18 Ekim 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Haftanın en sürpriz albümü Niran Ünsal’dan geldi. İlginç bir çalışma çünkü Ünsal kariyerinin altıncı albümünde türkü yorumluyor. Saz ve ses olarak Ali Osman Erbaşı’nın kendisine eşlik ettiği bu albümünün adı ‘’Bir Avaz Bir Saz’’. Öncelikle bugüne kadar vokaline hiç sözüm olmadı kendisinin ama özellikle son çalışmalarını içime sindirerek dinlemedim kendisinin. Bu albüm için böyle bir durum yok zira yer alan türküler zaten yıllardır çeşitli isimlerden de kulağımıza aşina, kalbi titretmesinden de saz, avaz. Bu durumda benim beğenmemem için bir sorun yok ama şunu da söylemeden edemeyeceğim; gerekli bir albüm mü? Hayır. Gereksiz mi? Saklanabilir. ‘’Mican’’, ‘’Feraye’’, ‘’Ah Bir Ataş Ver’’, ‘’Efem’’ özellikle öne çıkanlar adıma. 11 türkünün yer aldığı albüm Arma Müzik etiketi ile piyasaya sunulmuş. Az önce de belirttiğim gibi Ünsal’ı yeniden dinlemek keyifli ama keşke bir ‘’Haktan’’, ‘’Şarkılara Tutundum’’ albümleri misali şu anda öyle çıkıp gelseydi, sanırım ihtiyacımız vardı böyle şarkılara.

Türkülerden gidelim o zaman bir yeni albüme daha uğrayalım. Kendisi ‘’Veda’’ filminin müziklerinde hayran bırakmış herkesi ki izlemedim, dinlemedim; Elçin Bulut’un ilk albümü ‘’Ege’ye Sevdalandık’’ geçtiğimiz günlerde dinleyiciye sunuldu. Müzik yönetmenliğiniz Zülfü Livaneli’nin yaptığı albümdeki tüm çalışmaların aranjelerini Ferhat Livaneli yapmış. Albümün açılış şarkısı ‘’Ege’’ bir Zülfü Livaneli çalışması ki bu şarkı albümde enstrümantal olarak da yer almış. Bu arada ‘’Abalı Zeybeği’’ isimli çalışmada Livaneli kendisine ayrıca vokal yapmış. Beraberinde bir çalışma hariç tüm şarkılar yine anonim ki ikisi Rumeli türküsü diğerleri Ege zeybekleri. Açıkçası böyle tüylerimi ürpertecek bir ses duyamadım ben eğer ki Livaneli’lerin ismi olmasaydı belki de dikkatimi çekmezdi çalışma çünkü bunun gibi nice ses, nice albüm geldi geçti müzik dünyasında. Ama işte içlerine girince durumlar, kurgular kuşkusuz farklı, ne denilebilir ki; kimisi şanssız, kimisi şanslı.

Bir DMC klasiği ile yeniden karşı karşıyayız. Suzan Kardeş’i çok severim öncelikle. Geçtiğimiz günlerde stüdyo da olduğunun haberini aldım ve açıkçası ondan bir albüm bekliyordum ama bir yeni şarkı geldi ki bakın nasıl geldi. Daha geçen sene bu zamanlarda ‘’Bekriya’’ serisini yayınlamıştı zaten firma ikili olarak da yine aynısını yaptı. Tamamen kafaların karışmasından başka bir şey değil yapılan olay düşünsenize bu albümleri zaten alan aldı. Şimdi bu yeni şarkı ‘’Ninno’’ için ben tekrar bu CD’leri almaya neden zorlanıyorum hani değil mi? Sıradan bir kişi sıradan bir alışveriş hali bu albümü alabilir ama iyi bir müzik dinleyicisi bu albümü zaten almıştır ama bu kez almayacaktır ve dolayısı ile de bu şarkı arşivinde olmayacaktır. İşte ondan sonra korsan müzikten yakınır dururuz ki bu durum bile açık davetiyedir. DMC bu albümler ile vakit kaybedeceğine sırada bekleyen yeni albümlerini yayınlasın hani, biz biliyoruz var olduklarını. Suzan Kardeş’e çok sevgilerimizi iletiyorum.

