21 Nisan 2010 Çarşamba

Çarşamba Matinesi - F.Gül Yanık

Ve blog sayfalarımızda bir yeni köşe daha. ‘’Çarşamba Matinesi’’ ...

Her hafta bir dostumuzla çok uzatmayacağımız, bittiğinde hiçbir harfine dokunmayacağımız ve de elbette müzikten uzaklaşmayacağımız keyifli bir sohbet hâli sizleri bekliyor sayfalarımızda. İlk olarak konuğum sevgili F.Gül Yanık. Sitemizde ‘’Müzisyen’’ sayfamızı da hazırlayan F.Gül ile bakalım neler konuşmuşuz; hazır mısınız? Matine başlıyor.

- Dur koptum :)

- Deminden beri yaza yaza bunu mu yazdın.

- Tamam başlıyoruz Çarşamba Matinesi’ne hoşgeldin.

- Hoşbulduk efendim. Bugün halk günü mü? Kuşum Aydın da olacak mı?

- O artık Gerçek Kuşum Aydın :) Yani Facebook’ta öyle üyelik almış kendisi :) Bugün tek sen olacaksın maalesef. Böyle kadınlar matineleri falan olurdu gider miydin :)

- :)))) Beni hayal et, düğün salonu vari bir yerde. Düğün saçı, pür makyaj 40-50 yaş ortalaması hatunların arasında masaya çıkmış kulağımda gülle zıplıyorum. Hep istedim, ilginç bir deneyim olurdu, ama olmadı :)

- Şimdi olsa gider misin, diyelim ki böyle bir ortam var, assolistin kim olsun isterdin sahnede?

- Şimdi, matine kültürüm çok gelişmiş değil, mesela ortamda çekirdek falan çitletme, gazoz içme olacak mı, bunları bilmem lazım :) Ama bak matine deyince nedense bende tek bir isim çağrıştı: Kibariye... Assolist o olmalı :)

- Konserler ile aran nasıl oldu peki, böyle izlediğin ve en unutamadığın hangisi oldu içlerinde?

- Eskiden daha çok gidiyordum konserlere, çünkü daha anlamlıydı. 5-10 sene önce her şey bu kadar kolay tüketilmiyordu ya da tüketilmeye müsait değildi. Daha özenliydi Kadri konserler. Seyirci büyülenmiş çıkardı konserden. Şimdi her ne kadar eski elektriği alamasam da yine de seviyorum konser ortamlarını.

En unutamadığım konsere gelirsek... 2000 Sezen Aksu Harbiye Açık Hava Konseri'ni hiç unutamam... Sezen o gece 2 kere bis yaptı ve yeni şarkılar söyledi, seyirciyle iletişim de mükemmeldi, acayip bir coşku vardı havada... Bir de ‘’Geri Dön’'ü söylerken tam benim yanımdaydı, ondan da olabilir :)

- Dön dön Sezen Aksu :) Tamam senin için çok özel bunu biliyorum ve bu cevabı vereceğini de tahmin ediyordum; bir dönem Sezen Aksu ile ilgili bir oluşumun içindeydin, kısaca bahsetsene?

- “Her yol Halep’e çıkar” misali Kadri, Sezen bir şekilde hayatımıza eşlik ediyor yalan mı :) Ayyy Kadriiii, senin kitapla benim demoları Sezen’e veriş öykümüzü anlatsak aslında yer gök yıkılır hahaha, neyse ona girmeyelim :)

Evet, Sezen Aksu severler bir çatı altında buluşmuştuk, ilk bir araya gelenler olarak kendimize Çekirdek adını uygun gördük :) Elimizde ne var ne yoksa birleştirdik ve Sezen'in gelmiş geçmiş en kapsamlı internet sitesini oluşturduk. Sonrasında konserlerde biraraya geldik (ki bak aslında en özel konserlerden biri de Park Orman konseri ile Efendy Show Theatre'da stand-up'la birlikte verdiği konserdir). Çekirdek olarak o dönem her konserine gittik İstanbul'da. Sonrasında ise bizlerin arasında iki tarafın da birbirinden hiçbir şey beklemediği, tamamen manevi bağlarla kurulu bir dostluk gelişti. Ve Sezen Aksu'nun ilk resmi sitesini kendisinin de rızasıyla bizler yaptık.

- Bir Sezen sözü ve bestesi olsan hangisi olurdun?

- Birden çok olurdum... Kimi zaman ‘’Farkındayım’’, kimi zaman ‘’Gidemem’', kimi zaman ‘’Gidiyorum’’, kimi zaman ‘’Tükeneceğiz’’. Cevap verememiş oldum sanırım bu soruya. Sen hangisi olurdun?

- Tabii ki ‘’Minik Serçe’’ :) Senin sözlerine gelelim, uzunca bir süredir söz yazıyorsun ve yakın bir zamanda bir de sürpriz ile karşı karşıya kalacağız sanırım, söz sende?

- Benim sözlerime ilk beste yapan çok yakın arkadaşım Ahmet Korukçu'dur. Biz yaptığımız çalışmaların piyasa standartlarının üstünde olduğuna inandığımız anda bunları değerlendirmeye karar verdik. Ve ilk aşamada şarkılarımızı, onları duymak istediğimiz seslere dinlettik. Akabinde aranjörlere ve yapımcılara. Ancak tuhaf bir şekilde, şarkılar beğenilmelerine rağmen bir türlü hak ettikleri albümlerde olamadılar. Bunun gerek ticari, gerek politik birçok sebebi var. Ama biz bu şarkılara o kadar inandık ki (aslında hep beraber inandık), kendi projemizi ortaya koyduk sonunda. Ahmet'in besteciliğini ve solistliğini üstlendiği, sözlerini benim yazdığım bir albümle, bu şarkıların gerçekten bir şeyler ifade ettiğini göstermeye karar verdik... Yapım aşamasındayız :)

- Valla ben bazı şarkıları biliyorum, yıkın geçin bizi diyorum :) En çok kim bir sözünü okusun isterdin?

- Tabiki de Saraykızı hahahah!

- Benim de bir gün düet hayalim var kendisi ile, bana bak ciddi misin sen :) Peki, son zamanlarda kimleri başarılı buluyorsun müzik piyasasında? En son kimlerin albümlerini aldın mesela?

- Benim takip ettiğim isimler ne yazık ki hep eskiden beri var olan isimler... Gerçekten yeni olan ve bugüne kadar neredeymiş bu dediğim, beni şaşırtan bir müzisyen ne yazık ki yok. Saraykızı dışında tabii :) O beni gerçekten şaşırtıyor!

Bir tek son dönemde 90'larda aldığım lezzeti bana yeniden Mustafa Ceceli'nin tattırdığını söyleyebilirim... En son aldığım albümlerin arasında bu ve Birsen Tezer'in Cihan isimli albümü var.

Yabancılardan ise en son Dido'nun, Safe Trip Home isimli albümünü aldım. Dido'ya özellikle dikkat çekmek istiyorum, albümlerinde hem şarkı söyleyen, hem beste yapan, hem söz yazan, hem de pek çok enstrümanı kendi çalan ve de son zamanlarda aranjeye, mastering aşamasına kadar katkıda bulunabilen yegane müzisyenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Zaten ilk albümü “No Angel”, İngiltere’de son 30 yılın en iyi albümü seçildi.

- Bir dönem sen radyoculuk da yaptın, nasıl bir heyecandı senin için neden yeniden yapmıyorsun?

- Evet Doğuş FM'de yapmıştım belirli aralıklarla 7 sene kadar... Orada yayın odası benim için sihirli bir yerdi. Dilediğin gibi davranabilirdin orda. Özgürdün... İster kanatlanıp uçardın, ister ağırbaşlı yerde takılırdın :) Ben orada edebiyattan, sinemaya, sanatın her çeşidinden; sonra felsefik konulardan; bazen de gündelik dikkat çekici küçük anekdotlardan bahsettim. Yer yer müzisyenleri de konuk aldım. Tekrar radyoculuk yapmayı çok isterim. Ancak ne yazık ki böylesine özgür ve tamamen programın hakimiyetini, bütün yapımcılık aşamalarını bana bırakan başka bir radyoyla karşılaşamadım. Kısıtlanınca ve konuşmam gereken konu ya da çalmam gereken parça önceden belli olunca ben kendimi yayıncı değil, uygulayıcı olarak hissediyorum, bu da yayın odasının sihrini bozuyor...

- Yapmayı çok isterdim demekle iyi bir şey yapmadın :) Şimdi diyelim yayındasın ve hmmmm kim olsun? Banu Alkan'dan bir şarkı çalman gerekiyor radyoda :) Çok merak ediyorum nasıl sunardın?

- Değerli konuklar, şimdi sırada mavilerin kızı, narin beyaz orkide, “göster kaç açıl kapan kadınca” kimliğiyle ve meşhuuuuuur balerin dönüşüyle tanıdığımız, ön adı Remziye olan, bir gün onu arzularsanız tek yapmanız gereken ona gitmek olan ama “Tanrılar da istemiş onu heveslenmeyin canım” demek zorunda kalacağımız Afrodit…

- Bu arada hazırladığın müzisyen köşesi sitemizde bir hayli keyifli gidiyor, on söyleşi geride kalmış bile. Neler hissettiriyor sana böylesi değerli müzisyenlerle bizi buluşturman?

- Aslına bakarsan, okuyucular kadar ben de nasibimi alıyorum bunlardan... Çünkü çok değerli bilgiler ve bakış açılarına sahip oldum bu söyleşiler sayesinde. Hem sektörel bazda ne nasıl yürüyor, tıkanıklıklar nerelerde var, hem de müzisyenlik gerçekten nasıl bir şeymiş onu iyice anladım, anlatmaya çalıştım. Bence oradaki her söyleşi ayrı bir bilgi hazinesi...

- Hani geriye sayım başladı, on gün sonra yeni bir konuğu ağırlayacaksın sayfanda, ben yanıtını biliyorum ama biraz ipucu verebilir misin hakkında?

- İpucu olarak ilk defa ve nihayet kadın bir müzisyeni ağırlayacağımızın müjdesini verebilirim :) Kendisi dünya çapında da başarısı kabul gören bir Jazz vokalisti diyebilirim...

- Peki özellikle ağırlamak istediğin biri var mı bu köşende; Sezen Aksu yanıtını kabul etmiyorum peşin peşin söyleyeyim :)

- Benim o köşe ile yansıtmak istediğim şeye zaten bu aykırı olurdu. Yani sen kabul etsen de o yanıtı vermezdim Kadri. Çünkü, Müzisyen'de benim yapmaya çalıştığım, işin mutfağıyla haşır neşir olan ya da çok göz önünde durmayan, hepimizin bilmeyerek, farkında olmayarak çok şey kaçırdığı isimleri gün yüzüne çıkarmak. Bu bağlamda da mesela Adnan Ergil konuğum olsun isterdim...

- Ama Adnan Ergil bildiğim kadarı ile hiç söyleşi vermiyor.

- Evet o yüzden istiyorum zaten. Çünkü hakkında sorulacak o kadar çok soru, iz bıraktığı o kadar çok şarkısı var ki hayatımızda... Bunların hiç sorulmamış ve cevaplanmamış olduğunu düşündükçe çıldırıyorum :)

- Saraykızı da bildiğim kadarı ile söyleşi vermiyor :)

- Vermez tabii, niye versin… O cevabını nasılsa kameralar önündeki ulusa seslenişleriyle veriyor. Polemikten uzak kiyborduyla yaşıyor teyzem “7 oktav” sesiyle :)

- Bu konuyu kapatalım yoksa valla bize de kamera açar bak söyleyeyim :) Zor bir soru olacak ama bu süre içerisinde çok değerli isimlerle tanıştın, en keyif aldığın söyleşi hangisi oldu ona gelelim :)

- Evet, gerçekten her söyleşi ayrı bir keyifti benim için... Ama en çok Bülent Özdemir'le yaptığım söyleşiden keyif aldım... Çünkü o söyleşide benim hayatımda çok önemli yeri olan şarkıların ortaya çıkış öykülerini dinledim, ürperdim, çok değerli bir keşif içerisinde olduğumu hissettim... Bir de eşsiz canlı performansına bizzat kameramla gittiğimde de ayrıca büyülendim... Tabi o kamerayı titretmeden onca kalabalığın içinde tutmaya çalışırkenki çabalarım ve ertesi gün tutulan bileğim de unutulmaz bir yanıydı bu söyleşinin :)

- Son olarak bir F.Gül klasiği şeklinde final yapacağım, bu matinede cevaplamayı çok istediğin ama henüz sorulmamış bir soru var mı diyeceğim.

- Oooo bu soruyu hep ben sormuştum ama hiç bana sorulacağı aklıma gelmemişti, sağ gösterip sol vurdun Kadri.

- Şahaneyimdir :)

- Evet, bir soru var aslında: "Bülent Ersoy bir klip çekseydi, genç erkek jön olarak kimin oynamasını isterdin?" Cevabım ise: Tabiki Kadri Karahan . Aldın mı cevabını ahahaha

- Fevkaladenin fevkinde. Bak benim assolistim Bülent Ersoy olurdu ama :)

19 Nisan 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

90’lı yıllarda ‘’Nerde’’, ‘’Beyaz Vadi’’ ve ‘’Ha Bugün Ha Yarın’’ ne güzel albümleriydi Deniz Arcak’ın. 2004 yılında yayınladığı son albümü ‘’Kıpır Kıpır’’ın üzerinden bir hayli zaman geçti ve Deniz ancak bir albüm yapması gerektiğini hatırladı sanırım. ‘’Cesur’’ bir maxi single aslında ama devamının geleceğinin altı çizili. Velhasıl dört şarkının sözünde birinin ortak olarak müziğinde kendi imzası var, besteler ise Can Algeç imzalı. Albümün tanıtımında bu çalışmanın 1,5 yılda tamamlandığı yazılıyor yani bir maxi single için uzun bir süre, üstelik şarkıları beğenmedim. Ayrıca albümün kapak fotoğrafı ise gayet itici kaldı ki bu şarkılar kaleme alınırken Aşık Veysel’in samimiyetini, doğallığını örnek aldığı gibi bir söylemin yanında bu tarz bir sunum hoşuma gitmedi. İlk albümündeki şarkılar ‘’Nerde’’ demek istiyorum ya da bir ‘’Beyaz Vadi’’ çok uzak mı, kim bilir belki ‘’Ha Bugün Ha Yarın’’ ya da başka bir kıpırtı.

