19 Eylül 2011 Pazartesi

Pazartesi Sendromu




Hande Yener’in yeni çalışması ‘’Teşekkürler’’ Poll Production etiketi ile bugün yayınlanacak. Albümdeki tüm şarkıların sözü ve müziği Sinan Akçıl’a ait. ‘’Her biten güzel birlikteliğin ardından yaşatılanlar için “ Teşekkürler” derken bazen de anlamsız aşklardan kaçmak gerektiğinde soluğu “Havaalanında” almak gerekir’’ diyor albümün bülteninde. Anlaşılan o ki ‘’Teşekkürler’’ ve ‘’Havaalanı’’ albümün iki iddialı şarkısı. Yener’in yaz boyunca dinleyicileri ile paylaştığı ve hatta bir de klip çektiği ‘’Bana Anlat’’da bu albümde ki ben bu şarkısını sevmiştim. Yeniden eski çizgisine dönmesine sevinenlerdenim ben Hande’nin; ilk albümlerini bugün bile ayrı bir heyecanla dinliyorum çünkü ve bu albümünde de o eski tadı bulmak istiyorum.

Ayna grubunun bazı şarkıları ile üzerimde sempatisi yok değil; ‘’Ölünce Sevemezsem Seni’’, ‘’Severek Ayrılanlar’’, ‘’Gittiğin Yağmurla Gel’’ gibi damar üstüne damar şarkılarına tutunmamış değilim, büyük ihtimal avaz avaz ayrılıklar içindeydim :) Neyse geçen sene ‘’Asmalımescit’’ albümlerini yayınladılar, arayı çok açmadılar ve geçtiğimiz günlerde ‘’Mavi Şarkılar’’ isimli albümleri geldi. Az önce bahsettiğim şarkıların tadı yok bu albümde, demek ki ben Ayna’yı hareketli şarkıları ile pek sevemiyorum ama yine de açılış şarkısı ‘’Aşıklar Tepesi’’ dile dolanmıyor değil. Sözlerin ve bestelerin biri Raif Denktaş biri anonim olması dışında imzası Erhan Güleryüz. Anonim olan çalışma ‘’Çökertme’’ ki söylemeyen bir Ayna kalmıştı hani :) Altı tane de remix yer alıyor albümde ki o kısım diğer tüm albümlerde olduğu gibi gereksiz.

Haftanın Albüm Kapağı: Bülent Ersoy


Ekim ayının ilk haftası yayınlanacak Bülent Ersoy’un yeni albümü ‘’Aşktan Sabıkalı’’, on yıldır albüm yapmıyordu Ersoy ama her şeye rağmen çok konuşuluyordu, her şeye rağmen çok dinleniyordu. Bir hayli iddialı hazırlandığı bir gerçek albüme, gerek kadrosu gerek kısa tanıtımları ile durum şimdilik bunu gösteriyor. Albümünün açılış şarkısı Tarkan bestesi ki düet yapmış aynı zamanda kendisi; hemen takibinde albüme adını veren Gülşen şarkısı var. Üç şarkı Erhan Güleryüz imzalı olurken diğer yeni çalışmalarda Aşkın Tuna, Selçuk Tekay, Halil Karaduman isimlerine rastlıyoruz. ‘’Dost Bildiklerim’’, ‘’Bir Teselli Ver’’, ‘’Dert Bende’’ gibi unutulmayan şarkıları da yeniden yorumlamış. Bordo Müzik etiketi ile yayınlanacak albüm ve bakalım nasıl bir satış grafiği yakalayacak.

Haftanın Kaprisi:

Sacit Aslan'ın web adresinde okuduğum habere göre Sıla böyle böyle olmazsa sahneye çıkmam falan demiş. Eğer doğruysa çok üzücü gerçekten. Koca koca müzisyenlerimizde tanık olduğum bir şey var ki konserleri öncesi, tamamen sade, tamamen şikayetsiz bir şekilde konser saatini beklemeleri. Elbette istekler olacak olmaz değil ama bu imkanlar ölçüsünde falan olmalıdır hani, o marka viski yoksa başka marka viski de bu işi görebilir ya da alırsın yanına götürürsün. Bana çok garip geliyor böylesi, hani ‘’çıkmam’’ mı dedi ‘’çıkma kardeşim’’ diyemiyor mu birileri diyeceğim e adamların sorumlulukları var. Çok garip gerçekten. Sıla’yı gerek müzikteki çizgisi gerek müzisyen duruşu olarak dünden bugüne hep beğendim, diğer birçok kişiden ayırdım ama bu haber karşısında çok şaşırdım. Umuyorum doğru değildir.

24 Eylül Cumartesi farklı bir etkinlik var; 100’e yakın ülkede ilk kez yapılacak Şiir Festivali “Değişim İçin Yüz Bin Şair”in (100 Thousand Poets For Change) Türkiye ayağı İstanbul ve Mardin’de olacakmış. Festival, Murathan Mungan’dan Lale Müldür’e, Birhan Keskin’den Haydar Ergülen’e Türkiye’nin önde gelen pek çok şairini bir araya getiriyor. Gün boyu Akbank Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek etkinliğin gece bir de partisi var. Kumbaracı50’de gerçekleşecek partide Yasemin Mori, Mabel Matiz, Ece Dorsay şarkıları ile renk katacak, Naim Dilmener gece için en özel şarkılarını gelenlerle paylaşacak aynı zamanda da şiirler okunacak. Böyle bir etkinlik - gece için bizden özel bir şey istenmedi, istenmiş olsa seve seve yerine getirirdik ama bir izleyici olarak bu geceyi kaçırmak istemem. Detayları 100binsair.blogspot.com adresinden takip edebilirsiniz. Vakit kalırsa aynı gün gerçekleşecek bir başka konsere daha uğramayı düşünüyorum ki kuruculuğunu ve solistliğini sevgili arkadaşım Burak Canözer’in yaptığı Kuvars grubu konseri bu. 70’ler ve 80’ler pop ve Anadolu rock şarkılarının yorumcusu olan ekip aynı zamanda kendi şarkılarına da yer veriyor konserlerinde. Beyoğlu’nun yeni mekanlarından Radiolive’de gerçekleşecek etkinliğe giriş ücretsiz. Etkinlik Facebook Sayfası.

kadrikarahan.net’in Temmuz 2009 sayısında iki müzisyeni konuk etmiştim. Bu iki konuğum da yurt dışında yaşıyor ve müzik çalışmalarını orada devam ettiriyor. Bir tanesi sevgili Alp Bora. Gerek solo gerek kurucusu olduğu Nim Sofyan grubu ile albüm çalışmalarına devam eden müzisyen Viyana’da müziğimize çalışmaları ile bambaşka bir soluk getiriyor. Ekip önümüzdeki günlerde beş konser için Türkiye’ye gelecek, ilk duran Nardis Jazz, tarih 05 Aralık. Bir diğer müzisyen Esra Dalfidan ise Amsterdam’dan ülkemize gelecek. Çok büyük bir aşkla dinlediğim iki albümü olan Dalfidan ise Ekim ayının 22’sinde grubu Fidan ile Akbank Caz Festivali kapsamında bir konser verecek. Saat 19:00 da başlayacak olan konserin yeri ise Akbank Sanat. Her iki konseri de kaçırmak istemiyorum, biliyorum ki ruhuma iyi gelecek bu nefesler, kesinlikle tavsiye ediyorum.

Haftanın Konseri:

Geçtiğimiz Eylül ayında sitemizde konuk etmiştim kendisini ve bu şarkılarla tanışmış olmaktan dolayı çok mutlu olduğumu da iletmiştim. Cüneyt Ergün geçtiğimiz aylarda ilk albümü ‘’Bilinmeyen Saat Uygulaması’’nı yayınladı. 13 aylık bir stüdyo sürecinin ardından bizlerle buluşan bu albümü müzikleri de elbette öyle ama ben en çok sözleri ile sevdim. Çünkü gerçekten kalemi güçlü Cüneyt’in ki söyleşimizde de dile getirmişti, bir kitap yayınlamak istediğinin altını çizmişti. Şimdi bu Çarşamba kendisini Jolly Joker Balans’ta dinlemeye hazırlanıyorum. Konser 21:00’de başlayacak, Biletix’ten ve girişten biletler temin edilebilir.



Konser Notları:

Geçen hafta sendromunda bahsetmiştim, aynen de öyle oldu ve hafta bir hayli hareketli geçti ki. Çarşamba günü Sakman’daydık. Sakman Club benim için her zaman çok özel bir mekandır ve orada hiçbir mekanda hissedemediğim farklı bir sıcaklık vardır, ayrı saklarım. O gün geçen ay sayfalarımızda da konuk ettiğimiz Mehtap Meral’i dinlemeye gittik mekana. ADA Müzik etiketi ile yayınlanan ‘’Aşk’’ albümünün lansmanı sonrası ilk konseriydi. Konserine albümünün ilk şarkısı ‘’Adın Kalmış’’ ile başladı müzisyen ki ben finalde bir kere daha dinlemek istedim, kırmadı, buradan bir kere daha teşekkürlerimi dile getireyim. ‘’Adın Kalmış’’ gerçekten albümün en sevdiğim şarkısı olabilir ama diğerlerine de haksızlık etmek istemiyorum çünkü baştan sona çok özel bir yolculuk ‘’Aşk’’. Albümünden şarkıların yanında sevdiği şarkılara da yer verdi Mehtap ki unutamadığımız tangolardan (Dinle Sevgili’den Mazi Kalbimde Bir Yaradır’a) pop müziğin klasiklerine (Melankoli’den Tükeneceğiz’e) dolu dolu saatler yaşattı bizlere. Her ayın ikinci Çarşamba günü kendisini dinlemeye koşa kola gidiniz lütfen.


Yine albüm ADA Müzik etiketli, yine geçen ay sayfalarımızın konuğu ki yine çok özel bir müzisyen. Çiğdem Erken’den bahsediyorum. Kesinlikle bu yılın en özel albümlerinden birinin imzası sevgili Çiğdem. Bütün bir yaz bu şarkılardan kendimi alamamıştım şimdi onlarla bütün bir güz, kış yola devam edeceğim ne güzel. Evet, ilk konserini bir gün sonra Clinic Live’da gerçekleştirdi. ‘’Laleler’’ ile başlayan yolculuk albümün diğer şarkıları ile devam etti. ‘’Güvercin’’i, ‘’Günlerden Salı’’yı, ‘’Küçük Prens’’i canlı canlı dinlemenin tadı bir başkaydı. Bu şarkıların yanında özel de sürprizler yaptı sahnede ki yepyeni şarkılarını da seslendirdi bizlere, onlarla da ayrı bir büyülendik elbette ve ikinci albümünde yer almasını istediği bu şarkıları ne mutlu ki ilk biz dinledik. Konserden sonra da keyifli de bir sohbet gerçekleştirdik, CD’sini imzaladı bizlere ve sezon boyunca her ay sahnesinin devam edeceği haberini verdi, kuşkusuz ki tekrar tekrar dinleyeceğiz. Bu arada kendisine gitarda eşlik eden Bilal Karaman’ı da atlamak istemiyorum ki çok ayrı bir tat bıraktı konserde hani bu birliktelik burada kalmamalı.



Ve elbette vazgeçilmezim: Birsen Tezer. Bütün bir yaz nasıl özlemişim onu ve şarkılarını ki kendimi o hızla attım Cumartesi dışarıya. Hayal Kahvesi Bistro o gece tıklım tıklım doluydu öyle ki kendime bir köşe zor buldum. Her zamanki sıcaklığında gerçekleşti konser elbette ama bu kez sürprizleri de vardı kendisinin. Örneğin konuk sanatçı olarak bir başka değerli müzisyen Akın Eldes eşlik etti kendisine, çok ayrı bir keyifti birlikte sahnedeki birliktelikleri. Sonra ‘’Balıkesir’’ şarkısının söz yazarı - bestecisi sevgili Zafer Cımbıl’da o gece oradaydı. Bu yolda onlar çok uzun zamandır birliktelerdi ama ilk kez yıllar sonra sahnede yan yana geleceklerdi. ‘’Balıkesir’’i birlikte yorumladılar gecede, sonra Cımbıl’ın ‘’Organic Şarkılar’’ albümünden ‘’Sevdanın Yolları’’nı söylediler peşinden ki bu şarkıya neden diye sormayın dikkat edin :) Ve dinleyicilerden gelen istekleri kırmayarak ‘’Bisikletim’’ isimli şarkısını da söyledi Cımbıl, kendisi Amerika’da yaşıyor ve sonrası ettiğimiz sohbetten anlıyorum ki bir gün buralara yeniden döneceğinin ihtimalini elinde tutuyor. Zaten bu albüm yeniden basılacak gibi de duruyor, bu anlamda görüşmelerin olduğunu da ekleyelim, daha çok dinleyiciye ulaşması adına kesinlikle gerekli, bu gecede Tezer’de bunun altını zaten çiziyor. Özetle doyamıyoruz konsere ve bir sonraki randevumuz 30 Eylül’de Clinic’te, kaçıranları oraya bekliyoruz.


Bir haftanın son günü yani dün yine evde oturmadım ve kendimi sahil yoluna attım. Maltepe sahilinde Ajda Pekkan’ın konseri vardı ve yine burnumun dibine kadar gelmişken gitmemek olmazdı. Ajda Pekkan’ı sahnede dinlemeyeli ne çok olmuş, nasıl özlemişim. Ajda ‘’Yakar Geçerim’’ ile başladığı ve yine onla bitirdiği konseri boyunca neredeyse hiç hız kesmedi, bir de program çok acele bir atmosferde geçti. Öyle ki birkaç şarkı arası dışında neredeyse hiç seyirci ile iletişime geçmedi Ajda, nasılsa halk konseri, söyler geçerim gibi bir şeymiydi bilmiyorum. Son albümündeki birçok şarkıyı dinledik konserinde sonra eski şarkılarından (‘’Uykusuz Her Gece’’, ‘’O Benim Dünyam’’ gibi) oluşan potpori çok güzeldi. TSM eserlerinden oluşan bir potporiye de yer verdi süperstar ki ‘’Zalimin Zulmü’’, ‘’Elveda Meyhaneci’’, ‘’Unut Sevme’’ gibi şarkılar ile dinleyici kendinden daha bir geçti. Konser boyunca beni alıp götüren şarkılardan biri de ‘’Sensiz Yıllarda’’ oldu ki çok ama çok severim bu şarkıyı. Sevgili Ajda, her zaman olduğu gibi bu gece de enerjin bir başka ulaştı bizlere, öyle ki yüreğimizden hiç eksilme.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Uzun bir sendrom olduğu için bu hafta alternatiflerimi yazmayacaktım ama geçen hafta bahsetmiştim, üç diziden söz edecektim bugün için, en azından haftaya ertelemek istemedim. Yaz başı başladığım ve bu süreçte tamamladığım biri mini olmak üzere iki dizi var ki eğer buluşmamışsanız, yolunuz kesişmemişse çok şey kaçırmışsınız. Öyle ki ‘’Mildred Place’’ ile başlayayım. Bir dönem dizisi ‘’Mildred Place’’, bir kere müthiş bir senaryo ve başarılı bir yönetmenlik var ki Todd Haynes imzasını ‘’Far For Heaven’’, ‘’Velvet Goldmine’’ gibi filmlerden anımsarsınız. Kate Winslet, Guy Pearce bu yılın en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü kazanan Melissa Leo, en son ‘’Flashforward’’da izlemiştim oyunculuğunu Brían F. O'Byrne gibi başrol isimler bile sırf bu yapımı izlemek için bir neden. Winslet özellikle bu dizide harikalar yaratmış. Dizi sabaha karşı gerçekleşen 63.Emmy Ödülleri’ne 21 daldan adaydı ve Winslet sonuçtan memnun ayrılandı.

