12 Mayıs 2010 Çarşamba

Çarşamba Matinesi - Ergin Erdemir

Ve üçüncü Çarşamba’sında matinemizin konuğu Ergin Erdemir. Sitemizin yıllara dayanan keyifli yolculuğunda her ay ‘’Ayın Şarkıları’’nı dinledik kendisinden, kendisini kendisinden de dinlemek lazımdı derken yakaladık hemen. Velhasıl öylesi kaptırdık ki kendimizi sohbete yani bizi tutabilene aşk olsun durumu daha koşabilirdik. Matine başlıyor :)

- Dur yahu bir başlayalım :)

- Yalnız amma konuştuk.

- Tamam unut hepsini müziğe dönüyoruz şimdi. Başlıyorum :)

- Hemen ciddileştin bile :)

- Sonra araya gülücükler katarım ben :)

- Başla, hazırım. Ne olacaksa olsun :)

- Şimdi ilk merak ettiğim uzun bir süredir sitemizde ‘’Ayın Şarkıları’’ isimli köşende seni okuyoruz, her ay farklı bir konsept şeklinde yazıyorsun. Mesela bu ay anneler gününe dair şarkılar okuduk, dinledik. Önümüzdeki ay nasıl bir yazı bekliyor bizi, ipucusunu alalım bir.

- Aslında şöyle geriye bakıyorum da cidden uzun süre olmuş. 2006’nın sonunda başlamışım yazmaya dördüncü senenin içindeyim. Yalnız bu dört sene içinde ne konularımı önceden buldum, ne de ayın 30 - 31'inden önce yazımı yazıp gönderdim :) Dolayısıyla daha çok var, bakalım. Ama herhalde şarkıcı temalı bir yazı olur bu sefer. Kesin taş gelir, geç yolluyorum diye :)

- Yok yahu matinede taş yok yumurta var :) Cidden 4 yıl oldu değil mi, ben yetişemiyorum hızımıza :) Peki dünden bugüne yazdığın yazılar içinde senin için en özeli hangisi oldu?

- Cidden zaman epey hızlı geçiyor, hatta geçen zamana dönüp bakınca insanın gözü bile korkuyor. Vallahi her yılda on iki ay var, bir ayında eski yazılardan derlesem, bir ayında sana mesaj atıp bir bahane bulsam yazamayacağım diye yine de ortalama otuz beş yazı yazmış olurum :) Bu yazıların içinde de genelde geçmişe dair yazıları yazmaktan çok keyif aldım. Ama sanırım içlerinden "Sözün Bittiği Yer" yazımı ayrıca seviyorum. İçinde film müziklerinden dolaylı sinemanın da olmasından olabilir.

- Sözün bittiği yerdir burası :) Teşekkürler bu keyifli sohbet için :) Peki sanatçı temalı yazılarda yazıyorsun; dünden bugüne müzikte özellikle kimleri dinlediğini, yakından takip ettiğini, hatta ilgilenmediklerini dahi biliyorum, ama bilmeyenler için soralım hemen, Ergin kimlerin en büyük hayranı oldu hep?

- Ben teşekkür ederim bu sohbet için, korkulacak kadar da yokmuş :) En azından şimdilik :) Aslında benim müzikle olan ilişkim öyle çok çokta eskilerden başlamadı, hani küçükken ayna karşısında şarkılar söylemedim ya da ayna karşısında milletin şarkılarını dinlemedim. 98 senesinde fark ettim müziğin benim için ne kadar önemli olduğunu sanırım. Bunu fark ettikten sonra da bir anda kendimi buldum bu dünyada. Günümüzden ziyade geçmişin müziğiyle aramda bir bağ olduğunu gördüm zamanla. Zaten bir başladıktan sonra gerisi de kendiliğinden geldi, Cem Karaca'dan Zeki Müren'e, Neşet Ertaş'tan Murat Kekilli'ye kaliteyle yapılmış her işe kulak verdim.

Dur, ben soruna cevap vermeyi unuttum :) Eğer ki bana 5 tane büyük hayranı olduğun isim say desen; Cem Karaca, Barış Manço, Zeki Müren, İlhan İrem, Erkin Koray derim, dedim.

- Hmmm. Peki o zaman şimdi saydığın bu beş ismin senin için en önemli şarkıları hangisi oldu, onları da de bakalım :) Dökelim tüm şarkıları ortaya :)

- Tam tahmin ettiğim gibi, sorular gittikçe zorlaşıyor :) Bu 5 isimde yüzlerce şarkıya hayat vermişler, hepside birbirinden güzel aslında. Aman dur politika yapmayayım, yazayım şarkıları :)

Cem Karaca- Unutamadığım: Cem Karaca'dan dinlemeyi en çok sevdiğim şarkıdır.

Barış Manço - Arkadaşım Eşek: Bu şarkı çok hüzünlendirir beni. İlk Manço şarkım olması dolayısıyla da ayrıca önemlidir her zaman.

İlhan İrem - Ben Değilim: Müziğimizin en güzel albümlerinin birisindendir bu şarkı. Çok da severek dinlerim.

Zeki Müren - Gönül Penceresinden: Çoğu sanatçının şarkı sayısı kadar albümü olan Zeki Müren'den şarkı seçmek hiç zor olmadı.

Erkin Koray - Sarhoş Gibiyim: Erkin Koray'ın "Baba" şarkılarından değil belki ama kesinlikle en sevdiğim şarkısı

Yalnız ben ciddi ciddi ayın şarkıları yazdım iki dakikada :)

- Hahaha :) Aklıma gelmedi değil, beş isim daha mı sorsam sana kolaylık olsun diye :) Peki bu isimler ve şarkılar bir yana bugünümüz bir yana, bugünün müzik dünyasında kimler sende öne çıkıyor; kimler beğeni ile dinleniyor?

- Beş isim daha sorsan bu ayın yazısı çıkmış olur, sen de beni dürtmek zorunda kalmazsın "bir tek sen kaldın Ergin" diye aslında :) Eskiler her daim vazgeçilmez dediğin gibi. Bugünün müzik dünyasına baktığımda da çok başarılı isimler var kesinlikle. Kendilerine özgü de bir dinleyici çevresi oluşturan bu isimlerden benim dikkatle takip ettiklerim Murat Kekilli, Funda Arar, Şebnem Ferah, Feridun Düzağaç gibi genelde keskin ve kaliteli tarzları olan isimler. Bunlardan da birer şarkı isteme artık :)

- Onu bir başka matineye saklayalım :) Peki en son aldığın albümü de söyle çok merak ettim?

- En son Cem Yıldız'ın Fransız enstrümanist Smadj ve Azeri sanatçı Rustam Mahmutzade ile beraber Alevi nefeslerini söyledikleri "Hü" albümünü aldım. Oldukça da beğendiğimi söyleyebilirim.

- Ergin, müzik yazıları yazıyorsun ama diyelim mi müziğin içinde bir başka rol oynaman gerekiyor. Yani başka bir şekilde profesyonel olarak müzikle uğraşsaydı Ergin tercihi ne olurdu? Atıyorum aranjör mü, yorumcu mu, enstrümanist mi ya da başka bir şey mi?

- Ben Bu Konser'de Ergin Erdemir'i Oynuyorum desem yemezsin değil mi :)

- Hahahaha :) Yemem :)

- O zaman müziğin içinde enstrümanist olarak yer almayı çok isterdim. Bahsetmiştim ya 98 yılında müzikle tanıştım diye, ilk iş olarak kendime bir gitar aldım. Onunla da sadece "Karlar Düşer" i çalabildim, öyle ki Akrep Nalan'dan bile çok çalıp söylemişimdir o şarkıyı :) Ama sonrasında kendimi arşivciliğe verince enstrüman sevdası kalakaldı. Evet kesinlikle enstrümanist olmayı isterdim. Ha bir de blok flüt ile Samanyolu'nu çalabiliyorum :)

- Ben de zamanında bir ''Sevdan Olmasa''yı çalabilen biri olarak seni çok iyi anlayabiliyorum :) İzmir'de yaşıyorsun ve netice de uzak değilsin çeşitli müzik etkinliklerinden, konserlerinden vs. vakit bulabiliyor musun, konserler sende nasıl bir iz bırakıyor, en unutamadığın hangisi oldu içlerinde :)

- Evet, aslında İzmir'de yaşamayı müzik etkinlikleri açısından bir şans sayabiliriz. Ama yine de bir İstanbul ya da Ankara değil burası. Benim en unutamadığım konser İlhan İrem'in yaklaşık 20 yıl sonra başladığı konser serisinin İzmir ayağıydı. Sanırım hiç bir konseri beklememiştim böyle, uzun zaman gözüme uyku girmedi, en önden biletim hazırdı. Konser günü geldiğinde aldım biletimi gittim salonun kapısına ama İlhan İrem rahatsızlandığı için bir ay sonrasına ertelenmiş. Bir ay daha bekledim konser günü geldiğinde aldım biletimi gittim salonun kapısına aşırı yağmurdan dolayı konser iptal oldu :) Paralarımızı verdiler sonrada gidemedim zaten. Bu konseri hiç unutamadım bak :) Bir de Cem Karaca'nın 2002 yılında İzmir Fuarı'nda verdiği konser hala aklımdadır. Ona girebilmiştim ama :)

- İlhan İrem dinlediğim zaman aklıma gelen isimlerden birisin sen zaten, İlhan İrem diyelim karşında ve ona bir soru sorma hakkın var ama öyle bir soru olsun ki bu içinde yanıt alabilmenin mutluluğu olsun :)

- İlhan İrem'i karşımda görsem sadece "Neden" diye sorardım. O da bu sorumla romantik prens olarak başladığı ve çok güzel işler yaptığı müzik yolculuğunda çizgisini felsefik prense getirdiğini sorduğumu anlardı. Neden diye sorardım yani :)

- Biliyorsun ki uzunca bir süredir Cumartesi Şarkısı Ateşi kardeşliği yaşıyoruz ve bizi bizden fazla kimse anlamıyor. Keyifli bu süre içerisinde daha felsefik şarkılarını dinledik biz Mesela sen hangisini ya da hangilerini unutamıyorsun :)

- Aaaa konu CŞA olunca orada bir durmak lazım :) Dediğin gibi bizden fazla kimse anlamıyor bunu, hatta ben de dışarıdan bakıyor olsam ne yapıyor bu adamlar derdim belki kendime. Ama en başlarından beri süregelen birlikteliğimizle çok keyifli bir oluşum olduğunu söylerim her zaman CŞA'nın. En unutamadıklarımı sorarsan bana; sözleri bakımından Nil Burak'ın "Üflüyorum İşte" si, müziğine bakarak Fatih Ürek'in Bakiremsin'i unutulmazdır benim için.

Aslında bizim tebessüm ederek dinlediğimiz bu şarkılar zamanında o kadar samimiyetle ve kaliteyle yapılmışlar ki ( en azından büyük çoğunluğu) bugün kü onlarca liste şarkısından daha güzelleri de vardı aralarında. Mesela Yeşim’in Barış Derler şarkısını çok severek dinlediğimi hatırlıyorum, ya da bunun gibi nicesini.

En azından bu şarkılar insanları peşinden sürüklemek gibi bir misyon ile yapılmadığından ve sen de dinlerken bunu bildiğinden o samimiyeti alabiliyorsun. Böyle bakınca Nil Burak'ın yıllar önce söylediği "Üflüyorum İşte" si, Serdar Ortaç'ın bugün söylediği ve her yerde bangır bangır çalacak olan "Seni çöpe attığım poşete yazık" tan daha eğlenceli ve keyifli olabiliyor. Sonra bunun üzerine günlerce geyik yapabiliyoruz.

- Hakikaten ben de duydum böyle bir şey, ama öyle ama böyle yine bu yaz konuşulacak Serdar Ortaç'ın albümü; bekleyip yanacağız :) Erginciğim son olarak içinden gelsin bize, şöyle güzel bir şarkı seç, açalım karşılıklı dinleyelim bu matinenin sonunda hadi :)

- Hemen seçeyim. Ben son zamanlarda etnik müziklere takılmış durumdayım. Özellikle fars müziğinde keşfedilmemiş mükemmel sesler ve ezgiler var. Vaktin olduğunda araştırmanı tavsiye ederim seninde. Ama madem bu keyifli sohbeti, üzerine karşılıklı bir şey dinleyerek bitireceğiz o zaman Filistin'li üç kardeşin kurmuş olduğu Le Trio Joubran'dan Masar'la bitsin.

- Teşekkür ederim hemen dinleyeceğim, Bu söyleşinin kayıt dışı kısımları ile acayip koptum yalnız bunu da eklemeden geçemeyeceğim. Yine buluşalım bir matine olur mu?

- Ben de çok keyif aldım. İçi dışı bir oldu da bir soru da ben sorabiliyor muyum :)

- Soruya bağlı :)

- Haftaya kim var matinede :)

- Fatih Ürek :)

- Hahahaha en ön masa benim :)

- Anlaştık :)


10 Mayıs 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Altmışlardan bugüne o hep var. Türkiye’nin ‘’Taşbebek’’i Gönül Yazar ciddi ciddi 17 yıldır stüdyoya girmiyormuş. Prodüktörlüğünü ve süpervizörlüğünü Hakan Eren’in yaptığı ‘’Forever’’ isimli geçtiğimiz günlerde yayınladığı albüm bir kere en başta buradan dikkat çekici. Ama beraberinde albüm bütünü ile ilginç. Daha önce hiç söylemediği sevilen pop şarkılarını bu kez pop caz düzenlemeler ile yorumluyor Yazar, kaç yazar demeyin :) Serdar Ortaç’ın ‘’Asrın Hatası’’ bambaşka olmuş, Hande Yener’den ilk olarak dinlediğimiz ‘’Kibir’’ ki bildiğiniz üzere Sezen Aksu çalışmasıdır, Rashit grubunun düzenlemesi ve düeti ile yine ilginç bir çalışma. Göksel’in ‘’Firar’’ı, Bendeniz’in ‘’Ağlayayım mı’’ hadi canım dedirtiyor ama nefis düzenlemeler ile bambaşka bir şekilde bizlerle buluşuyor. Yine Yaşar’dan dinlediğimiz Gökhan Özen bestesi ‘’Mazim Değil’’ ve İlhan Şeşen bestesi ‘’Delilerin Delisi’’ albümün en iyileri. 2009 yılı Best Model erkekleri ile çektirdiği kapak pozları da ayrıca çok başarılı. OSSİ Müzik etiketi ile raflarda yerini alan albüm ‘’Taşbebek’’e yakışırcasına dinledikçe güzelleşiyor.

