’’yi tercih ediyorum ve hatta hemen üzerime geçiriyorum.

Yerimizi tam olarak bulamamanın ya da nerede oturacağımızın bir türlü netleştirememenin telaşında kendimizi arkadaşlarımızın yanına merdivenlere atıyoruz. Merdivenler bile ücretli olmasına rağmen feci dolu öyle ki sürekli birileri iniyor ve birileri çıkıyor konserin başlamasından önce ve elbette konser arasında. Küçük kazalar yaşanmıyor değil bu arada.

Konserin finaline doğru sahne alacak olan Zuhal Olcay’ın küçük bir sunum için hemen konserin başında sahne alması biraz büyüyü bozmuş aslında hemen direk çocuk korosu gelebilirdi ve böyle başlayabilirdi konser. Evet müthiş bir koro, sevimli mi sevimli hepsi, iki şarkı boyunca sahnede kalıyorlar ve yerini Ezginin Günlüğü’nden Hüsnü Arkan’a bırakıyorlar. ‘’Yağmur’’ şarkısında Arkan ne yazık ki kendisinin alışık olduğumuz yorumu sunamıyor dinleyiciye.

Sıralar karışmasın diye bundan sonrasındaki durumu alfabetik şekilde özetlemem gerekirse. Akın Eldes ve Serhat Ersöz ‘’Dalyan’’ isimli şarkıda sahnede oluyor. Eldes daha sonra Pinhani’ye (Değirmenler) ve Bulutsuzluk Özlemi’’ne (Normal) de gitarı ile eşlik ediyor.

Aylin Aslım gecenin ortalarına doğru pembe ve çok sık bir kostümle sahnede yerini alırken ‘’Mavi Kuş’’u kendisinden dinlemek seyirciye büyük bir keyif veriyor. Aslım aslında birçok kişiye sürpriz oldu çünkü sonradan dahil oldu projeye ve dinleyicinin duyurulardaki değişikliği sonradan görememeleri normal. Aslım şarkısının sonunda Yaşar’ın hastalığından dolayı geceye katılamadığının altını çiziyor ama başka bir sürprizin ilk sinyalini veriyor. O sürpriz ne mi?

Birsen Tezer sahnede en büyük alkışı alanlardan. Beyaz kıyafeti ile son derece şık olan dostumun da heyecanına gün boyu tanıktım. Kaç kere canlı dinledim sayamam kuşkusuz ama inanın bu kez de bambaşkaydı ‘’Çığlık Çığlığa’’ öyle ki şarkı bitmeden alkışlar almıştı ortalığı ve hatta ‘’bir daha bir daha ‘’ diye sesler duyar gibi oldum. ‘’Kimseye Anlatmadım’’ şarkısında düet yapmıştı daha önce Tezer ve Ortaçgil e birlikte bir kere daha dinlenebilirdi sonrasında. Kaldı ki bu şarkıyı çok kişinin istediği söyledi Ortaçgil ama vermediğini, vermeyeceğini de ekledi.

Erkan Oğur usta da gecenin sonlarına doğru sahne alan isimlerden. ‘’Pencere Önü Çiçeği’’ni iki ustadan bir kere daha dinlemek öyle bir keyif ki birkaç şarkı daha birlikte kalsınlar istiyorsunuz ama nafile aynısı Fuat Güner için de geçerli. Güner ile sahnede ilk kez birlikte buluşuyor Ortaçgil ve ‘’bu Su Hiç Durmaz’’ı birlikte seslendiriyorlar. Gönül isterdi ki bu şarkıyı Leman Sam orada olsaydı da söyleseydi hani, ne güzel olurdu ama güzel bir düet oluyor her şekilde ve Güner itiraf ediyor şarkının sonrasında: Bu piyasada üç kişiye çok özel hayranımdır, biri Bülent Ortaçgil’dir.

Feridun Düzağaç tribute albümünde yorumladığı ‘’Sevgi’’ ile sahnede yerini alıyor. Yine aynı albümdeki yorumlardan bir diğeri de Gündoğarken’in ‘’Bahar Türküsü’’. Tahmin edebileceğiniz gibi her ikisi de fevkalade. Burhan Şeşen önemli bir durumun altını çiziyor şarkı sonrasında. Bu ülkede bağırmadan da müzik yapabildiği için kutluyorum kendisini diye tamamlıyor kendisine ayrılan vakti.