Bir başka kendimi kaptırdığım ve ikinci sezonunu iple çektiğim dizi ise ‘’The Killing’’. Geçen sezonun kuşkusuz en iyi dizilerinden biri olan yapım 2007 yılında çekilen bir Danimarka dizisinin uyarlaması. ‘’Forbrydelsen’’ı da sırf bu yüzden merak ediyorum mesela. 17 yaşındaki Rosie’nin cinayeti üzerine kurulu dizi. Cinayeti çözmek için dedektif Sarah ve Stephen görevlendiriliyor ve Seattle’ın soğuk, puslu atmosferi içinde oyunculuğundan tutun müziklerine dramdan gerilime bir yolculuğua çıkıyorsunuz. Ortada çözülmesi zor bir cinayet var ve her kahraman adeta suçlu; mesela kesinlikle bir kişiye yoğunlaşamıyorsunuz, ben yoğunlaşamadım, bir kişiye kafayı takıp onun bu işlerden sorumlu olduğu kişi olduğunu düşünemedim, çok iyi aklıyor, çok iyi paklıyor sizi ‘’The Killing’’ ve yapmış olduğu muhteşem finalle ikinci sezonunu iple çektiriyor. Dizi drama dalında en iyi kadın en iyi yardımcı kadın oyuncu olarak adaydı Emmy’de ama bir ödül çıkmadı. Oysa ki yardımcı kadın oyuncu ödülü kesinlikle bu diziye gitmeliydi.


Bu arada ‘’Damages’’ dördüncü sezonu ile yeni kanalında yeniden hayat buldu. İlk üç sezonunu izlemiş ama son bölümlerine doğru kendimi biraz geri çekmeye başlamıştım diziden ki yeniden yakınlaşabilmek için ilk bölümünü seyrettim. Bir kere Gleen Close gibi bir kadın var bu dizide, başlı başına sarılma sebebi ama yok elimde diğer bölümleri mevcut olsa da ne yazık ki devam edemedim. İlk bölümün vermiş olduğu bir sıkıcılık ya da başka bir ruhsal durum yok ama nedense elim gitmiyor devam etmeye. Fakat dizinin çok fazla seveni olduğunu biliyorum, onlara ilaç gibi geldiğini düşünüyorum ve ben önümüzdeki günlerde izleyebilme hakkımı elimde tutuyorum. Aynı durum benim için ‘’Game Of Thrones’’ isimli dizide de mevcut. Hem izlemek istiyorum hem de kaçınıyorum, bu durumun açılımı ne, nasıl tanımlanır bu dizi izleyen seyirci kitlesi içinde :)

Velhasıl güzel bir Pazartesi daha bizlerle, bir ayı yarıladık aşmaya başladık bile, bugün bir de okullar açılıyor, iyi bir eğitim - öğretim yılı olsun herkese; bakalım bu haftadan neler biriktireceğiz, bir hafta sonra nelerden bahsedeceğiz. Güzel bir hafta dileklerimle.

18 Eylül 2011 Pazar

Pazar Pazar - Eylül Şarkıları

Ve Pazar seçkimiz de bu hafta sizlerle kaldığı yerden buluşmaya devam ediyor. Daha önce takip edemeyenler için anımsatalım biraz köşemizi; her hafta farklı bir konsept adı altında sizlerle bir şarkı seçkisi paylaşıyorum burada. İlginizi çeker mi bilemem artık ama arşivinize dahil etmeniz için acele etmeniz de gerekiyor. Bu haftanın seçkisi ''Eylül'' hani içinde bulunduğumuz ay ki tahmin ederseniz şarkıları biraz hüzünlü, güz tadında hani, güneşi bir yana bırakın ve bu şarkılarla günü yudumlayın derim ben ama bilemem elbette karar sizin, ilgilenmeyebilirsiniz de :) ...


Eylül Şarkıları


16 Eylül 2011 Cuma

Gülben Bi Gün



Gülben Ergen’in yeni albümü ‘’Hayat Bi Gün’’ geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketi ile yayınlandı.

Ergen, dünden bugüne yapmış olduğu albümleri ile aslında birçoğumuza samimi geldi diye düşünüyorum. Belki bunu her yerde bağırmadık ya da her gittiğimiz yere şarkılarını taşımadık ama bir şekilde uzak kalmadık kendisinden diye de bir cümle kuracak olursam katılacaksınız belki de. Başa dönmemiz gerekirse ilk albümü ‘’Merhaba’’ 96 yılında yayınlandı ama her çıkanı alan bir 90’lar delisi olarak kendinden haberdar etmedi beni o dönem bu çalışma. Bir şekilde yola çıkan Gülben üç yıl sonra ikinci albümü ‘’Kör Aşık’’ı yayınladı. Sezen Aksu, Şehrazat gibi isimlerin de sözlerini - bestelerini dahil ettiği bu albüm ‘’Kanıma Dokunuyor’’ ve ‘’Kurşuni’’ isimli iki şarkının hatırına dahil olmuştu dünyama. Bu iki şarkısını bugün bile ayrı severim, dinlerim.

Üçüncü albümü ‘’Sade ve Sadece’’ye gelince burada söylenecek daha çok şey olacak, daha çok şarkı diyelim ya da. Aksu ve Şehrazat faktörü burada da devam edecekti ki ‘’Elveda’’, ‘’Arka Sokaklar’’, ‘’Abayı Yaktım’’, ‘’Sandık Lekesi’’ gibi şarkılarla dinleyici kitlesi daha da bir genişlemiş olacaktı Ergen’in. Bunu bu albümüne göre biraz daha renksiz ama yine arka plana atılmayacak bir albüm ‘’Uçacaksın’’ izleyecekti daha sonrasında. Bu albümden de Yıldız Tilbe bestesi ‘’Kandıramazsın Beni’’ tek başına ya da başlı başına albümü alıp götürecekti, sözleri dilimize yerleşmekte gecikmeyecekti. Adını taşıyacak beşinci albüm (‘’Yani’’, ‘’Mış Gibi’’, ‘’Yalnızlık’’ en iyilerdi), sonrasında gelecek olan ‘’Aşk Hiç Bitmez’’ (Deniz Seki bestesi ‘’Ya Ölümsün Ya Düğün’’ sürpriz şarkılardandı) ve ‘’Uzun Yol Şarkıları’’ ile de bu yolculuk devam edecekti. ‘’Uzun Yol Şarkıları’’ndaki ‘’Giden Günlerim Oldu’’ bir noktadan sonra fena baymış olsa da uzun süre etkisini üzerimizde gösterecekti. Gülben müzik yolculuğunda zaman zaman fazla da cesur davrandı. Öyle ki bu albümü için Bülent Ortaçgil ve Mazhar Alanson’dan beste alması büyük bir başarı olmaktan öte başka da bir şey olmalıydı. Başka albümlerde adları neredeyse nadir olarak karşılaştığımız müzik dünyasının bu iki önemli ismi bu albümün en büyük kozuydu elbette ama yorum kimsenin sanki biraz da haklı olarak umrunda olmadı, nasıl ya da niçin olduğunu konuşmayı tercih ettik üstüne.

Velhasıl bir gün bir best of yaparsa Ergen sırf bu bahsettiğim şarkılar yan yana gelirse baştan sona keyifli bir CD ile karşılaşacağımız kesin ama bu da çok gerekli bir durum değil hani. Son albümünün öncesi Mustafa Sandal ile birlikte bir düet yaptı Ergen, adı ‘’Şıkır Şıkır’’ olan şarkı single olarak dinleyicisi ile buluştu, klibi çekildi ama çok fazla beklediğimiz bir şey değildi sanki bu birliktelik, ama bir şekilde ortada ‘’benim üzerime söz yaz’’ diyen harika bir şarkı vardı hani ve kendilerine nasip olmuştu. Her iki isim de bir süredir ortalarda yoktu, sevenlerini memnun etti ama çok öteye geçmedi. Single sürecinde dinlemediğim bu şarkı albüme de dahil edildi ki hemen ardından bazı gerginlikler yansıdı piyasaya, bu kısım hiç umrumda olmadı.

Gelelim diğer şarkılarına. Albümde bu kez Aksu, Şehrazat, Tilbe gibi isimlerden şarkılar yok. Serdar Ortaç’tan ilk kez bir beste var ama. Albümün açılış şarkısı ‘’Yarı Çıplak’’ beni çok kendine bağlamasa da gözlemlerime göre şarkı dolanmış birçok kişinin diline. Albümün bir diğer önemli ismi ise son yılların ses getiren başarılı müzisyenlerinden Eflatun. O. Kaan Özdemir ismi ile üç tane bestesi var kendisinin ki üçü de gerçekten keyifli şarkılar. Özellikle ‘’Masal Olalım’’ içlerinden favorim. Fettah Can imzalı ‘’Dünyaları Versem’’ iyi bir şarkı olmasına rağmen doğru bir isimle buluşmuş bir şarkı değil gibi gelirken Ersoy Üner imzalı ‘’Tesadüf’’ ise bir o kadar tersine bu albümün en doğru şarkısı adeta. Özetinde ikisi versiyon on şarkılık bu çalışma yeni çıkmış olmasına rağmen iyi de bir satış grafiği yakalamış. Gülben Ergen’e hayat sürekli sürprizler yapıyor o da bize bunu albüm albüm - şarkı şarkı taşımaya devam ediyor. Bir sonraki buluşmada bakalım bizi neler bekleyecek, o güne kadar hayat tam da bugün.


Hayat Bi Gün / Seyhan Müzik



13 Eylül 2011 Salı

Bir Eylül Akşamı Senfonisi



Güne güz ya da güne güzel uyanmanın hoş bir tadı var, bunu özlemişim uzun bir yazdan sonra. Böyle uyandım bir Cumartesi, balkonumda kahvaltımı edip gazetelerimi okuduktan sonra dışarı çıkmak için akşamı beklemek yerine erkenden düşüverdim yollara. Biraz terleten, biraz üşüten bir Cumartesi bir de de; havanın kararsızlığı kararında Kuruçeşme’de aldım soluğu. Bülent Ortaçgil Senfonik konserini uzun bir süredir heyecanla bekliyordum ve artık saatler kalmıştı.





Kuruçeşme Arena’ya vardığımda sahnede prova alıyordu usta. Usulca kulise geçtikten sonra Birsen Tezer ile keyifli bir sohbete başladık, bütün bir yaz görüşememiştik ki birkaç cümlede her şey nasıl özetlenebilirdi? Derken kendisi de prova için kısa bir süreliğine ayrılınca orada eski bir dostumu görmüş kadar heyecanlandığım birine rastladım. 90’larda iki albüm yayınlayan, bir dönemin benim için özel müzisyenlerinden Grup Çağrı’nın Tevfik’i oradaydı ve ben tanışmak - sohbet etmek için gecikmedim. O güzelim albümlerinizi CD olarak yeniden dinlemek için neler vermezdim dedim de ‘’keşke’’ dedi müzisyen. Özellikle ilk albümlerinden çok memnun olduklarını ve kendisinde dahi bir tane kaldığını iletti beraberinde; ‘’yeniden bastırmayı düşünür müsünüz’’ soruma ise neden olmasın dedi, buradan da hani müzik şirketlerine duyurulur. Neleri neleri basıyorsunuz tekrar tekrar, bu iş bu kadar zor olmamalı sizin için değil mi? Gecenin bir diğer konuk sanatçısı Erkan Oğur ile tanışmak için ekibin sahneye çıkmasını ve kulisin boşalmasını, etrafının rahatlamasını bekledim. Çünkü gerçekten heyecanlıydım ki yanımda her albümü özeldir ama benim için ‘’Bir Ömürlük Misafir’’ on kat özeldir, onu da imzalatmak istiyordum; başardım. Erkan Oğur ile tanışmak benim için bu özel konserin en unutulmayacak anlarındandır.



Derken önce yaylılar daha sonra müzisyen dostları ve sonrasında Ortaçgil sahnedeydi artık. Konser repertuarını kuliste görmüş olmama rağmen büyü bozulmasın diye bakmamıştım ama hangi şarkısını okursa okusun bilecektim ki ayrı yudumlayacaktım. Açılışı ‘’Niçin’’ ile yapan Ortaçgil ardından ‘’Denize Doğru’’ isimli şarkılarını yorumlayarak başlamıştı konsere, ‘’Benimle Oynar mısın’’, ‘’Olmalı mı Olmamalı mı’’ gibi hit şarkılarını da hemen peşine ekleyivermişti. ‘’Hiç Canım Yanmaz’’ son albümü ‘’Sen’’in açılış şarkısıydı ki onunla devam etmişti ve peşinden bir de ‘’Acıtır’’ı eklemişti. ‘’Rastlantı’’ ve ‘’Bir Tek Sen’’i takip eden ‘’Değirmenler’’ ile hüzün öylesine devam etmişti ki ama ardından gelecek şarkılarla kısa bir süre de olsa dağılacaktı bu etki. Fikret Kızılok’a selam göndererek seslendirdiği ‘’Uyusun da Büyüsün’’ü ‘’Normal’’ ve ‘’Yonca’’ izleyecekti sonrasında. ‘’Yonca’’yı söylerken biraz da havanın serinliğinden olsa gerek bir yerinde hapşırığını tutamadı Ortaçgil ki tüm salon adeta ona ‘’çok yaşa’’ dercesine uzun alkışlarla uğurladı onu ikinci sahnesine kadar.