Nostalji gerçekten ölmüyor, sürekli diriliyor zira bunun sebebi yeni bir şeyler yapılamıyor mu, kimse bilemiyor. Velhasıl yine belki de her şey onda ya da onlarda var. Mesela ben eskiden bu kadar Gülden Karaböcek dinleyicisi değildim. Bazı durumlarda bir şeylerin deşilmesi, tekrar tekrar sana sunulması işe yarıyor sanki. Bu noktada kendisini keşfettim ve o gün bugündür de keyifle dinliyorum. Geçtiğimiz günlerde özel bir konser ile sahnelerde de yerini aldı ve onu özleyenlerine güzel bir sürpriz yaptı Karaböcek. Onu sevenlere şimdi de ‘’Çok Özel Collection’’ isimli bir albüm sunuyor sanatçı ve sözü ve müziği kendisine ait 10 şarkının yer aldığı bu çalışmada yine sizleri düne dün ile birlikte artık bugünlerde bu denli samimi yapılamayan şarkılara sürüklüyor. Ati Müzik etiketi ile yayınlanan albümün basın bülteninde o bir efsane, o yıllara meydan okuyan bir kraliçe sunumu yapılıyor ve kapak fotoğrafında da ayrıca taçlandırılıyor Karaböcek. E yakışır diyoruz.


Haftanın Şarkı Sözü: Kutsi - 20’li Yaşlar (1973 doğumlu Kutsi’nin son albümünden gecikmiş bir şarkı :))

Bugün 30’uma giriyorum canım, 20’li yaşlarımın son sabahındayım. Ellerim telefona gitmiyor canım, 30 yaşımın sabahındayım.

O da müziğe ara verenlerden ve 11 yıl aradan sonra stüdyoya girenlerden. Zaman zaman çeşitli sahneler ile dinleyicisi ile buluşmaya devam ederek müzikte varlığını koruyan Sinan Erkoç bir maxi single yayınladı geçtiğimiz günler içinde. Mefa Production etiketi ile yayınlanan ‘’Alnımın Yazısı’’ isimli çalışmanın aranjörü Fatih Erkoç. Cengiz Köroğlu mixlerini yapmış, İskender Paydaş ise mastering kısmında yer almış. Albümdeki söz ve besteler Fatih Erkoç, Zeynep Talu ve Rıdvan Okyar imzasını taşırken her bestesi adeta hit olan ama yakından tanıma şansını dinleyicinin hiç bulamadığı Adnan Ergil’de ‘’Demesi Kolay’’ isimli bir şarkısını vermiş albüme. 90’lar müzik dünyasına birçok kişinin ismini kazıdı ama iyi ama kötü ve yavaş yavaş hepsi yeniden var olduklarını hatırlıyorlar da ortaya çıkıyorlar gibi. Erkoç bu noktada doğru karar verer isimlerden biri, albümü de ayrıca beğendim.

Bir şekilde yeniden hatırlanmaları güzel ama bunun ne kadar doğru ve ne kadar sağlıklı yapıldığı da önemli. Örneğin Barış Manço ve Cem Karaca ki müzik dünyasının çok önemli değerleri hayatlarını kaybettikten sonra kendileri için hazırlanan tribute albümlerinde ne yazık ki olması gereken gibi anılmamışlardı. Burada durumu koruması gereken ve söz hakkı elinde bulunan kişiler ne yazık ki sadece aileleri değil, onların yıllardır en sadık dinleyicilerinin de bu duruma müdahale etme hakları var. Bu üzerinde uzun uzun konuşulacak bir durum ama aklıma nereden geldi; ‘’Cem Karaca / Unutulmayanlar - Remix’’ isimli albümü görünce elbette. Bu hafta içinde ‘’Yavuz Plak’’ etiketi ile yayınlanacak albümde 8 şarkı 2 versiyon var. Müzik prodüktörü ve aranjör Sinan Kayabaş’ın hazırladığı bu çalışmanın kısa kısa tanıtımlarını dinleyince az da olsa rahatladım. Çünkü remix şeklinde sunulduğu için her an her şey olabilirdi her ne kadar orijinal kayıtları ve kendi deyimleri ile farklı bir remix tekniği kullanılsa da facianın eşiğine gelinebilirdi. Albümün tamamını dinlemek lazım elbette daha net konuşabilmek için.

Haftanın Müzik Olayı: Tuğba Ekinci konseri

O Şimdi Asker, Boynuz, Condom, Yan ma Demezler gibi önemli hitlerin usta yorumcusu Tuğba Ekinci 14 Mayıs günü Otherside Club’de. Gidilir mi gidilir valla, iyi de eğlenilir :)

Yıllardır müzikteki yerini sadece bilmek zorunda olanların bildiği Soner Sarıkabadayı artık herkes tarafından tanınıyor. Geçen yıl özellikle büyük bir harekete geçen Sarıkabadayı’nın bu hızlı yükselişi kesinlikle tesadüf değil bilhassa da geç kalınmış o yüzden aranın kapatılması çok doğal. Geçen yıl ‘’Buz’’ isimli tek şarkılık ve 1 YTL’lik güzel sunumu şimdi de ‘’Pas’’ izlemeye hazırlanıyor. Bu kez 3.90 YTL’den Dokuz Sekiz Müzik etiketi ile yayınlanacak bu çalışmada ‘’Buz’’ iki versiyonla yine yerini alacak. Ayrıca albüme adını veren ‘’Pas’’da öyle. Beraberinde Murat Boz ile yapılan düet ki klibi çoktandır ekranlarda dönüyor ‘’İki Medeni İnsan’’ ve ‘’Sallana Sallana’’ isimli bir çalışma daha dinleyiciyi bekliyor. Az önce de dediğim gibi gayet uygun ve olması gereken bir çizgide insanlara ulaşacak ‘’Pas’’, tek ya da iki şarkılık çalışmalara adeta bu rakamın iki katı ödendiği düşünülürse dilerim bu albümü herkes alır. Anlaşılan o ki ‘’Buz’’ gibi günlerin ardından şimdi ‘’Pas’’ tutulacak bu şarkılarla ama ortalık Sarıkabadayı ile bu yaz yine çok sıcak olacak.


Ocak ayında sayfalarımızın konuğu olan Akın Vardar ile ilk albümü ‘’Yalnızsın’’ üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirmiştim. Belçika’da yaşayan müzisyen Akın ile daha sonrasında Türkiye’ye geldiğinde de buluşmuş ve uzun uzun kendisi ile müzik üzerine bir sohbet gerçekleştirmiştim. Yıllardır müziğin içinde olduğunu ve bu albümü için gerçekten verilen emeği anlatmıştı bana kendisi ki bir o kadar da ne kadar çok şeyin görmezden gelindiğinin altını çizmiştik. Gerçekten işi çok zordu. Kaldı ki Almanya’da yaşayan bir başka müzisyen Bülent Ay ile de geçtiğimiz günlerde benzer durumlar dile geldi buluşmamızda. Kendisinin uzun soluklu bir hazırlık süreci sonrası yayınladığı ilk albümü ve detaylarına Haziran yayınımızda sitemizde ayrıca dokunacağız. Bu Perşembe günü Akın Vardar ilk konserini verecek albümünün. Saat 21:00 itibari ile başlayacak konserin çok sıcak, samimi bir ortamda geçeceğine eminim ve o soluğu tatmak için ben de orada, Balans Jolly Joker'de olacağım.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Öncelikle iki haftadır sendrom yayında değil ama buna rağmen çok fazla film izleme şansını bulamadım kendimde. İzlemiş olduğum filmleri her zamanki gibi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülkemizde İstanbul Film Festivali’nde 2009 yılında fantastik filmler kuşağında gösterilen ‘’Sauna’’ isimli Finlandiya yapımı filmi bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine izledim. İki kardeş, Erik ve Knut, Hıristiyanlık ve paganizm arasındaki sahipsiz bölgede uzun yıllar sürdürülen savaşın ardından, Rusya ve Finlandiya arasındaki yeni sınırın belirlenmesi için oluşturulan ortak komisyona katılmak üzere yola koyulur ve hikaye başlar. Komisyon, yolculuk sırasında yolunu kaybeder ve Tanrı’nın bile unuttuğu bir yer izlenimi yaratan gizemli bir bataklığın orta yerinde saunası olan tuhaf bir köye varır. Saunanın bildiğiniz gibi insanları günahlarından arındırdığı söylenir ama her günah kolayca affedilir mi? Film birçok festivalde de yarışmış ve epey bir ilgi görmüş. Yer yer karanlık yer yer gerilim dozu yüksek ama bütününde sizi etkileyecek bir film diye düşünüyorum ‘’Sauna’’yı ve günahlardan falan arınmak için değil de şöyle biraz dinlenmek için olsa da değerlendirsem diyorum.

2009 yapımı bir filme geçelim ve ‘’The Horsemen - Mahşerin Dört Atlısı’’ ile buluşalım. Dennis Quaid başrolde ve enteresan bir polisiye - gerilim filmi karşınızda. Kendisini İncil’de geçen Mahşerin Dört Atlısı’nı temel alan seri cinayetleri araştırırken bulan bir dedektifimiz var. Evet mahşerin her atı bir anlam ifade ediyor ve cinayetler bu noktada kendini gösteriyor. Ötesinde filmin temposu hiç düşmüyor ama genel olarak baktığımda beğeni kazanmadığını düşünüyorum izleyenleri adına. Filmin bir de sürprizi var ki izleyenler bilirler. Prison Break’in unutulmayan karakterlerinden olan ‘’John Abruzzi’’si kısa da olsa filmde güzel bir renk oluyor. Cannes Film Festivali’nde de gösterilen 2005 yapımı ‘’Odete’’ ve Jim Caviezel faktörüne rağmen başarılı bulmadığım ‘’Unknown - Bilinmeyen’’ isimli filmlere hiç dokunmak istemiyorum. Sıfır etki :)

Kesinlikle izlemenizi tavsiye ettiğim bir film ise ‘’Celda 211’’. Yine 2009 ama bu kez İspanya - Fransız ortak yapımı olan filmin gayet ilginç bir senaryosu var. Gardiyan olarak görevine başlayacağı hapishaneye bir gün önce gelen Juan hayatının en büyük hatasını yapar. Bir küçük kaza ile aynı anda başlayan isyan sonrası o artık 211 numaralı hücrededir ve bu ayaklanmada artık kimseye gardiyan olduğunu söyleyemeyecektir hayatta kalabilmek için. Bir isyanın getirdiği başka bir isyan ve gerçekten olağanüstü bir sürükleyicilikte nefis bir film izledim kesinlikle. Filmde isyancıların lideri ‘’Malamadre’’ karakterine dikkat. Luis Tosar’ın oyunculuğu gerçekten göz dolduruyor.

Haftanın Vizyon Filmleri: ‘’The Stoning of Soraya M. - Soraya’yı Taşlamak’’ / ‘’Selvi Boylum Al Yazmalım’’

İranlı bir kadının trajik hikayesini ve beraberinde ulaştığı insanlık suçunu konu alan filmde Caviezel’de rol alıyor. Ama doğrusu Shohrey Aghdasloo’nun oyunculuğunu Milliyet Sanat’ın bu ay ki sayısında biyografisini okuduktan sonra daha çok merak ediyorum. Cyrus Nowrasteh imzalı film 14 Mayıs Cuma günü sinemalarda.

Beraberinde ayın en büyük sürprizi olsa gerek. 1977 yapımı ‘’Selvi Boylum Al Yazmalım’’ aynı tarihte restore edilmiş bir şekilde yeniden sinemalarda. Atıf Yılmaz’ın unutulmayan filminde Türkan Şoray ve Kadir İnanır başroldeydi ki izlemeyeniniz yoktur eminiz. Yıllar sonra yeniden sinema salonlarında afişini görecek olmak bile heyecan verici değil mi?

Ve Mayıs kaldığı yerden Pazartesi’lerine devam ediyor. Hepinize güzel bir hafta diliyorum.

9 Mayıs 2010 Pazar

Anneler İçin Şarkılar

Bugün ‘’Anneler Günü’’.

Hayatın onlara adanan, onlara söylenen o kadar çok şarkısı var ki; bu özel günde sizler için küçük bir seçki hazırladım. Umuyorum ki bugününüze eşlik edecek ve keyifle dinleyeceksiniz. Sitemiz yazarlarından Ergin Erdemir’in annelere ithaf ettiği bu ay ki yazısını da eğer ki hâlâ okumamışsanız ayrıca tavsiye ediyorum. Yazısında yer alan bazı şarkıları yine bu seçki içerisinde ayrıca dinleme şansını bulacaksınız.