Arcak ile aynı firmadan, ESEN Müzik’ten yayınlanan bir maxi single daha var. Aslı Gökyokuş’un ‘’Büyüdük’’ isimli çalışması. Üç albüm sonrası müzikte kaldığı yerden devam eden Aslı’nın şarkıları dünden bugüne çok etki bırakmamıştır bende. Ama yine de merak etmişimdir, en azından dinlemeden geçmemişimdir. Bu çalışmasında üç şarkı yer alıyor ve sözlerde müziklerde Aslı’ya Erdal Yıldırım, Haluk Kurosman eşlik ediyor. Açılış şarkısı ‘’Kırıp Döktüklerim’’ aynı zamanda klip de çekilen şarkı ki bu üç çalışmanın içinde en iyisi. Onu takip eden ‘’Sözler Tükendiğinde’’ de başarılı. En azından deli gibi kalbimi fethetmedi ama dinlediğim zaman etkisini gösterdi. Albümün fotoğraf çalışmalarını son günlerde herkesin bir numaralı tercihi Mehmet Turgut yapmış detayını da verdikten sonra benzer albümlerle yolculuğumuz devam etsin istiyorum.


Bu hafta Nükhet Duru’nun üç şarkılık bir çalışması ile karşılaşacağız. ‘’İlk 2’’ismini verdiği bu çalışmada da iki şarkı bir versiyon sunuluyor dinleyiciye. Sözler ve müzikler Mete Özgencil imzalı. Avrupa Müzik etiketi ile yarın raflarda yerini alacak olan bu şarkılar dinleyenleri tarafından yerlere göklere sığdıramadılar ve bu yüzden tarafımdan ayrıca meraktalar. Duru’nun kariyerinde çok önemli şarkılar var, dileriz ‘’Hayat’’ı ve ‘’Beni Sil Beni Geç’’i de onların yanına ekleyebiliriz. Bir başka önemli isim DMC etiketi ile tek şarkı olarak bizlerle. Nazan Öncel, Hamit Ündaş’ın albümünde bu şarkıyı seslendirmişti ama yeterli kişiye ulaşamadığı düşünülmüş ki bir şarkı bir versiyon (en azından ben onu merak ediyorum) hadi çıkalım durumu olmuş belli. ‘’Tuttum Bırakmam’’ güzel bir şarkı lakin, Ve bir diğer çalışma ki yorumcusunu maalesef pek sevemedim. Aslı Güngör’de ‘’Aşk Alev Aldı’’ isimli bir çalışma sunuyor dinleyicisine. Sony Müzik etiketli bu maxi’de de yine bana göre bir hareketlilik - değişiklik yok. 2009 albümünde de heyecanlanmamıştım yine değişen bir şeyin olmadığını anladım. Maxi’mum sıkıldım yahu.

Haftanın Şarkı Sözü: Gülşah Buzlu – Gramaj

Gramajın eksik havan fazla bir karakter oyuncusu değilsin, bir duruşun yok laf desen çok her rolü yaparım tribindesin . (Vay diyorum, yahu böyle şarkılarda daha mı hayat olmaya başladı :))

Valla bu haftaya pek iç açıcı şekilde yaklaşmadığımı görüyorsunuzdur. Gerek gribal, gerek psikolojik hallerim neticesinde çok fazla iyimser değilim. Doublemoon etiketi ile yayınlanan ‘’Ege’nin İki Yanı’’ isimli albümün imzası Hüsnü Şenlendirici & Trio Chinos. Bilin bakalım ne olmuş, iki kıyının müzisyenleri buluşmuş şaşırmadığımız üzere. ‘’Kadifeden Kesesi’’nden tutun da ‘’İzmir’in Kavakları’’na bir klarnet yolculuk. En az daha önce yüz kere benzer şeyler yapıldı ama yine de kimse sıkılmadı, yani sıkılmadı ise ne mutlu, güzel bir albüm o zaman, barış hatırı, Ege sıcaklığı. ‘’Rum Yani’nin Meyhanesi’’ isimli bir karma albüme de tam da bu noktada değinebiliriz. Bilirsiniz bu tarz albümlerin de ayrı bir dinleyicisi var ve seviyorlar böyle efkarı. Şarkılara şöyle bir dokunacak oldum ve ilaç gibi mi geldi, rakı gibi mi karar veremedim. ‘’Keklik’’ten ‘’Haydar Haydar’’a kim bu Yani, kim olduğu önemli mi yani, buyuralım dedim bir sofraya, uzanalım sabaha.

Madem her tarza dokunduk, türkülere de uğrayalım. Kürtçe müziğin başarılı temsilcilerinden Aynur’ un (Doğan) yeni albümü uzun zamandır bekleniyordu. ‘’Rewend’’ isimli yeni çalışması Sony Müzik etiketi ile raflarda yerini aldı geçen hafta içinde. Güçlü bir sesi var Doğan’ın ve bu albümde de yine çizgisini taşıyan türkülere - özgün çalışmalara yer vermiş. Bu arada bu albümden bir süre önce bir başka Aynur isimli müzisyenin albümü ile karşılaştık ki bir an karışıklık yaşamadım değil adıma, eminim birçok kişinin de kafasını karıştıracaktır bu durum (Kaldı ki kapakta sadece bir çift göz var, adeta böyle bir durum yaşansın istenilmiş gibi). ‘’Seyir - Meze - View’’ isimli bu çalışmada da yine türküler yine ayrı bir nefes olmuş. Bir başka Aynur, Aynur Haşhaş’ta ayrı dinleyicisi olan bir müzisyen. ‘’Transborders Project’’ (Özellikle türkü albümlerinde bu tarz yabancı isimler ne alakadır ayrıca) isimli yeni çalışmasında daha çok aşık’ların ezgileri ön plana çıkmış hatta Kul Nesimi’ye ait dizelere, Haşhaş’a ait bir derlemeye rap söz - beste ve vokal de dahil edilmiş. ‘’Derviş’’ isimli bu çalışma albümün içinde enteresan bir yerde.

Haftanın Albüm Kapağı: Hakan Duman – Yıllarım

Tarzının tam olarak ne olduğunu anlayamasam da Hakan Duman’ın albüm kapağı resmen beni yaktı, yıktı, geçti. İzlanda'dan yükselen ve ülkemize kadar gelmesi beklenen dumandan daha tehlikeli bir durum gibi resmen :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Haftanın Repliği: Sex & Death 101 filminden

Bazı rüyalar gerçek olmak için çok güzeldir.

Bir gün elinize bir liste geçse ve listede ilişkiye girdiğiniz kişilerin isimleri yazsa ve daha da öteye gidilecek olsa, listenin devamında hiç tanımadığınız ama bir şekilde karşılaşacağınız isimler yer alsa. Roderick’in kaderi bir anda değişiyor ve karmaşık bir sürü haller içinde buluyor kendini. Bu karakteri Simon Baker canlandırıyor ‘’Sex & Death 101’’de ki; bildiğiniz üzere ‘’The Mentalist’’in Patrick Jane’i kendisi. Film de bir diğer başrol Winona Ryder’ın; uzunca bir süredir ne yazık ki kendisini şöyle sağlıklı bir rolde izleyemedim. Velhasıl iki saate yakın süren film sizi sıkmayacaktır, izlemenizi öneririm.

Haftanın izlediğim tek Türk yapımı filmi ‘’Vavien’’. 2009 yapımı, Durul & Yağmur Taylan yönetmenliği film çok yakın bir tarihte vizyondaydı ama DVD’si gecikmedi. Celal rolünde Engin Günaydın oynuyor ki dizinin senaryosu da kendisine ait. Ben şahsen Engin Günaydın’ın ve Binnur Kaya’nın performansına acayip şekilde bayıldım. Ötesinde Serra Yılmaz, Settar Tanrıöven, İlker Aksum filmin diğer öne çıkan oyuncuları ki çok ayrı yakışmışlar filme. Kesinlikle keyifli bir seyirlik, kaçırdıysanız bile en yakın zamanda yakalayacağınıza inanıyorum. Bu arada film İstanbul Film Festivali'nde yılın en iyi Türk filmi ödülünün sahibi olurken beraberinde de en iyi senaryo ve Radikal Gazetesi halk ödülünü de ödülünü kazandı, ayrıca hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum. Sevgili Muhammed blog sayfasında güzel de bir kritik yapmış filme, keyifle okuyabilirsiniz beraberinde.

İstanbul Film Festivali kapsamında bir film izleme şansım oldu bu sene ve 2009 İsrail - Fransa - Almanya ortak yapımıydı. Bugüne kadar katıldığı birçok festivalde ödüller de alan ‘’Einaym Pkuhot - Gözleri Tamamen Açık’’ Kudüs'teki aşırı tutucu Yahudi cemaatinin tam ortasında filizlenen tehlikeli bir aşkın hikayesini konu alıyor. Ortadoks cemaatine mensup bir kasap olan Aaron ile din okulu öğrencisi Ezri’nin kesişen yolları kesinlikle haftamın filmi oluyor. Mutlaka izlemelisiniz.

Beraberinde bu hafta iki film daha izliyorum ki nicedir sırasını bekliyorlar ve nihayet buluşuyorum. 2007 yapımı animasyon ‘’Donkey Xote - Don Kişot’’ bir tanesi ki keyifli bir seyir olduğu zaten aşikar; Türkçe seslendirilmiş hali ile izledim ki gayet de başarılı. Bir diğer film ise ‘’The Fountain - Kaynak’’. Hugh Jackman ve Rachel Weisz’in başrollerini paylaştığı film üç ayrı zaman diliminde üç ayrı adamın hikayesi anlatılıyor ve tahmin ettiğiniz üzere tek ve ortak bir gerçekte kesişiyor olan biten. Jackman’ın performansı yine yüksek fakat filmi çok beğeneceğiniz gibi hiç beğenmeme ihtimaliniz de mevcut. Bu yüzden net bir şey söylememek ve kararı size bırakmak lazım, ben sanırım ortasında bir yerdeyim.

TV ile arası pek iyi olmayan ben istisnalar dahilinde göz atabilmeden de uzak değilim. Örneğin Yıldız Tilbe’nin konuk olduğu program vesilesi ile ilk kez izleme şansım olmuştu ‘’Kuzeyin Oğlu’’nu. Bildiğiniz üzere Volkan Konak her hafta bir ismi ağırlıyor ve o isimlerin hatırı yoksa cidden çekilir bir yanı olmuyor. Geçen Cuma Candan Erçetin konuktu ve de biraz katlanma zahmetinde bulundum pek tabii tahmin ettiğiniz gibi asla sonunu göremedim :) Böyle her yere çıkmayan kendilerini kasan starlarımız nasıl oluyor da göz göre göre kasılacakları belli olan programlara konuk oluyorlar ki, hiç anlamam.

Haftanın Yarışması: Yakartop

Geçen hafta ‘’45’lik’ler’’ isimli mekanın 15. Yılı kutlama gecesinde tanıştık sevgili Okan Tok ile. Daha öncesinde bir albümü olduğunu biliyordum kendisinin ama dinleme şansım olmamıştı. Keyifli bu sohbetin içerisinde katıldığı bir yarışma programından da bahsetti Okan ve hatta yarışmadan bir başka arkadaşı daha oradaydı, o da dahil oldu sohbete. O denli merak ettim ki programı Star TV’de dün gece yayınlanır yayınlanmaz da izledim. Yetkin Dikinciler sunuyor ve gerçekten ilgi çekeceğe benziyor yarışma; detaylarını izlemeniz için anlatmıyorum ama bir sonraki adımda ne olacak diye merakla bekleyeceğiniz bir yarışma ile karşı karşıyasınız diyorum, sürüklüyor yani izleyiciyi. Bu akşam yarışmanın devamı olacak. Başarılar diliyorum kendilerine.
Geçen hafta adıma garipti. Gribal durumların yanında psikolojik olarak da biraz dağınıktım, havalar da öyleydi, zaten belki de durumun tek sebebi bu. Bir de malum küller, dumanlar muhabbeti iş aldığımızın resmi olmasa hani. Velhasıl güzel bir hafta olması dileklerimle her zamanki gibi. Bir de kutlamam var: Sitemizde yıllardır yazıları ile bizimle birlikte olan dostum Muhammed Tiryaki’nin yarın doğum günü. Kendisine sağlıklı ve mutlu bir yaş ve daha nice güzel yazı da buluşmalar dileriz. Sevgiler.

12 Nisan 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu


Bir kültürel birliktelik projesi ‘’Anlat’’. Hemen anlatalım; Türkiye’de yaşayan kültürlerin ezgileri kendi dilleri ile ve aslına uygun olarak yan yana getirilmiş. Ada Müzik etiketi ile yayınlanan bu albümde Çerkesce, Arapça, Rumca, Kürtçe, Türkçe, Ermenice, Gürcüce, Lazca, Süryanice ve Hemşince olmak üzere on dilde eserler özüne uygun olarak yorumlanmış. Gülcan Altan, Birol Topaloğlu, Kaf Dağı Müzik Topluluğu başta daha birçok özel müzisyen de bu albümde yorumcular arasında. Her birini ayrı bir coşku ile ayrı bir hüzünle dinleyeceğiniz on çalışma kapak tasarımı ile de çok başarılı.

Bu arada bu tarz karma albümlerin ya da özel kayıtların peş peşe sunulması ya bir tesadüf ya da bir tür rekabet hali. Uzun zamandır çok ciddi yapımlar ile karşımıza çıkmayan Ulus Müzik yeni bir Kalan Müzik olma yönünde yol alıyor; firma sevenlerini ve koleksiyoncularını bir hayli memnun etmeye hazırlanıyor, nasıl mı? TRT Müzik arşivi bir bir ortaya dökülüyor. Avni Anıl, Aleaddin Yavaşça, Bekir Sıtkı Sezgin gibi bestecilerin seçkilerinden tutun da çocuk şarkılarına, saz musikisi eserlerinden tasavvuf müziğine ve adını belki de ilk kez duyacağınız birçok THM ve TSM yorumcularından türkülere, şarkılara bir dolu albüm. 220’ye yakın bir rakamda albüm ulaşacak bu şekilde, detaylarını firmanın web adresinden takip edebilirsiniz.