Haftanın Kera’sı: Sertab Gibi

Bakın bu albüm de yeniden yayınlanıyor ama bir sebebi var kuşkusuz. 1997 yılında yayınladığı bu çalışmasını ciddi anlamda çok sevmiş öyle ki son şarkısı ‘’Kera’’ ile o günden bugüne ayrıca özdeşleşmiştim :) Bu albüm artık bulunamıyordu ve yeniden CD olarak basılmasında hiçbir sakınca yoktu. Birbirinden özel müzisyenler, birbirinden özel şarkılar, çekilen klipler ile bu çalışma bana göre gelmiş geçmiş en iyi Sertab albümüdür. Teşekkürler İmaj Müzik.
İlk albümü ‘’Uyan’’ı geçtiğimiz sene yayınlayan ve zaten öncesinde de var olan kitlesini bu albümle birlikte daha da arttıran Jehan Barbur tüm sene boyunca birçok mekanda sahne aldıktan sonra bir yandan da yeni albümünün hazırlıklarını tamamlamış. Yine Ada Müzik etiketi ile bugünden itibaren raflarda yerini alacak albümde Sarp Maden ile ortak bestesi dışında diğer tüm şarkılar kendisine ait. Kemal Evrim Aslan, Cenk Erdoğan, Murat Çopur, Mert Önal, Kürşad Deniz, Erdal Akyol, Ferit Odman, Derin Bayhan, Sarp Maden, Ozan Musluoğlu, Uğur Akyürek gibi müzisyenlerle çalıştığı bu albümde sevenlerini hayal kırıklığına uğratmayacağı zaten kesin; yine tadına doyulmayacak bir albüme hazır olalım. Barbur’u canlı canlı dinlemek isteyenler bu ayın her Cumartesi günü Cihangir Kaktüs’te olabilirler. Önümüzdeki ay yine çeşitli mekanlarda performanslarına da devam edecek ayrıca hatta 23 Kasım’da Ankara Passage Pub’da.

Haftanın konserlerine bakalım. Bülent Ortaçgil bu hafta iki mekanda sahne alacak. Ayın 20’si Balans Cadde’de ayın 22’sinde İndigo’da dinleyicisi ile buluşacak sanatçı. Yine 22’sinde yani Cuma günü Jolly Joker Balans’ın konukları Athena olacak. Aynı mekanda Cumartesi günü Yeni Türkü dinlenebilecek. 23 Ekim Cumartesi günü yepyeni mekanlardan olan alt. Emir Ersoy & Projecto Cubano’yu Stüdyo Live ise Dolapdere Big Gang’i ağırlayacak. Bu haftanın aldığım en güzel haberi ise Belinda Carlisle’nin Türkiye’de konser verecek olması. Başta Küçükçiftlik parkında olacağı söylenen konser Maslak Refresh The Venue’ye kaydırılmış durumda ama olsun nerede olursa olsun gidilmesi gerek. 06 Kasım tarihinde gerçekleşecek konser. İlk onu ‘’Heaven is a Place On Earth’’ ile tanımıştım elbette ama en çok sevdiğim albümü ‘’Runaway Horses’’ ile hayranlığım üst noktalara çıkmıştı. Herkes vardı o zamanlar, yine çok kalabalıktı, yine çok renkliydi ama bu kadına da dünyamda yer vardı ve işin ilginci o şarkıları yıllar sonra bile ben de ayrı yer tutacaktı. ‘’California’’dan ‘’La Luna’’ya ‘’Summer Rain’’den ‘’Circle in The Sand’’a ve ötesinde yıllardır ne yapıp yapmadığı ile çok fazla ilgilenemesek de kalbimizde özel bir hanede. 21:30’da başlayacak konserin fiyatları 70 YTL, sahne önü 120 YTL e ama fedakarlık yapmak gerek.