Anneler Günü kutlu olsun.
MP3

Ajda Pekkan - Ağlama Anne
Arto Tunçboyacıyan - Ana Özlemi
Bilgen Bengü - Annem
Candan Erçetin - Annem
Ebru Gündeş - Annem İçin
Gökhan Tepe - Annem
Gülşen - Anam
Naşide Göktürk - Anne
Niran Ünsal - Ben Ne Zaman Büyüdüm Anne
Selda Bağcan - Beni Bul Anne
Servet Kocakaya - Annem
Sezen Aksu - Ben Annemi İsterim
Suna Yıldızoğlu - Annem
Umay Umay - Şeker Anne
Üç Hürel - Ağlarsa Anam Ağlar
Yavuz Bingöl - Annem
Yeni Türkü - Anne
Yonca Evcimik - Anne
Zeki Müren - Annem
Zerrin Özer - Annem

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Dilber Ay


Dilber Ay – Kız Sosyete mi Oldun

Dinle beni beyefendi ben yoksulluk çekemem
Ben doğuştan sosyeteyim köpeksiz yola çıkamam

MP3

6 Mayıs 2010 Perşembe

Önüm Arkam Sağım Solum Cover

Kaldı ki hepsinin dünden bugüne ilk albümlerinden son albümlerine ama iyi ama kötü bir şekilde yolunda giden bir çizgileri var. Bir şekilde albümlerinde zaman zaman elbette cover şarkılar dinledik ve tadında benimsedik de. Ama baştan sona bir cover albüm ile karşımıza çıkmaları düşündürücü olacaktı elbette. Zira dört bir yanı söz yazarları ve bestecilerle çevrili ülkemizde bu hâlâ bir ihtiyaç mı? Satmıyorlar mı? Dinlenmiyorlar mı? Pek de anlamış değilim ama durumu pek sağlıklı bulmuyorum. Velhasıl bu duruma biraz yakın temas yapalım istiyorum ve o şarkılarla düne mi dönelim bu şarkılarla bugünü mü yaşayalım bir karar vermemiz gerektiğini düşünüyorum.



GÖKSEL - Hayat Rüya Gibi / Avrupa Müzik

Önceki albümlerinde yer alan Göksel coverlarından bazıları: Kurşuni Renkler, Günün Birinde, Kim Bilir gibi şarkılar Göksel’in ilk albümlerinde yer alan cover şarkılardandı. Düzenlemeleri ile özellikle öne çıktı, yorumu ile ayrı beğenildi ve hiç kimsenin itirazı olmadı. Kaldı ki Göksel tam da geçen yıl bu zamanlarda ‘’Mektubumu Buldun mu’’ isimli bir albüm daha yayınladı. Bu albüm ise bütünü ile cover şarkılardan oluşmuştu ve bunların içinde zamanında hit olmuş çok önemli şarkılarda yer almıştı. Anımsamak gerekirse ‘’Baksana Talihe’’, ‘’Ağlamak Güzeldir’’, ‘’Senden Başka’’, ‘’Sen Bensiz Ben Sensiz’’ ilk anda hatırladıklarımız arasındaydı. Albümdeki şarkılar doğru bir seçimdi, Göksel’den bu şarkıları dinlemek küçük çapta da olsa bir heyecan verdi ama yine de çok ses getiren bir albüm olup olmadığına pek de karar verilemedi. Zira iyi bir satış grafiği yakaladı ve geçen yaz Göksel’de bundan payını aldı.

Bu albüm ve Göksel coverları: ‘’Mektubumu Buldun mu’’ isimli albümü için Göksel müzikal yolculuğum için çok özel bir deneyimdi demişti. Her şarkının onda hatırası vardı, falandı filandı ama nereye kadardı? Bence tadında kalmalıydı. Zira bu işin sonu yoktu ve durum söz yazarı ve besteci kimliği ile zaten ayrı bir yerde duran Göksel için gereksizdi. Evet bir sene sonra ‘’Hayat Rüya Gibi’’ dedi bu kez Göksel öyle ki bu kez daha bir kafaları karıştıracak bir seçki şarkı ile. ‘’Mektubunu Buldun mu’’ en azından şarkılar arasında bir paralellik gösteriyordu ama bu kez durum abartıya kaçıyordu. ‘’Hasretinle Yandı Gönlüm’’, ‘’Kabahat Seni Sevende’’, ‘’Eylülde Gel’’ gibi şarkılar bu albümde ‘’Ah Nerede’’, ‘’Sevil Neşelen’’ ya da ‘’Tek Başına’’, ‘’İçime Sinmiyor’’ gibi şarkılarla nasıl yan yana duruyordu? Adeta geçişler arasında bir tezatlık yok muydu? Yani bir kura çekilse bu kadar birbirini tamamlamayan şarkılar yan yana gelemezdi gibi. Netice de bu albüm de satacak, bu albüm de çok dinlenecek, bu albüm de ödüller falan alacak; bu şarkıları Göksel’den her albümünde bir iki tane okursa heyecan bulurdum ama bir anda böylesi bir yığılmanın pek de bir isteyerek önünde durdum, alamadım içeriye. Bu arada belirtmeden geçmek olmaz, enteresan bir de düet mevcut bu albümde. Teoman ile Göksel birlikte ‘’Palavra’’yı yorumluyorlar ki sözler neye yarar.

Göksel’e bundan sonraki albümleri için cover önerileri: Yeni bir nostalji kraliçesi mi doğuyor sorusu bir sonraki albümde netlik kazanabilir, temennimiz Göksel’in tek idolünün Muazzez Ersoy olmaması yönünde elbette. Ama neden olmasın bir albüm daha gidelim, iyi böyle deniliyorsa Göksel bundan sonraki çalışmasında bizi daha da şaşırtsın. Erkin Koray’dan ‘’Çöpçüler’’i de okuyabilir mesela bir sonraki şarkı Gönül Yazar’dan ‘’Çapkın Kız’’ olabilir. Onu Sezen Aksu’dan ‘’Kaybolan Yıllar’’ neden izlemesin mesela ardından da Nermin Candan’dan ‘’Hayat mı Bu’’ bizi bekleyebilir. Tanju Okan & Ajda Pekkan düeti ‘’Hancı’’yı da isterse eğer yine Teoman ile düet yapabilir.

Işın Karaca – Arabesque ‘’Geçmiş, Geçmemiş Hiç’’ / Seyhan Müzik

Önceki albümlerinde yer alan Işın Karaca coverlarından bazıları: Işın Karaca’nın beşinci albümü ‘’Arabesk’’ pardon ‘’Arabesque’’ ki bu durumda ayrı bir yazı konusu ya neyse ‘’Geçmiş, Geçmemiş Hiç’’ en azından şık duruyor yanında. Karaca’nın beşinci albümü bu ama bildiğiniz gibi ilk albümü ‘’Anadilim Aşk’’ baştan sona bugün bile dinlendiğinde kaç albüme bedel bir yerde duruyor. Sonraları tempo biraz düşüyor ama her ne olursa olsun diyorum ve her albümünü merakla bekliyorum. Karaca öncelikle iyi bir vokal ben buna inanıyorum ama biliyorum ki benim ona hayran olduğum bu durum yani sesinin çok güçlü olması bazı dinleyici tarafından da fazla abartılı bulunabiliyor. Her neyse söz ve bestelerin ona özel yani orijinal durum olmasından öte Karaca albümlerinde cover şarkılara yer verdi daha önce. ‘’Hoşgörü’’, ‘’Gece’’, ‘’Bambaşka Biri’’ albümlerinde yer alanlardı. Ayrıca çeşitli projeler içinde de karşılaştık kendisi ile ‘’Sen Gittin mi Ben Ölürüm’’, ‘’Aynı Cemin Bülbülüyüm’’, ‘’Ben Sana Vurgunum’’ ilk anda akla gelenler. Bu yorumların kötü olduğunu kimse iddia edemez belki ama dinlemek istemez o da ayrı.

Bu albüm ve Işın Karaca coverları: Adından da anlaşılacağı üzere arabesk temalı çıkılmış yola. Duyduğum anda şaşırdığım bir proje zira karşılaştığım anda üzerinde biraz düşüneceğim de. Bu yazının temel esası şu ki; böyle şeylere böyle güçlü isimlerin ihtiyacı yok, bunun altını çizmek gerekirse burada bu durum Göksel’in durumundan biraz farklı. Ben ne okusam kendime yakıştırırım diyebilir Karaca, yakışır da ama bunu bütününe yaydığında bir albüm biraz abartı noktada. Proje danışmanı ve vokal koçu bir usta isim Selami Şahin yapmış. Şahin bu iş için kuşkusuz doğru isim zira albüm içinde ‘’Yalan’’ isimli şarkısını da sunmuş Karaca’ya ki burada doğru bir karar verilmiş. Ama ‘’Ben Sevdalı Sen Belalı’’ için aynı şeyi söyleyemeyebilirim. Daha önce Sezen Aksu tarafından nefis bir şekilde cover yapılan bu şarkıyı üstüne adeta başka kimse yorumlamamalıydı. ‘’Dert Bende Derman Sende’’, ‘’Tanrım Beni Baştan Yarat’’, ‘’Dilektaşı’’ yine Şahin bestesi ‘’Ne Duamsın Ne de Bedduam’’ albümün çizgisi dahilinde doğru şarkılar. Ama aynısını ‘’Mavi Mavi’’ ya da ‘’Hor Görme Garibi’’ için geçerli değil gibi. Yorum ya da düzenleme falan filan değil bütününde bu şarkılar üzerinde hoş durmamış Karaca’nın. Gencebay’ın ‘’Hor Görme’’ yerine ‘’Bir Teselli Ver’’ örneğin bu albüme daha çok yakışmaz mıydı? Bu albümü bir kere baştan sona dinlerim, içinden birkaç şarkı alır birkaç kere daha dinlerim ötesine gidemem. Bir de eleştirim albümün fotoğraflarına ki Maldiv adalarında gerçekleşen bu çalışma böylesi bir albüm formatına nasıl ve ne kadar uygun acaba?

Işın Karaca’ya bundan sonraki albümleri için cover önerileri: Az önce de dediğim gibi Karaca’nın yorumuna hiçbir şarkı uzak değil. Özellikle canlı performanslarında bunun tadına varmak yeterli ama dinleyici için. Bunun illa ki bir albüme taşınması şart değil. Ben Karaca’nın kesinlikle sıfır şarkılar ile bizlerle buluşmasını diliyorum bundan sonraki çalışmalarında ve asla asla cover dinlemek istemiyorum kendisinden. Bir de biraz daha relax mümkünse.


İzel – Jazznağme / Poll Production

Önceki albümlerinde yer alan İzel coverlarından bazıları: İzel kariyeri boyunca ne güzel ki cover şarkılardan kendini hep uzak tuttu. Öyle ki ‘’Gülmek İçin’’i saymazsak daha öncesi albümlerinde bu çizgide bir şarkı yok, hepsi sıfır sözler ve besteler bekledi bizi kendisinde. İzel 2007 yılından beri albüm yapmıyordu ama her şekilde geride bıraktığı albümler sağlam bir yerde durmaya devam ediyordu. Adıma velhasıl çok güzel şarkıları var İzel’in.

Bu albüm ve İzel coverları: Albümün ismi ‘’Jazznağme’’. Adından da anlaşılacağı üzere sound caz motiflerle süslenmiş. Bu albüm uzun yıllar önce annesine ve babasına verdiği sözden yola çıkılarak hazırlanmış bir albümmüş ve hayatındaki bu özel şarkıları yorumladığı için çok mutluymuş İzel. Açıkçası bu albüme gayet sağlıklı yaklaştım. En başta repertuar düzgün seçilmiş ve belli ki işin ticari yanı burada pek öne çıkmamış. Polat Yağcı prodüktörlüğünde Selim Çaldıran direktörlüğünde yayınlanan albüm 15 şarkıdan oluşmakta ve bir tanesi (İzel çalışması ‘’Baba Beni Maziye Götür) hariç hemen hemen hepsi bir döneme imzasını katmış. Yıldırım Gürses bestesi ‘’Gurbet’’ ile muhteşem bir giriş yapılan albümde Orhan Gencebay’dan Ali Ekber Çiçek’e, Saadettin Kaynak’tan Yusuf Nalkesen’e eserler yorumlanmış. İzel’in vokali, başarılı enstrümantal sanatçıları ve usta düzenlemeler albümü kesinlikle başarılı kılıyor. ‘’Şiire Gazele’’ yorumunu beğenmedim İzel’in, Azerice yorumu albümde sırıtmış ve yine ‘’Kal Bu Gece’’de diğer şarkıların arasında olmasa da olurmuş. Ötesinde sağlıklı bir albüm mü? Kesinlikle. İzel’i özleyenlere ve bu şarkıları sevenlere ‘’Jazznağme’’.

İzel’e bundan sonraki albümleri için cover önerileri: İzel zaten hafızalara birçok şarkı kazımış bir isim. Özellikle duygusal şarkıları bugün hâlâ müzik listemdedir. Belki albümlerinde birer ikişer yine benzer çalışmalara yer verebilir. Yeniden Çelik - Ercan defterini aralamadıkça ya da asla ve asla Serdar Ortaç’a bulaşmadıkça İzel’i dinlemek özel olacaktır sanırım.


Ayrıca Baha’nın ‘’Aşkı Duymak İstediğin Her Zaman’’ ve Gönül Yazar’ın ‘’Forever’’ isimli albümleri de geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Yine enteresan denemeler mevcut bütününde, farklı bir solukta özlediğiniz şarkılar olabilir içlerinde.