Jehan Barbur her zaman ki gibi çok naifti. ‘’Aşk Var’’ şarkısını hemen konserin başında yorumlamıştı ama daha sonra bir sürpriz Levent Yüksel’e vokal yaptı ‘’Sensiz Olmaz’’da. Barbur’un müzik hayatında çok önemli bir isimdir Ortaçgil bu sebep belki heyecanı bir hayli yansıdı sahneye kendisinin de. Levent Yüksel’e gelince her zamanki gibi doğal ve özel bir ses, başka ne denir ki?

Sahnenin bence en büyük sürprizi Mirkelam. ‘’Bütün Çiçekler Su İster’’ zaten onunla bambaşka olmuştu ama sahnede canlı dinlemek ne büyük bir keyifmiş. Şarkısını söylerken hopladı zıpladı Mirkelam ve genel havanın dışına çıktı ama bambaşka bir renk olmayı başardı yine. Aynı enerji mesela Mor ve Ötesi’nde yoktu. Kaldı ki ‘’Sen Varsın’’ı yine de dinlemek güzeldi onlardan da.

Bir ara sahneye gelen Ortaçgil aslında sürprizlerden hoşlanmadığını itiraf etti ama bu sürprize çok şaşırdığını da eklemeden geçemedi. Evet hepimiz şaşırdık ve kopan alkış fırtınasını düşünün artık. Sezen Aksu çıkıp gelmişti ve ne ilginçtir bu yaz nerelerde diye konuşurken aramızda işte tam da karşımızdaydı. ‘’Yüzünü Dökme Küçük Kız’’ düeti kesmemişti kraliçeyi öyle ki bunu itiraf da etti; seyirci için de aynısı geçerliydi ama yapacak başka bir şey yoktu sanırım. Ve toplu final (Kulis listesinde bu durumun adı ‘’Tutti Frutti’’ diye geçiyordu ve çok güldüm bu duruma) öncesi Zuhal Olcay sahnedeydi. ‘’Oyuna Devam’’ düetini ‘’Beni Kategorize Etme’’ izledi. Gayet ama gayet başarılıydı. Finalde tüm katılımcılar sahnede yerini aldı ve ‘’Benimle Oynar mısın’’ ile ‘’Olmalı mı Olmamalı mı’’ ile başta Ortaçgil ve tüm katılımcılar ayakta alkışlandı. Daha sonra bir bis durumu olabilir hatta oldu da sanırım ama kalabalığa kalmamak için ben kendimi bir an önce dışarı attım ve eve dönmeden önce bir süre tek başına yürüyerek tüm gece söylenen şarkılardan bazılarını kendi kendime mırıldandım.

Vtr’leri de unutmayalım zira başta Naim Dilmener, Orhan Kahyaoğlu, Ali Kocatepe, Selçuk Yöntem gibi birçok değerli isimden görüşleri alınmıştı ve şarkı aralarında sahneye yansıdı bu görüntüler. Ama ufak tefek sorunlar oldu mu oldu. Ses konusunda da bazı aksaklıklar vardı ki bu duruma adapte olmak için başta zorlandık hani derken kaptırdık da pek hissetmedik durumun anormalliğini. Bir de küçük duyum aldım ki bu konserin DVD’sinin yayınlanacağı yönünde, çok yakışacak eminim arşivimize. Finalde ekrana yansıyan yazı gibi ‘’50’nci Yılında Görüşmek Üzere’’ Bülent abi.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Haftanın Konserleri


Bu hafta İstanbul'da iki etkinliğe katılacağım. Bunlardan birisi müzik hayatının 40.yılını 21 Temmuz tarihinde Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sanatçı dostları ile birlikte muhteşem bir konserle kutlamaya hazırlananan Bülent Ortaçgil'e ait. Akın Eldes/Serhat Ersöz, Birsen Tezer, Bulutsuzluk Özlemi, Candan Erçetin, Erkan Oğur, Ezginin Günlüğü, Feridun Düzağaç, Fuat Güner, Gürol Ağırbaş, Grup Gündoğarken, Jehan Barbur, Levent Yüksel, Mirkelam, Mor ve Ötesi, Pinhani, Yaşar, Zuhal Olcay gibi konuk sanatçılarla bir hayli keyifli geçeceğe benzeyen konsere dair notlarımı ertesinde sizinle ayrıca paylaşacağım. Kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.