Konserde güzel dostlar ile de karşılaştım. Güzel bir çift ve biricik kızları ile Yavuz - Elhan Tok, Enis, Tuba, Hande, Birsen Tezer’in orkestrasından sevgili Tunç ve eşi ile gerek konserinde başında, gerek bu verilen arada gerek de konser sonunda minik sohbetler yapabilme imkanı bulduk. Ada Müzik ekibi de tam kadro oradaydı her Ortaçgil konserinde olduğu gibi. Bu ara esnasında oyuncu Cansel Elçin’i ve müzisyen Janet - Jak Esim’i de ve benim için onunla karşılaşmak çok özel oldu Zafer Cımbıl’ı da görebildim. Birsen Tezer’in ‘’Balıkesir’’ isimli şahane şarkısının söz yazarı ve bestecisi Cımbıl’ın nefis de bir albümü var. İkincisinin de hazır olduğunu söyledi sevgili abim ki bu güzel bir haberdi ama tek bir noktada hemfikir olduk. Bu ilk albüm yeniden basılmalıydı ve daha çok kişiye ulaşmalıydı. Amerika’da yaşayan Cımbıl bir ay daha ülkemizde, keşke bir de onu dinlesek şöyle sahnede.



İkinci yarı ‘’Gece Yalanları’’ ile başladı ve son albümünün en güzel şarkılarından biri ile devam etti: ‘’Sen Sorumlusun’’. Bu albümden tüm şarkıları dinleyecektik canlı canlı ne güzel ki bu çalışmayı ‘’Adalar’’, ‘’Ayrıntılar’’ izleyecekti. Derken konuk sanatçıların sırası gelmişti ve sahneye Erkan Oğur’u davet etmesi ile bir alkış fırtınası kopmuştu adeta. ‘’Pencere Önü Çiçeği’’ ile başlayan bu birlikteliği ‘’Bu Su Hiç Durmaz’’ ve ‘’Sensiz Olmaz’’ izledi. Konserin yavaş yavaş sonlarına gelinirken ikinci konuk, son yılların en başarılı müzisyenlerinden ve benim için çok özel dostlardan biri olan Birsen Tezer’in de sahneye gelmesi ile coşku tamamen yükseldi artıki. Son albümünde ‘’İstediğini Yap’’ isimli şarkısında vokal yapmıştı Tezer ki sıradaki şarkı tam da oydu. Derken ikilinin unutulmaz düeti ‘’Kimseye Anlatmadım’’a sıra gelmişti ve bu şarkıyı sanatçının kırkıncı yıl özel gecesinden sonra canlı canlı yeniden dinleme şansını bulmuştuk ne güzel. Tezer’i benim şarkılarımı en iyi yorumlayan sanatçılardan biri diye yorumlayan Ortaçgil kesinlikle haksız değildi ve sırada gelen şarkı da adeta bu durumu onaylar gibiydi: Çığlık Çığlığa. Evet, gerçekten çok özel bir manzara, o an yanımda olan ve konuştuğum herkes bunu söylüyordu o an; muhteşem bir ekip var orada, bu tabloya şahit olduğumuz için gerçekten çok şanslıyız. Ortaçgil, Oğur, Tezer, Birol ve Gürol Ağırbaş, Baki Duyarlar, Cem Aksel, ekibe yeni katılan Barlas ve 26 kişilik yaylı ekibi. Üstüne bir ‘’Beni Kategorize Etme’’ ve ‘’Şık Latife’’de yorumlandı ama seyirci daha sona hazır değildi. Alkışlarla yeniden sahneye davet edilen Ortaçgil ‘’Telefon’’ isimli şarkısından sonra ‘’Eylül Akşamı’’ çığlıklarına karşı koyamadı hani. Herkes bir yerlere gitti bu şarkı ile adına dağılmak deyin, adına kaybolmak deyin, adına olmamak deyin.

Ve konser bittikten sonra son sohbetlerimizi yaptık ve evlerimize doğru yol almaya başladık. Az ötemizde olan mekanların renkli, parlak, şıkır şıkır yanlarını ve kalabalığını geçmemiz kolay olmadı. Ama bu pek de umrumuzda olmadı. O kadar mutlu dönüyorduk ki evlerimize, bu büyünün bitmesini istemiyor gibi adeta bekleyebilirdik daha, hiç acelemiz yoktu.





Bülent Ortaçgil & Erkan Oğur & Birsen Tezer - Çığlık Çığlığa

12 Eylül 2011 Pazartesi

Pazartesi Sendromu





Bir dünya albümü var bir de ‘’Dünya’’ albümü var ki bana göre sonradan yayınladığı Türkçe diğer hiçbir albümü onun yanına yaklaşamadı. Belki ‘’Dünya’’ çok fazla güzeldi belki diğerleri biraz eksikti. Ama ne olursa olsun Yaşar ile olan düeti ‘’Seni Severdim’’ onu Türkiye’ye tanıtmaya yetti. Yulduz Usmanova’nın elimdeki arşivinden büyük bir mutluluk duyuyorum. Evet bunların birçoğu orijinal versiyonları değil, kendi toplamalarım internet üzerinden falan ama olsun. Onun adının geçtiği her yerde heyecanlanmamın en büyük nedeni bunlar ama elbette yeni albümlerde de bu duygu tavan yapıyor. ‘’Bir Şans Daha’’ ismini verdiği çalışması biri versiyon 11 şarkıdan oluşuyor. Şarkılar Murat Güneş tarafından Türkçeye adapte edilmiş, düzenlemeler ise bir hayli sağlıklı ki Erhan Bayrak, Febyo Taşel, Asker İbrahimov imzalı. Albümün en büyük sürprizi Serdar Ortaç ile olan düeti ki ez az ‘’Seni Severdim’’ kadar ses getirecek tartışmasız. Çınar Müzik etiketi ile yayınlanan albüm Usmanova hayranları dışında da beğenilir diye umuyorum ve sanatçının bu ay içinde Türkiye’de solo olarak vereceği ilk konserine gidelim diyorum. 25 Eylül tarihinde Turkcell Kuruçeşme Arena’da dokuz dilde şarkı söyleyecek sanatçı ve kendisine eşlik edecek dostları olacak sürpriz yanından; geç kalınmış bir konser ama her işte vardır bir hayır.



Doğrusu bu kadar zamandır nerede, ne yapıyor diye sormadık Servet Kocakaya’yı ama bildik ki bir gün gelecek ve sevenlerini mutlu edecek. İşte o gün hem de dolu dolu bir şekilde çıktı geldi müzisyen. Beşinci albümü ‘’İki Dil Bir Heves’’ geçtiğimiz günlerde GAM Müzik etiketi ile yayınlandı. Adı üstünde iki dilde şarkılar söylüyor Kocakaya ve bu iki CD halinde 13 şarkı ile bizlere ulaşıyor. Türkçe - Kürtçe şarkılardan oluşan bu albümü büyük bir heyecanla dinledim. Daha önceki albümlerine sahiptim kendisinin ki bugün bile dinlediğimde aynı hazzı aldığım birçok şarkısı mevcut. O günlerin ve o şarkıların hatırına biraz, biraz da yıllar sonra nasıl bir çalışma bu diyerek çıktığım yolda Kocakaya’nın dünyasının bizzat içinde olmayı başardım. ‘’ Oğlum Semih'i, ülkemizde bir arada gülümseyebilen halkların masallarıyla ve onların kucağındaki insani şefkatle büyütmek istiyorum. Benim asıl hevesim bu!” diyor Kocakaya ve yarınlara bir yerde bir mektup yazıyor sözü ile sazı ile. Yanlış hatırlamıyorsam Ahmet Kaya albümleri dışında Simge’den sonra GAM Müzik etiketi ile yayınlanan ikinci bir isim Kocakaya. Belki Gülten Kaya / GAM Production’un da bir müjdesidir bu. Bu çizgide, bu güzellikte nice albüm daha karşılar bizi. Kocakaya konserleri bu ay yurt dışında devam edecek ve 23 - 25 Eylül tarihleri arasında Linz, Viyana ve İnnsbruck’ta olacak kendisi. Oralardaki sevenlerine de duyurmuş olalım.

Haftanın Albüm Kapağı: Tuğba Ekinci - 100 Derece





Yorumsuz :) …

Haftanın Albüm Kapağı II: Hülya Avşar - Geçmiş Olsun


Hakikaten geçmiş olsun :) …

Haftanın Şarkı Sözleri:

Melis Filiz - Free Takılıcam

Ayrılık acısına hakim olucam, kalbimin haklarını korumaya alıcam, free takılıcam free takılıcam :)

Gözde Özceylan - Paspas Ederim

Giderim yoluma, çeker giderim, sanma ihaneti örtbas ederim, bir daha kapıma koşar gelirsen, kapımın önünde paspas ederim :)

Aman beyler dikkat :) …


Haftanın Albümü: Mehmet Eti - Sınav (ADA Müzik)

M
ehmet Eti çocukluğundan beri müzik dünyasının içinde, yıllar süren eğitim ve sonrası sahne deneyimini şimdi bir albümle devam ettiriyor. Albümün adı ‘’Sınav’’. Kendisi ile bir söyleşi gerçekleştirdim ki albümünün ilk söyleşisi oldu, dilerim uğur getiririz, önümüzdeki günlerde sitemizde okuyabilirsiniz. Sekiz şarkıdan oluşan büyük bir şarkı tanımlaması yaptı albümü için Eti ve ekledi: Sınavın sonucunu ben de merak ediyorum. Ada Müzik etiketi ile geçtiğimiz günlerde yayınlanan albüm ile ilgili özel bir heyecan içinde müzisyen, sonucu kuşkusuz ki kimseyi üzmeyecek; ortada güzel, samimi bir çizgi var çünkü bu onu ve istediklerini yarınlara taşımakta gecikmeyecek. Eti bu ay iki de konser verecek; 11 Eylül’de Manavgat’ta, 23 Eylül’de Ankara’da Ankirock Festivali çerçevesinde ki İstanbul konserlerini de bekliyorum bu şarkıları canlı canlı dinlemek için. Söyleşiden bir detay daha ekleyelim ve bu albümün hikayesini sinema filmi olarak çekmek istediğini, senaryosuna başladığını, bunun kendisini çok heyecanlandırdığını ki bu yüzden de belki uzun bir süreç olacağını da ekledi Eti, bekleyelim.

Yaz boyunca bir kere başlamış ve sonra da merak etmiş, devam etmiş bulundum. Star TV ekranlarında yayınlanan Star Akademi geçtiğimiz hafta ekranlara apar topar veda etti. Ne zamandır uzaktım bu tarz yarışmalardan ama başta Ajda Pekkan, Sertab Erener jüri ekibinde olunca ilgimi çekmedi değil hani. Yarışmayı da her hafta izlemeye çalıştım ama büyük bir şaşkınlık içinde. Çünkü daha en başından kendime bir favori yakalayamamıştım ve her hafta çok kötü performanslara yapılan büyük büyük övgülerle karşılaşmıştım. Tam kanım ısındı derken Elif isimli yarışmacının elenmesine tanık oldum ki hemen ertesi hafta da yarışma pat diye bir final yaptı, uzun uzun süren saatler sonrası da yeni bir popstar kazandı vatanımız milletimiz. Yarışmacıların samimiyetine hiçbir itirazım yok kaldı ki onları başta Atilla Özdemiroğlu olmak üzere önemli de bir ekip hazırladı sahneye ama yetti mi yetmedi. Bir kere şu şarkıyı söyleyeceksin, bu kıyafeti giyeceksin, bu dansı edeceksin gibi dayatmalar çok yanlıştı, jüri sık sık bunu dile getirse de dinleyen olmadı. Sonra bu tarz yarışmaların fiks şarkıları, adam örneğin Tarkan, örneğin Serdar Ortaç okumak istemiyorum diyor önüne sunulan Tarkan şarkıları. Böyle ne yazık ki star olunmuyor işte, bunun zamanında örneklerini gördük, böyle kimse bir yere varamadı işte. Netice de ne yapılırsa yapılsın amaca ulaşılamıyor o yüzden hiç böyle masraflara kalkışılmasın. Yarışmanın son bölümünde finale kalan üç isme baktığımda bunun örneği çok açıktı, yarışmanın tüm bölümlerine neden baktım, çok acıklı işte :)

Uzun bir yaz oldu ki güzel güzel de konserler gerçekleşti ama nedense biraz hareketsiz geldi bana bir şeyler, eski tadı ya da coşkusu var mıydı katıldıklarınızın, biraz ölü bir sezon muydu ne? Velhasıl dolu dolu bir güz olacağının ilk sinyalleri bu hafta veriliyor müzik dünyasında. Adeta şaka gibi ama son ayların - yılların en sevdiğim isimleri bu hafta İstanbul sezonlarını açıyor. Çarşamba günü ikiye bölünüyorum zira Sakman’da Mehtap Meral, Hayal Kahvesi’nde Mabel Matiz sahne alıyor. Her ikisini de canlı olarak lansman konserlerinde izlemiştim, zaten albümleri başucum olmuştu yaz başında ki aynı hazzı aldım programlarında. Bir gün sonra ise yani Perşembe günü Clinic Live Music Club’de Çiğdem Erken sahne alacak. Erken’in sahnesini iple çekiyorum ve bu yepyeni mekanı da ayrıca görmek için sabırsızlanıyorum, çünkü diğer programları da bir hayli çekici görünüyor. Cumartesi günü ise Hayal Bistro’da Birsen Tezer konserinde soluğu alacak oluyorum. Tezer yaz sezonunda Bodrum’da sahne alırken burada onu çok özledik bizler. Sezonun ilk konseri bu ama kuşkusuz bu kış ondan ve şarkılarından bol bol söz etmeye devam edeceğiz. Konserlerin detaylarını da buradan sizlerle paylaşmaya çalışacağım.




Günün Şarkısı:
Ezginin Günlüğü - 1980

Bu tarih hiç unutulamadı, bugün 12 Eylül. Yıllar sonra bile kapkara bir gün.