Popüler müzik yorumcularından gelen benzer albümleri de anımsayacak olursak Candan Erçetin, Yaşar, Deniz Seki gibi isimler de bu kervana katılanlar arasında. Hiçbirinin albümü kariyeri boyunca çok fazla öne çıkmadı ama yine de hafızalarda öncelikle olarak yer etmeyi başardı.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Çarşamba Matinesi - Muhammed Tiryaki

''Çarşamba Matinesi''nin bu haftaki konuğu Muhammed Tiryaki. Sitemizde uzun bir süre müzik yazılarını takip ettiniz kendisinin ve şimdilerde de ''Sine-Star'' isimli köşesinde de sinema yazılarını okuyorsunuz. Ayrıca çok keyifli bir blog sayfası var ki yine sinema tutkunlarının özellikle izlemeye alması gerekiyor. Matine başlıyor.


- Morricone ve ben hazırız.

- Ben de hazırım o halde başlayalım. Öncelikle bana soruyorlar; sitemizde müzik yazıları gayet keyifli giderken bir anda ne oldu da sinema yazmaya başladı diyorlar :)

- Emekli olduğumu iletirsin :) Bir koltukta iki karpuz duramadığındandır belki de. Ya da sinemanın benim için yepyeni bir alan olmasından kaynaklı bir heyecan.

- Ama müzik senin için hep ayrı bir dalı oldu hayatın, öyle ki çok ciddi arşivci olduğunu biliyorum.

- Evet, hala da öyledir. Müzik de sinema da apayrı okyanuslar. Ne kadar araştırırsak araştıralım, ne kadar hakkında yazarsak yazalım, ne öğreneceklerimiz ne de öğreteceklerimiz bitmez. Öte yandan müzik konusundaki seçkilerim biraz yeni jenerasyonun gerisine düşmeye başlamıştı. Bu da haliyle bir revizyon ihtiyacı doğurdu. Arşivleme işi hala devam ediyor.

- O durumu değerlendireceğiz ama burada en başa dönelim istiyorum, örneğin ilk aldığın albümü hatırlıyor musun?

- Evet. Erkin Koray'ın ‘’Dünden Esintiler 5’’ isimli toplaması. Tabii 13 yaşındayken bunun bir toplama albüm olduğunu bilmeden alıyorsun.

- Hala sakladığına eminim :) Şimdi hepimizde böyle bir durum var, zamanında bir yığın kaset aldık, ne yapacağız bunları, sen hala teybe takıp dinleyenlerden misin?

- Yok. Onların evimde özel bir yerde saklı duruyor olması bile benim için yetiyor. Bilgisayar ya da disk teknolojisine aktarılmamış albümleri hala açar açar dinlerim. Ama onun dışında şu an tamamen arşiv konumundalar. Çocuklara aktarılacak onlar.

- Bir de işin plaklar kısmı var tabi ki onlar da senin için heyecan eminim; plak koleksiyonun var mı bu anlamda zira senin daha çok takip ettiğin bir dönem çünkü o yıllar.

- Plak koleksiyonum vardı. Hem de ne koleksiyon. Sayısı öyle binlerce değildi ama hemen hepsi çok nadide işlerdi. Fakat bir ekonomik sıkıntı esnasında satmak zorunda kaldım. O günden sonra da bir daha plak koleksiyonu yapmamaya yemin etmiş gibi bir şeyim. Üzüntü verici bir durumdu ama olmuştu bir kere.

Şimdi DVD koleksiyonu var aynı şekilde. Gözüm gibi bakıyorum :)

- iki müzisyen ki biri Erkin Koray’dır diğeri Orhan Gencebay. Onlarla ne zaman karşılaşsam aklıma neden Muhammed geliyor sence :)

- Muhammed'den ziyade ‘’Estarabim’’ geliyordur :) Her ikisi de tam benim yaşam biçimimin karşılıklarıdır. Kendini batılı hisseden ama doğululuğunu da yitirmemiş bir yapım vardır ve her iki müzisyen de bu özellikteki kişilere direkt etki yapar.

- Orhan Gencebay'ın yeni albümü çıkıyor ya da çıktı mı, heyecan durumu nasıl?

- Bu hafta çıkıyor ama maalesef Erzincan'da yeni bir albümün sevincini yaşamak imkansız. Gencebay'ın albümü de muhtemelen geç gelecek ama mutlaka alacağım halde önceden şarkıları edinip dinlerim. Heyecana gelince albümden müzikal olarak hiçbir beklentim yok. Zira benim için Gencebay artık tamamen tekrara düşmüş ve yeteneklerini gösteremeyen bir müzisyen. Ne garip ki hem müzikte hem de sinemada yaşı kemale ermiş tüm sanatçılar düşüşe geçiyor (Eastwood hariç)

- Ne diyeyim berhudar olalım Muhammed :) Peki Erkin Koray adına da aynısı olabilir mi sana göre, yani o da yeni bir albüm yapsa sence yine aynısını mı düşüneceksin?

- Onda durum daha farklı olacaktır. Şöyle ki; Erkin Koray bestekar özelliği pek olmayan bir sanatçı. En iyi şarkıları çoğunlukla, başkalarına ait. Eğer şarkılar iyi olursa Erkin Koray'ın iyi çalacağına ve iyi söyleyeceğine eminim. Yani, iş tamamen şarkılara bağlı. Gerçi Baba artık yeni albüm yapmayacak ama bizimkisi de what if işte :)

- Yıllardır bir nostalji furyası aldı başını gidiyor bildiğin üzere, sen o şarkılara bu kadar körü körüne bağlı birisi olarak bu durumdan memnun musun?

- Kesinlikle değilim. İyi örnekleri o kadar az ki. Bu işi her albümünde birer şarkıyla yapmaya alışkın Funda Arar gibiler kabul edilebilir kaliteye erişiyorlar. Ama başlı başına nostalji albümü yapmak için yola çıkanlar bir süre sonra ister istemez tekrara ve taklite düşüyorlar. Daha da beteri zaten Göksel'den geldi ve - biraz mübalağayla söylüyorum - karaoke albüm dinledik resmen. Ayrıca o şarkıların eski olması değildi onları kaliteli yapan. Yani 70'lerde “şimdiki gençler kötü müzik yapıyor asıl müzik Hafız Burhan'ınki gibiler” diyen bir orta yaşlı ve yaşlı kesim eminim vardı. Güzel olması tamamen o jenarasyonun yeniyi ve iyiyi arama gayretinin şimdikinden çok daha fazla olmasından kaynaklı kanımca.

- Zaten Göksel yazını okudum blog sayfanda ve kesinlikle sana katılıyorum; kaldı ki iyi müzisyenlerin böyle bir şeye ihtiyaç duyması ne kadar üzücü; bir de keşke Işın Karaca'nın arabesk albümü ile ilgili bir şeyler yazsan :)

- Aynı albüm için blog yorumlarında sana bir soru sormuştum cevabı bekleniyor :)

Türkiye'de bu üretimlerdeki en büyük sorun şarkıların telif haklarının şirketlerde olmasından kaynaklı aslında. Eğer şarkı sahipleri şarkılarının teliflerini ellerinde bulundursalar eminim birçoğu daha seçici olacaklar. Gerçi şöyle de bir çelişki var: Orhan Gencebay yıllardır "ben arabesk yapmıyorum, Türkiye beni yanlış anlıyor" dedi ama albümünün adı Arabesk olan Işın Karaca'ya o albümde okuması için Hor Görme'yi verebildi. Cem Karaca'nın da dediği gibi "money money din kitap Allah kelam".

- Hor görmemek lazım belki de netice de şu anda en çok satan albüm durumunda demek ki bu da bir ihtiyaç kim bilir :) Son yıllarda kimi dinliyorsun özellikle, her şeye rağmen biliyorsun çok ciddi bir çeşitlilik hakim, sen yetişebiliyor musun bu hıza?

- Sinemayla olan ilişkimin hızı paralelinde soundtrack albümleri şu aralar en çok ilgimi çekenler. Ennio Morricone, Hans Zimmer, Maurice Jarre gibi müzisyenlerin albümlerini topluyorum. Film müzikleri, duygusunu film sahnelerinden aldığı müddetçe kalitesini garantilediğinden kötü çıkma şansı çok az bir tür onun dışında Afganistan ve Hindistan'ı arşınlıyorum bolca :) Türkiye'den yenilerden neredeyse sıfırdır dinlediğim. Fakat Kemah halkının THM'ye olan büyük tutkusuna ben de kapılıyor ve arada çok iyi örnekler edinebiliyorum.

Çeşitlilik meselesine gelince; Bence tek bir çeşit var şu an ülke müziğinde ve herkes o çeşidin altında kendine ait bir şeyler yaratıyor. Ama yaratılar tamamen kişisel olunca eserler kitle beğenisine yetişemiyor.

- Bir de malum artık internet var nasılsa birçok kişi buradan indiriyor. En son hangi albümü aldın yerine hangi albümü indirdin demek daha doğru bir soru halini aldı? Muhammed asla ve asla kimleri dinlemiyorsun, kimlere asla tahammül edemiyorsun :)

- İndirme işini çok doğal karşılayanlardanım. Benim tercihim, koleksiyonunu yaptığım isimler hariç önce indirip dinleyip kalitesini beğenmezsem albümü almamaktan yana. Bu imkanın olmadığı dönemlerde o kadar çok kalitesiz albüm satın aldık ki.

Tahammül edemediğim isimlerden ziyade türler vardır. Rap, hip-hop, r&b gibi türleri tamamen ötelemiş bulunmaktayım :)

- Müzik dışına çıkmayacağım diyorum matine çerçevesinde ama dayanamıyorum sinema ile ilgili yazılarını, kritiklerini blog sayfanda topluyorsun ama bir de özel proje üzerinde çalışıyorsun sen, bahsetmek ister misin biraz?

- Elbette. Malum artık trademark'ım haline geldi ‘’Godfather’’ sevgim. İlk kez ‘’Godfather'’ı izlediğimde zaten var olan Al Pacino sevgim perçinlenmişti. Şimdi iki tanesi hariç tüm filmlerini izlemiş biri olarak Al Pacino Filmleri'ni bir kitap yapmak gibi çok sevdiğim bir uğraşım var gayet sorunsuz ve güzel ilerliyor. Yazdıkça gerçek aktörlüğün ne olduğuna dair bakış açım daha da artmakta.

- Hayatının enlerine gelelim. Hayatının şarkısı, hayatının şarkıcısı, hayatının albümü, hayatının filmi, hayatının yönetmeni, hayatının oyuncusu.

- Zor soru :)

Şarkı: Polyushko Polye
Şarkıcı: Kendisine olan sevgim tamamen bitse de hala Erkin Baba'dır
Albüm: Yoksulluk Kader Olamaz-Cem Karaca ve 2023-Barış Manço diyebilirim
Film: tabii ki The Godfather
Yönetmen: Alfred Hitchcock
Oyuncu: Pacino elbette
Enstrümanist: Ömer Faruk Tekbilek'i de eklemeli

- O halde bir Muhammed finali yapıyorum ve Attica Attica diyorum şimdilik, yolumuz nasılsa çok uzun :)

- Attica Attica!!!

- Kestik :)


3 Mayıs 2010 Pazartesi

MAYIS 2010

MAYIS 2010
yayındayız ...

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Samra Sökmen



İşte CŞA'da beklenen şarkı :)



Samra Sökmen - Hayriye

Döndük kuru eriğe, eridik be Hayriye


MP3


21 Nisan 2010 Çarşamba

Çarşamba Matinesi - F.Gül Yanık

Ve blog sayfalarımızda bir yeni köşe daha. ‘’Çarşamba Matinesi’’ ...

Her hafta bir dostumuzla çok uzatmayacağımız, bittiğinde hiçbir harfine dokunmayacağımız ve de elbette müzikten uzaklaşmayacağımız keyifli bir sohbet hâli sizleri bekliyor sayfalarımızda. İlk olarak konuğum sevgili F.Gül Yanık. Sitemizde ‘’Müzisyen’’ sayfamızı da hazırlayan F.Gül ile bakalım neler konuşmuşuz; hazır mısınız? Matine başlıyor.

- Dur koptum :)

- Deminden beri yaza yaza bunu mu yazdın.

- Tamam başlıyoruz Çarşamba Matinesi’ne hoşgeldin.

- Hoşbulduk efendim. Bugün halk günü mü? Kuşum Aydın da olacak mı?

- O artık Gerçek Kuşum Aydın :) Yani Facebook’ta öyle üyelik almış kendisi :) Bugün tek sen olacaksın maalesef. Böyle kadınlar matineleri falan olurdu gider miydin :)

- :)))) Beni hayal et, düğün salonu vari bir yerde. Düğün saçı, pür makyaj 40-50 yaş ortalaması hatunların arasında masaya çıkmış kulağımda gülle zıplıyorum. Hep istedim, ilginç bir deneyim olurdu, ama olmadı :)

- Şimdi olsa gider misin, diyelim ki böyle bir ortam var, assolistin kim olsun isterdin sahnede?

- Şimdi, matine kültürüm çok gelişmiş değil, mesela ortamda çekirdek falan çitletme, gazoz içme olacak mı, bunları bilmem lazım :) Ama bak matine deyince nedense bende tek bir isim çağrıştı: Kibariye... Assolist o olmalı :)

- Konserler ile aran nasıl oldu peki, böyle izlediğin ve en unutamadığın hangisi oldu içlerinde?

- Eskiden daha çok gidiyordum konserlere, çünkü daha anlamlıydı. 5-10 sene önce her şey bu kadar kolay tüketilmiyordu ya da tüketilmeye müsait değildi. Daha özenliydi Kadri konserler. Seyirci büyülenmiş çıkardı konserden. Şimdi her ne kadar eski elektriği alamasam da yine de seviyorum konser ortamlarını.