Haftanın Sürprizi: Geçenlerde bir sohbet esnasında bahsi geçmişti ve keşke o ilk albümü CD olarak da bizlere ulaşsaydı demiştim. Rojin’in ilk albümü ‘’Ya Hep Ya Hiç’’ elimde kaset olarak vardı ama CD olarak basıldığını bilmiyordum. Sevgili Naim Dilmener durumumu Rojin’e anlatmış ve kendisi de bana bir güzellik yapmış, imzalamış ve ne mutlu ki arşivimde artık. Mutluluğumu varın siz düşünün.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Dizi dünyanızda bu hafta neler oldu? Çeşitli öneriler ile karşılaşıyorum ama şöyle yeni ya da geride çok sezon bırakmayan dizi önerilerinize açığım çünkü elimdekiler gayet rutin bir durumda yol alıyor. Rutin derken diziler ile alakalı değil bu durum çünkü şunu anladım ki ben o hangisini seyretmeliyim telaşında olmalıyım sürekli ve birbirlerini kovalamalı bu akış. Yeni bölümleri ile ‘’The Mentalist’’ ben de beklenen etkiyi vermedi öncelikle, ‘’Dexter’’da yeni yeni havaya girdim, ‘’Desperate Housewives’’ nasıl bir dizi ise büyüsünü hiç yitirmiyor ve günden güne sürprizlerine devam ediyor. Örneğin ‘’Hung’’ dizisinin Lenore karakteri Rebecca Creskoff ile karşılaştım üçüncü bölümde Stacy karakteri olarak ki bir bölümlük konukluk sanırım ya da dilerim devamı gelebilir. Ama dizinin bu seneki bombası kuşkusuz Vanessa Williams. Renee karakteri olarak diziye katılan oyuncu çok can yakacak gibi.


‘’Desperate Housewives’’ın Carlos’u Ricardo Chavira’nın da küçük bir rolle karşımıza çıktığı bir film ki ‘’Piranha - Pirana’’ aslında bu tarz filmler taa ‘’Jaws’’ serisinden beri ilgimi çekmişti. 3D olarak geçtiğimiz aylarda ülkemizde de vizyona giren filmin konusu diğerleri ile aynı elbette. Bu kez bir göldeyiz, yine bir şekilde bir anda milyonlarca pirana üşüşüyor. Bir de gelelim görelim ki ortalık şenlik yeri çünkü festival yapan bir yığın genç var işin içinde. Film akıcı, erotik sahneler çok fazla ağırlıkta, filmden kopmak gibi bir durumunuz yok ama bir sonraki sahneyi tahmin etmek gibi bir durumunuz var. Üstelik belli ki devamı için açık bırakılan bir finalle karşılaşıyoruz bu da tatmin edici olmadığının sonu. Velhasıl canım sıkıldı, o sularda neler var bir bakıp geleyim dedim, bunlar varmış.

2006 yılında gösterime giren ‘’The İllusionist - Sihirbaz’’ sık sık gözüme çarpan filmlerden biriydi ve konusu ile ilginç görünmüş olsa bile o da bir hayli bekledi izlemem için kendisini. Edward Norton, Paul Giamatti ve Jessica Biel’in başrollerini paylaştığı film bir sihirbazın dünyasına götürüyor sizi. 15 yıl ayrı kaldığı ülkesine başarılı bir sihirbaz olarak dönen Eisenheim yıllar sonra Sophie ile karşılaşır. Sophie onun ilk aşkıdır ama bu kez de karşısında bir başka engel vardır o da veliaht prensi. Ve derken iki adamın mücedelesi başlar. Hangisi sihirlidir ya da hangisi gerçektir. Filmde müfettiş rolünü oynayan Giamatti özellikle çok başarılı. Norton’u oyuncu olarak pek başarılı bulmasam bile izlemekten kendisini rahatsız olmuyorum, iyi yapımlarda karşımıza çıktığı da bir gerçek. Filmse gerçekten güzel, özellikle sonunu iple çekiyorsunuz. Hiçbir şey göründüğü gibi değil mi? İzleyip görüyorsunuz.