Ve bir gün sonra Sakman Bar'da olacağım. Akın Vardar ilk albümü ''Yalnızsın'' ile bu yıl başarılı bir çıkış yapmıştı. Belçika'da yaşayan müzisyen sık sık dinleyicisi ile buluşmak üzere Türkiye'ye gelmiş ve çeşitli mekanlarda da sahne almıştı. Vardar 22 Temmuz tarihinde saat 22:30 itibari ile Sakman Bar'da bir akustik performans gerçekleştirecek ve gerek albümünden gerek seçtiği özel şarkılardan bir repertuar sunacak dinleyicisine. Akın Vardar ile gerçekleştirdiğim söyleşiyi bir kere okumak isteyenler için linkimiz.

6 Temmuz 2010 Salı

Tatil Zamanı


Ve yaz kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı artık. Adımıza biraz izin isteme ve tatile çıkma vakti öyleyse. Yaza dair sizler için seçtiğim sımsıcak şarkılarla ayrılıyorum kısa bir süreliğine ve en yakın zamanda görüşmek üzere diyorum. Kendinize iyi bakın, harika bir yaz diliyorum hepinize.


Ayten Alpman - Yaz Yağmuru
Bengü - Bu Yazı Bir Kenara Yaz
Betül Demir - Yaz Geliyor (Remix)
Ceyhun Çelikten - Yaz Akşamı
Eda Karaytuğ - Bir Yaz Akşamı Çamlıca Mehtabına Geldin
Grup Gündoğarken - Bir Yaz Daha Bitiyor
Herdaim Yonca - Yüreğim Yaz Yorgunu
Hümeyra - Yaz Bitti
Işın Karaca - Yaz
Melike Demirağ - Yaz
Sezen Aksu - Geçen Yaz
Teoman - O Yaz
Yaşar - Yaz Bitti
Zerrin Özer - Bu Yaz
+
Ege - Yaz Aşkım
Antonis Remos - Ma Den Ginete (Ege - Yaz Aşkım / Grek Versiyon)