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:





Bu yaz neler izledim faslına diziler ile başlamam daha mantıklı kanımca çünkü izlediğim filmleri bir çırpıda anlatamayacağım kesin :) Bir gün duydum ki STAR TV’de ‘’Behzat Ç.’’nin tekrarı başlayacakmış. Tüm bir kış boyunca o kadar herkesin dilindeydi ki bu dizi neyin nesidir diye bir dokundum pir dokundum hani. Uzun zamandır bizim dizileri izlemeyen yanım başta biraz yadırgamış olsa da bir kaptırdım ki kendimi, ardından her gece bekledim ekrana gelmesini. Bir süre sonra yayından kaldırılınca internetten indirip izlemeye başladım ki malum her bölüm bir film süresi gibi o akışı devam ettiremedim. Bir on bölüm falan kaldı sanırım bitirmeme ki Ekim’de vizyona girecek sinema filmine yetiştiririm kendimi. Netice de dizi ile ilgili görüşüme gelince kesinlikle çok başarılı bir yapım. Profesyonel olarak rol alan tüm oyuncular adeta ayrı ayrı favorim birini diğerinden ayıramam. Birçok polisiye dizi izlediğim için konu itibari ile de bana basit gelmedi senaryosu, netice de güzel, ince kurgular var ve dizi boyunca sıkılmıyorsunuz. Netice de böylesi izlemek de iyi geldi, her hafta beklemek sonra dakika başı reklamlar ile gerilmek olmadı adıma, izlememiş olanlar varsa 38 bölümü hızla tamamlasınlar ve filmine sonra da yeni sezonuna yetişsinler kendilerinin.

Bu sezon en merakla beklediğim dizilerden biri ‘’The Mentalist’’. Çünkü öyle bir final izledim ki gerçekten yayınlanacak ilk bölümünde neler olacak çok merak ediyorum. O ve ‘’Castle’’ yokluğunu ben de bir başka polisiye dizi tamamladı ki ‘’EndGame’’ 13 bölüm yayınlandıktan sonra dizinin devam etmemesine karar verilmiş. Aslında şaşırtıcı değil ama izlenmeyecek kadar da kötü değil. Bir tür ‘’The Mentalist’’ havası var dizide ki başrol oyuncusu bile adeta diziye rakip olsun diye düşünülmüş gibi oyuncunun tıpatıp kopyası, ara ara mimiklerine kadar da aynı. Nişanlısı öldürüldükten sonra kaldığı otel odasından dışarıya adım atmayan dünyaca ünlü bir satranç ustası var karşımızda. Kendisi her hafta bir olayı çözüyor, ama bir kaçırılma ama bir öldürülme. Bir yandan da nişanlısını öldüren kişileri bulmaya adıyor hayatını ki biraz klişe biraz farklı. Netice de bayıla bayıla izlemeyebilirsiniz ama vir şekilde de vaktinizi geçirebilirsiniz ben öyle yaptım. Bu arada geçen yaz büyük bir beğeni ile izlediğim ‘’Covert Affairs’’ yeni bölümleri ile bu yaz bir kere daha karşımızdaydı. İlginç senaryosu, başarılı oyuncuları ve hatta hatta müzikleri ile bile bu dizi izlenmeyi kesinlikle hak ediyor. Öyle ki dizinin yedinci bölümünde başrol oyuncularından biri İstanbul’a geliyor ve bu durum biz izleyenlerine adeta büyük bir sürpriz oluyor. Mesela bu kahraman ile tesadüfen Taksim’de karşılaşabilirmişim ve bu çok garip olabilirmiş, ne yapardım acaba o an :)

Haftaya dizilere ‘’The Killing’’, ‘’Damages’’ ve ‘’Mildred Pierce’’ ile devam edeceğim.

Son Dakika:

Bu hafta güne / haftaya üzücü bir haberle başladık. ‘’Spartacus: Blood And Sand’’ ile onu tanıma şansını bulmuştuk, kısa zamanda hepimizi kendine hayran bırakmıştı ama yakalandığı kanser hastalığı yüzünden dizinin kadrosundan ayrılarak devam edemeyeceğini açıklamıştı. Başaramamış, Andy Whitfield hayatını kaybetti, çok üzüldüm çok :(


Yazın filmlerine gelmek istiyorum ama tek tek nasıl ya da hangi birini hatırlamalıyım, bir başlayalım bakalım. Bu yazın en çok konuşulan filmlerinden biriydi ‘’İncir Reçeli’’. Filmin DVD’si uzun zamandır elimdeydi ama elim bir türlü gidememişti. Geçtiğimiz günlerde TV’de de yayınlanınca daha fazla yorumları okumadan edemezdim, hemen o gece izleyiverdim. Aytaç Ağırlar’ın yönetmenliğini yaptığı filmde başlıca rolleri Sezai Paracıkoğlu ve Melike Güner paylaşıyor. Aslında filmin senaryosunun bildiğimiz nice Türk filminden farkı yok değil ama sürükleyiciliği itibari ile biraz öne çıktığı kesin özellikle son dönem yapımları içinden. Ben oyunculuğu başarılı buldum, akıcılığı da zira film boyunca sıkılmadım; özellikle Engin Bayrak’ın başarılı müzikleri ile film ayrı bir boyut kazanmış ki itiraf ediyorum sonunda gözyaşı döküyorum. Aslında hiç böyle bir ruh halinde olacağımı sanmıyordım ama başardı işte, bu arada incir reçelini ben de çok seviyorum :)

Filmin Repliği:

- Metin Bey nereden uyduruyorsunuz bu kadar espriyi?
- G.tümden …



Gözyaşını bırakalım kahkaha yok mu diyecek olursak önerim ‘’Çalgı Çengi’’. O da ‘’İncir Reçeli’’ gibi sessiz sedasız geniş kitlelere ulaşan bir diğer filmiydi senenin ki yine ikili diyalogların öne çıktığı ama yan karakterlerin gerçekten ayrı bir hava kattığı bir yapımdı. Selçuk Aydemir’in yazıp yönettiği filmde hayatını müzisyenlik yaparak geçinen teyzeoğullarının başına gelenler anlatılıyor ki bu filmde de müzikler bir hayli keyifli, bir hayli filmin sürüklenmesinde etkili. Gerçekten sağlam kahkahalar attıran filmde gereksiz ve uzun süren sahneler de yok değil ama bütününde düşünürsek bence izlenmeyi kesinlikle hak ediyor. Filmde mafya elemanını oynayan Tuna Orhan’a ve patronu oynayan Erdal Tosun’a bayıldım. Filmin devamı da çekilecekmiş ve önümüzdeki sene vizyonda olacakmış diye de duydum, heyecanla bekliyorum.

Filmin Repliği:

- Sen kimsin mesela?
- Ben ölü diye çalgıcılara yutturduğunuz, çekyatın altına sakladığınız, adamımın kolunu kıran şerefsizin hesabını soracak olan adamın … Cümlenin sonunu unuttum iyi mi, getiremedik sonunu iyi mi? …

Madem Türk filmlerinden başladık, bu haftaki seçkiyi dışarılara taşımayalım ve buradan devam edelim. ‘’Av Mevsimi’’de bu sezonun en iddialı filmlerinden biriydi. Yavuz Turgul’un yönetmenliğini yaptığı film Şener Şen, Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Okan Yalabık, Melisa Sözen gibi oyuncuları yan yana getirmişti ki nasıl iddialı olmasın. Ortada bir cinayet ve onu aydınlatmakta görevli üç kişi; karşılarına çıkacak engeller ve eskisi gibi olmayan hayatlar. Filmin içine kahramanların kendi iç dünyaları da eklenince bu denli ki iki saati aşkın uzun sürmesi kaçınılmaz elbette ama yine de tarzının, çizgisinin iyi bir örneği kabul edilebilir. Filmde dünün ve bugünün önemli iki komedi oyuncusunun yani Şen’in ve Yılmaz’ın yan yana gelmesi bu filmi başlı başına izleme sebebi değil mi?

Haftanın Fırsatları:

D&R mağazalarında Türk filmlerinde güzel bir indirim var. 2.50 TL’ye son yılların en güzel filmlerin DVD’lerini kaçırmamanızı diliyorum. Neler var bu kampanyanın içinde ‘’Sonbahar’’ var mesela hazır mevsimindeyken hem de, ‘’Deli Deli Olma’’ beni hüngür hüngür ağlatan bir diğer filmdi, ‘’Ulak’’, ‘’Uzak İhtimal’’, ‘’Kabadayı’’, ‘’Vicdan’’, ‘’Vali’’ ‘’Mustafa Hakkında Herşey’’, ‘’Kıskanmak’’, ‘’Kampüste Çıplak Ayaklar’’ gibi uzuyor liste, yolunuzu düşürün mutlaka.





Ve blog sezonunu açtık. Bülent Ortaçgil Senfonik konserin detayları, Gülben Ergen’in yeni albümü ‘’Hayat Bi Gün’’ yazısı ve belki de fazlası için takipte olunuz efendim, iyi haftalar dilerim …


2 Eylül 2011 Cuma

Şarkılarla Ağustos


En İyi Albüm:

01 - Ozan Doğulu - 130 Bpm Allegro (DMC Müzik)
02 - Yulduz Usmanova - Bir Şans Daha (Çınar Müzik)
03 - Suavi - Gül’le Diken Arasında (Seyhan Müzik)
04 - Erdal Erzincan - Girdab-ı mihnet (Kalan)
05 - Gülben Ergen - Hayat Bi Gün (Seyhan Müzik)

Bu ay sadece en iyi albümlerimi açıklıyorum ki Bendeniz ve Yıldız Tilbe albümlerini de başarılı albümler içinde değerlendirmem mümkün, kötü albümler diyemem ama listemi beş albümle sınırlı tutuyorum malum. Ramazan ayı içinde olduğumuz için çok büyük bir hareketlilik çıkmadı karşımıza, yukardaki listeden de çok böyle içime sinen, alıp da diğerlerinden ayıracağım bir şarkı bulamadım açıkçası. Bir de bu liste yıl sonunda en iyileri en kötüleri sizlere seçmem için biraz da hazırladığım, sizlerle paylaştığım bir liste, hani bir yere not almıyorum, buraya yazıyorum kuralımı bozmayıp. Belki de o zaman geldiğinde seçimleri beraber yaparız. Eylül ayında yeni albümlerde, yeni şarkılarda görüşmek üzere.

30 Ağustos 2011 Salı

Mutlu Bayramlar


Uzun bir aradan sonra yeniden buluşuyoruz.

Öncesi yaz beraberinde sonrasında gelen ramazan ve derken karşıladığımız bayram süreci bizi bir süredir ayrı bıraktı birbirimizden farkındayım. Bu süre esnasında kadrikarahan.net olarak yayınımız devam etti ki en özel söyleşiler - en özel yazılar sizlere ulaşmakta gecikmedi.

Öncelikle kadrikarahan.net demişken sitemizin Eylül ayında sizlerle olmayacağını hatırlatmak istiyorum. Ekim ayında 10. yaşımızı kutlamaya hazırlanmak ve çok özel bir yayın ile sizleri buluşturmak istiyoruz ki arayı kapatacağız emin olabilirsiniz.

Bu arada çok özel bir proje sizleri bekliyor, geri sayımına bayram ertesi hız katacağım ve detaylarını yakın bir zamanda sizlerle buluşturacağım, bence bunun için de heyecanlanın :)

Blog sayfamıza gelince ’Pazartesi Sendromu’’ önümüzdeki hafta (inşallah) sizlerle yeniden buluşacak, özlediniz mi bilmiyorum ama ben çok özledim. Beraberinde yepyeni köşelerde başlayacak. Şimdilik kafamda iki köşe var ki yavaş yavaş notlarını tutmaya başladım ama gün konusunda bir hafta daha düşüneceğim, haftaya bugün ilan edebilirim belki. ‘’Pazar’lık’’ isimli köşemize de devam etmeyi düşünüyorum ama bu kez farklı bir konsept ve belki de ad altında, netice de her şey önümüzdeki haftadan itibaren netlik kazanacak. Bu hafta son bir kez daha düşünmek için zaman istiyorum.

Velhasıl dolu dolu bir sezona merhaba diyoruz ama öncesinde bayramımızı kutluyoruz. Sağlıklı, mutlu, şiirli, şarkılı bir bayram olsun tüm dostlarımıza. Birlikte nice yarınlara …

5 Ağustos 2011 Cuma

Şarkılarla Temmuz

Nerede o eski yazlar, nerede o ardı ardına çıkan hit şarkılar. Ne kadar özlüyorsak o kadar yeni bir şeylere, şarkılara ya da albümlere eskiden olduğu gibi sarılamıyoruz zira yazın tam ortasının yani Temmuz ayının listesini yaparken biraz üşüyorum yalan değil. Netice de çok ama çok sevdim diyemiyorum ama iyilerimi netice de çok ama çok beğenmedim demiyorum ama kötülerimi sanırım şu şekilde yan yana getirebiliyorum. Ağustos hadi sen güldür yüzümüzü.


En İyi Albüm:

01 - Sema - İstanbul’lu Efsane Hanımların Dillerinden Şarkılar 1895 - 1940 (İst. Kültür Sanat)
02 - Maria Faradouri & Zülfü Livaneli - Maria Faradouri Tragoudai Livaneli (EMI)
03 - Ajda Pekkan - Farkın Bu (DMC)
04 - Cüneyt Ergün – Bilinmeyen Saat Uygulaması (Güvercin)
05 - Cem Tuncer & Nail Yurtsever - Öyle Bir Geçer Zaman ki Soundtrack (Ada Müzik)

En Kötü Albüm:

01 - Candan Erçetin - Arajman 2011 (Seyhan Müzik)
02 - Işın Karaca - Arabesque II - Geçmiş Bize Yakışıyor (Pasaj Müzik)
03 - Çelik - Kalp Gözü (Statu Prod.)
04 - Zeynep Dizdar - Viraj (Erol Köse)
05 - Hakan Peker - Karamela (Öztoprak Müzik)

En İyi Şarkı: Gülşen - Sözde Ayrılık
En Kötü Şarkı: Hakan Peker - Karamela

En İyi Single: Gülşen - Sözde Ayrılık & Gökçe - Tuttu Fırlattı
En Kötü Single: Soner Sarıkabadayı - Tuzlu Su

En İyi Çıkış (Erkek): Cüneyt Ergün
En İyi Çıkış (Kadın): -
En İyi Çıkış (Grup): -

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Sezen Aksu ile Unutulmaz Geceler

Günlerden Cumartesi. Bir gün önce sırf bu konsere bilet aldığım için tatilimi yarıda kesip İstanbul’a dönüş yapıyorum. Hem de öyle böyle bir dönüş değil hani çok yakın bir mesafeyi çok uzak bir şehirden gelir edası ile saatler boyu sürünerek. Olsun işin ucunda Sezen Aksu var çünkü, bir gün sonrasını hayal ettiğimde geçen ya da geçecek her saate değer bu diye düşünüyor olmam çok normal. ‘’Öptüm’’ albümünü çıkar çıkmaz sevgili F.Gül Yanık ile dinlerken daha vereceği ilk konsere gitmek için planlar yapmaya başlıyoruz ki haberi gelir gelmez de erken davranarak ön yerimizi alarak görevimizi tamamlıyoruz. Bilet fiyatlarının diğer konserlerden biraz farklı bir durumu var, biraz pahalı bu gerçek bunun da altını çizmeden geçmek istemiyorum ama biliyorum ki herkes yine alacak, herkes yine gidecek.