En unutamadığım konsere gelirsek... 2000 Sezen Aksu Harbiye Açık Hava Konseri'ni hiç unutamam... Sezen o gece 2 kere bis yaptı ve yeni şarkılar söyledi, seyirciyle iletişim de mükemmeldi, acayip bir coşku vardı havada... Bir de ‘’Geri Dön’'ü söylerken tam benim yanımdaydı, ondan da olabilir :)

- Dön dön Sezen Aksu :) Tamam senin için çok özel bunu biliyorum ve bu cevabı vereceğini de tahmin ediyordum; bir dönem Sezen Aksu ile ilgili bir oluşumun içindeydin, kısaca bahsetsene?

- “Her yol Halep’e çıkar” misali Kadri, Sezen bir şekilde hayatımıza eşlik ediyor yalan mı :) Ayyy Kadriiii, senin kitapla benim demoları Sezen’e veriş öykümüzü anlatsak aslında yer gök yıkılır hahaha, neyse ona girmeyelim :)

Evet, Sezen Aksu severler bir çatı altında buluşmuştuk, ilk bir araya gelenler olarak kendimize Çekirdek adını uygun gördük :) Elimizde ne var ne yoksa birleştirdik ve Sezen'in gelmiş geçmiş en kapsamlı internet sitesini oluşturduk. Sonrasında konserlerde biraraya geldik (ki bak aslında en özel konserlerden biri de Park Orman konseri ile Efendy Show Theatre'da stand-up'la birlikte verdiği konserdir). Çekirdek olarak o dönem her konserine gittik İstanbul'da. Sonrasında ise bizlerin arasında iki tarafın da birbirinden hiçbir şey beklemediği, tamamen manevi bağlarla kurulu bir dostluk gelişti. Ve Sezen Aksu'nun ilk resmi sitesini kendisinin de rızasıyla bizler yaptık.

- Bir Sezen sözü ve bestesi olsan hangisi olurdun?

- Birden çok olurdum... Kimi zaman ‘’Farkındayım’’, kimi zaman ‘’Gidemem’', kimi zaman ‘’Gidiyorum’’, kimi zaman ‘’Tükeneceğiz’’. Cevap verememiş oldum sanırım bu soruya. Sen hangisi olurdun?

- Tabii ki ‘’Minik Serçe’’ :) Senin sözlerine gelelim, uzunca bir süredir söz yazıyorsun ve yakın bir zamanda bir de sürpriz ile karşı karşıya kalacağız sanırım, söz sende?

- Benim sözlerime ilk beste yapan çok yakın arkadaşım Ahmet Korukçu'dur. Biz yaptığımız çalışmaların piyasa standartlarının üstünde olduğuna inandığımız anda bunları değerlendirmeye karar verdik. Ve ilk aşamada şarkılarımızı, onları duymak istediğimiz seslere dinlettik. Akabinde aranjörlere ve yapımcılara. Ancak tuhaf bir şekilde, şarkılar beğenilmelerine rağmen bir türlü hak ettikleri albümlerde olamadılar. Bunun gerek ticari, gerek politik birçok sebebi var. Ama biz bu şarkılara o kadar inandık ki (aslında hep beraber inandık), kendi projemizi ortaya koyduk sonunda. Ahmet'in besteciliğini ve solistliğini üstlendiği, sözlerini benim yazdığım bir albümle, bu şarkıların gerçekten bir şeyler ifade ettiğini göstermeye karar verdik... Yapım aşamasındayız :)

- Valla ben bazı şarkıları biliyorum, yıkın geçin bizi diyorum :) En çok kim bir sözünü okusun isterdin?

- Tabiki de Saraykızı hahahah!

- Benim de bir gün düet hayalim var kendisi ile, bana bak ciddi misin sen :) Peki, son zamanlarda kimleri başarılı buluyorsun müzik piyasasında? En son kimlerin albümlerini aldın mesela?

- Benim takip ettiğim isimler ne yazık ki hep eskiden beri var olan isimler... Gerçekten yeni olan ve bugüne kadar neredeymiş bu dediğim, beni şaşırtan bir müzisyen ne yazık ki yok. Saraykızı dışında tabii :) O beni gerçekten şaşırtıyor!

Bir tek son dönemde 90'larda aldığım lezzeti bana yeniden Mustafa Ceceli'nin tattırdığını söyleyebilirim... En son aldığım albümlerin arasında bu ve Birsen Tezer'in Cihan isimli albümü var.

Yabancılardan ise en son Dido'nun, Safe Trip Home isimli albümünü aldım. Dido'ya özellikle dikkat çekmek istiyorum, albümlerinde hem şarkı söyleyen, hem beste yapan, hem söz yazan, hem de pek çok enstrümanı kendi çalan ve de son zamanlarda aranjeye, mastering aşamasına kadar katkıda bulunabilen yegane müzisyenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Zaten ilk albümü “No Angel”, İngiltere’de son 30 yılın en iyi albümü seçildi.

- Bir dönem sen radyoculuk da yaptın, nasıl bir heyecandı senin için neden yeniden yapmıyorsun?

- Evet Doğuş FM'de yapmıştım belirli aralıklarla 7 sene kadar... Orada yayın odası benim için sihirli bir yerdi. Dilediğin gibi davranabilirdin orda. Özgürdün... İster kanatlanıp uçardın, ister ağırbaşlı yerde takılırdın :) Ben orada edebiyattan, sinemaya, sanatın her çeşidinden; sonra felsefik konulardan; bazen de gündelik dikkat çekici küçük anekdotlardan bahsettim. Yer yer müzisyenleri de konuk aldım. Tekrar radyoculuk yapmayı çok isterim. Ancak ne yazık ki böylesine özgür ve tamamen programın hakimiyetini, bütün yapımcılık aşamalarını bana bırakan başka bir radyoyla karşılaşamadım. Kısıtlanınca ve konuşmam gereken konu ya da çalmam gereken parça önceden belli olunca ben kendimi yayıncı değil, uygulayıcı olarak hissediyorum, bu da yayın odasının sihrini bozuyor...

- Yapmayı çok isterdim demekle iyi bir şey yapmadın :) Şimdi diyelim yayındasın ve hmmmm kim olsun? Banu Alkan'dan bir şarkı çalman gerekiyor radyoda :) Çok merak ediyorum nasıl sunardın?

- Değerli konuklar, şimdi sırada mavilerin kızı, narin beyaz orkide, “göster kaç açıl kapan kadınca” kimliğiyle ve meşhuuuuuur balerin dönüşüyle tanıdığımız, ön adı Remziye olan, bir gün onu arzularsanız tek yapmanız gereken ona gitmek olan ama “Tanrılar da istemiş onu heveslenmeyin canım” demek zorunda kalacağımız Afrodit…

- Bu arada hazırladığın müzisyen köşesi sitemizde bir hayli keyifli gidiyor, on söyleşi geride kalmış bile. Neler hissettiriyor sana böylesi değerli müzisyenlerle bizi buluşturman?

- Aslına bakarsan, okuyucular kadar ben de nasibimi alıyorum bunlardan... Çünkü çok değerli bilgiler ve bakış açılarına sahip oldum bu söyleşiler sayesinde. Hem sektörel bazda ne nasıl yürüyor, tıkanıklıklar nerelerde var, hem de müzisyenlik gerçekten nasıl bir şeymiş onu iyice anladım, anlatmaya çalıştım. Bence oradaki her söyleşi ayrı bir bilgi hazinesi...

- Hani geriye sayım başladı, on gün sonra yeni bir konuğu ağırlayacaksın sayfanda, ben yanıtını biliyorum ama biraz ipucu verebilir misin hakkında?

- İpucu olarak ilk defa ve nihayet kadın bir müzisyeni ağırlayacağımızın müjdesini verebilirim :) Kendisi dünya çapında da başarısı kabul gören bir Jazz vokalisti diyebilirim...

- Peki özellikle ağırlamak istediğin biri var mı bu köşende; Sezen Aksu yanıtını kabul etmiyorum peşin peşin söyleyeyim :)

- Benim o köşe ile yansıtmak istediğim şeye zaten bu aykırı olurdu. Yani sen kabul etsen de o yanıtı vermezdim Kadri. Çünkü, Müzisyen'de benim yapmaya çalıştığım, işin mutfağıyla haşır neşir olan ya da çok göz önünde durmayan, hepimizin bilmeyerek, farkında olmayarak çok şey kaçırdığı isimleri gün yüzüne çıkarmak. Bu bağlamda da mesela Adnan Ergil konuğum olsun isterdim...

- Ama Adnan Ergil bildiğim kadarı ile hiç söyleşi vermiyor.

- Evet o yüzden istiyorum zaten. Çünkü hakkında sorulacak o kadar çok soru, iz bıraktığı o kadar çok şarkısı var ki hayatımızda... Bunların hiç sorulmamış ve cevaplanmamış olduğunu düşündükçe çıldırıyorum :)

- Saraykızı da bildiğim kadarı ile söyleşi vermiyor :)

- Vermez tabii, niye versin… O cevabını nasılsa kameralar önündeki ulusa seslenişleriyle veriyor. Polemikten uzak kiyborduyla yaşıyor teyzem “7 oktav” sesiyle :)

- Bu konuyu kapatalım yoksa valla bize de kamera açar bak söyleyeyim :) Zor bir soru olacak ama bu süre içerisinde çok değerli isimlerle tanıştın, en keyif aldığın söyleşi hangisi oldu ona gelelim :)

- Evet, gerçekten her söyleşi ayrı bir keyifti benim için... Ama en çok Bülent Özdemir'le yaptığım söyleşiden keyif aldım... Çünkü o söyleşide benim hayatımda çok önemli yeri olan şarkıların ortaya çıkış öykülerini dinledim, ürperdim, çok değerli bir keşif içerisinde olduğumu hissettim... Bir de eşsiz canlı performansına bizzat kameramla gittiğimde de ayrıca büyülendim... Tabi o kamerayı titretmeden onca kalabalığın içinde tutmaya çalışırkenki çabalarım ve ertesi gün tutulan bileğim de unutulmaz bir yanıydı bu söyleşinin :)

- Son olarak bir F.Gül klasiği şeklinde final yapacağım, bu matinede cevaplamayı çok istediğin ama henüz sorulmamış bir soru var mı diyeceğim.

- Oooo bu soruyu hep ben sormuştum ama hiç bana sorulacağı aklıma gelmemişti, sağ gösterip sol vurdun Kadri.

- Şahaneyimdir :)

- Evet, bir soru var aslında: "Bülent Ersoy bir klip çekseydi, genç erkek jön olarak kimin oynamasını isterdin?" Cevabım ise: Tabiki Kadri Karahan . Aldın mı cevabını ahahaha

- Fevkaladenin fevkinde. Bak benim assolistim Bülent Ersoy olurdu ama :)

19 Nisan 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

90’lı yıllarda ‘’Nerde’’, ‘’Beyaz Vadi’’ ve ‘’Ha Bugün Ha Yarın’’ ne güzel albümleriydi Deniz Arcak’ın. 2004 yılında yayınladığı son albümü ‘’Kıpır Kıpır’’ın üzerinden bir hayli zaman geçti ve Deniz ancak bir albüm yapması gerektiğini hatırladı sanırım. ‘’Cesur’’ bir maxi single aslında ama devamının geleceğinin altı çizili. Velhasıl dört şarkının sözünde birinin ortak olarak müziğinde kendi imzası var, besteler ise Can Algeç imzalı. Albümün tanıtımında bu çalışmanın 1,5 yılda tamamlandığı yazılıyor yani bir maxi single için uzun bir süre, üstelik şarkıları beğenmedim. Ayrıca albümün kapak fotoğrafı ise gayet itici kaldı ki bu şarkılar kaleme alınırken Aşık Veysel’in samimiyetini, doğallığını örnek aldığı gibi bir söylemin yanında bu tarz bir sunum hoşuma gitmedi. İlk albümündeki şarkılar ‘’Nerde’’ demek istiyorum ya da bir ‘’Beyaz Vadi’’ çok uzak mı, kim bilir belki ‘’Ha Bugün Ha Yarın’’ ya da başka bir kıpırtı.

Arcak ile aynı firmadan, ESEN Müzik’ten yayınlanan bir maxi single daha var. Aslı Gökyokuş’un ‘’Büyüdük’’ isimli çalışması. Üç albüm sonrası müzikte kaldığı yerden devam eden Aslı’nın şarkıları dünden bugüne çok etki bırakmamıştır bende. Ama yine de merak etmişimdir, en azından dinlemeden geçmemişimdir. Bu çalışmasında üç şarkı yer alıyor ve sözlerde müziklerde Aslı’ya Erdal Yıldırım, Haluk Kurosman eşlik ediyor. Açılış şarkısı ‘’Kırıp Döktüklerim’’ aynı zamanda klip de çekilen şarkı ki bu üç çalışmanın içinde en iyisi. Onu takip eden ‘’Sözler Tükendiğinde’’ de başarılı. En azından deli gibi kalbimi fethetmedi ama dinlediğim zaman etkisini gösterdi. Albümün fotoğraf çalışmalarını son günlerde herkesin bir numaralı tercihi Mehmet Turgut yapmış detayını da verdikten sonra benzer albümlerle yolculuğumuz devam etsin istiyorum.