5 Temmuz 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Müzik dünyasının en renkli isimlerinden Kibariye ve onu gerçekten sevmeyen yoktur diye düşünüyorum. ‘’Dört Mevsim’’ adını verdiği yeni albümü ile karşımıza bambaşka bir Kibariye çıkmıyor ama kimse de ondan değişmesini zaten istemiyor. Biraz eski biraz yeni şarkılar bir araya gelmiş bu albümde. Tarkan şarkısı ‘’Arada Bir’’de kendisine vokal yapmış. Tarkan’ın Kibariye’ye olan sevgisi önceden de aşikar ve de uyum renginde. Haricinde Soner Sarıkabadayı şarkısı ‘’Buz’’u yeniden yorumlamış ki Sarıkabadayı’nın yorumcu kimliği haricinde bu şarkısı çok sevilmişti, bakalım bu kez nasıl karşılanacak. Geçen yılın hit şarkılarından ‘’Yanayım’’ yine bu albümde yer almış ve de şık yakışmış. Fakat Sezen Aksu şarkısı ‘’İkinci Bahar’’ ile Zülfü Livaneli bestesi ‘’Yiğidim Aslanım’’ albümde sırıtmış ve iyi yorumlamış olsa da daha başka alternatif yorumlara gidilebilirmiş. Haricinde beş yeni şarkı var ki bunlardan öne çıkacak olanlardan biri olan ‘’Aşk Zeki Kadını Sevmiyor’’ yavaş yavaş söz yazarı - besteci olarak da öne çıkmaya başlayan Tan’a ait. Bu arada aynı tarihlerde aynı firmadan Tan’ın da yeni albümü ‘’Taş Yürek’’ yayınlandı, ilgilenenler için duyurulur.
90’lı yılların sonuna doğru ilk albümü ‘’Yolun Açık Ola’’ bir hayli dikkat çekmişti. Zeynep Dizdar’ı bugün bile ‘’Vazgeç Gönül’’ ile ayrı bir dinlerim. Uzunca bir süre kendisinden haber alınamadıktan sonra karşımıza ‘’İlle de Sen’’ isimli bir albüm ile çıktı önce. O da gayet keyifli bir albümdü ama iki sene önce yayınladığı ‘’Sana Güvenmiyorum’’ için aynı şeyleri söyleyemeyebiliriz. Geçen sene bir single yayınladı ki ‘’Aşkın Büyüsü’’ bu yeni albümünde de var. Dizdar ve yeni albümü ‘’Hayat Benim Elimde’’ on şarkıdan oluşuyor. Sezen Aksu’nun bence çok önemli şarkılarından biri olan Onno Tunç bestesi ‘’Bir Çocuk Sevdim’’de albümde akustik ve karaoke olarak yerini alıyor. Albüme adını veren şarkının da karaoke versiyonu ekleniyor üstüne ve albüm elimizde. Yanlış bir cover seçimi yaptığını düşünüyorum Dizdar’ın zira ‘’Bir Çocuk Sevdim’’ her iki hali ile sesinden heyecan vermedi. Ama diğer şarkılar için olumlu konuşabilirim. Özellikle Dizdar söz yazarı ve besteci kimliğini biraz daha öne çıkarmalı, albümde yer alan dört imzası da diğer şarkılara göre daha sıcak, daha samimi. Bir de eklemeden geçemeyeceğim albüm için çekilen fotoğrafları beğenmedim.

Son yılların öne çıkan DJ’lerinden Hüseyin Karadayı her ne kadar son aylarda DJ patlaması yaşansa ve bu cümleyi herkes için kuruyor olsak bile bir şekilde durum böyle; tutuyorlar çünkü ve ciddi bir patlama var bu anlamda. Herneyse ‘’Fashion-U’’ isimli bu albüm yine yaz aylarının rengi düşünülmüş ve neler yapabiliriz diyerek çıkışmış yola; örneğin aklınıza kırk yıl düşünseniz gelmeyecek şarkılar Karadayı tarafından bu albüme dahil edilmiş. ‘’Böyle Ayrılık Olmaz’’ ile kim dans edebilir örneğin ya da ‘’Biz Ayrılamayız’’ kaldı ki bu iki şarkıyı bilin bakalım kim yorumlamış? Ferhat Göçer elbette. Göçer’in dünyasını çok merak etmeye başladım artık nöbetçi şarkıcı gibi olmuş. Bir de Ajda Pekkan’ın ‘’Eğlen Güzelim’’i dahil edilmiş ki bu ilginç bir şarkıdır ve ‘’Oyalama Beni’’den sonra hadi canım dedirten ikinci remixe bu şarkı ile imza atılmıştır. Şarkıyı Işın Karaca tüm haşmeti ile yorumlamış, sıkıysa eğlenmesin sevgili :) Buzuki Orhan, Giorio Sopidi, Nekk, Mc Syco, Alex Roque, Pink Noisy, Consoul Training, Gio Di Leva ve DJ Tekin albüme diğer katkısı olanlar. Karadayı’nın çekimlerde saç ve makyajını ise Justin Timberlake ile çalışan ünlü saç ve makyaj uzmanı Georgina Billington yapmış, bakın bu çok önemli bir detaydı neyse ki atlamadım :)

Haftanın Sözü: Kayahan, benim yaptıklarına bir nokta koyacağımı hiç düşünmedi. Artık öyle bir noktaya geldik ki, onunla barışırsam ben, ben olmam. (Helal olsun Nilüfer’e)