Erken saatlerde Taksim’e iniyorum. Sıcak, çok sıcak bir gün ki bir aşağı bir yukarı dolanıyorum İstiklal’de. Küçük alışverişimler yaptıktan sonra F.Gül ve Gözde ile buluşup yemeğimizi yedikten sonra yürüyerek Açıkhava’da alıyoruz soluğu. Biletix gişesinde sıramızı beklerken karaborsa satışlara rastlıyorum önce ve çok şaşırıyorum. Üstelik bu biletlere de rağbet eden bir sürü insan görüyorum. Bir yerde her iki tarafta halinden memnunsa sorun yok. Sponsor olan Türk Telekom’un hediyesi Sezen yelpazesi çok şık, hani çantama sığsa eve götürecektim ayrı. Sonra koltuklarımızda bir kağıt bekliyor bizi. Bir tarafında ‘’Öptük’’ yazıyor diğer tarafında ‘’Arkadaş’’ şarkısının sözleri. Ekrana bir yazı düşüyor sonra ve anlıyoruz ki bu Sezen Aksu için hazırlanan bir sürpriz ve işaret gelecek hep birlikte havaya kaldıracağız bunu.



Orkestra sahnede yerini alırken daha alkışlar kopmaya başlıyor ki bu nasıl kalabalık bir ekip ve neden bundan haberimiz yok :) Gözüme ilk çarpan isimler arasında uzun yıllar sonra Orhan Topçuoğlu’nu görüyorum ki konser boyunca ayrıca başarılı performansının yanında adeta şovlar da yapacak müzisyen. Aykut Gürel, Cihan Okan, Erdem Sökmen, Ayda Tunç, Fatih Ahıskalı öne çıkan diğer tanıdık müzisyenler arasında. Ama beraberinde dansçılar ile birlikte 50’den fazla bir ekip var sahnede ki yarısı adeta vokal kadrosunda. Ayrıca herkesin siyah kıyafetlerini pembe kurdeleler tamamlamış ki ekip ayrıca çok şık. Ve Sezen’de onlara eşlik edercesine siyah elbisesi ile minik bir dans gösterisinin ardından sahneye geliyor ki ilk şarkısı ‘’Unuttun mu Beni’’. Evet gece başlıyor. Alkış kıyameti ‘’Arkadaş Şarkısını Duyunca’’ izliyor; işte o şarkının sonunda beklenen işaret geliyor ve seyirciler ayaklanıyor, tüm o kağıtlar havaya kaldırılıyor. Sezen Aksu bu sürpriz karşısında çok duygulanıyor ki kelimeleri yan yana getirmekte zorlanıyor. Bu fikri kim düşünmüşse gayet eğlenceliydi, gayet keyifliydi. Daha konserinin ikinci şarkısında ki memnuniyetle ayrıca ayağa kaldırmayı başardı bizleri. Son albümden ‘’Vay’’ ile devam ediyor yolculuğuna hemen ardından. ‘’Masum Değiliz’’, ‘’Pardon’’, ‘’Ah Felek Yordun Beni’’, ''Şarkı Söylemek Lazım'', ‘’Hadi Bakalım’’, ‘’Çocuklar Gibi’’ konserin ilk yarısının şarkıları arasında. ‘’Kutlama’’ şarkısını söylerken ekrana ‘’Mine Vaganti - Serseri Mayınlar’’ filminin görüntüleri de yansıyor ki şarkıdan sonra öğreniyoruz. Filmin yönetmeni Ferzan Özpetek’de seyirciler arasında. Özpetek’i anons ettikten sonra kendisine de ayrıca uzun uzun alkış geliyor seyirciden.Bir ara iki gecedir uyuyamıyorum diyor Sezen Aksu ve hatta bu konserlerini iptal etmeyi de ayrıca düşündüğünü ekliyor sonra. 13 askerimizin şehit edilmesi olayı herkes gibi kraliçeyi de etkilemiş olmalı ki ‘’yeter artık’’ diyor ve bunu üst üste birkaç kere yineliyor. Acıyacak, kanayacak yerimiz kalmadı ki bizim bu çocukları yaşatmamız gerekiyor diye devam eden Aksu gayet gözleri dolarak, sesi titreyerek onların olmadığı bir toprağı ne yapacağımızı söylüyor. Bu arada Aksu ile seyirci arasında konser boyunca konuşmalar da oluyor ki bir seyirci ‘’sohbetini özledik Sezen’’ diye bağırınca muzip yanı devreye giriyor ve başlıyor incilerini dökmeye. Annesi ve kardeşi ile yaşanan bir diyaloğu anlatıyor seyirciye ki kopan kahkahaları tahmin edebilirsiniz. Sonra bakıyor ki bu durumdan da memnun seyirci ara ara anılarını esirgemiyor bizden.Konserin ikinci yarısı gayet büyülü başlıyor, sahnenin yukarısından bir balerin süzülüyor ki muhteşem bir koreografi bu. Bu esnada orkesta ‘’Acıtmışım Canını Sevdikçe’’nin müziği ile de eşlik ediyor kendisine. Hemen ardından bu kez açık renkte bir kıyafetle sahneye yeniden geliyor sanatçı ve bu kez söyleceği ilk şarkı ‘’Sayım’’ oluyor. İkinci yarının şarkıları arasında bizleri yine sürprizler bekliyor: ‘’Yeter’’, ‘’Oldu mu Şimdi’’, ''Adı Bende Saklı'', ‘’Aşka Şükredelim’’, ''Sarı Odalar'' asla ve asla aklıma gelmez söyleyeceği ‘’Bırak Beni’’ en öne çıkanlar arasında. ‘’Ayar’’ şarkısını söylemeden önce minik bir hazırlık yapılıyor ki balondan bir etek bağlıyor sanatçı beline ve bakın sizin için ne hallere giriyorum diyerek de seyirciyi gülümsetiyor. Orkestranın hepsi renkli gözlükler takarken koro da renk renk kostümler, peruklar ekliyor üstüne. Son albümünün tek sevemediğim şarkılarından biri ‘’Ayar’’ ve bu şov bile beni şarkıya bağlamıyor. Dansçılar ara ara sahneye geliyor ve gidiyor. Bu esnada konserin iki de sürprizi oluyor. Birisi ilk yarısında sahneye vokalistlerinden biri olan Okay’ı davet etmesi ki büyük büyük övgüler sıralıyor kendisine Sezen. Sahnede garip bir şarkı ve ekranda garip bir klip dönmeye başlıyor sonra. Doğrusu sıkıcı birkaç dakika yaşanıyor burada ya da şaşırtıcı diyelim, pek etkilenmiyorum. Ama ikinci yarının sürprizi Eşref Vakti ikilisi tüyleri diken diken ediyor ayrı. ‘’Ağla Sevdam’’ performansı konsere gerçekten ayrı bir hava katıyor.

Ama gecenin en büyük sürprizi konserin sonunda yaşanıyor. Sizler için bazı sevdiğiniz, unutamadığınız şarkıları seçtik diyor Sezen ve ekliyor ki bilemiyoruz elbette o an, bu potporinin yaklaşık 20 dakika süreceğini. Bu şarkıları Sezen Aksu’dan duymak için bile bu konsere gelinirmiş sadece yani o denli enteresan bir repertuar seçilmiş burada. Bu listeyi seçerken adete kimseyi unutmamak istemiş Sezen ve hemen hemen en as isimlerden, en hit şarkılarından bir kolaj hazırlamış. Düşünün Samanyolu’ndan ‘’Öyle Sarhoş Olsam ki’’ye, Sessiz Gemi’den ‘’Öyle Bir Geçer Zaman ki’’ye, ‘’Hoşgör Sen’’den ‘’Ben Sana Vurgunum’’a (Nükhet Duru takliti yaparak başlıyor bu şarkıya), ‘’Esmer Günler’’e, ‘’Hatasız Kul Olmaz’’a, ‘’Leylim Ley’’e, Güllerin İçinden’’e ve diğerlerine. Finalinde de ‘’Arkadaş’’ şarkısı içinde yer alan şiire kadar dolu dolu bir geçit; ve o son içinde bu şarkıların yorumcularının fotoğrafları da sahneye yansıyınca artık düşünün büyüyü. Ve alkışlar içinde sahneden ayrılıyor Aksu ama öyle kolay olmayacak bu, gelecek ve gelecek beraberinde bizleri kırmayarak.

Her seferinde polisler geliyor beni indirmeye yoksa sabaha kadar söylerim sizin için diyen Sezen iki kere bis yapıyor. Birincisinde ‘’Şanıma İnanma’’yı ikincisinde açılışı yaptığı ‘’Unuttun mu Beni’’yi albümdeki sürpriz versiyonu ile tamamlıyor. Bu arada ekliyor bu kayıtın albüme giriş sebebini ;bunu Ferzan Özpetek dinlemiş ve çok beğenmiş, mutlaka yer vermelisin albümde demiş, kendisini de kıramamış. Konserden sonra bir süre oradan ayrılamıyoruz; öylesine doyurmuş ki şarkıları ile bizi ayağa kalkacak halimiz kalmamış meğer. Önce Taksim’e ve sonra evime nasıl döndüm bilemiyorum. Uzun zamandır evet Sezen Aksu’yu bir konserde izlememiştim ama uzun zamandır yine evet Sezen Aksu’yu böyle bir konserle izlememiştim. ‘’Sezen Aksu ile Unutulmaz Geceler’’. Sahiden öyle ki bir gün sonra tekrarlanan konseri 22’sinde bir diğeri ve şu an için en son görüneni izleyecek. Sonra yine olabilir, yine olabilir ama böylesi bir kere daha tekrarlanır mı, umarım tekrarlanır.

Not: kadrikarahan.net’in Ağustos sayısında Sezen ile olan yolculuğumuz devam edecek bir sürpriz yazıda. Ayrıca konserden en özel kayıtları yine sizlerle paylaşacağız orada.

Fotoğraflar: F.Gül Yanık

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Şarkılarla Haziran

Biraz gecikmeli de olsa Haziran’ın seçkimi de sizlerle paylaşmadan geçmek istemedim.


En İyi Albüm:

01 - Çiğdem Erken - Kız Kafası (ADA Müzik)
02 - Nazan Öncel - Hayvan (DMC)
03 - Bilal Karaman - Bahane (Bbs)
04 - Yinon Muallem - Nefes (Kaf Müzik)
05 - Mehtap Meral - Aşk (ADA Müzik)

En Kötü Albüm:

01 - İsmail YK - Psikopat (Musicom)
02 - Zarina - Delilik (DMC)
03 - Seda Tripkolic - Dönme Artık Eski Günlere (Boğaziçi Müzik)
02 - Emre Altuğ - Zil (Dokuz Sekiz Müzik)
03 - Bengü - Dört Dörtlük (Avrupa Müzik)

En İyi Şarkı: Çiğdem Erken - Laleler
En Kötü Şarkı: Volga Tamöz feat. Murat Dalkılıç & Hepsi - Şık Şık

En İyi Single: Nil Karaibrahimgil – Hakkında Her Şeyi Duymak İstiyorum
En Kötü Single: Volga Tamöz feat. Murat Dalkılıç & Hepsi - Şık Şık & Ayşegül Aldinç - Li Lal Lal La La

En İyi Çıkış (Kadın): Çiğdem Erken
En İyi Çıkış (Erkek): Bilal Karaman
En İyi Çıkış (Grup): Moral

22 Haziran 2011 Çarşamba

Ada'nın Amazonları


Alternatif müziğin özellikle son yıllarda kadın vokallerinin gücü tartışılmaz. Her ne kadar yaptıkları işler dinleyiciye ulaşmakta gecikmese de ve hatta hatta albümleri ciddi ciddi satış rakamlarını beraberinde getirse de biliyoruz ki onların zamana bıraktıkları bir şey var; hiç acele etmiyorlar mesela ve çok fazla anlaşılabilme derdi taşımıyorlar. Biliyorlar ki yaptıkları iş müzik piyasasının içinde kalıcı olmayı zaten başaracak, biliyorlar ki bu albümler sadece yayınlandıkları sürecin albümü olarak anımsanmayacak, biliyorlar ki sessiz sedasız biriktirdikleri toplamda bir çığlık olacak ve yarınlara öyle yansıyacak.

Yayınlanmasının üzerinden uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen Jülide Özçelik’in ''Jazz İstanbul 1'' albümü bunun en güzel kanıtı mesela. Birsen Tezer’in ve Jehan Barbur’un her konseri hıncahınç dolu değil mi? Elif Çağlar’ın albümünün sadece 2010 yılı satış rakamı 20 bin’in üzerinde. Bu örnekleri arttırmamız mümkün ki az sonra bahsedeceğim isimlerle bu liste daha da zenginleşecek, daha da bir renklenecek hayat.

Ada Müzik’in yayınladığı son dört albüm yukarıda bahsettiğim durumları doğrulayacak nitelikte evet. Zira yayınlandıkları günden bugüne gelen tepkileri gözlemliyorum da herkes memnun bu durumdan. Birbirlerinden bağımsız ama dolaylı olarak birbirlerinin çok yakınında olan bu albümleri ve detaylarını tek tek konuşalım istiyorum bu yolculukta. Söyleyeceklerim az kalabalir ama siz abartabilirsiniz, hiçbir sakınca yoktur.





Gülcan Altan - Gunef


Gülcan Altan’ın ilk albümü yine Ada Müzik etiketi ile yayınlanmıştı. ‘’Gülümser’’ adını verdiği bu çalışmasında Altan baştan sonra Vedat Sakman şarkıları yorumlamıştı ki tüm şarkılar hücum kayıt tekniği ile kaydedilmişti (ki ‘’Gunef’’te de böyle bir durum var). Yorumladığı şarkılar için ‘’Bu bir rüyaydı’’ diyen Altan o zaman kendisi ile yapmış olduğum bir söyleşide ‘’Vaktim var, acelem yok. Bir ömürle sınırlı değil çalışmalarımız’’ demişti. Evet Altan acele etmedi ama doğru bir zamanda, doğru insanlarla hayalinde olan bir diğer proje ile bizlerin karşısına çıkmaktan da gecikmedi.