Bu hafta Nükhet Duru’nun üç şarkılık bir çalışması ile karşılaşacağız. ‘’İlk 2’’ismini verdiği bu çalışmada da iki şarkı bir versiyon sunuluyor dinleyiciye. Sözler ve müzikler Mete Özgencil imzalı. Avrupa Müzik etiketi ile yarın raflarda yerini alacak olan bu şarkılar dinleyenleri tarafından yerlere göklere sığdıramadılar ve bu yüzden tarafımdan ayrıca meraktalar. Duru’nun kariyerinde çok önemli şarkılar var, dileriz ‘’Hayat’’ı ve ‘’Beni Sil Beni Geç’’i de onların yanına ekleyebiliriz. Bir başka önemli isim DMC etiketi ile tek şarkı olarak bizlerle. Nazan Öncel, Hamit Ündaş’ın albümünde bu şarkıyı seslendirmişti ama yeterli kişiye ulaşamadığı düşünülmüş ki bir şarkı bir versiyon (en azından ben onu merak ediyorum) hadi çıkalım durumu olmuş belli. ‘’Tuttum Bırakmam’’ güzel bir şarkı lakin, Ve bir diğer çalışma ki yorumcusunu maalesef pek sevemedim. Aslı Güngör’de ‘’Aşk Alev Aldı’’ isimli bir çalışma sunuyor dinleyicisine. Sony Müzik etiketli bu maxi’de de yine bana göre bir hareketlilik - değişiklik yok. 2009 albümünde de heyecanlanmamıştım yine değişen bir şeyin olmadığını anladım. Maxi’mum sıkıldım yahu.

Haftanın Şarkı Sözü: Gülşah Buzlu – Gramaj

Gramajın eksik havan fazla bir karakter oyuncusu değilsin, bir duruşun yok laf desen çok her rolü yaparım tribindesin . (Vay diyorum, yahu böyle şarkılarda daha mı hayat olmaya başladı :))

Valla bu haftaya pek iç açıcı şekilde yaklaşmadığımı görüyorsunuzdur. Gerek gribal, gerek psikolojik hallerim neticesinde çok fazla iyimser değilim. Doublemoon etiketi ile yayınlanan ‘’Ege’nin İki Yanı’’ isimli albümün imzası Hüsnü Şenlendirici & Trio Chinos. Bilin bakalım ne olmuş, iki kıyının müzisyenleri buluşmuş şaşırmadığımız üzere. ‘’Kadifeden Kesesi’’nden tutun da ‘’İzmir’in Kavakları’’na bir klarnet yolculuk. En az daha önce yüz kere benzer şeyler yapıldı ama yine de kimse sıkılmadı, yani sıkılmadı ise ne mutlu, güzel bir albüm o zaman, barış hatırı, Ege sıcaklığı. ‘’Rum Yani’nin Meyhanesi’’ isimli bir karma albüme de tam da bu noktada değinebiliriz. Bilirsiniz bu tarz albümlerin de ayrı bir dinleyicisi var ve seviyorlar böyle efkarı. Şarkılara şöyle bir dokunacak oldum ve ilaç gibi mi geldi, rakı gibi mi karar veremedim. ‘’Keklik’’ten ‘’Haydar Haydar’’a kim bu Yani, kim olduğu önemli mi yani, buyuralım dedim bir sofraya, uzanalım sabaha.

Madem her tarza dokunduk, türkülere de uğrayalım. Kürtçe müziğin başarılı temsilcilerinden Aynur’ un (Doğan) yeni albümü uzun zamandır bekleniyordu. ‘’Rewend’’ isimli yeni çalışması Sony Müzik etiketi ile raflarda yerini aldı geçen hafta içinde. Güçlü bir sesi var Doğan’ın ve bu albümde de yine çizgisini taşıyan türkülere - özgün çalışmalara yer vermiş. Bu arada bu albümden bir süre önce bir başka Aynur isimli müzisyenin albümü ile karşılaştık ki bir an karışıklık yaşamadım değil adıma, eminim birçok kişinin de kafasını karıştıracaktır bu durum (Kaldı ki kapakta sadece bir çift göz var, adeta böyle bir durum yaşansın istenilmiş gibi). ‘’Seyir - Meze - View’’ isimli bu çalışmada da yine türküler yine ayrı bir nefes olmuş. Bir başka Aynur, Aynur Haşhaş’ta ayrı dinleyicisi olan bir müzisyen. ‘’Transborders Project’’ (Özellikle türkü albümlerinde bu tarz yabancı isimler ne alakadır ayrıca) isimli yeni çalışmasında daha çok aşık’ların ezgileri ön plana çıkmış hatta Kul Nesimi’ye ait dizelere, Haşhaş’a ait bir derlemeye rap söz - beste ve vokal de dahil edilmiş. ‘’Derviş’’ isimli bu çalışma albümün içinde enteresan bir yerde.

Haftanın Albüm Kapağı: Hakan Duman – Yıllarım

Tarzının tam olarak ne olduğunu anlayamasam da Hakan Duman’ın albüm kapağı resmen beni yaktı, yıktı, geçti. İzlanda'dan yükselen ve ülkemize kadar gelmesi beklenen dumandan daha tehlikeli bir durum gibi resmen :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Haftanın Repliği: Sex & Death 101 filminden

Bazı rüyalar gerçek olmak için çok güzeldir.

Bir gün elinize bir liste geçse ve listede ilişkiye girdiğiniz kişilerin isimleri yazsa ve daha da öteye gidilecek olsa, listenin devamında hiç tanımadığınız ama bir şekilde karşılaşacağınız isimler yer alsa. Roderick’in kaderi bir anda değişiyor ve karmaşık bir sürü haller içinde buluyor kendini. Bu karakteri Simon Baker canlandırıyor ‘’Sex & Death 101’’de ki; bildiğiniz üzere ‘’The Mentalist’’in Patrick Jane’i kendisi. Film de bir diğer başrol Winona Ryder’ın; uzunca bir süredir ne yazık ki kendisini şöyle sağlıklı bir rolde izleyemedim. Velhasıl iki saate yakın süren film sizi sıkmayacaktır, izlemenizi öneririm.

Haftanın izlediğim tek Türk yapımı filmi ‘’Vavien’’. 2009 yapımı, Durul & Yağmur Taylan yönetmenliği film çok yakın bir tarihte vizyondaydı ama DVD’si gecikmedi. Celal rolünde Engin Günaydın oynuyor ki dizinin senaryosu da kendisine ait. Ben şahsen Engin Günaydın’ın ve Binnur Kaya’nın performansına acayip şekilde bayıldım. Ötesinde Serra Yılmaz, Settar Tanrıöven, İlker Aksum filmin diğer öne çıkan oyuncuları ki çok ayrı yakışmışlar filme. Kesinlikle keyifli bir seyirlik, kaçırdıysanız bile en yakın zamanda yakalayacağınıza inanıyorum. Bu arada film İstanbul Film Festivali'nde yılın en iyi Türk filmi ödülünün sahibi olurken beraberinde de en iyi senaryo ve Radikal Gazetesi halk ödülünü de ödülünü kazandı, ayrıca hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. Sevgili Muhammed blog sayfasında güzel de bir kritik yapmış filme, keyifle okuyabilirsiniz beraberinde.

İstanbul Film Festivali kapsamında bir film izleme şansım oldu bu sene ve 2009 İsrail - Fransa - Almanya ortak yapımıydı. Bugüne kadar katıldığı birçok festivalde ödüller de alan ‘’Einaym Pkuhot - Gözleri Tamamen Açık’’ Kudüs'teki aşırı tutucu Yahudi cemaatinin tam ortasında filizlenen tehlikeli bir aşkın hikayesini konu alıyor. Ortadoks cemaatine mensup bir kasap olan Aaron ile din okulu öğrencisi Ezri’nin kesişen yolları kesinlikle haftamın filmi oluyor. Mutlaka izlemelisiniz.

Beraberinde bu hafta iki film daha izliyorum ki nicedir sırasını bekliyorlar ve nihayet buluşuyorum. 2007 yapımı animasyon ‘’Donkey Xote - Don Kişot’’ bir tanesi ki keyifli bir seyir olduğu zaten aşikar; Türkçe seslendirilmiş hali ile izledim ki gayet de başarılı. Bir diğer film ise ‘’The Fountain - Kaynak’’. Hugh Jackman ve Rachel Weisz’in başrollerini paylaştığı film üç ayrı zaman diliminde üç ayrı adamın hikayesi anlatılıyor ve tahmin ettiğiniz üzere tek ve ortak bir gerçekte kesişiyor olan biten. Jackman’ın performansı yine yüksek fakat filmi çok beğeneceğiniz gibi hiç beğenmeme ihtimaliniz de mevcut. Bu yüzden net bir şey söylememek ve kararı size bırakmak lazım, ben sanırım ortasında bir yerdeyim.

TV ile arası pek iyi olmayan ben istisnalar dahilinde göz atabilmeden de uzak değilim. Örneğin Yıldız Tilbe’nin konuk olduğu program vesilesi ile ilk kez izleme şansım olmuştu ‘’Kuzeyin Oğlu’’nu. Bildiğiniz üzere Volkan Konak her hafta bir ismi ağırlıyor ve o isimlerin hatırı yoksa cidden çekilir bir yanı olmuyor. Geçen Cuma Candan Erçetin konuktu ve de biraz katlanma zahmetinde bulundum pek tabii tahmin ettiğiniz gibi asla sonunu göremedim :) Böyle her yere çıkmayan kendilerini kasan starlarımız nasıl oluyor da göz göre göre kasılacakları belli olan programlara konuk oluyorlar ki, hiç anlamam.

Haftanın Yarışması: Yakartop

Geçen hafta ‘’45’lik’ler’’ isimli mekanın 15. Yılı kutlama gecesinde tanıştık sevgili Okan Tok ile. Daha öncesinde bir albümü olduğunu biliyordum kendisinin ama dinleme şansım olmamıştı. Keyifli bu sohbetin içerisinde katıldığı bir yarışma programından da bahsetti Okan ve hatta yarışmadan bir başka arkadaşı daha oradaydı, o da dahil oldu sohbete. O denli merak ettim ki programı Star TV’de dün gece yayınlanır yayınlanmaz da izledim. Yetkin Dikinciler sunuyor ve gerçekten ilgi çekeceğe benziyor yarışma; detaylarını izlemeniz için anlatmıyorum ama bir sonraki adımda ne olacak diye merakla bekleyeceğiniz bir yarışma ile karşı karşıyasınız diyorum, sürüklüyor yani izleyiciyi. Bu akşam yarışmanın devamı olacak. Başarılar diliyorum kendilerine.
Geçen hafta adıma garipti. Gribal durumların yanında psikolojik olarak da biraz dağınıktım, havalar da öyleydi, zaten belki de durumun tek sebebi bu. Bir de malum küller, dumanlar muhabbeti iş aldığımızın resmi olmasa hani. Velhasıl güzel bir hafta olması dileklerimle her zamanki gibi. Bir de kutlamam var: Sitemizde yıllardır yazıları ile bizimle birlikte olan dostum Muhammed Tiryaki’nin yarın doğum günü. Kendisine sağlıklı ve mutlu bir yaş ve daha nice güzel yazı da buluşmalar dileriz. Sevgiler.

12 Nisan 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu


Bir kültürel birliktelik projesi ‘’Anlat’’. Hemen anlatalım; Türkiye’de yaşayan kültürlerin ezgileri kendi dilleri ile ve aslına uygun olarak yan yana getirilmiş. Ada Müzik etiketi ile yayınlanan bu albümde Çerkesce, Arapça, Rumca, Kürtçe, Türkçe, Ermenice, Gürcüce, Lazca, Süryanice ve Hemşince olmak üzere on dilde eserler özüne uygun olarak yorumlanmış. Gülcan Altan, Birol Topaloğlu, Kaf Dağı Müzik Topluluğu başta daha birçok özel müzisyen de bu albümde yorumcular arasında. Her birini ayrı bir coşku ile ayrı bir hüzünle dinleyeceğiniz on çalışma kapak tasarımı ile de çok başarılı.

Bu arada bu tarz karma albümlerin ya da özel kayıtların peş peşe sunulması ya bir tesadüf ya da bir tür rekabet hali. Uzun zamandır çok ciddi yapımlar ile karşımıza çıkmayan Ulus Müzik yeni bir Kalan Müzik olma yönünde yol alıyor; firma sevenlerini ve koleksiyoncularını bir hayli memnun etmeye hazırlanıyor, nasıl mı? TRT Müzik arşivi bir bir ortaya dökülüyor. Avni Anıl, Aleaddin Yavaşça, Bekir Sıtkı Sezgin gibi bestecilerin seçkilerinden tutun da çocuk şarkılarına, saz musikisi eserlerinden tasavvuf müziğine ve adını belki de ilk kez duyacağınız birçok THM ve TSM yorumcularından türkülere, şarkılara bir dolu albüm. 220’ye yakın bir rakamda albüm ulaşacak bu şekilde, detaylarını firmanın web adresinden takip edebilirsiniz.

2005 yılında yayınladığı ‘’Yaz Beni’’ isimli çalışması ile bizlere ismini duyurmuştu Korhan ki; geçen yıllar içinde birkaç projede rastladık kendisine bir daha da haber alamadık derken bir maxi single ile ulaştı dinleyicisine. ‘’Demek ki’’ ismini verdiği bu çalışmasında üç şarkı ve bir versiyon var. Düzenlemesi Erhan Bayrak’a ait olan ‘’Seninse Döner Gelir’’ isimli çalışma Soner Sarıkabadayı imzalı. Sarıkabadayı aynı zamanda Murat Boz’un bugün - yarın yayınlanacak yine bir single çalışması olan ‘’Hayat Sana Güzel’’in de söz yazarı - bestecisi. Her iki şarkı da fena değil gibi görünüyor yani biraz dinle uçur sonra bir yere. Bir an önce bir single da ben mi çıkartsam ne direk adresi biliyorum nasılsa :)


Haftanın Sürprizi: Umay Umay

Geçenlerde Okan Bayülgen programlarının birini 90’lara ayırmıştı ve o yıllardan şarkılar sunarken Umay Umay’da ne güzel unutulmamıştı. Klibi durdurup bu kız ne yapıyor, gelse ya programa falan demişti hatta üstüne. Geçen hafta ‘’Parmaklıklar Ardında’’ dizisinde Kazım Koyuncu ile olan düeti ‘’Kalbim Acıdı’’nın fon olarak kullanıldığını duyunca (diziyi izlemiyorum aa dedim, içerdeki odada açık olan TV’de bu şarkı nerede çalıyor olabilir ki diye nasıl fırladım yerimden) şaşırdım ve sevindim de. Gerçekten Umay’ı anlamak kadar anlamamak da mümkün bazen. Ama onun içimize işlemiş olan öyle güzel bir yanı var ki uzağımızda olmadığını çok da iyi biliyoruz. Umay Umay’ı çok seviyoruz.