2005 yılında yayınladığı ‘’Yaz Beni’’ isimli çalışması ile bizlere ismini duyurmuştu Korhan ki; geçen yıllar içinde birkaç projede rastladık kendisine bir daha da haber alamadık derken bir maxi single ile ulaştı dinleyicisine. ‘’Demek ki’’ ismini verdiği bu çalışmasında üç şarkı ve bir versiyon var. Düzenlemesi Erhan Bayrak’a ait olan ‘’Seninse Döner Gelir’’ isimli çalışma Soner Sarıkabadayı imzalı. Sarıkabadayı aynı zamanda Murat Boz’un bugün - yarın yayınlanacak yine bir single çalışması olan ‘’Hayat Sana Güzel’’in de söz yazarı - bestecisi. Her iki şarkı da fena değil gibi görünüyor yani biraz dinle uçur sonra bir yere. Bir an önce bir single da ben mi çıkartsam ne direk adresi biliyorum nasılsa :)


Haftanın Sürprizi: Umay Umay

Geçenlerde Okan Bayülgen programlarının birini 90’lara ayırmıştı ve o yıllardan şarkılar sunarken Umay Umay’da ne güzel unutulmamıştı. Klibi durdurup bu kız ne yapıyor, gelse ya programa falan demişti hatta üstüne. Geçen hafta ‘’Parmaklıklar Ardında’’ dizisinde Kazım Koyuncu ile olan düeti ‘’Kalbim Acıdı’’nın fon olarak kullanıldığını duyunca (diziyi izlemiyorum aa dedim, içerdeki odada açık olan TV’de bu şarkı nerede çalıyor olabilir ki diye nasıl fırladım yerimden) şaşırdım ve sevindim de. Gerçekten Umay’ı anlamak kadar anlamamak da mümkün bazen. Ama onun içimize işlemiş olan öyle güzel bir yanı var ki uzağımızda olmadığını çok da iyi biliyoruz. Umay Umay’ı çok seviyoruz.

Anadolu yakası olarak biraz mağduruz çünkü pek doğal olarak bildiğiniz gibi hayat şehrin diğer yakasında daha aktif; bu durumda sürün babam sürün ve bir yığın keşmekeşlik sonrasında git eğlen, dönerken ayıl, bayıl falan; en azından adıma durum böyle. Ama duydum ki Matine 216 diye bir yer açılmış Fenerbahçe’de ve sessiz sedasız ama iddialı bir de merhaba demiş müşterilerine. Benim yeni haberim oldu ve hemen baktım program listesine. Bu ay içerisinde dört tane birbirinden farklı gece görünüyor takvimlerinde. Geride kalanı bırakırsak 17 Nisan’da U2 grubunun tribute temsilcisi gruplarından olan New2, 22 Nisan’da Sulukule Roman Orkestrası ve 30 Nisan’da sürprizleri ile Sertab Erener mekanda olacakmış.
http://www.matine216.com adresini de takibe alalım bakalım.

Geçtiğimiz haftaların sendromunda yeni albümünden bahsetmiştim. ‘’Urumeli Hatırası’’ isimli albümü ile sessizliğini bozan Yasemin Göksu ile geçtiğimiz günlerde Nevzat Çelik’in düzenlediği şiir buluşmaları gecesinde Kemancı Bar’da karşılaştım. Gecenin özel konuğu olan Göksu sahnede bağlama eşliğinde öylesi keyifli bir müzik yolculuğu sundu ki bizlerle sesini ne kadar özlediğimi fark ettim. Kesti mi kuşkusuz hayır zira albümünün asıl konseri 20 Nisan tarihinde Babylon’da olacak. ‘’Kalan Müzik Sunar’’ ismi ile gerçekleşecek bu konserde de olmayı ve yeniden kendisini dinlemeyi ayrıca umuyorum. Ayrıca Kalan Müzik’in diğer sanatçılarını da bu vb. konserlerde bizlerle buluşturmasını diliyorum.

Tekirdağ Rakısı Trakya serisi sunar: Kimi diyeceksiniz ne bileyim şaşırabilirsiniz; Hande Yener’i :) E sunar inşallah. 90’lardan bugüne ve üstelik akustik sunuyorlar yalnız kendilerini. Vay çok enteresan geldi. Bugün kıskançlığım üzerimde sanırım beni de lütfen sunsunlar hani valla çok ciddi ortalığı yıkasım var. Neyse elbette birilerinin bir şekilde bu vb. etkinlikleri sunması, desteklemesi kötü bir şey değil hatta bu krizde birçok kişiye rakı gibi pardon ilaç gibi gelebilir bu durum. Çok uzattım biliyorum ve Ghetto’ya geliyorum. 77 YTL veriyorum yemek yiyorum ve 29 Nisan’da bu sahneyi kaçırmıyorum ve bu söylediklerime ben kendim de inanamıyorum. Aman tanrım aynı mekanda bu ayın 16’sında Kıraç varmış, kaçırırsak ayıp :)


Haftanın Sözü : İstatisyen Nükhet Duru açıkladı. Onu bunu bırakın da Nükhet hanım çıksın artık şu albümünüz.

Gay olmayan birilerine rastlarsanız aşık olabilirsiniz. Erkeklerin yüzde 60’ı eşcinsel.


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Milla Jovovich güzel kadın kaldı ki oyuncu olarak da beğendiğim biri. ‘’A Perfect Getaway - Mükemmel Bir Kaçış’’ 2009 yapımı bir film. Milla’ya Steve Zhan ve Timoty Olyphant, Marley Shalton ve Chris Hemsworth gibi başarılı oyuncular eşlik ediyor. Yeni evli bir çift balayı tatili için Hawaii’yi tercih ediyorlar ve geldikleri zaman bir evli çiftin burada cinayete kurban gittiğini öğreniyorlar. Ama bu yine de onlarını çıkmak istedikleri maceradan alıkoymuyor. Film 6 yabancı 2 katil üzerine kurulu ya da çeşitli kombinasyonlar da yapabilirsiniz bu durum ile alakalı. Olağanüstü bir görsellik ile birlikte heyecan güzel dengelenmiş. Bu aralar ruhum sakin filmleri pek çekmiyor içine ve bu yüzden nerede bir action orada ben durumuma bu film de uygun düşüyor. Bu kaçışı bir yana bırakıp bir başka maceraya yol almak isteyenlere ise tavsiyem ‘’Edge Of Darkness - İntikam Peşinde’’. Yine bir 2009 yapımı film ki geçtiğimiz aylarda gösterime girmişti ülkemizde de. Filmin en büyük güzelliği Mel Gibson zira çok fazla dikkat çeken bir oyuncu ekibi yok, belki Ray Winstone hariç. Klasik bir hikaye ile başlıyor film ve kızının ölümünü araştıran bir dedektifin hikayesi anlatılıyor. Ara ara kafamı karıştıran ara ara da sıkılmama sebep olan bu filmi çok beğendiğimi söyleyemem ama izlemekle de bir şey kaybetmediğimi ekleyebilirim ve bu anlamda önerebilirim.

Sinemalarda yayınlandığı süre içerisinde ilgimi çekeceğini düşünmesem de DVD’sinin yayınlanması ile merak ettiğim bir filme geliyorum ve ‘’Neşeli Hayat’’ ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Yılmaz Erdoğan’ın senaryosunu yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı bu filmi izlerken büyük bir keyif aldım öncelikle doğrusu bu kadarını ben de beklemiyordum. Filmleri ile beni şaşırtan bir yönetmen - oyuncu değildi Erdoğan ve yine yapacağını yapmıştı elbette. Hayat denen şeyin çocukların inandığı yalanlardan gerçek değildir. Bir Noel Baba’nın hikayesi. Kafası karışık bir noel baba nasıl olmasın ki? Film içindeki koşusuna biz bile izlerken yoruluyoruz. Ben hikayeyi sıcak, samimi buldum, oyuncular kesinlikle doğru seçimlerdi ve her biri müthişti. Büşra Pekin, Ersin Korkut performanslarına bayıldım, Sinan Bengier, Cezmi Baskın zaten bizi ne zaman hayal kırıklığına uğrattı ki. Bu arada bu filmi izlerken ben biraz da kendi dünüme döndüm. Bir yılbaşı öncesinde çalıştığım tiyatro grubu ile biz de böylesi etkinliklerin içindeydik ve ama tavşan, ama aslan, ama başka bir şey olurken kostümler altında bir gün bir Noel Baba olduğumu da anımsadım. Kim bilir kaç fotoğraf çektirmiştim üstelik öyle düşününce gülümsedim.

Bu hafta dizilerim ve ben de mutluyduk. Bir arkadaşım aradı ve ‘’Flashforward’’ başlamış yahu dedi, nasıl dedim, koşuyorum. Evet bir süre ara veren dizi başlamış üstelik dört bölümü yayınlanmıştı. İlk bölümünü seyrettim ve bir an gittim - geldim. Bu verilen aralar bağlantıları koparmıyor elbette ama acaba hız mı kesiyor. Kuşkusuz izleyeceğim diğer bölümleri ile kaldığım yerden devam edeceğim heyecana. Eğer ki ‘’Spartacus: Blod And Sand’’ olmasaydı bu yılın dizisi kesin bu olurdu derdim benim için ama Spartacus başka bir şey ya. Yani birçok şeyin sınırlarını zorluyor ve izlerken bitsin hiç istemiyorum. Ama hafta içinde aldığım bir duyum yavaş yavaş finale yaklaşıldığının altını çiziyor. ‘’Dexter’’ın kaderi ‘’Spartacus’’ün kaderi ile aynı oluyor. Dizide değil elbette gerçek hayatta. Başrol oyuncusu Andy Whitfield’ın da lenf kanseri olduğunu öğreniyorum. Erken teşhis ile tedavi süreci başlayan oyuncuya nazar mı değdi ne zira kariyerinde çok ciddi bir çıkış ile karşı karşıya ve dileriz bir an önce sağlığına kavuşur biz de kalınan yerden arenalara dönüş yaparız aynı heyecanla. Bu arada ‘’Damages’’ üçüncü sezonunda ciddi anlamda formunda kaldı ki ilk iki sezonunda zaten müthişti, tavan yapmış durumda.


Haftanın Kadını: Lucy Lawless (1968 doğumlu Amerikalı oyuncu Lawless’i hepimiz Zeyna karakteri ile tanımış sevmiştik. Beraberinde ‘’Tarzan’’, Battlestar Galactica’’ gibi dizilerde de önemli rollerde oynayan sanatçı ‘’Spider Man’’, ‘’ Vampire Bats’’, ‘’Bedtime Stories’’ başta olmak üzere birçok filmde de rol aldı. ‘’Spartacus: Blood And Sand’’ dizisininde Lucretia karakteri olarak nefis bir performans çizen Lawless gerçekten büyük alkışı hak ediyor.)


Bir haftanın başında bir yazının daha sonundayız. Güzel bir hafta dilerim herkese, sevgilerle.

10 Nisan 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Doğuş


Doğuş – Tırlattım

I'm , I'm , I'm insane
I'm , I'm , I'm insane
That's me I'm insane
More than danger, more than fire

Başımın çaresine bakar gibi gözüküp de
Aslında bir işi beceremeyen
Gözüküp de beceren biriyim!

MP3

5 Nisan 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

‘’Cennette Bir Akşamüstü’’ isimli ilk albümü ile Eflatun müzik dünyasında. Eflatun’un müziğini farklı kılan bir unsur da edebiyatçı kimliği. Yıllarca almış olduğu müzik eğitiminin yanında şiirler yazmış. Bu ilk çalışmasında zaten bunu açıkça görebiliyoruz. Yaşar Plak tarafından 08 Nisan Perşembe günü raflarda yerini olacak albümde 11 tane sözü ve müziği yer alıyor. Hayattan biriktirip kalbime çiziktirdiğim notlardan ve notalardan başka bir şey değil diye tanımladığı bu şarkılar içinde öne çıkan kuşkusuz ki ‘’Şarap’’. Koray Kasap tarafından çekilen klibi ile şimdiden birçok dinleyici kazandı kendine Eflatun. ‘’Biz seninle bir salkımın iki aşık üzümüyken başka şişelerde şarap olmuşuz, başka hayatlarda harap olmuşuz’’ gibi sözler içeren bir şarkı bizlerin kalbini fethetmesin de ne yapsın, öyle değil mi?

İlk albümü ‘’Ruh’’ ile 2006 yılında başarılı bir çıkış yapmıştı Cüneyt Çakım ve de tanışma, sitemiz için bir söyleşi yapma şansına erişmiştim. Uzun bir süredir bir albüm hazırlığı içerisinde olduğunu biliyordum. Geçtiğimiz günlerde ikinci çalışması ‘’Sexy’’ Rmp Yapım etiketi ile yayınlandı. Dört şarkı üç versiyondan oluşan albümde üç beste kendisine ait. Albümün isim şarkısında Genta İsmaili kendisine eşlik ederken ‘’Her Şey Bir Anlık’’ diğer şarkılardan daha bir öne çıkıyor. Yine de önceki albümünü ve özellikle ‘’Ruh’’ isimli şarkısını çok ayrı saklamak gerek.

Haftanın Serçesi: Washington Post gazetesi’nden

Eğer Sezen Aksu, Türk yerine Fransız olsaydı pekala bir Edith Piaf gibi olabilirdi.


Tango sevenlere Eko Müzik’in çok ciddi bir sürprizi var. Öncelikle albüm üstüne albüm geldi firmadan ve bu tarzın sevenlerinin asla karşı koyamayacağı bir şey. Dile kolay 9 albüm sizi bekliyor. İki tanesi dünden bugüne tango, bir tanesi pop tango, bir tanesi taş plaklarda tango, bir tanesi Fenerbahçe Tango, bir tanesi altın tangolar ve üç tanesi ustalara saygıyla tango adı altında. En sürprizi ise ‘’Naim Dilmener Sunar’’ başlığı ile yayınlanan sonuncusu. ‘’Düetleriyle’’ başlığı altında sunulan bu albümün en büyük sürprizi Nazan Öncel kuşkusuz bir diğer isim Erdener Koyutürk. Gerçekten bulunması çok zor kayıtlar ki bu şekilde gün ışığına çıkmış oluyor. 8 şarkılık albümde ikisi düet, biri enstrümantal olmak üzere diğerlerinde solist Nazan Öncel. Bugünün başarılı yorumcularından, söz yazarlarından, bestecilerinden olan Öncel’in sesinden tango dinlemek bir başka.