Çerkes atalarından aldığı Kafkas enerjisini bu ikinci albümü üzerinde yoğunlaştırdı sanatçı. Kaf dağının ötesinden Adigece ve Abhazca şarkılar yorumlayarak bir şekilde kendi özüne adadı bu albümü ve bir selam yolladı tüm köklerine. İlk etapta biraz kişisel bir albüm gibi görünse de altyapısı ile, fazlası ile her türlü dinleyiciyi yakalayabilecek samimiyette bir albüm ‘’Gunef’’. Düzenlemelerinde tek bir isim yok, kendisi de dahil altı isim karşımıza çıkıyor burada. Beraberinde çok geniş bir müzisyen kadrosuna da sahip. Albümde on şarkı dinliyoruz ve kartonetinde şarkıların Türkçe olarak çevirileri ile de ayrıca karşılaşıyoruz.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim ama kartonet müthiş. Özellikle ön kapak ve kitapçık nefis tasarlanmış. ‘’Sözcükler, mısralar, notalar bir kültürü sonsuzluğa kaydetti. Ve efsane ölümsüzleşti.’’ diyor bir fotoğrafının yanında Altan ve sizi adete bir masal dünyasının içinde yolculuğa davet ediyor. Albüme dair duygu ve düşüncelerini ya da diğer tüm detaylarını Temmuz ayında kadrikarahan.net adlı sitemizden okuyabilirsiniz.

Albümdeki En Favori Şarkım: Azamat






Çiğdem Erken – Kız Kafası



Erken’in ilk albümü. Öncesi adı ile herhangi bir yerde karşılaşmadım ama bazı şarkılarının albümden önce internet ortamında döndüğü gerçeği varmış bunu sonrasında öğrendim. Bu çalışmasının prodüktörlüğünü kendisi yapmış, tüm sözler ve müzikler kendi imzası ile karşımızda ki bu çok büyük bir artı. Uzun bir süredir müzik dünyasının kendisinden haber alamadığı Mete Özgencil ise albümün süpervizörlüğünü üstlenmiş. Özgencil bildiğiniz üzere hiçbir zaman boş bir işle karşımıza çıkmadı zaten. Çiğdem’in dünyasında yani ‘’Kız Kafası’’nda öncelikle adam gibi sözler var. Yani birkaç kelime yan yana getirilmiş ortaya bir şeyler çıkmış gibi bir durum yok burada; gayet akıcı gayet akılda kalıcı ve gayet sağlıklı. Bunların müzikle buluşması ise durumun bütünlenmesi olmuş.

Şarkıları için ‘’Aşk hafızam’’ diyor Erken ki notalarına piyanosunu da katıyor. Beraberinde gitarlar, bas ve davul ile tamamlanan albümde Selçuk Yöntem ve Demet Sağıroğlu’da birer şarkısına eşlik ediyor. Ölümsüz bir aşka ve sarsılmaz bir dostluğa armağan ettiği bu şarkıları eleştirmenler - dinleyiciler tarafından şu ana kadar tam not aldı ve her geçen gün bu ilgi de katlanacağa benziyor.

Albüm kartonet yönünden de gayet başarılı. Sade ama bir o kadar zengin bir kapak hazırlanmış ki fotoğrafları son yılların başarılı isimlerinden Mehmet Turgut çekmiş.

Albümdeki En Favori Şarkım: Laleler / Saçlarım Daha Uzunken




Mehtap Meral - Aşk


‘’Aşk’’ albümde bir şarkı adı değil ama aşk albümün baştan sonra rengi. Aşkın rengi kırmızı bir albüm ki tango’nun o asil dengi. Kartonet yazısında durumu çok güzel özetlemiş Meral, demiş ki: Sarsıcı karşılaşmalara, başlarda ‘’edepsiz’’ görünen bir dansı yapmaya başlayan ‘’edepsiz’’ ve ‘’saygın’’ bütün kadınlara, aşka, iki insan arasındaki mesafeyi gerilimle yıkan tangoya sesimle yaklaşmak istedim. İyi ki öyle yaptı sanatçı ve bu büyüyü yakalamakta gecikmedik.

Dokuz şarkının yer aldığı albümün altı şarkısında söz - müzik kendi imzası. Beraberinde bir Füruğ şiirini bestelemiş bir de Piazzolla -Tarenzi adaptasyonunu gerçekleştirmiş. Albümün sürprizi ise bir Aysel Gürel - Selmi Andak çalışması olan Sezen Aksu’nun sesi ile yıllardır kulağımıza çalınan ‘’Ben Her Bahar Aşık Olurum’’. Albümün konseptine ve Meral’in vokaline çok ama çok yakışmış bu seçim. Mehtap Meral’i ‘’Mutluluk’’ filmi için seslendirdiği iki şarkı ile tanımıştık daha öncesinde ve sesinin bizimle daha geç olmadan buluşmasına sevindim beraberinde.

Geçen sene ‘’Kedi Mevsimi’’ isimli bir de şiir kitabı yayınlayan Meral’in albümünün aranjörü bir usta müzisyen: Baki Duyarlar. Beraberinde keman ve viyola’da Altuğ Öncü, perküsyonlarda Engin Gürkey gibi değerli iki müzisyen de var. Kemanlar ise kendisine ait. Özellikle sıcak yaz günlerinin böyle bir sese, böylesi sözlere ve bestelere ihtiyacı vardı, Meral bu anlamda da bir boşluğu doldurdu kalbimizde. Hepsini ve daha fazlasını da kendisi ile konuşacağız.

Albümdeki En Favori Şarkım: Adın Kalmış




Eylem Aktaş - Dizi Müzikleri



Türk Musikisi Devlet Konservatuarı mezunu olan Aktaş 2006 yılında yayınlanan ‘’Hatırla Sevgili’’ isimli dizide ‘’Zor Yıllar’’ isimli bir şarkıya vokal getirmişti ki nasıl unutulabilirdi. Dünden bugüne birçok albümde vokal yaptı sanatçı ama özellikle dizi müziklerinin aranılan seslerinden biri olmuştu artık ve bu yüzden bu ilk albümün böyle bir konseptte bizlere ulaşması kaçınılmazdı. Dağınık bir şekilde dinlemektense bu şarkıları tek bir albümde buluşacaktık ve başarılmıştı.

Tek tek şu dizide ya da bu filmde yer alan şu şarkı demeyelim ve hatta bu şarkılara dizi müzikleri vb. tanımlar kullanmayalım isterim. Aktaş sesini doğru şarkılarla buluşturmuş çünkü ve en önemlisi başarılı müzisyenler ile bu albüme emek koymuş. Nail Yurtsever, Erdal Güney, Kemal Sahir Gürel, Cem Tuncer, Engin Arslan, Hilmi Yarayıcı düzenlemeleri - enstrümanları yanı sıra Halil Karaduman, Adnan Karaduman, İsmail Soyberk, Serkan Çağrı, Göksun Çavdar gibi müzisyenler bugün kolay kolay bir albümde bir araya gelemiyorlar artık, bu anlamda çok önemli ‘’Dizi Müzikleri’’.

Albümün sürprizi ‘’Ağlama Yar Ağlama’’ isimli türkü olmuş, Bülent İnal eşlik etmiş kendisine ki düzenlemesine ayrıca bayıldım. Dizi izleyen biri olmadığım için birçok şarkı ile bu albümde tanıştım ve keyifle dinledim. Erdal Güney’in son albümünde de düet olarak yer aldı ama keşke ‘’Zor Yıllar’’ burada da olsaydı dedim, başka atlanılan var mı bilemiyorum ama o zaman sanki eksik kalmayacaktı bu çalışma.


Albümdeki En Favori Şarkım: Hüzn-ü Kar


20 Haziran 2011 Pazartesi

Müzik Dolu Bir Haftanın Ardından



Seni Sevdiğimdendir Gelirim Ben Bu Yere





Geçen haftanın yoğun temposundan mıdır yoksa ne bileyim yediklerimden midir, soğuk sular içtiğimden midir, havaların dengesizliğinden midir düşmüştüm bir kere yatağa ve kalkamıyordum. En nefret ettiğim şeylerden biridir yaz günü halsizliği ve sendromları, her ne kadar yaz yağmurlu bir hafta sunmuş olsa da bizlere genelinde yine de iyi bir şey değildir işte. Velhasıl üzerimden hala atamadığım bir haldi benimki işte ama yine de olan bitene direnecektim elbette.

Çarşamba gecesi Birsen Tezer konserini bir başka iple çekmiştim çünkü kendisi kısa bir ara verecekti ve yeni sezona kadar onu belki dinleme şansını bulamayacaktık. Önceki yıllarımdan bilirim çok özlemişimdir kısa süreli olsa da yokluğunu. Bir süredir çok özel bir dostluk yaşıyoruz Birsen ile gerçekten ayrı saklıyorum her bir tadını. Bu süre içerisinde birçok güzel anına tanık olduk hayatın. Benim kitabımın onun albümünün çıktığı noktada birlikteydik mesela, özel günlerimizde ki kaç kere onun şarkıları ile karşıladım yeni yaşımı. Şiir geceleri hazırladığım zamanlarımın da vazgeçilmeziydi Birsen. Müzik dünyasına yıllarını verdikten sonra ‘’Cihan’’ isimli albümü ile hak ettiği ilgiyi, sevgiyi alması benim için asla sürpriz olmamıştı. Onun yüreği onun sözleri, besteleri, ekibi ile bir araya geldiğinde nasıl kötü işler çıkabilirdi ki ortaya, olamazdı aksi; günden güne daha da yayılacaktı yankısı. Geçen Çarşamba Hayal Bistro’da verdiği konsere gelmeden önce şunları eklemeden geçmeyeyim. Birsen Tezer yeni bir albümün hazırlığına başladı. İki şarkı hazır bile ki tüylerim diken diken dinleme şansına ulaştım. Güz sürecinde bizlerle buluşturmayı hedefliyor. Yine aynı süreç içinde bir başka sürprizi daha olacak sizlere ki sanırım az daha beklememiz, dişimizi sıkmamız gerekecek onu açıklamam için.

Kan ter vb. haller içinde Bistro’da aldım soluğu doğrusu şu an bile oraya nasıl gittiğime inanamıyorum çünkü bir gece öncesi kalın kazaklarla, yorganlarla yatağa girdiğimi anımsayınca garip oluyorum. Bir hafta önceki konser arkadaşlarım Olcay Tanberken ve Ece Dorsay’da oradaydı. Daha beklediğimiz isimler de vardı ama gelemediler ve üzüldüklerini belirttiler. Benim kaçıncı Birsen Tezer konserim bilmiyorum ama önlerde yerimi alırkenki heyecanım hiç değişmiyor; hiç sıkılmıyorum bu sahneden, bu şarkılardan hiç vazgeçmiyorum. ‘’Değirmenler’’ ile başlayan açılışı albümden şarkılar izliyor tek tek. Elbette ki sıralamanın notunu tutamıyorum ama albümünde yer alan on şarkının tümüne bir kere sahnesinde yer veriyor Birsen onu söylemek istiyorum izlememiş olanlar için. Arada vazgeçemediği Ortaçgil şarkıları var ki ‘’Aşk Var’’ gibi ‘’Sensiz Olmaz’’ gibi; onları da ekliyor bu şahanelik içine. Konserin ikinci kısmında ise kanununu alıyor eline ve bazı TSM şarkılarına da yer veriyor; bu konserinde bir klasik ‘’Sandal’’ı da yorumluyor mesela. Bu yorumladıkları içinde ben ‘’Endülüs’te Raks’’a bitiyorum hani. Finalin değişmez şarkısı ise ‘’Çığlık Çığlığa’’ ile oluyor; şarkı birden bitiyor ya aslında orada bitmiyor oluyor bir şarkı; mesela ben eve dönene kadar o sesi yaşıyorum kafamda; bir gün yolun ortasında hayata geçiresim var bu sesimi mesela, böyle garip duygu ve düşüncelerim var.

Dün BirGün gazetesinin Pazar ekinde yazdığı gibi Ece Dorsay’ın samimi, candan, sakin ışığı ruhumuza iyi geliyor Birsen Tezer’in, nasıl gelmesin ki; öylesine dağıldık, öylesine parçalandık, öylesine kendimizde değiliz, öylesine her şey yerle bir; ihtiyacımız var böylesi toplanmalara, bütünlenmelere, böylesi bölüneceksek adam gibi bölünmelere. Onu ve sesini, şarkılarını bizimle buluşturduğu için hayata teşekkür ederiz.





İşte (B)öyle Bir Şey





Bir gün dinlenmenin ardından kendimi yine karşılara attım dayanamadım. Fikir aşamasında olup hayata geçirilmek istenen bir projenin detaylarına katkıda bulunmak için bir toplantının içinde buldum kendimi. Laf lafı açtı ve enteresan bir şey hatta çok şey çıktı ortaya ama bunun detaylarını vermem maalesef mümkün değil; şunu söyleyebilirim ki önümde olan bütün işlerden çok heyecanlandım, uzun ve bir o kadar keyifli bir süreç yaşanacak adımıza, memnuniyetle katlanacağız. Hemen ertesi günü yine dinlenmek adına çekildim köşeme ki baktım mümkün olacak gibi değil dışarısı beni çekiyor ve bir arkadaşımı aradım, dedim caddeye geliyorum; kahve içelim günlerdir içmiyorum.

Cumartesi ve güzel bir gün olması sebebi ile caddede yine iğne atsan yere düşmüyordu. Yol boyu ilerlerken D&R’ın önündeki kalabalık ilgimi çekmesin mi? Ne var ne oluyor derken bir baktık ki Erol Evgin orada ve imza günü varmış kendisinin. Geçen haftaki imza günü sendromundan daha yeni yeni kurtulmaya çalışırken sanki bu sefer durum biraz farklıydı ve o kadar yakınken kayıtsız kalmam mümkün olmazdı. İmzalatmak üzere ‘’Melih Kibar - Çiğdem Talu Şarkıları (1976-1980)’’ isimli CD’sini seçtim çünkü en Evgin şarkılarım o albümün içindeydi. Ben küçükken kimi seviyorsun en çok dediklerinde Erol Evgin’i dermişim. Bizim kuşağın böyle belli isimleri vardır mesela. Ajda Pekkan için de İlhan İrem için de söyleyebilirim bunu kendi adıma. Onların şarkıları çaldığında ya da ekrana çıktığında bir başka parlarmış gözlerim. İşte o şarkılar bu albümde peş peşe yerini almıştı bile. Gündelik hayatta o kadar çok albüm yayınlanıyor ve ardı ardına üstelik kapımızı çalıyor ki elbette atladığımız olabiliyor. ‘’İşte Öyle Bir Şey’’ benim için de işte öyle bir şey olmuş zira aldıktan sonra ve inceledikten sonra bu özel CD’yi kendime kızdım da kızdım. Her neyse o gün ben Erol Evgin’in elini sıktım ve kaşla göz arası ona dair olan duygularımı nasıl olduysa özetlemeyi başardım. ‘’Kadri Bey’e’’ yazmıyorum dedi imzalarken, yazmayın ben hiç öyle resmi söylemleri sevmem dedim, ben de dedi :) Ana kapağı da sizler için imzalattım üstüne. O günün bana beklenmedik bu sürprizi çok ama çok ayrı bir renk kattı ruhuma, eve döndüm ve bir süre bu şarkılardan hiç ayrılmadım. Bu şarkılar ki bir dönemi, bir dostluğu, bir değil bin anıyı özetliyor aslında ve ne zaman bir yerde çalacak olsa eminim ki kalp bir başka düşüyor aşka.