Anadolu yakası olarak biraz mağduruz çünkü pek doğal olarak bildiğiniz gibi hayat şehrin diğer yakasında daha aktif; bu durumda sürün babam sürün ve bir yığın keşmekeşlik sonrasında git eğlen, dönerken ayıl, bayıl falan; en azından adıma durum böyle. Ama duydum ki Matine 216 diye bir yer açılmış Fenerbahçe’de ve sessiz sedasız ama iddialı bir de merhaba demiş müşterilerine. Benim yeni haberim oldu ve hemen baktım program listesine. Bu ay içerisinde dört tane birbirinden farklı gece görünüyor takvimlerinde. Geride kalanı bırakırsak 17 Nisan’da U2 grubunun tribute temsilcisi gruplarından olan New2, 22 Nisan’da Sulukule Roman Orkestrası ve 30 Nisan’da sürprizleri ile Sertab Erener mekanda olacakmış.
http://www.matine216.com adresini de takibe alalım bakalım.

Geçtiğimiz haftaların sendromunda yeni albümünden bahsetmiştim. ‘’Urumeli Hatırası’’ isimli albümü ile sessizliğini bozan Yasemin Göksu ile geçtiğimiz günlerde Nevzat Çelik’in düzenlediği şiir buluşmaları gecesinde Kemancı Bar’da karşılaştım. Gecenin özel konuğu olan Göksu sahnede bağlama eşliğinde öylesi keyifli bir müzik yolculuğu sundu ki bizlerle sesini ne kadar özlediğimi fark ettim. Kesti mi kuşkusuz hayır zira albümünün asıl konseri 20 Nisan tarihinde Babylon’da olacak. ‘’Kalan Müzik Sunar’’ ismi ile gerçekleşecek bu konserde de olmayı ve yeniden kendisini dinlemeyi ayrıca umuyorum. Ayrıca Kalan Müzik’in diğer sanatçılarını da bu vb. konserlerde bizlerle buluşturmasını diliyorum.

Tekirdağ Rakısı Trakya serisi sunar: Kimi diyeceksiniz ne bileyim şaşırabilirsiniz; Hande Yener’i :) E sunar inşallah. 90’lardan bugüne ve üstelik akustik sunuyorlar yalnız kendilerini. Vay çok enteresan geldi. Bugün kıskançlığım üzerimde sanırım beni de lütfen sunsunlar hani valla çok ciddi ortalığı yıkasım var. Neyse elbette birilerinin bir şekilde bu vb. etkinlikleri sunması, desteklemesi kötü bir şey değil hatta bu krizde birçok kişiye rakı gibi pardon ilaç gibi gelebilir bu durum. Çok uzattım biliyorum ve Ghetto’ya geliyorum. 77 YTL veriyorum yemek yiyorum ve 29 Nisan’da bu sahneyi kaçırmıyorum ve bu söylediklerime ben kendim de inanamıyorum. Aman tanrım aynı mekanda bu ayın 16’sında Kıraç varmış, kaçırırsak ayıp :)


Haftanın Sözü : İstatisyen Nükhet Duru açıkladı. Onu bunu bırakın da Nükhet hanım çıksın artık şu albümünüz.

Gay olmayan birilerine rastlarsanız aşık olabilirsiniz. Erkeklerin yüzde 60’ı eşcinsel.


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Milla Jovovich güzel kadın kaldı ki oyuncu olarak da beğendiğim biri. ‘’A Perfect Getaway - Mükemmel Bir Kaçış’’ 2009 yapımı bir film. Milla’ya Steve Zhan ve Timoty Olyphant, Marley Shalton ve Chris Hemsworth gibi başarılı oyuncular eşlik ediyor. Yeni evli bir çift balayı tatili için Hawaii’yi tercih ediyorlar ve geldikleri zaman bir evli çiftin burada cinayete kurban gittiğini öğreniyorlar. Ama bu yine de onlarını çıkmak istedikleri maceradan alıkoymuyor. Film 6 yabancı 2 katil üzerine kurulu ya da çeşitli kombinasyonlar da yapabilirsiniz bu durum ile alakalı. Olağanüstü bir görsellik ile birlikte heyecan güzel dengelenmiş. Bu aralar ruhum sakin filmleri pek çekmiyor içine ve bu yüzden nerede bir action orada ben durumuma bu film de uygun düşüyor. Bu kaçışı bir yana bırakıp bir başka maceraya yol almak isteyenlere ise tavsiyem ‘’Edge Of Darkness - İntikam Peşinde’’. Yine bir 2009 yapımı film ki geçtiğimiz aylarda gösterime girmişti ülkemizde de. Filmin en büyük güzelliği Mel Gibson zira çok fazla dikkat çeken bir oyuncu ekibi yok, belki Ray Winstone hariç. Klasik bir hikaye ile başlıyor film ve kızının ölümünü araştıran bir dedektifin hikayesi anlatılıyor. Ara ara kafamı karıştıran ara ara da sıkılmama sebep olan bu filmi çok beğendiğimi söyleyemem ama izlemekle de bir şey kaybetmediğimi ekleyebilirim ve bu anlamda önerebilirim.

Sinemalarda yayınlandığı süre içerisinde ilgimi çekeceğini düşünmesem de DVD’sinin yayınlanması ile merak ettiğim bir filme geliyorum ve ‘’Neşeli Hayat’’ ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Yılmaz Erdoğan’ın senaryosunu yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı bu filmi izlerken büyük bir keyif aldım öncelikle doğrusu bu kadarını ben de beklemiyordum. Filmleri ile beni şaşırtan bir yönetmen - oyuncu değildi Erdoğan ve yine yapacağını yapmıştı elbette. Hayat denen şeyin çocukların inandığı yalanlardan gerçek değildir. Bir Noel Baba’nın hikayesi. Kafası karışık bir noel baba nasıl olmasın ki? Film içindeki koşusuna biz bile izlerken yoruluyoruz. Ben hikayeyi sıcak, samimi buldum, oyuncular kesinlikle doğru seçimlerdi ve her biri müthişti. Büşra Pekin, Ersin Korkut performanslarına bayıldım, Sinan Bengier, Cezmi Baskın zaten bizi ne zaman hayal kırıklığına uğrattı ki. Bu arada bu filmi izlerken ben biraz da kendi dünüme döndüm. Bir yılbaşı öncesinde çalıştığım tiyatro grubu ile biz de böylesi etkinliklerin içindeydik ve ama tavşan, ama aslan, ama başka bir şey olurken kostümler altında bir gün bir Noel Baba olduğumu da anımsadım. Kim bilir kaç fotoğraf çektirmiştim üstelik öyle düşününce gülümsedim.

Bu hafta dizilerim ve ben de mutluyduk. Bir arkadaşım aradı ve ‘’Flashforward’’ başlamış yahu dedi, nasıl dedim, koşuyorum. Evet bir süre ara veren dizi başlamış üstelik dört bölümü yayınlanmıştı. İlk bölümünü seyrettim ve bir an gittim - geldim. Bu verilen aralar bağlantıları koparmıyor elbette ama acaba hız mı kesiyor. Kuşkusuz izleyeceğim diğer bölümleri ile kaldığım yerden devam edeceğim heyecana. Eğer ki ‘’Spartacus: Blod And Sand’’ olmasaydı bu yılın dizisi kesin bu olurdu derdim benim için ama Spartacus başka bir şey ya. Yani birçok şeyin sınırlarını zorluyor ve izlerken bitsin hiç istemiyorum. Ama hafta içinde aldığım bir duyum yavaş yavaş finale yaklaşıldığının altını çiziyor. ‘’Dexter’’ın kaderi ‘’Spartacus’’ün kaderi ile aynı oluyor. Dizide değil elbette gerçek hayatta. Başrol oyuncusu Andy Whitfield’ın da lenf kanseri olduğunu öğreniyorum. Erken teşhis ile tedavi süreci başlayan oyuncuya nazar mı değdi ne zira kariyerinde çok ciddi bir çıkış ile karşı karşıya ve dileriz bir an önce sağlığına kavuşur biz de kalınan yerden arenalara dönüş yaparız aynı heyecanla. Bu arada ‘’Damages’’ üçüncü sezonunda ciddi anlamda formunda kaldı ki ilk iki sezonunda zaten müthişti, tavan yapmış durumda.


Haftanın Kadını: Lucy Lawless (1968 doğumlu Amerikalı oyuncu Lawless’i hepimiz Zeyna karakteri ile tanımış sevmiştik. Beraberinde ‘’Tarzan’’, Battlestar Galactica’’ gibi dizilerde de önemli rollerde oynayan sanatçı ‘’Spider Man’’, ‘’ Vampire Bats’’, ‘’Bedtime Stories’’ başta olmak üzere birçok filmde de rol aldı. ‘’Spartacus: Blood And Sand’’ dizisininde Lucretia karakteri olarak nefis bir performans çizen Lawless gerçekten büyük alkışı hak ediyor.)


Bir haftanın başında bir yazının daha sonundayız. Güzel bir hafta dilerim herkese, sevgilerle.

10 Nisan 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Doğuş


Doğuş – Tırlattım

I'm , I'm , I'm insane
I'm , I'm , I'm insane
That's me I'm insane
More than danger, more than fire

Başımın çaresine bakar gibi gözüküp de
Aslında bir işi beceremeyen
Gözüküp de beceren biriyim!

MP3

5 Nisan 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

‘’Cennette Bir Akşamüstü’’ isimli ilk albümü ile Eflatun müzik dünyasında. Eflatun’un müziğini farklı kılan bir unsur da edebiyatçı kimliği. Yıllarca almış olduğu müzik eğitiminin yanında şiirler yazmış. Bu ilk çalışmasında zaten bunu açıkça görebiliyoruz. Yaşar Plak tarafından 08 Nisan Perşembe günü raflarda yerini olacak albümde 11 tane sözü ve müziği yer alıyor. Hayattan biriktirip kalbime çiziktirdiğim notlardan ve notalardan başka bir şey değil diye tanımladığı bu şarkılar içinde öne çıkan kuşkusuz ki ‘’Şarap’’. Koray Kasap tarafından çekilen klibi ile şimdiden birçok dinleyici kazandı kendine Eflatun. ‘’Biz seninle bir salkımın iki aşık üzümüyken başka şişelerde şarap olmuşuz, başka hayatlarda harap olmuşuz’’ gibi sözler içeren bir şarkı bizlerin kalbini fethetmesin de ne yapsın, öyle değil mi?

İlk albümü ‘’Ruh’’ ile 2006 yılında başarılı bir çıkış yapmıştı Cüneyt Çakım ve de tanışma, sitemiz için bir söyleşi yapma şansına erişmiştim. Uzun bir süredir bir albüm hazırlığı içerisinde olduğunu biliyordum. Geçtiğimiz günlerde ikinci çalışması ‘’Sexy’’ Rmp Yapım etiketi ile yayınlandı. Dört şarkı üç versiyondan oluşan albümde üç beste kendisine ait. Albümün isim şarkısında Genta İsmaili kendisine eşlik ederken ‘’Her Şey Bir Anlık’’ diğer şarkılardan daha bir öne çıkıyor. Yine de önceki albümünü ve özellikle ‘’Ruh’’ isimli şarkısını çok ayrı saklamak gerek.

Haftanın Serçesi: Washington Post gazetesi’nden

Eğer Sezen Aksu, Türk yerine Fransız olsaydı pekala bir Edith Piaf gibi olabilirdi.


Tango sevenlere Eko Müzik’in çok ciddi bir sürprizi var. Öncelikle albüm üstüne albüm geldi firmadan ve bu tarzın sevenlerinin asla karşı koyamayacağı bir şey. Dile kolay 9 albüm sizi bekliyor. İki tanesi dünden bugüne tango, bir tanesi pop tango, bir tanesi taş plaklarda tango, bir tanesi Fenerbahçe Tango, bir tanesi altın tangolar ve üç tanesi ustalara saygıyla tango adı altında. En sürprizi ise ‘’Naim Dilmener Sunar’’ başlığı ile yayınlanan sonuncusu. ‘’Düetleriyle’’ başlığı altında sunulan bu albümün en büyük sürprizi Nazan Öncel kuşkusuz bir diğer isim Erdener Koyutürk. Gerçekten bulunması çok zor kayıtlar ki bu şekilde gün ışığına çıkmış oluyor. 8 şarkılık albümde ikisi düet, biri enstrümantal olmak üzere diğerlerinde solist Nazan Öncel. Bugünün başarılı yorumcularından, söz yazarlarından, bestecilerinden olan Öncel’in sesinden tango dinlemek bir başka.