Pazar yürüyüşü yapıyorum. Kulağımda şarkılar eşliğinde. ‘’Anlatma’’ ile başlayan Vega faslı ‘’Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı’’ ile devam ediyor. Derken peşinden ‘’Bihaber’’ geliyor sonra ‘’Ankara’’ kaldı ki bu şarkıları içimi çok burkar. Ve en son ‘’Serzenişte’’ ki yeter pes ediyorum ve onları çok özlediğimi anımsıyorum. Tamam evlilik güzel, bir de çocuk var artık ne mutlu ama bizler unutulduk mu? 5 Yıldır bir albüm yapmayan Vega geçtiğimiz günlerde bir performans ile dinleyicileri ile buluşmuştu. Çok istemiş, gidememiştim ki 24 Nisan günü Bronx Pi Sahne’de olacaklarını öğrendim. Kendilerini hiç dinlemedim ama o gün orada ‘’Model’’ grubu da ayrıca sahne alacakmış. Kim gelmek ister?
Haftanın Şoku: Her Aşk Biraz Kendinin Katilidir

Sevgili şair - yazar dostumuz Emre Kalcı’nın bildiğiniz üzere ilk kitabının adı. Ağustos 1998 tarihi baskılı bu kitabının ertesinde kendisi ile tanışmıştık ve o gün bugündür de dostluğumuza devam etmekteyiz. Geçenlerde dikkatimi çeken bir şey oldu ve bir şarkı dinledim. Anemi isimli bir grup söylüyor ve şarkının adı ‘’Merhamet’’. Kitabın adının içindeki ‘’Biraz’’ kelimesi atılmış ve ‘’Her aşk kendinin katilidir’’ şeklinde bir sunum yapılmış ve direk şarkının başında daha duymaya başlıyorsunuz bunu. Şaşkınlığımı kendisine de dile getirdim. Sıradan bir kitap adı değil bu ve kullanılacaksa böyle bir noktada izin istenmeli diye düşünüyorum. Yani ben tamamen tesadüf diye düşünmüyorum ve pes diyorum, bazı şeyler bu kadar kolay olmamalı.


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Haftamın filmi kesinlikle ‘’Başka Dilde Aşk’’. Zeynep ile Onur’un hikayesi. Onur; sağır ve dilsiz; sessiz dünyası bir anda Zeynep’in hayatına girmesi ile renkleniyor. Her ikisi de bambaşka bir dünyaya yelken açıyorlar ve kendilerini ve hayatı birlikte sorguluyorlar. Aşkın bir başka dili, bir başka anlatımı, bir başka filmi. Çok samimi ve sıcak. Saadet Işıl Aksoy’u zaten beğenerek izledik hep ama Mert Fırat’ı en azından kendi adıma çok fazla yakından tanıyamadım diyebilirim. Mert Fırat bu filmde öyle bir performans sergiliyor ki kazandığı tüm ödülleri hak ediyor. Filmin DVD’si henüz çok yeni raflarda, pişman olmayacaksınız. Bu hafta izlediğim ve çok beğendiğim bir diğer film ise ‘’Chaos - Kaos’’. Geçen hafta izlediğim bir film ile benzer bir sendrom burada da yaşadım, filmin finali adına. Yani gerçekten çok iyi bir senaryo ile daha karşı karşıya kaldım. 2005 yapımı bu filmde Jason Statham ve Wesley Snipes başlıca rollerde.Bir kaza ve ardından açığa alınan bir polis, ardından bir soygun ve rehine krizi; takibinde kahramanları büyük sürprizler bekliyor. Aksiyon filmlerini seviyorsanız ve bu filmi izlememişseniz çok şey kaybetmişsinizdir demektir, ben yeni kazandım ayrı.

Bu hafta rutin bir şekilde dizilerimi birer birer izlemeye devam ederken aralarına bir yenisini daha ekledim. Steven Spielberg ve Tom Hanks ortaklığı ‘’Band Of Brothers’’ı (ki yayınlandığı süre içerisinde TV tarihindeki en pahalı yapımdı) geçen sene izleme şansını bulmuştum. Aynı ekip kaldıkları yerden bu kez daha büyük bir bütçe ile yeni bir yapımda bizlerle: The Pasific. 10 bölümden oluşacak dizi ve ikinci dünya savaşından kareler sunulacak. Dizinin ilk bölümünü izledim ve etkilendim. Savaş filmleri ya da dizileri son yıllarda pek tercihim değil ama böylesi bir ekip - sunum karşısında kayıtsız kalmak olmaz elbette. Bu arada diziyi izlemek isteyenler 18 Nisan’da (07 - 14 Nisan da ayrıca kamera arkası sunulacak) cnbc-e ekranlarında başlayacak dizi. Bu arada cnbc-e dergisinin Nisan sayısında da dizi ile ilgili özel bir dosya ve beraberinde sürpriz bir de CD var. Dönemin popüler şarkıları gayet güzel bir şekilde yan yana getirilmiş, çok beğendim bu hediyesini.

Haftanın Repliği: The Pasific’ten

Kendimle ilgili bir şey öğrendim. İnsanların birbirleri için yapacakları şeyler vardır. Ruhu ayıltmaktır bunun amacı. Bunları Tanrı ile bağdaştırabilecek bir tek şey var ama kendisi ile bağdaşmıyor insanın.

Nisan ayının ilk Pazartesi günü. Bahar birkaç gündür üzerimizde etkisini hissettiriyor ne güzel; o halde kaldığımız yerden devam edelim mi? İyi haftalar.

4 Nisan 2010 Pazar

Bir Nisan Albümleri

01 Nisan tarihli olması tamamen bir tesadüf mü bu dört albümün yoksa yapımcıların bilerek - isteyerek takındığı bir durum mu bilmiyorum. Ama aynı günde birçok dinleyicisi olan bu isimler için bence pek sağlıklı da değil. Birini dinleyen bir diğerini de dinlemek isteyecektir, diğerini de, diğerini de bilemeyiz ayrıca diyelim ki bu bahsedeceğimiz dört albümü de birden alacak gücü var kabul edelim, nasıl bir anda keyfini süre süre tadacak; bir diğerini merak ettiğinde o şarkıdan ya da albümden pek haz alınmaz gibi o ilk etapta. Kafaları çok karıştırmayalım ve bu durumu çok problem etmeyelim ve Emre Aydın’dan Ferhat Göçer’e, Hande Yener’den Kutsi’ye son albümlerine fazla detaya girmeden başlıklarla bir kritiğe başlayalım.

Ferhat Göçer - Biz Aşkımıza Bakalım / DMC Müzik

Albümü neden almalı: Ferhat Göçer’in bir yakını, eşi, dostu olduğumuz için yani hâl hatır meselesi.

Albümü neden almamalı: Ferhat Göçer’in bir hayli dinleyicisi olduğu kadar bir o kadar da ondan uzak durmayı isteyen bir kitle var. Yani ben de bu ikinci kitle grubu içindeyim. Nedense her albümünde, her şarkısında bir ticari duruş görüyorum ve yanılmak istiyorum; şarkıların samimi olduğuna inanmak; bu, dinleyicinin en doğal hakkı olsa gerek.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Sezen Aksu bestesi ‘’Ah Yıllar’’ ve Nazan Öncel bestesi ‘’Bırak Konuşsunlar’’ dikkatleri çekiyor. İlk etapta ‘’Üzüm’’, ‘’Vefası Eksik Yarim’’, ‘’Zifiri’’ de ayrıca sizi kesinlikle saracak. Başarılı şarkılar bunlar. Göçer’in sesi şarkılar ile başarılı bir uyum içinde ama yine de başka isimlerden hayat bulacak olsaydı daha bir tadına doyulmaz kılardı ayrı.

Albümün en kötü şarkıları: ‘’Kızım’’ isimli Sinan Akçıl çalışması kesinlikle çok sıkıcı ayrıca sanki ‘’Yastayım’’ şarkısı anımsamış Göçer’in ve bulduğu dinleyici düşünülmüş, böyle bir senaryo kurgulanmış. Hiç sevmedim. Aranjesi güzel olmuş olsa da ben Göçer’den cover bir şarkı - yorum dinlemek istemiyorum ve bu yüzden de ‘’Senede Bir Gün’’ü de bu albüm için gereksiz görüyorum.



Hande Yener - Hande’ye Neler Oluyor / Poll Production

Albümü neden almalı: Hande’ye neler olmuş, merak ettiğimiz için.

Albümü neden almamalı: Bildiğiniz üzere büyük bir değişim içine girdi Hande ve bu dikkatleri çektiği gibi eski dinleyicisini de ona ayrıca kaybettirdi. Son albümlerini biraz zorla dinlediğimizi ve sevmeye çalıştığımızı düşünüyorum. Kaldı ki en son herkes sabrını tüketti ve o da bir takım kararlar almak zorunda kaldı. Hande’ye iyi ki bir şeyler oldu da hepimiz rahat ettik, belki tamamında değil ama en azından bir kısmında kendimize geldik. Albümü almamalı değil Hande’ye son bir şans daha vermeli elbette eski günlerin hatırına.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Öncelikle baştan sona Sinan Akçıl imzası var albümde. ‘’Sopa’’ hepsinin içinde ilk dinlediğimiz şarkı oldu internete düşmesi ile. Dikkatleri çekti mi evet fena değildi de albümde yine de en şans verdiğim şarkı kesinlikle bu değil ama. Ben ‘’Bodrum’’u çok beğendim. Şarkı biraz değil tamamen kaos; ama bazı sözleri ve hareketli melodisi ile bu yaz bizi kendimizden geçirecek belli. Haricinde yine kişisel olarak ‘’Neden Ayrıldık’’ ve ‘’Bir Gideni mi Var’’ isimli şarkıları çok ama çok beğendim.

Albümün en kötü şarkıları: Kafamızı karıştıran Hande’nin bu albümdeki şarkılarına bir anda adapte olmamız mümkün değil bu sebeple de herhangi bir şarkısına kötü demek istemiyorum. Ama albümdeki ‘’Yasak Aşk’’ın ve iki tane olmak üzere ‘’Sopa’’nın remixlerini beğenmedim.


Kutsi - Bambaşka / Pool Production
Albümü neden almalı: Sebebi açık ve net. Kutsi’nin sevdiğim şarkıları olmuştur, onların hatırı vardır; eminim birçok dinleyicinin de başka bir sebebi yoktur. Bu arada Yener ile üstelik aynı üstelik yeni bir firmadan yayınlandı albüm kim bilir belki de çok az da olsa merak uyandırabilir nasıl iki iş çıktığı ortaya.

Albümü neden almamalı: ‘’Bambaşka’’ ismi ile albüm sanki yeni bir şeyler sunacak gibi dinleyicilere ama kesinlikle yanılma payı var burada. Kutsi aynı Kutsi; nasıl seviyorsak onu albümünü alıyoruz, sevmiyorsak almayız durumu. Ortada olanlar daha net bir yanıt verebilecektir buna.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Sinan Akçıl son günlerde sanırız yemiyor - içmiyor ve herkesin gözdesi olmaya devam ediyor. Bu albümde neyse ki sadece bir tane sözü var. Albümle aynı adı taşımasından da anlaşılacağı üzere en dikkat çekecek çalışma kesinlikle bu. Yine son dönemlerin en dikkat çekici söz yazarlarından ve bestecilerinden olan Soner Sarıkabadayı ki kısmen şarkılarında bizi çok hüsrana uğratmadı ama bu albüme verdiği iki beste onun imzasını taşıdığı için yine ilgi çekebilir ama beni çok çarpmadı.

Albümün en kötü şarkıları: ‘’Son Mektup’’ isimli şarkısı pek de sağlıklı gelmiyor kulağa. Kaldı ki piyasada bu isimle zaten birer klasik olan iki ayrı şarkı var. İlk duyduğumda acaba hangisini yorumladı diye düşünürken öğrendim ki kendi bestesiymiş Kutsi’nin. Kötü değil ama gerekli de değilmiş gibi bir durum bu. Ayrıca bütününde albümü başarılı bulmadım.


Emre Aydın - Kağıt Evler / Sony Müzik

Albümü neden almalı: İlk sol albümü ‘’Afilli Yalnızlık’’ o denli başarılı bir çalışmaydı ki aynı zamanda bu albümü ile çok ciddi bir dinleyici kitlesi yakaladı Emre Aydın, çok başarılı konserler verdi ve haklı ödüller kazandı. Ayrıca bu albümü almanın en güzel yanı içinde Sinan Akçıl’ın olmaması :)

Albümü neden almamalı: Albümü almamanız için tek bir sebep var o da gerek Aydın’ın gerek tarzının dinleyicisi olmamanız.

Albümün en öne çıkan şarkıları: Albümün açılış şarkısı aynı zamanda ilk klip şarkısı ki öyle başarılı ki ‘’Bu Yağmurlar’’ gerçekten büyük bir alkışı hak ediyor. Bir şarkı hariç tüm söz ve müzikler kendisine ait kaldı ki bu güzel de bir bütünlük taşıyor. Ben ‘’Tam Dört Yıl Olmuş’’ ve ‘’Ayrı Ayrı’’ya ayrıca bayıldım.

Albümün en kötü şarkıları: Albümün cover şarkısı ‘’Duymak İstiyorum’’. Cem-Ali çalışması olan bu şarkı dinleyicinin kulağında onların yorumu ile öyle ayrı bir yerde duruyordu ki bu şarkıyı yeniden okumak ciddi de bir riskti. Bir o kadar beğenip doğru bir seçim olduğunu düşünen de var bir o kadar bu yeni yorumu beğenmeyen de. Benim kişisel görüşüm şarkının yorumundan rahatsız olduğum değil ama olmasaydı da olurdu sanki ya da başka bir şarkı sunulabilirdi.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Yeliz Yeşilmen

Yeliz Yeşilmen - Elemtere Fiş

Aman elem elem elemtere fiş
Aman kötü göze kem göze şiş

MP3

1 Nisan 2010 Perşembe

NİSAN 2010

NİSAN 2010
yayındayız ...