Mustafa Ceceli ve Soner Sarıkabadayı. Yani durdular durdular da turnayı gözünden mi vurdular? Belki. Her ikisi de son günlerin aranılan ismi ya da aranılan demeyelim netice de yerleri yurtları belli ki bir şekilde her albümün içinde kendileri ile karşılaşıyor olmak şaşırtıcı gelmiyor gibi. Yalnız her iki müzisyeni de cidden taktir ediyorum o ayrı ama bu denli adlarına hızlı koşulsun istemiyorum. Kaldı ki genel olarak baktığımda bu popülerliğin onlardan çok bazı kişilerin başını döndürdüğünü görebiliyorum. Ferhat Göçer’e yaptığının benzerini yapıyor DMC Ceceli için. Bir albümü sunuyor da sunuyor şekil şekil üzerimize, e tamam ama, anladık, dinledik, güzel şeyler yazdık çizdik neden abartıyorsunuz. Ceceli’nin albümü yanına bir CD daha eklenmiş ve ‘’Remixex’’ adı altında sunulmuş dinleyicilere. Ne var içinde farklı olarak 8 şarkı 10 mix. Yok club mix yok pop mix yok summer mix ne kadar gerekli ya da ne kadar gereksiz. Bir şarkıyı bırakın da dinlediğimiz şekilde sevelim dinleyelim değil mi ya da bırakın bir sesi biraz özleyelim ve yeni bir şeyler yapana kadar bekleyelim.

Single modasına uyanlardan Levent Yüksel. Demiş ki kendisi Sezen Aksu ile yeni albümüme hazırlanıyorum ama heyecanlandım ve dinleyicilerim ile bu iki şarkıyı paylaşmadan edemedim. ‘’Aşk Mümkün müdür Hala’’ Murathan Mungan’ın sözleri ile dikkat çekiyor beste Taner Ayan’a ait. Habil Ceylan sözü ve Levent Yüksel müziği bir şarkı daha var hemen sonrasında ki ‘’Hangimiz’’. 2006 yılından beri solo albüm yapmamıştı Yüksel ama en son geçen sene 0 KM. isimli grubun bir üyesi olarak karşılaşmıştık kendisiyle. Albümün Kasım ayında dinleyicisi ile buluşacağını belirtelim ve bir dinleyin bu iki şarkıyı bakalım derim, doğrusu ben birkaç kere dinledim ve herhangi bir etkilenme içine girmedim, yanılıyor olabilir miyim? Bir diğer isim de Burcu Güneş. Geçen sene ‘’Sihirbaz’’ isimli bir albümü yayınlanmıştı Güneş’in ve içimize pek eskisi gibi doğmadığı bir gerçekti. ‘’Tamamdır”ın sözleri Burcu Güneş, Gülşah Tütüncü ve Gözde Hatiboğlu’ya ait bestesi Burcu Güneş ile Volga Tamöz’ ün ortak çalışması. Altı çeşit sunum ile tamam mıdır acaba? Bu arada Volga Tamöz demişken Miss N. İle feat yapmış kendisi ve ‘’Forget’’ yine Burcu Güneş ile aynı firmadan 11 versiyonu ile dinleyicinin karşısına çıkmış. Başarılı bir çalışma ‘’Forget’’ sevdim diyebilirim.

Biletix’i şöyle bir turladım ve enteresan konserlerle karşılaştım. Örneğin 29 Temmuz Pazartesi günü Turkcell Kuruçeşme Arena’da Yüksel Uzel’in konseri varmış. Bahsedilen mekanda Uzel çok ilginç geldi hakikaten, tamam yıllar sonra kendisini dinlemek isteyenler için bir güzellik olabilir bir konser ama orayı doldurabilecek mi, bugün birçok isim yan yana gelerek burada ancak bir konser verme imkanına sahip oluyorlar çünkü örneğin Yaşar - Yulduz Usmanova ile Meyra - Burak Kut olarak takibinde sahne alacaklar, merak ediyor olacağım. 01 Ağustos tarihinde ise İlhan İrem konseri olacakmış, buna gerçekten gidilir işte. İrem bir süre önce kurallarını bozmuş ve bir dizi konser yapmıştı zaten ama ara yine açılmıştı. Bu arada işi gücü her şeyi bırakıp 21 Temmuz akşamına sakın bir program yapmayın. Bülent Ortaçgil sahnede olacak ve 40’ncı yıl özel konserinde Açıkhava’da kendisine Birsen Tezer’den Candan Erçetin’e, Zuhal Olcay’dan Jehan Barbur’a, Ezginin Günlüğü’nden Bulutsuzluk Özlemi’ne, Yaşar’dan Levent Yüksel’e ve daha fazlasına birçok isim eşlik edecek.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