Budur




Akşamı hiç evden çıkmak istemediğim gibi izlemek için heyecanla filmimi de seçmişim ama durup düşünüyorum ve burnumun dibine kadar gelmiş en azından bir uğrayayım diyorum. Pendik Marintürk’e çok yakınım hatta terasım manzarasına hakim, oturup sesin oraya yansımasını da bekleyebilirim ama yapmıyorum ve oraya doğru kalabalıkla yol almaya başlıyorum. Açılışının birinci yılı olması sebebi ile Atiye’nin bir konseri olacak. Bir şekilde kendime bir yer buluyor ve konserin başlamasını bekliyorum. Aslında Atiye hakkında şarkılarından çok her şeyine dair bilgim var. Çok fazla övgüler aldığını da biliyorum ama ona rağmen zaman içinde şarkılarına dokunmayı hep erteliyorum ya da şöyle diyelim bildiğim birkaç şarkısı var ve onlarla yetiniyorum. Son albümüne adını veren şarkı ile çıkıyor sahneye. Dört kadın dansçı birlikte ve dönüşümlü olarak gece boyunca kendisine eşlik ediyor. Ardı ardına şarkılarını seslendirirken çok fazla konuşmayı tercih etmiyor Atiye ama arada elleri görmek istiyor havada o kadar. Eller ve hatta sesler eşlik etmekte gecikmiyor ona, dinleyicisini mükemmel yakalamış adete tüm şarkılarını başta gençler olmak üzere ezbere biliyor. En çok ilgiyi Teoman ile olan düeti ‘’Kal’’ ve ‘’Batum Türküsü’’ yakalıyor. Bir de finalde çıkış şarkısı ‘’Salla’’yı unutmayalım. Konserden sonra bu hayatımda verdiğim en güzel konserdi diyor Atiye seyirciye; doğruluk payının olduğunu düşünüyorum çünkü bir halk konserinin bir normal konsere ya da bir bar - club performansına göre samimiyeti her zaman daha fazladır. Güzel ağırlamış olmanın mutluluğu ile limanda kendime bir yer bulup gece kahvemi yudumluyor ve evime doğru yol alıyorum. Sahilimize bir açıkhava sineması kurulmuş ve orada da sanırım ‘’Aşk Tesadüfleri Sever’’ gösterimi yapılıyor. Ne güzel insanlar dışarıda, ne güzel yaz gibisi yok, ne güzel öyle ya da böyle birilerinin bu yorgun hayat içinde kendilerine güzel dokunuşları var. Keşke bu vb. aktivitelerle daha çok buluşmalarına imkan sağlansa, zemin hazırlansa ve bu coşku büyüse de büyüse.





Bir Başkadır Kartal Festivali





Son birkaç senedir yakın takibindeyim. Birkaç dakika ötemde, sahilinde sadece konserleri ile değil imza günlerinden çeşitli sunumlara, atölyelere, kurslara dolu dolu bir festival düzenleniyor bu zamanlar Kartal’da. Öncelikle bu tarz festivallerin yoğun katılımları oluyor ki bu da insanları biraz korkutuyor ama ben Kartal’ın seyircisini de seviyorum. Bugüne kadar izlemiş olduğum herhangi bir konserinde herhangi bir kargaşa bırakın yaşansın herkes orada bir aile gibi birbirleri ile tadını çıkartmakta bu durumun. Geçtiğimiz Cuma Edip Akbayram konseri ile açılışı gerçekleşti festivalin, onu Cumartesi Bengü, Pazar günü de Zeynep Başkan izledi ama ben hiçbirini izleyemedim.

Yakınsanız ya da yolunuz düşerse bu haftanın konser takviminden bahsetmek istiyorum. Pazartesi akşamı Moğollar sahnede olacak. Salı günü ki bu konseri kaçırmayı asla düşünmüyorum; ilk albümü ile büyük bir çıkış yapan Züleyha konseri gerçekleşecek. Çarşamba günü senfoni orkestrası eşliğinde sahnede yerini alacak isim ise Hilal Özdemir. Uzun bir süredir ortalarda olmayan Özdemir ve senfoni orkestrası nasıl bir sahne yaratacak açıkçası ilgimi çekmiyor. Ama bu konserden önce sahnede son günlerin ses getiren korolarından olan Boğaziçi Jazz Korosu performansını izlemeyi düşünebilirim. Perşembe Şehnaz Sam ve Kubat, Cuma Ayşen (uzun bir aradan sonra yeniden sahnede, bir iki mekanda sahne aldı Ayşen ama dinleme şansım olmamıştı) Cumartesi Ceza ve son gün olan Pazar Emre Aydın konserleri ile festival bu yıl adına üzerine düşen görevi tamamlamış olacak.

Pazartesi yazılarımızın konsepti değişti sanmayın. ‘’Pazartesi Sendromu’’ asla ve asla vazgeçemeyeceğim özel bir köşem ama böyle denk geliyor. Hafta sonu zaten biraz hava değişimi için İstanbul’dan uzaklaşıyorum ama bu süre içinde yine bir arada olacağımızı biliyorum. Örneğin Temmuz sayısı için sitemizin hazırlıkları devam ediyor. Sürpriz konuklarımız ile sizleri buluşturacak olmanın şimdiden heyecanını duyuyorum. Herkese iyi bir hafta diliyorum.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Müzikle Dolu Bir Haftanın Ardından


ADA Yolcusu Kalmasın



Bir söyleşisinde ‘’başucu arşivlerinde yer eden albümler üretmeye çalıştı’’ demiş Bülent Forta. Arşivime bakınca sahibinin sesinden gelen bu açıklamasına en başta bir dinleyici olarak hak veriyorum ve Ada Müzik’in hayatımıza hep güzel albümler, güzel şarkılar kattığını biliyorum. Konserin haberini aldığımda duyduğum heyecan bir çırpıda Eray Aytimur’a bir mail yazmaya itti beni ve sonrasında adıma elimden geleni yapabileceğimi gönül rahatlığı ile söyletti. Daha fazlası olmalıydı hatta ve bunda da ısrarcıydım. Bu vesile ile güzel bir Pazartesi günü yolumu Cihangir’e - Kaktüs’e düşürdüm ve basın toplantısına katıldım ekibin. Konserde sahne alacak olan Mavi Işıklar tam kadro katılırken toplantıya Yeni Türkü adına Derya Köroğlu, Gündoğarken adına Gökhan Şeşen, tamamında kalamamış olsa da Zuhal Olcay, Jehan Barbur, Replikas gibi isimler oradaydı ve Ada Müzik ile olan serüvenlerini basınla paylaşmaktaydı. Günün katılan en renkli ismi konserde sahne almasa da düşünceleri vtr olarak bizlerle paylaşılacaktı ve Onur Akın olacaktı. Onur Akın’ın da yolu bir dönem Ada Müzik ile kesişmişti ve orada anlattığı anılar gerçekten o günkü heyecanını hala aynı tuttuğunu gösteriyordu.

Ve beklenen gün geldi çattı. Sımsıcak bir günün akşamı Açıkhava Tiyatro’suna erkenden attım kendimi. Geldiğimde son provalar yapılıyordu ki; kim hangi şarkıyı söyleyecekti artık öğrenmiştim de ama olsun bu durum yine de hiçbir şeye engel olmayacaktı. Önce kulise geçtim ve orada sevgili Birsen Tezer, Hüsnü Arkan ve bazı müzisyen dostlarla sohbet etme şansını buldum. Daha sonrası oradaki heyecanı bırakıp bir diğer heyecanın yüksek olduğu alana ki oradaki arkadaşlara yardımcı olmak adına basın girişine yönlendirdim kendimi. Bu esnada bir baktım, gelen yüzlerin çoğu tanıdık. Gülbahar Kültür, Yavuz Hakan Tok ve eşi, Ahmet Kamil Taşkın, Olcay Tanberken, Seda Özay başta olmak üzere bazı arkadaşlarımla karşılaşıp ayaküstü sohbet ettikten sonra yavaş yavaş konserin başlayacak olmasının sinyali ile yerime doğru yol aldım.

Açılış Köprüler ile oldu ve daha sonra sahneyi Grup Gündoğarken aldı. Günün ilk sürprizi kendilerinden geldi ve yakında yayınlanacak albümlerinden bir şarkıyı ilk kez orada dinleme şansını bulduk. Kendilerini Hüsnü Arkan izledi ve ‘’Solo’’ albümünden ‘’Senin Gibi’’ isimli şarkıyı seslendirdi sanatçı. Hemen ardından son ayların ve hatta yılların en güzel şarkılarından biri olan ‘’Hoşgeldin’’i birlikte seslendirmek üzere sahneye Birsen Tezer’i davet etti; o birkaç dakika hiç bitsin istemedik. Birsen Tezer daha sonra ‘’Çığlık Çığlığa’’ isimli şarkısı yorumladı ki geçtiğimiz sene Ortaçgil’in 40.yıl konserinde de aynısı olmuştu bu kez de yine o şarkı ile yine aynı çığlıkta büyülemişti hepimizi Tezer, sahneden insin hiç istemedik. Kendisi sahneye Replikas’ı onlarda daha sonra Jehan Barbur’u davet etti. Barbur’da sahnede üç şarkı seslendirdi ve gecenin öne çıkan isimlerinden biri oldu. Konser sonrası kuliste kısaca görüşlerini sordum ki gerçekten mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Ardından Yeni Türkü sahnedeydi. Yeni Türkü ile zaman öylesi çabuk aktı gitti ki ‘'Mamak Türküsü'', ‘’Fırtına’’, ‘’Aşk Yeniden’’ tüm salonun kendilerine birlikte eşlik ettiği şarkılarındandı. Gecenin keyifli bir diğer tadı az sonra Mavi Işıklar ile ayrıca yaşanacaktı ve ekip göstermiş olduğu performansları ile dakikalarca ayakta alkışlanacaktı. Mavi Işıklar ekibi her bir üyesi ile o kadar pozitif bir ekipti ki bu uyum ile performans bir araya gelince ve üstüne yıllar sonra bile yine aynı enerji ile karşımızda olmaları eklenince çok daha fazlasını bile hak ediyorlardı.

Bu hareketliliğin yerini daha sonra Bülent Ortaçgil ve hüznü aldı ki iki şarkı seslendirdi sanatçı. Biri ‘’Denize Doğru’’ biri ‘’Eylül Akşamı’’. Ada Müzik kendsi için bir başka özeldi ki bunu şarkı arası konuşmasında da detaylandırdı usta isim ve sahneye son yılların en başarılı gruplarından biri kabul ettiği Mor ve Ötesi’ni davet etti. Mor ve Ötesi yola Ada Müzik ile başlamıştı ve hali ile kendileri de o dönemlerine ait şarkılarını seslendirmişti. Burada şunu söylemeden geçemeyeceğim; Harun Tekin sahnede yorum - performans olarak elbette tartışamam, iyiydi ama gecenin şıkları - rüküşleri vs.leri gibi bir durum içine gireceksem kötü görünümün kesinlikle tek sahibiydi; şahsen o salaş hali uzun bir süre hafızamdan silinmeyecek. Derken Bulutsuzluk Özlemi sahnede yerini aldı ve kendilerini dinlemekten her zamanki gibi ayrı bir keyif aldım. Nejat Yavaşoğulları öylesi özel bir insandır ki ismen belki hiç tanışmadık ama defalarca kere karşılaştım ve kısa sohbetler gerçekleştirdim kendisi ile. Konserden sonra kendisinin yanına gittim yine ve o anlardan birinin bir kere daha yaşanmasını istedim, başardım, ayrıca son albümleri de yanımdaydı, imzalatma şansını buldum. Ve konserin son sanatçısı Zuhal Olcay’dı. ‘’Yine Aşk Var’’, ‘’Pervane’’, ‘’Güller ve Dudaklar’’ı almıştı repertuarına Olcay ki final anı gelmişti, tüm sanatçılar sahneye davet edilmişti ve açılışta olduğu gibi Köprüler ekibinin notaları ile sonlanmıştı artık gece.

ADA Müzik’e nice yıllar, birlikte nice şarkılar; emeği geçenlere teşekkürler.




Matiz’den Gülbahar’a





Konserden sonra 45’lik Bar’a bir geçiş yapmıştım. Orada da Hakan Eren’in konuğu Neşe Karaböcek’ti ama programına yetişememiştim, kapıda keyifli bir sohbet ortamı vardı ve ona dahil olabilmiştim. Oradaki dostlarla bir gün sonrasının da planı kesinleşmişti artık. Öncelikle Alt.da buluşulacaktı ve Mabel Matiz dinlenilecekti. Program öncesi sevgili Tuba ile buluştuk ve biraz sohbet ettik, dünkü konseri değerlendirdik kendimizce. Sonra oradan birlikte Alt.’ın yolunu tuttuk. Sevgili Ece Dorsay ve Ceren Candemir ile keyifli bir sohbet başladı mekanın kapısında önce derken bir baktık Mabel belirdi yanımızda. Mabel bu ay ‘’Müzik-hâl’’ köşemin konuğu olmuştu ama söyleşimizi internet üzerinden gerçekleştirmiştik, ilk kez karşılaşacaktım. Gözümüz onu ararken o bizi bulmuştu bile, Mabel öylesi sıcaktı ve öylesi samimi ki bunu şarkılarından zaten hissediyorduk ama o gün buna tamamen emin olacaktık. Derken Yavuz Hakan ve Elhan Tok, Olcay Tanberken’de katıldı aramızda. Alt.’ın merdivenine sıralandık ve şarkıların tadına varmaya başladık. Çok ama çok güzel bir dinleyici vardı o gün ki hangi yüze baksam herkes şarkılara eşlik ediyordu abartısız. Hiç ara vermeden albümdeki şarkılarının yanında sürpriz şarkılar ile tamamladı programını Matiz. Sürpriz şarkılar ki ‘’Düş Bahçeleri’’, ‘’Beni Kategorize Etme’’ gibi hani, tez zamanda kayıtları düşse keşke sayfalara. Ardından fotoğraflarımızı çekildik, albümlerimizi imzalattık ve yeniden görüşmek üzere mekandan ayrıldık.