29 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

Bahar geldi dedik adeta; bu birkaç gündür enerjisi güzel hayatın. Bu hızı kesmemek lazım. Örneğin geçen Cumartesi Nisan sayımız için sevgili Zeki’nin gerçekleştireceği bir söyleşiye dahil ettim kendimi yine; yine çok özel bir şair ile nefis bir sohbet gerçekleşti. İsmi söylemiyorum zira birkaç gün içinde sayfalarımızda okuma şansını bulacaksınız. Beraberinde F.Gül Yanık’ın gerçekleştirdiği ‘’Müzisyen’’ köşesinde de yine çok özel bir müzisyen var. Yıllardır albümlerde ismine rastlardık ne güzel ki yolumuz kesişti ve kendisi ile de karşılaştık. Yine çok keyifli bir söyleşi oldu. Ayrıca üç tane konuğum ‘’Müzik-hâl’’ de sizleri bekliyor. Bir tanesi son günlerde ortalığı yıkıyor; ilk albümü çok başarılı ama öncesi onu bakalım nereden anımsıyoruz. Diğer iki konuğum ise yıllardır özellikle sahne dünyasında göstermiş oldukları performanslar ile dinleyicisine ulaşıyor Doğrusu bu ay verimli bir ay olması için çabaladık; başka sürprizlere de açık olabilirsiniz. Ayrıca bildiğiniz üzere ‘’Şimdi 90’lar’’ isimli albüm son günlerde çok konuşuluyor. Benim de albümde bir yazım yer alıyor ama albüme ve 90’lara dair sığdıramadıklarımı bu ay sizin için ayrıca kaleme alıyorum. Ve elbette daha neler neler, birkaç güne sizlerleyiz.

Bu arada yarın gece yine OSSİ Müzik’ten yayınlanan bir albümün tanıtım gecesinde Babylon’da olacağız. Beş yıl aradan sonra ‘’Dinazor’’ isimli albümleri ile yeniden bizlerle birlikte olan Rashit albümünün tanıtım gecesini özel bir programla süsleyecek gibi görünüyor. Teoman ve k.İskender de bildiğiniz üzere albümde gruba eşlik etmişlerdi ayrıca konuk olarak başka isimlerin de orada olacağının adı geçiyor. Yalnız çok ilginç konserin başlama saati 21:30 olarak görülüyor Biletix adresinde; grubun web sitesinde 22:00 olarak geçiyor. Ulaşan davetiye de belirtilen saat ise 23:00. Var mı arttıran diyoruz :) Velhasıl Türkiye’nin ilk resmi punk grupları kendileri ve bir uğrayıp o soluğu tatmak gerek diye düşünüyoruz. Yeri gelmişken albüme adını veren şarkıyı özellikle sansürsüz olarak dinlemekten acayip keyif aldığımı söylemeden de geçemeyeceğim.
http://www.rashit.com/tr/dinozor-video adresinden dinleyin ve izleyin derim, çok eğleneceksiniz :)

Nisan ayı için şimdiden bir takvim oluşturuyorum kendime ve altını çizmeden geçmek istemiyorum. Konser mekanları içinde Balans’ı ayrı severim en başta sigara içebiliyoruz diye belki. Nisan ayı içinde iki genç müzisyenin performansı bekleyecek bizleri. İki ismi de geçtiğimiz ay sayfalarımızda konuk etmiştik ilk albümleri ile. Bora Duran ile geçtiğimiz günlerde karşılaştık ve kısa bir sohbet etme şansını bulduk. Daha önce yine aynı mekanda vermiş olduğu konserinden görüntüler de izleyince tamam dedim, kesin orada olacağım. Merak eden arkadaşlar sanatçının Facebook sayfalarından bu performanslara ulaşabilir ve 13 Nisan adına orada olmayı isteyebilir. Bir diğeri de sevgili Dehan. Albümünden yeni bir şarkıya daha başarılı bir klip çekmiş geçenlerde; keyifle izledim. Henüz duyurusunu yapmak için belki erken ama anımsatmakta da fayda var zira konser 27’sinde. Ayrıca Nisan ayı içinde Balans’ta Teoman, Levent Yüksel, Hayko Cepkin, Nil Karaibrahimgil, Sertab Erener, MFÖ gibi önemli isimlerin de sahne alacağını ayrıca hatırlatalım.

Haftanın Sürprizi: Yonca Karadağ

90’lı yılların başında Herdaim Yonca ismi ile bir albüm yapmıştı. Müziği bırakmadı ve vokal yapmaya, albümlerde söz yazarı - besteci olarak katkıda bulunmaya devam etti. Gökhan Türkmen’in ikinci albümünde ‘’Rüya’’ isimli şarkısında kendisi ile düet yapıyor. Şarkı harika, Yonca vokali müthiş, bir de Gökhan Türkmen keşke çok daha iyi bir şekilde okumuş olsa.

Cumartesi ve Pazar günü gezmelerimde D&R’lar başrolü oynadı. Ne kadar gereksiz albümün ne kadar başköşelerde olmasına tanıklık ettim bir kere daha. Toplama albümlerden bahsetmek istiyorum yine burada. Evet yapıldığı zaman iyisi yapılıyor, bizler de alıyoruz, dinliyoruz keyifle, yazarak paylaşıyoruz sizlerle. Ama bazen bu iş o kadar basite indiriliyor ki şaşıp kalıyoruz ve onları da söz etmeden geçemiyoruz. Bu da bir şekilde reklamını yapmak belki ama olsun siz nasılsa neyi dinleyeceğinizi ya da satın alacağınızı biliyorsunuz, son karar sizlerin yani. Gelelim Sony Müzik gibi bir firmanın maalesef sadece ticari amaçlı yayınladığı bu albüme. Albümün adı ‘’16 Kadın Söylüyor’’ ve öyle bir sunuluyor ki bülteni ile sanırsınız içinde divadan geçilmeyecek. Adeta rastgele seçilmiş isimler adeta rastgele seçilmiş şarkılar, herhangi bir esprisi yok. Sezen Aksu’dan ‘’Gidemem’’ ile açılan albüm Jale’den ‘’Son Geceler ile bitiyor. Atiye’de var albümde Hande Yener’de, Gülşen’de, Asya bile var. Bu şarkılar hâlâ evinize girmemiş ise zaten müzik dinlemeyi falan bırakın hani. Albüme dair son bir şey; kapak çok ama çok kötü.

Sony Müzik’ten devam edelim öyleyse ve ayın 1’inde yayınlanacak bir albüme gidelim buradan. İyi bir albüm olacağına o kadar eminim ki şimdiden heyecanlıyım dinlemek adına. Uzun zamandır yeni albümü bekleniyordu ve nihayet sessizlik bitiyor. Emre Aydın’ın yeni albümünün adı ‘’Kağıt Evler’’. On şarkılık bu albümden ilk klip ‘’Bu Yağmurlar’’a çekilmiş. Üstelik öyle böyle bir şarkı değil dinlediğimiz kadarı ile bu zira klibi de adeta bir tablo, çok başarılı bu anlamda yönetmeni Murad Küçük’ü tebrik etmek lazım. Emre Aydın’ın albümle birlikte sanırım adı artık emreaydın şeklinde yazılacak, böyle bir garip durumun içine de girilmiş. Ne olursa olsun keyifle dinlenecek, ben seviyorum şarkılarını ve dinleyicisi ile olan samimiyetini. Yeni firmasında yeni albümü ile güzel satışlar ve konserler diliyorum kendisine.

Ve son olarak aynı gün DMC etiketi ile yayınlanacak bir albüme dönelim istiyorum ama elbette uzak kalalım parantezi içinde. Zira Ferhat Göçer de geri dönüyor. Kaldı ki son albümünün bonus üstüne bonus sunulması bir yere kadardı değil mi, iyi pasta yendi ayrı. Velhasıl albümün ismi ‘’Biz Aşkımıza Bakalım’’ e bakın tabi biz de şarkılara bakalım. Albümün aranjörü Ozan Doğulu. Albümün sunumunda şu not dikkati çekiyor ki Sezen Aksu, Nazan Öncel, Sinan Akçıl ilk kez bir albümde bir araya geliyor. Nasıl yani belki üçlü olarak şu an anımsamıyorum doğrudur ama bunun ne gibi özel bir durumu olabilir ki :) Yani albümün başka hiçbir özelliği yok da bu mu var, e peki. ‘’Kızım’’ isimli şarkı duyduğumuz kadarı ile çıkış şarkısı olacakmış kaldı ki Cihan Okan’ın ‘’Karım’’ şarkısı kadar daha adından uzak durulacak bir şarkı hissine kapılıyorum eminim ki yanılmayacağım. Ayrıca kendisinin TV programlarından konserlerine birçok şarkıya birçok yorum getirdiğinize aşinasınızdır, bu yüzden tanıdık bir şarkı yorumu ile ilginizi çeker mi bilemem ama ‘’Senede Bir Gün’’ seçilmiş bu anlamda. Bahse girmek isteyen var mı? Ben çok satacağına eminim yine de bu albümünün de.

Haftanın Albüm Kapağı: Şahsenem ( +18 :)


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Bu hafta şahane filmler izledim adıma ve en azından geçen haftaya göre daha iyi seçimler yaptığım kanısına vardım. Henüz sinemalarda gösterimi devam eden ‘’The Men Who Stare at Goats - Özel Kuvvetler ’’ ile aralayalım sezonu hemen. Öncelikle birçok seyircinin film ile ilgili eleştirilerini okudum ve genel kanı olarak beğenilmediğinin daha öne çıktığını gördüm ama ben keyifle izledim filmi. Bir kere izlemekten keyif aldığım dev bir oyuncu kadrosu vardı. Jeff Bridges, George Clooney, Ewan McGregor, Kevin Spacey ile daha ne olsun gibi bir durum var ortada. gazeteci Bob Wilton‘ın Amerikan ordusunda psişik askerlerin yetiştirildiği özel bir birim olduğunu öğrenmesi ve bu askerlerin en iyisi olduğu söylenen Lyn Cassady ile absürd bir maceraya balıklama atlaması anlatılıyor filmde. Delice kahkahalar atmıyorsunuz ama keyifli bir tat bulabiliyorsunuz, en azından ben yakaladım.

Bu aralar bir arkadaşım ile birlikte James Caviezel ismine kilitlendiğimizi biliyorum ve bu hafta iki film ile kendisini izlemekten son derece memnun olduğumuzu da. Öncelikle ‘’I am David - Adım David’’ fimi nicedir sırasını bekliyordu ama nedense hep erteliyordum kaldı ki neden böyle bir şey yaptım bilemiyorum. Bay James filmde başlıca rolde ama çok az görüyoruz kendisini zira küçük oyuncu Ben Tibber ile açılıyor film ve öyle de bitiyor. Bulgaristan’dan bir kominist kampından kaçan David elinde mühürlü bir zarfla verilen tavsiyeyi dinlemek üzere yola çıkıyor. Danimarka’ya ulaşması gerek ama sebebini hiç bilmiyor. Film ara ara temposunu düşürse de arada geçen ve önemsiz gibi görünen sahnelere dikkat etmek lazım zira finalini oluşturan bu kareler ile izledikten sonra pişman olmayacağınızı anlıyorsunuz. Tam haftamın filmi budur diyecek gibi hissederken bir başka film ile karşılaşıyorum ki vay canına oluyorum, neden ve nasıl daha önce izlemem. Caviezel ismine bu kez Morgan Freeman ve Ashley Judd eşlik ediyor ki özellikle Judd’u önümüzdeki haftalarda diğer filmleri ile izlemeyi istiyorum. Evet High Crimes - Büyük Günahlar’’ nefes kesici bir film. Başarılı bir savunma avukatı olan Claire ve müteahhitlik yapan eşi Tom birbirlerine deli gibi aşık, güzel bir hayat yaşıyorlarken bir anda başlarına gelen bir soygun olayı ile hayatları değişiyor. Bu olayı bir sürpriz tutuklanma takip ediyor ki Claire eşi ile ilgili bilmediği bir gerçek karşısında neye uğradığını şaşırıyor. Film boyunca sizi sürpriz üstüne sürpriz bekliyor. Özellikle finali ile adeta vay dedirten bu filmi kesinlikle kaçırmamanızı öneriyorum.


Ayrıca ‘’Ladder 49 - Ekip 49’’ daha başında tat alamayacağımı hissettirse de izlediğim bir diğer film olurken (kaldı ki filmde Brother’s & Sister’s dizisinden hayranlığım Tommy karakterindeki Balthazar Getty sürprizi yaşadım) ‘’Felon - Mahkum’’un da sınıfı geçtiğini söyleyebilirim kendi adıma. Kaldı ki bu filmde de bir soygun girişimi ve yine hapishane süreci var. Val Kilmer hayranları özellikle sevebilirler.

Bu arada geçen hafta içinde dizilerden ‘’Mentalist’’ ve ‘’Spartacus Blood And Sand’’ izlediğim çarpıcı bölümleri ile öne çıktı. Ayrıca ‘’Life’’ ilk sezonunda bu denli etkileyici değildi ama ikinci sezon bölümlerine adeta bayıldım, ‘’Castle’’ ekibi zaten mükemmel ama bu üç diziden sonra beni hangi polisiye dizi paklar bilmiyorum ve tavsiyeleri bekliyorum, zira sonlara az kaldı. Derken ‘’Damages’’in nihayet elimde bölümleri birikti ve ben üçüncü sezonuna başladım; fazlası ile beklemeye değmiş. ‘’Lost’’a, ‘’Desperate Housewives’’a, ‘’The Good Wife’’a devam. ‘’Cougar Town’’ ve ‘’Human Target’’ın elimdeki yeni bölümlerine henüz sıra gelmedi, ‘’Flashforward’’ ve dördüncü sezonu ile ‘’The Tudors’’ da başlasın artık.

Güzel, güneşli bir hafta tattık, şimdi yağmurlara kaldığımız yerden devam. Yine sımsıcak bir hafta olsun hepimize.

27 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Devran Çağlar


Devran Çağlar - Fıstık Gibisin

Bembeyaz teninle gözüm kamaşır, öpesim geliyor kaymak gibisin
Kabuğu soyulmuş, taze kavrulmuş, çıtır çıtır yenen fıstık gibisin

MP3

22 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

İstanbul Strings; Türkiye’deki ilk keman grubu. “ 12 songs : instrumental music vol.1 “ isimli albümleri ile dikkatleri üzerlerine çekecekler gibi duruyor. 11 üyeden oluşan grubun 12 şarkılık albümünde ‘’Sarı Gelin’’ performansına Mustafa Ceceli, ‘’Her Gün İsyanım Var Kadere’’ performansına ise Hüsnü Şenlendirici eşlik etmiş. Ceceli’yi artık her yerde görüyor olmamıza şaşırmamamız lazım bu arada. Genel olarak hareketli şarkıların öne çıktığı albümde Mozart / ‘’Küçük Bir Gece Müziği’’ ve DJ Burak Yeter’in ‘’Hicazkar Saz Eseri’’ remixi bir hayli başarılı.