‘’Persons Unknown’’ isimli bir diziye başladığımı söylemiştim sizlere. Dizinin üçüncü bölümü de yayınlandı ve mutlu ayrıldım yeni bölümünden de. Dizi oyuncuların performansları ile öne çıkmasa da yaz sezonuma kesinlikle damga vuracak gibi. Bir de polisiye dizilerimde yavaş yavaş sona geldiğim için yeni arayışlar içine girmeye başladım. Bu anlamda ‘’Dark Blue’’ ile tanıştım. Örneğin ‘’The Forgoten’’e devam edemedim, dahil olamadım çizgisine ama bu diziyi izleyebilirim diye düşünüyorum. Yine gizli polisler var burada da devrede ve kimse onların gerçek hayatta kim olduklarını bilmiyor ve yine oyunlar üzerinden suçluların üzerine gidiliyor. İzlediğim ilk iki bölümü ile nereye kadar devam ederim bilmiyorum ama on bölümden iki ayrı sezon var elimde. Bu hafta da inşallah ‘’Flashforward’’a ve ‘’Life’’a son noktayı koyacağım.

Haftamın bir – iki filmine gelince ilk olarak ‘’Bernard and Doris - Bernard & Doris’’ ile başlayabilirim. 2006 yapımı filmde iki önemli başrol oyuncusu var. Susan Sarandon ve Ralph Fiennes ki bütün bir film ikisinin başarılı oyunculukları ve diyalogları ile su gibi akıyor diyebilirim. Doris Duke bir tütün milyarderi ve de yalnız ve de tüm varlığı ile özünde mutsuz. Bernard ise rehabilitasyon eğitiminden çıkmış bir eşcinsel. Bernard’ın bir gün evinin uşağı olması için Doris’in kapısını çalması ile başlayan hikayesi nereye varacak dersiniz? Fiennes’in oyunculuğu çok başarılı, Sarandon ise zaten ayrı kraliçe ama bu filmde çok ama çok güzel. Filmi tavsiyem asla Türkçe dublajlı izlemeyin ben ömrümde böyle kötü bir seslendirme görmedim.

Yine Türkçe dublajlı izlemek zorunda kaldım ve yine hata yaptım biliyorum ama en azından kaçırmadım bu şansı. Tim Burton ve Mike Johnson yönetmenliğinde stop-motion tekniğinde çekilen bir animasyon ‘’Corpse Bride - Ölü Gelin’’. Victor’ın hikayesi enteresandır. Bir ölü gelin’in parmağına taktığı yüzükle kendisini ölülerin diyarında bulan Victor peki asıl gelin adayı Victoria’ya kavuşacak mıdır? Gotik ve de karanlık ama klasik olmayan bir animasyon olan bu çalışmayı nicedir merak ediyordum. Sonuçtan memnun ayrıldım ama başta da dediğim gibi orijinal dilinde izlemediğim için pişman oldum zira Johnny Deep, Emily Watson, Helena Bonham Carter filmi seslendirenler arasında.

Temmuz ayının ilk Pazartesi günündeyiz. O zaman güzel bir hafta olsun hepimize :) ...

4 Temmuz 2010 Pazar

Merhaba Endonezya

Endonezya Kültür ve Tanıtım Fuarı 29 Haziran - 3 Temmuz günleri arasında İstanbul'da gerçekleşti. Bu fuar çerçevesinde yer alan etkinliklerden birine İstiklal'de yürürken denk geldim. Bir grup Endonezyalı müzisyen bir tramvayın içinde halka müziklerini buluşturdu ki gerçekten izlenmeye değerdi. Kamerama yansıyanlar ile o soluğu gelin bir kere de birlikte tadalım.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Ankaralı Turgut

Ankaralı Turgut - Kaymak Lazım


Afyon'dan vekilime taze taze kaymak lazım