Bu arada Amerika’da yaşayan ve tatil için ülkemizde bulunan, yıllardır iletişim halinde olduğum ama bir türlü görüşemediğim bir başka özel müzisyen Kutsal ile karşılaştım orada ki ne güzel bir vesile oldu bu. Kutsal yeni bir çalışma hazırlamış ve çok yakında bizlerle buluşturmaya hazırlanmaktaymış; yakında detaylarını kendisi ile öğrenip sizlerle paylaşmak üzere söz aldım.

Gecenin ikinci adresi ise Eski Cambaz’dı. Ekiple üçe bölünmeyi nasıl başardıksa artık ayrı ayrı aldık mekanda soluğu. Sevgili Gülbahar Kültür mekanın DJ kabininde ikinci kere yerini almıştı ki güzel de bir dinleyici kitlesi vardı orada. Gülbahar ile hafta içinde buluşmuş uzun uzun konuşma şansını bulmuştum ayrıca o gün daha çok şarkılarını dinlemek olacaktı öncelikli görevim kendi sunumundan. Gülbahar’ın arşivini gerçekten çalmak istiyorum o da buna sanki kasıtlı olarak izin veriyor ama yine de kıyamıyorum gibi durumlar dönüyor üstelik aramızda. Şaka bir yana Lola’s World olarak yaptığı işlere hayranım, hem de çok ciddi hayranım. Yeni toplama ‘’Flamenco Style’’in tanıtımı için ülkemize gelmişti kendisi ve gerçekten çok sıkı bir albüm ile daha karşı karşıya kaldım. 17 şarkılık bu çalışma tarzını sevenleri çok mutlu edecek ki gecede de etkisini gördük. İlerleyen dakikalarda yerini 70’lerin 80’lerin şarkıları aldı ki çok eğlendik. Kendisini tez zamanda yine ülkemizde görmeyi bekliyorum.

Herkes yavaş yavaş dağıldıktan sonra Ece Dorsay ile uzun uzun konuşma şansını bulabildim. Aslında bir süre önce kendisi ile iletişime geçmiştim ve bir söyleşi yapmak istediğimi kendisine iletmiştim. Yeni albümünün hazırlığı içinde olduğunu söyleyince ertelemiştik ve o sürece saklamıştık ki olamadı. Bu arada kendisinin 02 - 03 Temmuz 2011 tarihleri arasında gerçekleşecek olan ‘’Efes Pilsen One Love Festival 10’’ kapsamında santralistanbul’da sahne alacağını da öğrendim ve şimdiden hatırlatmak istedim.





Azerbeycan 12 Organizasyon 0 Puan





Hareketlilik bitmedi. Bir gün sonra yani Cumartesi yine yolum Taksim’e düşecekti ve düşmüşken karşılaştığım bir imza gününe de dahil edecektim kendimi. Eurovision’un 2011 birincileri yani Azerbeycan temsilcileri Ell & Nikki (Eldar & Nigar) Türkiye’deydi ve şarkının sekiz versiyonunun yer aldığı ‘’Running Scared’’in tanıtımı için D&R’da olacaktı. Kendilerinin gelmesini beklerken orada olan diğer arkadaşlarla öyle bir sohbet içine girmişiz ki ne sıcak ne de geç kalmış olmaları bizi etkilememişti. Bir Azeri, bir Gürcü, bir Alman arkadaş vardı yanımda ve Eurovision’u konuştuk durduk. Çok büyük bir kalabalık yoktu başta imza günü için sonradan gören gelmiş olabilir ama gelenler gerçekten o anın tadını bilecekti ki kendisini oraya getirenler buna izin verseydi. Durumdan kesinlikle rahatsız olmayacak bir havada bir ikili vardı orada ve bırakın kendileri ile fotoğraf çektirmeyi CD’lere isim bile yazdırmadılar, sadece bir imza attırdılar. Madem öyle olacaktı hazırlayıp yollasaydınız ve biz öyle alsaydık ya. Yani bu işleri anlamıyorum işte; ya adam gibi yapın bunu ya da bulaşmayın, bulaştırmayın. Üstüne üstlük bir de bir şeyler söylemeye çalıştı aynı yetkili anladım mı anlamadım mı, bir anlaşma mı yapılmış, bir Türkçe şarkı mı söylenecekmiş, bir şeyler bir şeyler dedi kendini göstermek istercesine.

Bir de basına takıldım ayrıca ama elbette onların suçu yok, bunu planlayanlar bir taşla iki kuş mu vurmak istedi acaba? Hayır alırsın sanatçını ayrı bir yerde ayrı bir toplantı yaparsın her şey amacına ulaşmış olur; ama burada imza günü yapıyoruz, gelin, orada sorularınızı sorun der gibi bir mantık ne demek şimdi? Orada sırasını bekleyen insanlara da haksızlık bu imzayı atacak olan sanatçınıza da. Kaldı ki sorulan sorular da belli hep, bu işle (Eurovision) ya da bu isimlerle ilgilenen herkes (fanlar) zaten bunun cevabını biliyor, bin yerde yazıldı çizildi. Gerekirse ortak bir bülten yolla ver orada cevaplarını. Yani bu ülkede gerçekten bazı şeyler için korkunç çabalar harcanıyor ama iş bittikten sonra birçok şey kimsenin umrunda olmuyor. Gündem o kadar hareketli ki işin içinde kendilerine popüler sayabilecekleri bir şey bulamıyorlarsa her şey çöpe atılıyor. Bir Eurovision takipçisi olarak onları sadece tebrik etmek istedim hepsi bu ve orada sırasını bekleyen birkaç güzel insanla sohbetin ve adımın bile geçmediği imzalı bir CD’nin dışında aslında bir kötü organizasyonun da şahidi oldum başka da bir şey olmadı.

Sırasını bekleyen Azeri arkadaşın söylediği bazı şeyler ile bu defteri de kapatayım. Dediğine göre ki ben bunu bilmiyordum mesela bu yarışma için Eldar seçilmiş başta. Sonra Nigar yanına dahil edilmiş. Belki de Nigar’ın elinde Türk bayrağı ile finalde sahnede olması bunun üzerimizde bir etki bırakması olabilir daha ön planda gelmişti bana ama Edgar’ı kesinlikle daha sıcak daha samimi gördüm. Son bir şey daha ki bu önemli; seneye Eurovision’un denizin içinde oluşturulacak özel bir platformda yapılacakmış, şimdiden korkunç rakamların harcanmaya başlandığı muhteşem bir organizasyon hazırlığı içinde olduklarını söyledi aynı arkadaş; ben de seneye yolumuz düşer inşallah dedim, evime geldim ve imzalanan albümü dinlememek üzere rafıma iliştirdim.

Son notum D&R yetkililerine ki daha öncesi Loreena McKennitt’in imza gününde oradaydım. Her şey nasıl güzel nasıl samimi bir akış içinde gerçekleşmişti ki beklediğimize değmesinin yanında her türlü övgüyü hak ettiğinizi düşünmüştüm ama bu organizasyon sizden kaynaklı değildi belki ama bir hayal kırıklığıydı. Lütfen imza günlerinizi samimi insanları seçerek samimi bir ortam içinde, amacına ya da amacınıza uygun bir şekilde devam ettirin ki bizler de orada olmaya devam edelim. Bu heyecanın yeri çok ayrı bir şey çünkü.




Ve…






Temmuz ayında sitemizde çok özel bir müzisyen konuk olacak. Kendisi ile ilgili çok özel bir dosya hazırlıyoruz. Bu hazırlık çerçevesinde geçen hafta içinde kendisini ziyaret etme şansını bulabildik. Öncelikle çok yakın bir tarihte yeni albümü çıktı ama o bir başka projesi ile arayı çok açmadan bizlerle yeniden buluşturacak kendisini. Bu sürpriz proje ve detaylarına bu dosya çerçevesinde yer vermeye elbette çalışacağız ama şunu diyebilirim ki dinlediğim birkaç kayıt beni fena heyecanlandırdı ve o tarih ne zaman gelir ki nasıl iple çekmeye başladım diyeyim, siz düşününün gerisini. Ötesinde bu yaz çok başka sürprizler içinde de olacağız yani biraz hareketlilik bekleyecek bizi ama yine de gerek sitemizi gerek blog sayfamızı ihmal etmemeye çalışacağız, bu birlikteliği çok seviyorum çünkü ve hepimize şiirli, şarkılı güzel bir hafta diliyorum.






3 Haziran 2011 Cuma

Sevgili Deniz Geri Gel ve Al Bizi



90’larda yani Türk pop müziğinin özellikle patlama yaptığı yıllarda TRT’nin ‘’Yarım Elma’’ isimli programınlarından birini seyrediyorum yine; programı anımsatmak adına formatından kısaca bahsetmem gerekirse her hafta bir müzisyen konuk oluyor, konserini veriyor arada canlı yayına bağlanıyorlar ve kendisine telefonla dinleyiciler - izleyiciler sorularını sorabiliyor. O hafta telefonu düşürmeyi ve soru sormayı başaranları sanatçıya ait imzalı bir kaset - poster - kartpostal hediyesi bekliyor. Programla ilgili detayları sizinle yakın zamanda sürpriz bir noktada daha detaylı anlatacağım.

İşte haftanın birinde o programın konuklarından biri de Deniz Türkali. ‘’Şehvet’’ isimli bir albüm yayınlamış ve şarkılarını söylüyor. Her haftanın o eğlenceli şarkıları yok bu kez karşımda ve belki de başta biraz anlamakta zorlanıyorum. Velhasıl elime geçene kadar o albüm pek de emin olamıyorum diyebilirim ama sonrasını anlatmakta belki bugün bile zorluk çekeceğim, kelimelerim tıkanacak ‘’Şehvet’’te çünkü benim için öyle bir büyü içinde. Deniz Türkali’nin oyuncu yanı bir yana müzisyen kimliği o zamandan bu zamana ayrı hafızamda. O albüm benim için hala en güzel koyuluğunda, en özel yalnızlığımda.

O albümden sonra anımsadığım Hümeyra şarkılarından bir dinleti yaptığıydı Türkali’nin ki gidememiştim. Bir de Murathan Mungan için hazırlanan ‘’Söz Vermiş Şarkılar’’ albümünde ‘’Bir Kadın Nasıl Döner Köşeyi’’ isimli şarkıyı seslendirmişti en yakın. Kaseti bugün yine ayrı bir köşede dururken evimde dün sevgili Naim Dilmener’e bir yazı ile seslendim ve bu şarkıları her zaman konuşmaktan çok keyif aldığım kendisi ile de konuşmak istedim. Öncelikle daha bir her yerde dinleyebilmem için şarkıları ulaştırdı bana, sonrasında birkaç fotoğraf ile Deniz Türkali’den bahsettik, ne güzel ki bir kere daha yalnız değildim. Yeniden yeniden basılması için bu albümün hiçbir sebebi yoktu, CD üzerinden neden dinleyemiyorduk diye de bir burukluk sergiledim ki bunun için zamanında çabalandığını da iletti bana ve sonuçsuz kaldığını söyledi.

Müzik piyasasını anlamak gerçekten içten değil. Güzel işleri - projeleri elbette yadsınamaz ama o kadar çok gereksiz işleri de var ki bunların zaman kaybı olmasına neden ve niçin kimse aldırmaz. Bir yapımcı çıksın ve ‘’Şehvet’’i yeniden bassın biz de kendisine dua edelim. Biliyorum ki böyle değerler her zaman karşımıza çıkmıyor, biliyorum ki böyle şarkılar her zaman yazılmıyor - söylenmiyor, biliyorum ki böyle albümler her zaman yapılmıyor çünkü.

‘’Şehvet’’in içinden Yağmurun Elleri’’ni hep birlikte dinleyelim mi? Yeni Türkü’nün eşsiz yorumu bir yana Türkali’nin sesinden devleşmiş bir şarkı adeta bu. e.e.cummings’in şiirini Barış Pirhasan Türkçe’ye çevirmişti, Derya Köroğlu bestelemişti.




2 Haziran 2011 Perşembe

Şarkılarla Mayıs

Mayıs ayı 2011 müzik piyasamıza önceki bir iki aya göre biraz daha hareketliliğin kazandığı bir ay olarak eklendi. Ayın son günlerine doğru yayınlanan Sezen Aksu’nun yeni albümü için heyecan bir hayli fazlaydı örneğin. Feridun Düzağaç’ın konsept ve Teoman’ın yeni albümü de beklenenler arasındaydı. Ortaya çıkan işler bizi çok şaşırtmadı, vasat olmadığı kesin işlerdendi. Mabel Matiz ilk albümü ve şarkıları ile müzik dünyasında önemli başarılar yakalayacağının ilk sinyalini verdi. Albümü tam not aldı ve etkisi uzun süre üzerimizden gitmeyecek. Beraberinde pop dünyasından Demet Akalın, Murat Boz, Berksan, Jale ve tek şarkıları ile Gülşen, Nil Karaibrahimgil, Sadık Karan yeni çalışmaları ile sevenlerini memnun ederken Ömür Gedik, Ece Gürsel gibi isimlerin sesleri ile tanıştığımız (!) bir ay da oldu Mayıs.


En İyi Albüm:

01 - Sezen Aksu - Öptüm (DMC)
02 - Mabel Matiz - Mabel Matiz (Esen)
03 - Gülcan Altan - Gunef (Ada Müzik)
04 - Çocuklar İçin Söylenen Feridun Düzağaç Şarkıları:"İyilik Güzellikspor (Sony)
05 - Teoman - Aşk ve Gurur (Avrupa Müzik)

En Kötü Albüm:

01 - Ömür Gedik - Hop Dedik Orada Kal (DMC)
02 - Doğuş - Beşibiryerde (Ulus Müzik)
03 - Radyocularla Meşkhane (Esen)
04 - Murat Boz - Aşklarım Büyük Beden (Dokuz Sekiz Müzik)
05 - Ece Gürsel - Yarı Farkında

En İyi Şarkı: Sezen Aksu - Sayım
En Kötü Şarkı: Ömür Gedik - Portakal Orda Kal

En İyi Şarkı (Cover): Jehan Barbur - Yeniköy (Feridun Düzağaç)

En İyi Çıkış (Erkek): Mabel Matiz
En İyi Çıkış (Kadın): -
En İyi Çıkış (Grup): Başka Dünyalar

1 Haziran 2011 Çarşamba

HAZİRAN 2011


Şerafettin Kaya
Mabel Matiz
Cem Tekin
Naim Dilmener
F.Gül Yanık
Kadri Karahan
Muhammed Tiryaki
Zeki Çelik



yayındayız ...