2005 yılı Eurovision temsilcimiz Gülseren her zaman iyi bir sanatçı olduğunu ve asla ‘’Rimi Rimi Ley’’ olmadığının altını defalarca her yerde çizmişti de inanmamıştık. İspat etmesi için neden bu kadar bekledi bilinmez ama eşi Luis Ernesto Gomez ile bir albüme nihayetinde imza attı ve ‘’Kumbiya Turka’’ 14 şarkılık bir albüm olarak dinleyicinin karşısına çıktı. Gerek kendilerinin gerekse başka orijinal çalışmaların yanında bu albümde aşina olunan türkülerimize de rastlıyoruz. ‘’Pınar Başı’’, ‘’Telgrafın Telleri’’, ‘’Esmerim Biçim Biçim’’ gibi çalışmalar latin ritmler ile sunuluyor ve pek de burun kıvırarak bakmazsak ortada gayet iyi de bir iş var gibi duruyor. Galiba biraz fazla haksızlık yaptık Gülseren’e ve ne olursa olsun en güzeli o hâlâ bir şeyleri ispatlama peşinde, yolu açık olsun halde.



(Dün Aşık Veysel'in ölüm yıldönümüydü. Kendisini güzel bir çalışması ile ve farklı bir yorumla anmadan geçmek olmazdı.)

Ve bugün raflarda yerini almaya hazırlanan bir albüm ki ‘’Urumeli Hatırası’’ adını taşıyor. Uzunca bir aradan sonra bu albüm ile Yasemin Göksu’yu yeniden dinlemeye hazırlanıyoruz. İlk albümü ‘’Gül Kuruttum’’u 1995 yılında yayınlayan sanatçı ‘’Kalanların Ardından’’ ve ‘’Ateş Oldum’’ isimli çalışmaları ile yoluna devam etmişti. Ötesinde birçok film ve dizi müziğine sesi ile hayat veren sanatçı albümün adından Kemal Sahir Gürel, Ömer Avcı, Sunay Özgür ve Ender Akay gibi başarılı aranjörler ile çalıştığı albümünde pek tabidir ki tahmin edilen türküler mevcut. ‘’Kırmızı Gülün Alı Var’’dan ‘’Arda Boyları’’na uzanılacak bu çalışma ile birlikte sanatçı dünyanın çeşitli yerlerinde bir seri konserler vermeye hazırlanıyor.

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir albüm ile bir hayli keyiflendim. Ömür Küçükler imzalı albüm ve ‘’Bir Ömür Klarnet’’ adını taşıyor ki adından da anlaşılacağı gibi enstrümantal bir çalışma daha var karşımızda. Küçükler’in küçük yaşlarda başlayan müzik yolculuğunda daha sonra Yasemin Göksu, Okay Temiz gibi isimlerle çalışması önemli bir adım oluyor hayatında. Tek idealim dediği bu albümünde de sevilen şarkılara, türkülere yepyeni bir soluk getirmiş müzisyen. Hepsini ve daha fazlasını kendisi ile gerçekleştireceğim söyleşide okuma şansını bulacaksınız Nisan ayı içinde. Ama öncesinde merak ediyorsanız bu Çarşamba günü Life Room’da albümünün tanıtım konserinde bulunabilirsiniz. Murat Balkan ile Balkan Fiesta adı altında gerçekleşecek etkinlik kuşkusuz ki sizi balkanların o sıcak melodilerinde yerinizde oturtmayacak.


Geçen aylarda sitemizde konuk ettiğimiz Murat Tuğsuz, ‘’İZ TV Belgesel Müzikleri’’nden oluşan ‘’Şehr-i İstanbul’’ albümünün yoğun istek üzerine bir kere daha buluşmasını gerçekleştiriyor ve bu akşam saat 19:00’dan itibaren Moda Deniz Kulübü’nde bir kokteyl ile dinleyicisi ile buluşuyor. Kanun, ud, ney, kemençe ve Tuğsuz’un piyanosundan keyifli bir akşam geçirmek isteyenlere ayrıca giriş ücretsiz. Yine bu ayın ‘’Müzik-hâl’’ konuğu olan bir başka genç müzisyen Burak Canözer bizlere kurmuş olduğu Kuvars isimli grubundan bahsetmişti anımsarsanız söyleşimizde. Bu akşam saat 21:00’den itibaren Bronx’ta 5 grup sahne alacak ve bir tanesi kendileri. Her grup sahnede bir saat kalacak ve aralarında bir de yarış gerçekleşecek. Katılımcıların seçeceği bu 5 gruptan biri ‘’Tanışarock’’a katılmaya hak kazanacak ve bir de 5 şarkılık bir albüm yapılacak kendilerine. Katılırız katılamayız ama kalbimiz Kuvars ile birlikte.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Haftanın bir gününü daha önce seyrettiğim filmlere ayırma kararı verdim ve bu hafta bu anlamda nostalji kuşağımda ‘’ While You Were Sleeping - Sen Uyurken’’i seyrettim. İlk seyretmemdeki heyecanı aldım mı aldım zira 1995 yapımı bu romantik komediyi adeta ilk kez izler gibi izledim. Bir tek konusu kısmen kalmış aklımda demek ki zamanında sağlıklı bir şekilde buluşamamışız. Özetinde Sandra Bullock seyretmek istedi sanırım canım en çok ya da çok fazla uykum gelmemiş olmalı ki buna odaklandım; kim bilir belki de havada aşk rüzgarı falan vardır :) Neyse ama haftamın filmi bu değil; haftamın filmine gelince kesinlikle ‘’Fireflies in The Garden - Bahçemdeki Ateş Böcekleri’’. 2008 yapımı film ilk kez Berlin Film Festivali’nde gösterilmiş ve de olumlu tepkiler almış. Weachter ailenin dramatik hikayesini anlatan film aynı zamanda yönetmeninin de yarı otobiyografik öyküsünün taşıyormuş. Ryan Reynolds’a Julia Roberts ve Willem Defoe eşlik ediyor ki oyunculuk mükemmel, duygusallık şahane. Zira bir şeyin altını çizemeden geçemeyeceğim ama filme dair spoi falan da vermek istemiyorum ama filmin bir sahnesi bizden bir filmin (Babam ve Oğlum) fena halde eşi - benzeri ya da bana mı öyle geldi ne bilmiyorum ama sanki bu denli benzerlik şaşırtıcı ya da çok büyük bir tesadüf.

Haftanın seyretmekten keyif almadığım ama yine de sonuna kadar ne olacak diye beklediğim ve umduğumu asla bulamadığım bir diğer filmi ise ‘’Long Weekend’’. 2008 yapımı yine ve başrolünde filmi izlemem içinde bir de bir sebep olan James Caviezel var ama yanında bir o kadar da başarısız bir oyuncu Claude Karvan mevcut ki ilk kez seyrettiğim performansı beni sinir etti resmen. Filmde başka da oyuncu yok zaten, bir köpek var :) Mutlu mu mutsuz mu anlamadığımız bir çiftin hafta sonu planları altüst oluyor; olabilir ama başlarına gelen şey ne tam olarak çözemiyorsunuz zaten izlemeyin ve çözmeyi denemeyin de. Ayrıca kesinlikle Thee Daarjeeeliing Limited - Küs Kardeşler Limited Şirketi’’ isimli bu filmden de uzak durmalısınız. Birbirine yabancı üç kardeşin babalarının ölümünün ardından Hindistan’a bir tren yolculuğuna çıkmaları, falanları filanları anlatılıyor ama çok çok sıkıcı üstelik dev kadrosuna rağmen. Kimler yok ki listesinde Adrien Brondy, Natalie Portman, Bill Murray vs. ama ortada beklenen bir şey yok işte. Ötesinde 2000 yapımı ‘’The Crimson Rivers - Kızıl Nehirler’’ bu iki filmin yanında daha renkliydi. Jean-Christophe Grangé’in ilk kitabından uyarlanan Fransız yapımı film en azından beni bir yerlere sürükledi. Jean Reno faktörünü adıma unutmamam lazım elbette ki. Ötesinde eh diyebileceğim bir diğer filmde Güney Kore yapımı olan Green Chair - Yeşil Sandalye’’ ki geçkin bir kadın ile genç bir erkeğin cüretkar sahnelerinden öte bir şey getirmedi ama yine de izlenmeden geçilecek bir film değildi. Bu hafta sanırım izlediğim diziler daha keyifliydi.


Güzel ve güneşli bir Pazartesi; bahar mı geldi; dilerim öyledir. Hepimize güzel bir hafta dilerim.

21 Mart 2010 Pazar

Dünya Şiir Günü


Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiiri yoktur.

''Dünya şiir gününüz kutlu olsun''

Ahmed Arif - Hasretinden Prangalar Eskittim
Ahmet Telli -Gidersen Yıkılır Bu Kent
Ataol Behramoğlu - Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
Attila İlhan -Üçüncü Şahsın Şiiri
İclal Aydın - Seni Seviyordum
Müşfik Kenter -Anlatamıyorum
Nazım Hikmet - Memleketim
Özdemir Asaf - Lavinia
Selçuk Yöntem - Kadınlar İçin Sone
Yılmaz Erdoğan - Yağdıkça

MP3

20 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Banu Alkan

Banu Alkan - Osmanlı Erkeği

Canı isterse sever döver
Tespihini durmadan çeker
Ben Osmanlı erkeğiyim deeeeer

Bu kuluna yarab sabır ver

MP3


19 Mart 2010 Cuma

Şimdi 90'lar

CD-1

1- ABONE – YONCA EVCİMİK
Söz: Aysel Gürel Müzik: Garo Mafyan
2- ARNAVUT KALDIRIMI – DEMET SAĞIROĞLU
Söz: Demet Sağıroğlu Müzik: Gürol Ağırbaş
3- GÜLLERİM SOLDU - SEZEN AKSU
Söz-Müzik: Sezen Aksu
4- TANIMA BENİ - GÖNÜL AKKOR
Söz-Müzik: Şehrazat
5- AŞK YENİDEN – YENİ TÜRKÜ
Söz: Murathan Mungan Müzik: Derya Köroğlu
6- NELER OLACAK – BENDENİZ
Söz-Müzik: Bendeniz
7- FİRARIM BEN – SİBEL ALAŞ
Söz-Müzik: Sibel Alaş
8- GÜNEŞTEN SICAK – TUĞÇE SAN
Söz: Sibel Alaş Müzik: H-Two-B.Ranks-M.Herzer
9- HOLIGAN – ATHENA
Söz-Müzik: Athena
10- SUS KONUŞMA – TEOMAN
Söz-Müzik: Teoman
11- TAVLA – MİRKELAM
Söz: Mirkelam-İskender Paydaş Müzik: Mirkelam
12- TUTUNUP KENDİME – AJLAN
Söz-Müzik: Naşide Göktürk
13- AFFETMEDİM KENDİMİ – TANER
Söz: Zeynep Talu Müzik: Garo Mafyan
14- BEN BÖYLEYİM İŞTE – COŞKUN DEMİR
Söz: Zeynep Talu Müzik: Melih Kibar
15- PAROLAYI SÖYLE – EDA ÖZÜLKÜ
Söz: Eda Özülkü Müzik: Metin Özülkü
16- ALLADI PULLADI – METİN ÖZÜLKÜ
Söz: Eda Özülkü Müzik: Metin Özülkü
17- Bİ DAHA ANLAT ANNANE - İLHAN ŞEŞEN
Söz-Müzik: İlhan Şeşen

CD-2

1- SEVDİK SEVDALANDIK - REYHAN KARACA
Söz: Feyyaz Kuruş-Zeynep Talu Müzik: Feyyaz Kuruş
2- SENİ BANA YAZMIŞLAR – OYA&BORA
Söz-Müzik: Bora Ebeoğlu
3- AH CANIM VAH CANIM – AHMET
Söz-Müzik: Ahmet
4- SEBEPSİZ FIRTINA – YAŞAR
Söz-Müzik: Yaşar
5- HOVARDA (Remix) – EMEL MÜFTÜOĞLU
Söz-Müzik: Sezen Aksu
6- GİTTİN GİDELİ – ERDAL
Söz-Müzik: Erdal Çelik
7- VEFASIZ – SONER ARICA
Söz: Soner Arıca Müzik: Selim Aysan
8- KAÇIN KURASI – SİBEL TÜZÜN
Söz-Müzik: Sezen Aksu
9- MAHMURE – NÜKHET DURU
Söz: Turgut Özakman Müzik: Soner Olgun
10- SENDE BAŞINI ALIP GİTME – NİL BURAK
Söz: Cem Karaca Müzik: Nil Burak
11- ŞİİRİMİN DİLİ – SEYYAL TANER
Söz: Ömer Civano Çakmakçı Müzik: Kemal Boran
12- AY İNANMIYORUM – AŞKIN NUR YENGİ
Söz-Müzik: Aşkın Nur Yengi
13- ÇIK HAYATIMDAN - AYSUN KOCATEPE
Söz-Müzik: Ali Kocatepe
14- ÜZGÜNÜM – JALE
Söz: Zeynep Talu Müzik: Garo Mafyan
15- BENSİZ OLSUN - FULDEN URAS
Söz-Müzik: Serdar Ortaç

60, 70, 80’lerden sonra “Şimdi 90’lar!”

Türk popunun doksanlı yılları çift diskten oluşan bir albümle geri dönüyor! CD formatının henüz yaygınlaşmadığı günlerde az sayıda basılan ve bu yüzden bir çoğu bugün piyasada bulunmayan doksanlı yıllar şarkıları bu albümle tekrar dinleyici karşısına çıkıyor.

Seksenlerin ağırlığını üzerimizden attığımız, tekerlemeli ve neşeli şarkılarla dans edip eğlenmeyi yeniden keşfettiğimiz o günlerin yeni tanıştığımız yetenekleri, artık bugünün starları. İşte Aşkın Nur Yengi, Yonca Evcimik, Soner Arıca, Demet Sağıroğlu, Bendeniz, Sibel Alaş, Teoman, Mirkelam, Reyhan Karaca, Yaşar, Aysun Kocatepe, Athena, Sibel Tüzün, Ahmet, Tuğçe San, Taner, Fulden Uras…

Ve yetmişler ya da seksenlerde tanıştığımız ve doksanlar popuna da damgasını vuranlar: Gönül Akkor, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Seyyal Taner, Nil Burak, Coşkun Demir, İlhan Şeşen, Yeni Türkü, Jale, Emel Müftüoğlu, Erdal...