Pazar yürüyüşü yapıyorum. Kulağımda şarkılar eşliğinde. ‘’Anlatma’’ ile başlayan Vega faslı ‘’Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı’’ ile devam ediyor. Derken peşinden ‘’Bihaber’’ geliyor sonra ‘’Ankara’’ kaldı ki bu şarkıları içimi çok burkar. Ve en son ‘’Serzenişte’’ ki yeter pes ediyorum ve onları çok özlediğimi anımsıyorum. Tamam evlilik güzel, bir de çocuk var artık ne mutlu ama bizler unutulduk mu? 5 Yıldır bir albüm yapmayan Vega geçtiğimiz günlerde bir performans ile dinleyicileri ile buluşmuştu. Çok istemiş, gidememiştim ki 24 Nisan günü Bronx Pi Sahne’de olacaklarını öğrendim. Kendilerini hiç dinlemedim ama o gün orada ‘’Model’’ grubu da ayrıca sahne alacakmış. Kim gelmek ister?
Haftanın Şoku: Her Aşk Biraz Kendinin Katilidir

Sevgili şair - yazar dostumuz Emre Kalcı’nın bildiğiniz üzere ilk kitabının adı. Ağustos 1998 tarihi baskılı bu kitabının ertesinde kendisi ile tanışmıştık ve o gün bugündür de dostluğumuza devam etmekteyiz. Geçenlerde dikkatimi çeken bir şey oldu ve bir şarkı dinledim. Anemi isimli bir grup söylüyor ve şarkının adı ‘’Merhamet’’. Kitabın adının içindeki ‘’Biraz’’ kelimesi atılmış ve ‘’Her aşk kendinin katilidir’’ şeklinde bir sunum yapılmış ve direk şarkının başında daha duymaya başlıyorsunuz bunu. Şaşkınlığımı kendisine de dile getirdim. Sıradan bir kitap adı değil bu ve kullanılacaksa böyle bir noktada izin istenmeli diye düşünüyorum. Yani ben tamamen tesadüf diye düşünmüyorum ve pes diyorum, bazı şeyler bu kadar kolay olmamalı.


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Haftamın filmi kesinlikle ‘’Başka Dilde Aşk’’. Zeynep ile Onur’un hikayesi. Onur; sağır ve dilsiz; sessiz dünyası bir anda Zeynep’in hayatına girmesi ile renkleniyor. Her ikisi de bambaşka bir dünyaya yelken açıyorlar ve kendilerini ve hayatı birlikte sorguluyorlar. Aşkın bir başka dili, bir başka anlatımı, bir başka filmi. Çok samimi ve sıcak. Saadet Işıl Aksoy’u zaten beğenerek izledik hep ama Mert Fırat’ı en azından kendi adıma çok fazla yakından tanıyamadım diyebilirim. Mert Fırat bu filmde öyle bir performans sergiliyor ki kazandığı tüm ödülleri hak ediyor. Filmin DVD’si henüz çok yeni raflarda, pişman olmayacaksınız. Bu hafta izlediğim ve çok beğendiğim bir diğer film ise ‘’Chaos - Kaos’’. Geçen hafta izlediğim bir film ile benzer bir sendrom burada da yaşadım, filmin finali adına. Yani gerçekten çok iyi bir senaryo ile daha karşı karşıya kaldım. 2005 yapımı bu filmde Jason Statham ve Wesley Snipes başlıca rollerde.Bir kaza ve ardından açığa alınan bir polis, ardından bir soygun ve rehine krizi; takibinde kahramanları büyük sürprizler bekliyor. Aksiyon filmlerini seviyorsanız ve bu filmi izlememişseniz çok şey kaybetmişsinizdir demektir, ben yeni kazandım ayrı.

Bu hafta rutin bir şekilde dizilerimi birer birer izlemeye devam ederken aralarına bir yenisini daha ekledim. Steven Spielberg ve Tom Hanks ortaklığı ‘’Band Of Brothers’’ı (ki yayınlandığı süre içerisinde TV tarihindeki en pahalı yapımdı) geçen sene izleme şansını bulmuştum. Aynı ekip kaldıkları yerden bu kez daha büyük bir bütçe ile yeni bir yapımda bizlerle: The Pasific. 10 bölümden oluşacak dizi ve ikinci dünya savaşından kareler sunulacak. Dizinin ilk bölümünü izledim ve etkilendim. Savaş filmleri ya da dizileri son yıllarda pek tercihim değil ama böylesi bir ekip - sunum karşısında kayıtsız kalmak olmaz elbette. Bu arada diziyi izlemek isteyenler 18 Nisan’da (07 - 14 Nisan da ayrıca kamera arkası sunulacak) cnbc-e ekranlarında başlayacak dizi. Bu arada cnbc-e dergisinin Nisan sayısında da dizi ile ilgili özel bir dosya ve beraberinde sürpriz bir de CD var. Dönemin popüler şarkıları gayet güzel bir şekilde yan yana getirilmiş, çok beğendim bu hediyesini.

Haftanın Repliği: The Pasific’ten

Kendimle ilgili bir şey öğrendim. İnsanların birbirleri için yapacakları şeyler vardır. Ruhu ayıltmaktır bunun amacı. Bunları Tanrı ile bağdaştırabilecek bir tek şey var ama kendisi ile bağdaşmıyor insanın.

Nisan ayının ilk Pazartesi günü. Bahar birkaç gündür üzerimizde etkisini hissettiriyor ne güzel; o halde kaldığımız yerden devam edelim mi? İyi haftalar.

4 Nisan 2010 Pazar

Bir Nisan Albümleri

01 Nisan tarihli olması tamamen bir tesadüf mü bu dört albümün yoksa yapımcıların bilerek - isteyerek takındığı bir durum mu bilmiyorum. Ama aynı günde birçok dinleyicisi olan bu isimler için bence pek sağlıklı da değil. Birini dinleyen bir diğerini de dinlemek isteyecektir, diğerini de, diğerini de bilemeyiz ayrıca diyelim ki bu bahsedeceğimiz dört albümü de birden alacak gücü var kabul edelim, nasıl bir anda keyfini süre süre tadacak; bir diğerini merak ettiğinde o şarkıdan ya da albümden pek haz alınmaz gibi o ilk etapta. Kafaları çok karıştırmayalım ve bu durumu çok problem etmeyelim ve Emre Aydın’dan Ferhat Göçer’e, Hande Yener’den Kutsi’ye son albümlerine fazla detaya girmeden başlıklarla bir kritiğe başlayalım.

Ferhat Göçer - Biz Aşkımıza Bakalım / DMC Müzik

Albümü neden almalı: Ferhat Göçer’in bir yakını, eşi, dostu olduğumuz için yani hâl hatır meselesi.

Albümü neden almamalı: Ferhat Göçer’in bir hayli dinleyicisi olduğu kadar bir o kadar da ondan uzak durmayı isteyen bir kitle var. Yani ben de bu ikinci kitle grubu içindeyim. Nedense her albümünde, her şarkısında bir ticari duruş görüyorum ve yanılmak istiyorum; şarkıların samimi olduğuna inanmak; bu, dinleyicinin en doğal hakkı olsa gerek.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Sezen Aksu bestesi ‘’Ah Yıllar’’ ve Nazan Öncel bestesi ‘’Bırak Konuşsunlar’’ dikkatleri çekiyor. İlk etapta ‘’Üzüm’’, ‘’Vefası Eksik Yarim’’, ‘’Zifiri’’ de ayrıca sizi kesinlikle saracak. Başarılı şarkılar bunlar. Göçer’in sesi şarkılar ile başarılı bir uyum içinde ama yine de başka isimlerden hayat bulacak olsaydı daha bir tadına doyulmaz kılardı ayrı.

Albümün en kötü şarkıları: ‘’Kızım’’ isimli Sinan Akçıl çalışması kesinlikle çok sıkıcı ayrıca sanki ‘’Yastayım’’ şarkısı anımsamış Göçer’in ve bulduğu dinleyici düşünülmüş, böyle bir senaryo kurgulanmış. Hiç sevmedim. Aranjesi güzel olmuş olsa da ben Göçer’den cover bir şarkı - yorum dinlemek istemiyorum ve bu yüzden de ‘’Senede Bir Gün’’ü de bu albüm için gereksiz görüyorum.



Hande Yener - Hande’ye Neler Oluyor / Poll Production

Albümü neden almalı: Hande’ye neler olmuş, merak ettiğimiz için.

Albümü neden almamalı: Bildiğiniz üzere büyük bir değişim içine girdi Hande ve bu dikkatleri çektiği gibi eski dinleyicisini de ona ayrıca kaybettirdi. Son albümlerini biraz zorla dinlediğimizi ve sevmeye çalıştığımızı düşünüyorum. Kaldı ki en son herkes sabrını tüketti ve o da bir takım kararlar almak zorunda kaldı. Hande’ye iyi ki bir şeyler oldu da hepimiz rahat ettik, belki tamamında değil ama en azından bir kısmında kendimize geldik. Albümü almamalı değil Hande’ye son bir şans daha vermeli elbette eski günlerin hatırına.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Öncelikle baştan sona Sinan Akçıl imzası var albümde. ‘’Sopa’’ hepsinin içinde ilk dinlediğimiz şarkı oldu internete düşmesi ile. Dikkatleri çekti mi evet fena değildi de albümde yine de en şans verdiğim şarkı kesinlikle bu değil ama. Ben ‘’Bodrum’’u çok beğendim. Şarkı biraz değil tamamen kaos; ama bazı sözleri ve hareketli melodisi ile bu yaz bizi kendimizden geçirecek belli. Haricinde yine kişisel olarak ‘’Neden Ayrıldık’’ ve ‘’Bir Gideni mi Var’’ isimli şarkıları çok ama çok beğendim.

Albümün en kötü şarkıları: Kafamızı karıştıran Hande’nin bu albümdeki şarkılarına bir anda adapte olmamız mümkün değil bu sebeple de herhangi bir şarkısına kötü demek istemiyorum. Ama albümdeki ‘’Yasak Aşk’’ın ve iki tane olmak üzere ‘’Sopa’’nın remixlerini beğenmedim.


Kutsi - Bambaşka / Pool Production
Albümü neden almalı: Sebebi açık ve net. Kutsi’nin sevdiğim şarkıları olmuştur, onların hatırı vardır; eminim birçok dinleyicinin de başka bir sebebi yoktur. Bu arada Yener ile üstelik aynı üstelik yeni bir firmadan yayınlandı albüm kim bilir belki de çok az da olsa merak uyandırabilir nasıl iki iş çıktığı ortaya.

Albümü neden almamalı: ‘’Bambaşka’’ ismi ile albüm sanki yeni bir şeyler sunacak gibi dinleyicilere ama kesinlikle yanılma payı var burada. Kutsi aynı Kutsi; nasıl seviyorsak onu albümünü alıyoruz, sevmiyorsak almayız durumu. Ortada olanlar daha net bir yanıt verebilecektir buna.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Sinan Akçıl son günlerde sanırız yemiyor - içmiyor ve herkesin gözdesi olmaya devam ediyor. Bu albümde neyse ki sadece bir tane sözü var. Albümle aynı adı taşımasından da anlaşılacağı üzere en dikkat çekecek çalışma kesinlikle bu. Yine son dönemlerin en dikkat çekici söz yazarlarından ve bestecilerinden olan Soner Sarıkabadayı ki kısmen şarkılarında bizi çok hüsrana uğratmadı ama bu albüme verdiği iki beste onun imzasını taşıdığı için yine ilgi çekebilir ama beni çok çarpmadı.

Albümün en kötü şarkıları: ‘’Son Mektup’’ isimli şarkısı pek de sağlıklı gelmiyor kulağa. Kaldı ki piyasada bu isimle zaten birer klasik olan iki ayrı şarkı var. İlk duyduğumda acaba hangisini yorumladı diye düşünürken öğrendim ki kendi bestesiymiş Kutsi’nin. Kötü değil ama gerekli de değilmiş gibi bir durum bu. Ayrıca bütününde albümü başarılı bulmadım.


Emre Aydın - Kağıt Evler / Sony Müzik

Albümü neden almalı: İlk sol albümü ‘’Afilli Yalnızlık’’ o denli başarılı bir çalışmaydı ki aynı zamanda bu albümü ile çok ciddi bir dinleyici kitlesi yakaladı Emre Aydın, çok başarılı konserler verdi ve haklı ödüller kazandı. Ayrıca bu albümü almanın en güzel yanı içinde Sinan Akçıl’ın olmaması :)

Albümü neden almamalı: Albümü almamanız için tek bir sebep var o da gerek Aydın’ın gerek tarzının dinleyicisi olmamanız.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Albümün açılış şarkısı aynı zamanda ilk klip şarkısı ki öyle başarılı ki ‘’Bu Yağmurlar’’ gerçekten büyük bir alkışı hak ediyor. Bir şarkı hariç tüm söz ve müzikler kendisine ait kaldı ki bu güzel de bir bütünlük taşıyor. Ben ‘’Tam Dört Yıl Olmuş’’ ve ‘’Ayrı Ayrı’’ya ayrıca bayıldım.

Albümün en kötü şarkıları: Albümün cover şarkısı ‘’Duymak İstiyorum’’. Cem-Ali çalışması olan bu şarkı dinleyicinin kulağında onların yorumu ile öyle ayrı bir yerde duruyordu ki bu şarkıyı yeniden okumak ciddi de bir riskti. Bir o kadar beğenip doğru bir seçim olduğunu düşünen de var bir o kadar bu yeni yorumu beğenmeyen de. Benim kişisel görüşüm şarkının yorumundan rahatsız olduğum değil ama olmasaydı da olurdu sanki ya da başka bir şarkı sunulabilirdi.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Yeliz Yeşilmen

Yeliz Yeşilmen - Elemtere Fiş

Aman elem elem elemtere fiş
Aman kötü göze kem göze şiş

MP3

1 Nisan 2010 Perşembe

NİSAN 2010

NİSAN 2010
yayındayız ...