Birlikte ürettikleriyle Türk popuna çok şeyler katmış ve hala katmaya devam eden Eda & Metin Özülkü ile Oya & Bora.

Ve çok genç yaşta talihsiz bir kazayla yitirdiğimiz Ajlan.

Hepsi, doksanlarda imza attıkları şarkılarla, o şahane günleri geri getirmeye geliyor. CD’lerle, internetle, cep telefonuyla, mp3’lerle ve bugün artık kanıksadığımız bir çok yenilikle ilk kez tanıştığımız o günlere, o günlerin şarkılarıyla geri dönüyoruz. “Şimdi 90’lar!”

Ossi Müzik tarafından yayınlanan “Şimdi 90’lar” albümünün prodüktörü Hakan Eren. Albüm kartonetinde o günlere ait resimler ve dergi kapak resimlerinin yanı sıra, Türk basınının 20 önemli yazarı tarafından kaleme alınmış yorumlar yer alıyor. Bu yazarlar: Naim Dilmener, Hakan Tok, Tolga Akyıldız, Kutlu Özmakinacı, Asu Maro, Atilla Aydoğdu, Şafak Karaman, Ahmet Kamil Taşkın, Fatih Melek, Olcay Tanberken, Cüneyt Asi Duru, Kadri Karahan, Suat Kavukluoğlu, Mehmet Bilal Dede, Esin Övet dışında 90’ların ve günümüzün önemli söz yazarları Zeynep Talu ve Şehrazat. Albümün kapak ve görsel tasarımı Engin Korkmaz ve mastering kayıtlar Bora Ebeoğlu imzasını taşıyor.

Türkiye’de bir kuşak bu şarkılarla aşık oldu, aşkı yaşadı, hayatı tanıdı. Saf, masum ve iyi niyetli aşkların, kalp çarpıntılarının, yıllar geçse de unutulmayan o ilk heyecanlarının, ayrılık acılarının, kavuşma telaşlarının şarkıları bunlar... Bu albümle yıllar sonra yeniden keşfedilmeyi bekliyorlar. Ve Ossi Müzik’le unutulmayan şarkılar çalınmaya ve söylenmeye devam ediyor!

(Basın Bülteni)

Şimdi 90'lar - OSSİ Müzik

15 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

Özlem Tekin’in en sevdiğim şarkılarından biri ‘’Yanmamışlar’’dır. O şarkıyı anımsarsanız kendisine vokal yapan bir isim vardı: Doğuş. O dönem bu durum çok enteresan gelmişti insanlara ama bir o kadar da iyi bir iş çıkmıştı ortaya. O şarkıdaki vokalinden başka hiçbir yerde, hiçbir zaman ısınamadım Doğuş’a. Onun doğduğu yerde ben battım :) Doğuş’un hayat hikayesine denk gelip dinlememe ve sonsuz samimi bulmama rağmen müziğinin bıraktığı hiçbir şeyin olmaması ama buna rağmen dünden bugüne istikrarından vazgeçmemesi ve kendisine hep dinleyici bulması enteresan bir enerji. Kim kolay kolay 12’nci albümünü yayınlıyorki bu piyasada hatta onunla birlikte çıkış gösterenlerin çoğu unutuldu bir yanda. Velhasıl 16 şarkılık bir albüm ‘’Kırık Hançer’’ ve müzik piyasasında yerini aldı. Albümle aynı adlı şarkıda Niran Ünsal düeti var ki; Ünsal’ı böyle her yerde her düette görmek pek hayra alamet değil. Bir de Cankat ile düeti var Doğuş’un; böyleleri olsun ve bizden uzak dursun ona itirazımız yok :) Albüm aldığı sipariş ile 100.000 basılmış şimdiden bu da hatırlatması.

Az ve öz işler yapmalı ki daha sağlam adımlar atılmalı. Artık senede bir albüm mantığı pek bir heyecan değil bu anlamda. Bakınız Pamela örneği. Dört yıl aradan sonra karşımızda bir ‘’Stil Zengini’’. Önceki albümleri ile de ses getiren ve çizgisinden vermediği ödün ile günden güne yükselişini sürdüren Pamela bu çalışmasında çok konuşulacak gibi. 4 tanesi İngilizce olmak üzere 12 şarkılık albümün çıkışı ‘’Say What You Want’’ ile oldu ki klibine de şarkıya olduğu gibi kayıtsız kalamayacaksınız. Can Şengün, Veyasin, Umut Kızılarslan, Erdem Kınay, Mert Tunay isimleri ile sözlerde ve bestelerde karşılaşırken bir sürpriz şarkı var ki albümde en çok ona takılabilirsiniz zira bayıldım. 90’ların sessiz sedasız ortalığı sallayan şarkılarından biri olan ‘’Ben Ölmeden Önce’’ bildiğiniz gibi eserin sahibi tarafından yorumlanmıştı bir zamanların ''9'da 9'' isimli bir karma albümünde (yine Erdemci bir solo albüm yapmıştı beraberinde) ve ayrıca bugün bile nerede duyarsak duyalım dinlemeden geçemeyeceğimiz şarkılar hanemize kazınmıştı. Fatih Erdemci ayrıca bu şarkıda Pamela’ya sesi ile de eşlik ederken bu çalışma için haftanın en iyilerinden biri diyebiliriz kesinlikle. Özlemişiz kendisini.

Haftanın Sürprizi: Bülent Ersoy - Yıllar

Bir arkadaşım iletti ve de dinlemesi keyifli geldi. Bülent Ersoy’un ‘’Yıllar’’ şarkısına bir mix yapılacağı aklınıza gelir miydi :)

Türkiye’nin önemli isimlerinin bir araya geleceği bir projenin günler öncesinden altı çizilmişti yine. Ve beklenen buluşma bu hafta gerçekleşecek ve albüm daha dikkatleri üzerine çekecek. Adı: ESİRGEME’den. Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’ndaki engelli çocuklar ve ünlüler el ele verecek ve geliri bu çocukların yaşam şartlarının iyileştirilmesi adına değerlendirilecek. Gayet güzel düşünülmüş sağlıklı bir proje. Albümün ulaşan bilgilerine bakmamız gerekirse 10 şarkı yer alıyor. Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Emel Sayın, Sibel Can, Levent Yüksel, Yavuz Bingöl, Mor ve Ötesi, Yüksek Sadakat ve Olgun Şimşek projeye destek veren isimler arasında ki o çocuklarla düetler yapıyorlar ve aynı koronun içinde buluyorlar kendini. Bir anlamda da bir hayalin gerçeğe dönmesi gibi. DMC etiketi ile yayınlanacak albüm yarından itibaren yerini alacak ayrıca önümüzdeki günlerde tanıtımı için büyük bir konser gerçekleştirilecek. Bu vb. projelere her zaman, herkesin ihtiyacı var.

Birsen Tezer ismi ile sık sık sayfalarımızda karşılaşmanız mümkün. Böylesi özel müzisyenlerin hayatımıza kattıkları şeyler için bu yaptığımız az bile belki. ‘’Cihan’’ isimli albümünün tadı hala damağımızda kalmışken ve performanslarını çeşitli mekanlarda günden güne dinlemeye devam etmişken bir de sürpriz geldi kendisinden. Biriktirdiği şarkılarını ve gitarda Tunç Öndemir’i aldı yanına bu kez başka bir repertuar ile çıktı karşımıza. Geçtiğimiz günlerde ikili olarak dinleme şansını buldum kendilerini ve en az ekip performansları kadar başarılı buldum; bir kere daha ayakta alkışladım. Albümdeki şarkıların yanında bu kez Fikret Kızılok’tan tutun Bülent Ortaçgil’e, Ajda Pekkan’dan tutun Gündoğarken’e şarkılar ve de elbette latin müziğinden TSM’ne uzanan bir repertuar ki nefis bir akıcılıkta. İkilinin bu hafta iki ayrı mekanda iki buluşması daha var bu anlamda. Çarşamba günü Sakman’da, Cuma günü Kaktüs’te. Her iki etkinlikte 22:00 itibari ile başlıyor; hiç düşünmeden haftanın en iyi alternatifi olarak karşımızda duruyor.

Haftanın Şarkısı: Birsen Tezer - Sıcaklardandır

Gündoğarken’in İlhan Şeşen imzalı bu şarkısını Birsen Tezer yorumu ile ayrı seveceksiniz eminim.



İlk plağını 14 yaşında yapan ve o günden bugüne yirmi 45’lik, dokuz LP sığdıran ayrıca altı tane de filmde başrol oynayan bir isim Gülden Karabaöcek ki; sayısız hit şarkıya imza atmış en başta ‘’Sürünüyorum’’ ve ‘’Dilek Taşı’’ ile hafızalarımızda ayrı yer edinmiştir. Birçok tarzda şarkılar söylemiş olsa da arabesk - fantezi çizgisi daha öne çıkan Karaböcek’in ciddi bir dinleyici kitlesi de hep olmuştur. Şimdi onlara güzel bir haberimiz var ki sanatçı önümüzdeki günlerde kendileri ile buluşmaya hazırlanıyor. Unutulmayan hitleri ayrıca bir dönemin çok sevilen şarkılarını meyhane konsepti ile Ghetto’da seslendirecek sanatçı ve 27 Mart Cumartesi akşamını birçok kişi için unutulmayacak bir hale getirecek. Yemekli 90, ayakta 35 YTL karşılığında siz de bu heyecanı tadabilirsiniz ve yalnız konser esnasında değil öncesi - sonrası sunulacak eğlenceden de yararlanabilirsiniz. Ben de ciddi ciddi orada olmayı istiyorum; kısmetse olur.

Ne zamandır yazmak istiyordum ama hep unutuyordum. Geçtiğimiz sene 40’ncı sanat yılını 40 şarkılık bir repertuarla üç saatlik bir konserle kutlamıştı Erol Evgin. Bu sene 41. Yılında ve de 41 kere maşallah. Yıllardır dinleyicisi olan ben bu konsere çok gitmek isteyip de gidememiştim üstelik yayınlanan DVD’sini nicedir izlemek isteyip de izleyememiştim. Geçenlerde fırsatını buldum ve de baştan sona hiç sıkılmadan bir ziyafetin tam da içinde oldum. ‘’Rüya’’dan ‘’Deli Divane’’ye, ‘’Hep Böyle Kal’’dan ‘’Söyle Canım’’a, ‘’Sevdan Olmasa’’ya … Bir kere daha ne güzel şarkılardı bunlar dedim durdum ama hala çok güzel şarkılar, hala aynı sıcaktalar, aynı samimiyetteler. Evgin’in sahne performansını daha önce de izlemiştim ki kattığı pozitifliği bilirim; bir kere daha yaşadığım için o rengi çok mutluyum. EMİ Müzik etiketi ile yayınlanan bu DVD eminim arşivinizde çok özel olacak, kalacak.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Geçtiğimiz hafta öncelikle hastalıklarla boğuştuğum bir hafta oldu. Yaşadığımız sendrom öncelikle birkaç gün ciddi ciddi canımı sıktı ki hiçbir şey yapmak istemedim. Bir filme başlama gücüm vardı ama bitirip bitiremeyeceğime dair söz veremiyordum kendime ki bu sebeple bir şeyler izleme hakkımı dizilerden yana kullandım ağırlıkla. Bu hafta öne çıkan dizi ‘’Spartacus Blood and Sand’’ oldu adıma. İzlediğim beşinci bölümde artık tavan yaptı heyecanım ve zaten sarsılan bedenim o dövüş sahnelerinde özellikle gitti geldi. Filmin cesur sahnelerine dokunmuyorum zira cidden ayrı bir anlatım var orada. Asla kıyaslamıyorum ama bir dönem izlediğim ‘’Rome’’ dizisinde aldığım hazzı burada da yaşıyorum. Bu arada ‘’Tudors’’u özlediğimi fark ediyorum ve yeni sezonuna çok az bir zaman kaldığını biliyorum. Son sezonu pek içime sinmemiş olsa da bir kralı çok özledim ben yine de. Laf lafı açıyor nereye bağlayacaktım durumu oraya geliyorum. Spartacus’un başrol oyuncularından Manu Bennett ile bu hafta izlediğim bir filmde daha karşılaşıyorum. Dizideki gibi hatırı sayılır bir rolü olmasa da yine dövüşün bini bin para. İzlediniz mi bilmiyorum ama ‘’The Condemned - Yaşamak İçin Öldür’’ acayip bir film. Filmin uzunca konusu şöyle: Orta Amerika'da bir hapishanede ölümü bekleyen Jack Conrad, yasadışı bir reality şovda dövüştürülmek üzere zengin bir yapımcıya satılıyor. Terk edilmiş bir adaya getirilen Conrad çok geçmeden kapana kısıldığını, dünyanın dört bir yanından getirilen dokuz mahkumla ölümüne dövüşeceğini öğreniyor. Kaçmanın mümkün olmadığını bu adada milyonlar şiddeti online olarak sansürsüz bir şekilde izleyecek oluyor internet üzerinden. Bir kişi sadece özgürlüğünü kazanacak sonucunda. Elbette böyle bir şeyin olması mümkün değil daha baştan kafada soru işaretleri ile falan başlıyorsunuz. Bunları bir yana bırakırsanız gayet temposu yüksek bir film. Yani biraz sıyrılmak için iyi gelebilir; içinizdeki dövüşçüyü serbest bırakın :)

İçimizdeki devi de o zaman serbest bırakalım. Bir diğer mutlaka izlemenizi dilediğim film ise ‘’ Beowulf And Grendel’’. İngiliz edebiyatının en eski örneklerinden biri olan Beowulf şiirinin filme uyarlanmış hali. 2005 yapımı filmde başlıca rollerde Gerard Butler ve Spencer Wilding var. Gözleri önünde babası öldürülen Grendel’in 30 yıl sonra kendince adaletini araması anlatılıyor filmde. Grendel bir dev ve yaşattıkları ile Kral Hrotgar’ı ve halkını öylesine tehdit ediyor ki tek çare kalıyor, ülkesinde bir kahraman olan Beawulf’u çağırmak ve ondan yardım istemek. Gayet masalsı, bir o kadar sürükleyici bir film izledim. Açığı bu hafta kapatacağım; bir yığın filmim var sırada.


Yukarıda da söylediğim gibi ortalıkta ciddi ciddi artık mevsimsel mi artık başka bir şey kaynaklı mı bilemiyorum ama hastalıkların kol gezdiğini görebiliyorum. O sebeple kendinize öncelikle dikkat etmenizi diliyorum. Herkese güzel ve keyifli bir hafta olsun. Bir ay daha yarılanıyor bugün; sımsıcak günlere adım adım yaklaşıyoruz. İyi keyifler.

13 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Ebru Gündeş

Ebru Gündeş - Deli Deli

Leylek leylek havada mı yumurtası tavada mı
Sakla samanı gelir zamanı

Deli deli deli kulakları küpeli deli

MP3

8 Mart 2010 Pazartesi

PS - Pazartesi Sendromu

05.03.2010 yani geçtiğimiz Cuma. Onlar ve dinleyicileri kuşkusuz bu tarihi unutamayacak çünkü Gripin’in yeni albümlerinin adı bu. Grup tarafından bir olgunluk albümü olarak tanımlanan bu çalışma bugünden itibaren müzik marketlerdeki yerini alacak. Üç yıllık bir aradan sonra bu kez Avrupa Müzik etiketi ile buluşturdukları bu albümünde grup bir hayli iddialı; dinlemedim ama heyecanla bekliyorum ben de bu buluşmayı. Bildik enstrümanlarının yanında bu kez albümlerinde buzuki, kemençe, bendir, asmalı davul gibi enstrümanlarda kullanan Gripin’in bu çalışmasında bir de cover yok değil elbette. Nilüfer’in unutulmayan şarkılarından biri olan Adnan Ergil bestesi ‘’Yolcu Yolunda Gerek’’ bu albümde yorumlanmış yine. Her açından kendi milatları olarak tanımladıkları bu albümü dinlemek için geç kalmamalı öyleyse.

Haftanın Piştisi: Fevgo

Gripin’in bu albümünde yer alan ‘’Durma Yağmur Durma’’yı anımsayacaksınız belki. Haris Alexiu’nun yorumladığı Fevgo ne tesadüftür ki yakında çıkacak Emre Aydın albümünde de ‘’Beni Unutma’’ adı ile yorumlanmış. Durdular durdular kaç yıllık şarkıyı aynı anda buldular.

Gripin ne kadar gerekli bir grupsa Hepsi’de o kadar gereksiz bir grup. Onların yeni çalışmaları ‘’Geri Dönüşüm’’de yarından itibaren müzik marketlerde. Büyük bir ihtimalle bu albümü almak için sabah sabah koşacak bir sürü kişinin olacağını biliyorum çünkü ciddi ciddi bir hayran kitlesinin var olduğunu görebiliyorum. İlk albümlerindeki belki bir iki şarkı dışında kendilere hiçbir zaman ısınamadığım bu şirin (!) kızların yeni albümü için yine enteresan bir şeyler düşünülmüş. Örneğin albüm 96 sayfalık bir dergi ile sunulmuş, bir de poster varmış içinde, elimize aldığımızda ne demek istediklerini daha iyi anlayacakmışız. Ben almayayım ve anlamayayım. Bu üç cıvıl cıvıl, enerji dolu kız isyan ederse ne olurmuş? ‘’Yeter’’ derlermiş; e peki biz ne diyelim?

İlk albümü ki biz de kaset olarak da vardı ‘’Sen Sözden Anlamaz mısın’’ ile 1984 yılında müzik dünyasına merhaba dedi Cengiz Kurtoğlu ve o günden bugüne dinleyicisini hep buldu ve tarzının sevenlerine unutamayacakları birçok şarkı sundu. ‘’Duvardaki Resim’’, ‘’Liselim’’, ‘’Sensiz Kutladım’’, ‘’Gelin Olmuş Gidiyorsun’’, ‘’Hain Geceler’’ vs. ilk anda akla gelen şarkıları arasında. Sanatçının 20’nci albümü ‘’Sessizce’’de bugünden itibaren müzik piyasasındaki yerini alıyor. Albümün sürpriz şarkısı ve hatta bununla da kalınmayıp ilk klibin de çekildiği şarkı bir Yıldız Tilbe bestesi ‘’Ummadığım Anda’’. İsterseniz o sizdeki tadı ile kaldın isterseniz bir de Kurtoğlu yorumu ile dinleyin size kalmış ama ben ilk seçeneği tercih edeceğim elbette.

Hepsi bir yana bu haftanın en enteresan albümü ‘’Her Devrin Devleri’’ bir yana sanırım. Sözler ve müzikler Selahattin Erhan’a ait (bir tanesi Yunan bir müzisyene). Bir dönemin starları ile günümüzün starları birlikte düet yapıyorlar bu albümde. İlginç buluşmalar var bu çalışmada ki bu anlamda ilgi çekici. Gökben ile Mustafa Sandal düet yapıyor örneğin Atilla Atasoy sesini Yıldız Tilbe ile buluşturuyor. Beraberinde şöyle bir bakmamız gerekirse Alpay & Funda Arar, Yeşim & Mirkelam, Salim Dündar & Zerrin Özer, Berkant & Işın Karaca,Tülay Özer & Kıraç, Asu Maralman & Gökhan Tepe, Nur Yoldaş & Ege ve Selçuk Ural & Yeşim Salkım. Merak ettiniz değil mi? Ben fazlası ile heyecanlandım; şarkılar da güzelse eğer değmesinler keyfimize.

Haftanın Düeti: Özgür Akkuş & Gökhan Türkmen - Kayıp Şehir

Birkaç haftadır sıkılmadan dinliyorum, yoksa siz dinlemediniz mi?

Bugün 08 Mart ve tüm dünya emekçi kadınlarının bugünü kutlu olsun. Geçen yıl Türkiye’nin en güçlü kadın sesleri yan yana gelmişti ve ‘’Güldünya Şarkıları’’ başlığı altında bir konser vermişti anımsarsınız. Bu yıl bu konserin ikincisi gerçekleştiriliyor ve bu kez sahnede kadınlar için erkekler şarkı söylüyor. Cihan Okan, Ferhat Göçer, Kenan Doğulu, Mirkelam & Kargo, Teoman, Yalın ve Yüksek Sadakat bu akşam saat 21:00 itibari ile Lütfü Kırdar UKKS’de. Sanatçılara geçen yıl olduğu gibi Behzat Gerçeker yönetimindeki ENBE Orkestrası eşlik edecek ve konserden elde edilecek gelir Aile İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na aktarılmak üzere Aralık Derneği’ne bağışlanacak. Bu vb. çizgide konserlerin devam etmesi ve günün ya da günlerin daha çok anlam kazanması temennisi ile söyleyecek çok şarkı var daha.

Haftanın Konseri: Sema yani taş plak sesli hüzünlü kadın da bu akşam şarkılarını kadınlara ayırıyor ve İstanbul İKSV’de sahne alıyor.

Ve Manga. Eurovision şarkımız geçtiğimiz hafta içerisinde nihayet açıklandı ve hemen hemen her yerde yazıldı, çizildi ve de klasik sendromlar başladı. Yine Türkçe - İngilizce tartışması, yine alıntı - çalıntı meselesi aman tanrım sıkılmadınız mı bu klişelerden yahu. Bir de Manga’ya gelen kişisel eleştiriler var ki yok tarzından taviz verdi, yok ne gerek vardı, şu bu? Ben de katılmalarını onaylamadım ama elimizden gelen bir şey yoktu ve de durumu kabullendim. Kaldı ki şarkımız ‘’We Could Be The Same’’ kötü de değil; grubun çizgisinde olmayabilir ama Eurovision konsepti içinde pekala da bizi başarı ile temsil edebilir; şahsen ben beğendim. Üstelik şarkı üzerinde kuşkusuz düzenlemeler olacaktır ve belki daha farklı şekilde karşılaşacağız hiç bilemeyiz. Şu çok bilmiş yanınızı bırakın diyorum hakkında sırf konuşmak için konuşan bazı antipatik kişilere. İşte bu vb. haller yüzünden sıkıldım bu süreçten. Eskiden ne güzel, ne kadar az kişinin umurundaydı bu yarışma ve ne kadar samimiydi her şey; özlüyorum. Manga adına başarılar; Türkiye adına başarılar. Yarışma sürecine kadar sadece olanı biteni izlemekle yetineceğimin altını çiziyorum.

Haftanın Kültür Mantarı: Deniz İnceoğlu

Cumartesi günü Hürriyet Keyif’te durumu gayet güzel özetlemiş aslında ama şu cümlesine katılmıyorum. Demiş ki ‘’Manga, kariyerindeki farklı duruşu bilen Türk izleyicisine bu şarkıyı nasıl anlatacak bilemiyorum’’ Bence anlatma mecburiyetleri yok; bir sanatçıyı ya da grubu sevmek onu bütünü ile kabul etmektir biraz da. Farklı duruş yani bu kısmı da anlamıyorum; kabul ediyorum duruş sanatın her alanında biraz olması gerekendir ama asla onun dışına çıkma gibi bir duruma da izin vermemek değildir. Bir de biraz darbuka durumuna takılmış. Elbette Türk ya da yerel motiflere yer vermek isteyebilir ve hiçbir sakıncası yoktur bu durumun, sırf buna yer verdi diye ben hayranı isem bu beni itecek mi hani?


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Ve dizilere gelince nihayet ‘’The Mentalist’’in ilk sezonunu bitirdim. ‘’Brothers & Sisters’’ın ikinci sezonuna başladım. Derken ‘’Heroes’’un sanırım son sezonu beni sarmadı ki hız kestim ve bu arada ‘’Desperate Housewives’’, ‘’Life’’, ‘’Castle’’ ve ‘’Spartacus’’ gibi dizilerden gittim ve bir drama ile daha karşılaştım geçtiğimiz süre içinde. ‘’The Good Wife’’ ki izlediğim iki bölümü ile sıkı bir çıkış gösterdi bende. Seçkin bir politikacının karısıyken aldatılan Alicia karakteri üzerine kurulu bu dizi var karşımızda ve bir kadının kaldığı yerden yeniden başa dönmesi; eski mesleği ile buluşması kısacası hayat mücadelesi anlatılıyor. Bu mücadele içinde bir kadının birçok portresi ile buluşurken her bölümde mahkeme koridorlarına taşınıyoruz ve bir de çözülmekte olan bir davanın seyrini izliyoruz. Bugün kadınlar günü; kutlu olsun Alicia; sanırım hayranlarından biri oluyorum.

Geçen hafta sendrom yazmadığım için iki haftadır da ara verdiğimizden filmlerim bayağı bir birikti. Bu arada öncelikle sabaha karşı Oscar ödülleri sahibini buldu. ‘’En İyi Film’’ yani son kategoriye kadar izledim töreni ve daha fazla dayanamadım, uyumuşum. Geçen günler içinde ‘’Avatar’’dan ‘’The Hurt Locker’’e birçok filmi izlemiştim ve görüşlerimi Muhammed’in blog sayfasında yazmıştım. Finaline kadar sürpriz değilmiş meğerse yarış ya da biz ‘’Avatar’a çok kitlenmişiz. Bir ilk ki; tarihinde akademi bir kadın yönetmeni başarılı buldu ve Kathryn Bigelow'u seçti ve zaferini ilan etti dünyaya. Dünya kadınlar gününde başka bir hediye olamazdı kadınlara.


Ve izlediğim filmlere gelince aklıma geldiği sıralama ile şunları sayabilirim. Fatih Akın’ın yapımcılığını üstlendiği ve başlıca rollerinde ki benim şirin oyuncularımdır Denis Moschitto ve Moritz Bleibtreu’nun oynadığı zengin hayalleri kuran bir gencin bu sebepten uyuşturucu dünyasına bulaştığı ve de içine iyiden iyiye karıştığı durum anlatılmış. Amacı gençlik sorunlarına dikkat çekmek olan filmi sıkılmadan, keyifle izledim. Haftanın Michelle Monaghan kuşağında izlediğim bir filmse ‘’Gone Baby Gone - Kızımı Kurtarın’’. Monaghan’ın başrolünü bu kez pek beğenemesem de Ed Harris ve Morgan Freeman adına aynı şeyleri söylemem mümkün değil. Yönetmenliğini Ben Affleck’in yaptığı filmde bir diğer başrol de kardeşi Casey Affleck’in. Öncelikle yönetmen Affleck başarılı ama kardeş içinde pek biçilmiş bir rol değil zira zayıf kalmış bir oyunculuk ya da karaktere uyulmamış bir portre. Velhasıl filmi sevme sebebim konusu öyle ki zaten bir romandan uyarlanmış film. Küçük bir kız çocuğu kaçırılıyor ve bulması için iki dedektif tutuluyor. Dedektifler polislerle işbirliği yapıyor ve arayış başlıyor ama ne sürprizlerle; filmin de en güzel yanı bu zaten içinde yer alan, şaşırtan sürprizleri.

Ötesinde izleyebilirsiniz ama beğenmezseniz benden duymuş olmayabilirsiniz başlığı altında söyleyebileceğim birkaç film daha var ki; Okan Bayülgen’li ‘’Kanal-i-zasyon’’ (bazı TV programlarını ti’ye aldıkları sahneler adına en çok izlenebilir), bir Polonya komedisi, dramı ‘’Dzien Swira’’ (ki takıntıların insan üzerindeki etkisi işlenmiş, iyi ki yalnız değilmişiz), ‘’Pride & Glory - Zafer ve Gurur’’ (polis - katil kovalaması biraz iyi oyuncularla, kanımca sıkıcı adımlarda) ‘’Testesterone’’ (sevdiği erkek yüzünden bilmediği başka bir ülkeye giden bir başka erkeğin test sürüşleri anlatılıyor) ilk aklıma gelenler.

Ve gece tören saatlerinde Elazığ’da bir deprem olduğu haberini aldık. Elbette keyfimiz kaçtı ve gelen haberleri de merakla izledik. Ve az önce öğrendim ki gece bıraktığım sayı bir hayli artmış; çok çok üzüldüm. Bir haftaya çok kötü başladı Türkiye; geçmiş olsun öncelikle ve de elbette kaybedilenleri geri getirmeyecek ama yaraların bir an önce sarılması temennisi ile. İyi haftalar.

6 Mart 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Serdar Ortaç


Serdar Ortaç - Taşıma su (Tashimasu)

Taşıma su taşıma su senin aşkın
Yakı yakı yakıyorsun güneş açtın
Gece mece güldürmece neşe saçtın
Taşıma su taşıma su aşkın

MP3

1 Mart 2010 Pazartesi

MART 2010

MART 2010
yayındayız ...