Güneşli bir hafta olsun hepimize, hepimize güzellikler.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - ÖZEL


www.kadrikarahan.net bugün 9’ncu yaşına basıyor. Ve bu güzelliğin şerefine sizleri bir partiye davet ediyoruz, çok eğleneceğiz yine. Dünden bugüne sizlerle paylaştığımız ‘’Cumartesi Şarkısı Ateşi’’ kaçıranlar ve yeniden dinlemek isteyenler için bir seçki olarak karşınızda. Kuşkusuz bu kadar değildik ama bu şarkılarla biraz daha mı iyi eğlendik? Birlikte hayatın nice şarkısına, nice ateşine.


Ankaralı Yeşim - Black Sheep
Arif Susam - Pardon
Arzu Ece - Miki Tilki
Aylin Livaneli - Canlan Biraz
Banu Alkan - Neremi
Canan Taşkın - Sistematik
Ceylan - Şantaj Montaj
Emre - Selam Aleyküm
Fatih Ürek - Bakirem
Güngör Bayrak - Benim Adım Güngör Bayrak
Neşe Karaböcek - Cucu
Nil Ünal - Pişmaniye
Nurhan Damcıoğlu - İki Tık Tık Bir Şık Şık
Sibel Gökçe - Nane Molla
Yeliz Yeşilmen - Elemtere Fiş

12 Ekim 2010 Salı

Pikap

Ve her Çarşamba günü sizlerle buluşacağımız yepyeni bir köşemiz olacak sayfalarımızda. ''Pikap'' sizi her hafta 45'likler dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkartacak. Hayatın o en renkli, o en güzel yıllarında özlediğimiz o eski dostlarımızla karşılaşacaksınız. Belki çok özleyeceğiz ama bahse girerim yüzümüzdeki o tebessümü seveceğiz. O halde başlayalım hadi :)


Portre: Ay Feri

- 1939 Zonguldak doğumlu.
- Sevinç Tevs, Ayten Alpman, Ayla Dikmen, Tülay German gibi isimlerle birlikte Türk popunun öncü isimlerinden biri olarak kabul edilmekte.
- 50’li yılların sonunda başlayan müzik yolculuğu 60’lı yıllarda Erol Büyükburç orkestrasının solistliği ile devam etti.
- 1967 yılında Ayhan Işık ve Semiramis Pekkan’ın başrollerinde oynadığı ‘’Krallar Ölmez’’ isimli filmde bir şarkı söyledi.
- 1968 yılında 5 tane 45’lik yayınladı. İlk 45’liği ‘’Bu Son Olsun - Annem’’di.
- Fecri Ebcioğlu'nun ve aynı zamanda menajeri de olan Edward Saatçi'nin söz yazdığı şarkıları ile öne çıktı.
- Televizyon, Philips, Balet, Aras ve Sahibinin Sesi gibi firmalara sayısız 45'lik yaptı.
- Falcı", "Dünya Dönüyor", "Çal Çingene Çal" ve "Yavaşça Yavaşça" isimli şarkıları ayrıca sevildi. - 70’li yılların başında çalışmak için gittiği İran’da evlendi ve bir de çocuğu oldu. Hümeyni dalgasının İran'ı çalkalaması üzerine Amerika'ya yerleşen Ay - Feri, sonraları memlekete geri döndü ve Mersin'e yerleşti.
- 1970 yılında son iki plağını yayınladı. ‘’Yavaşça Yavaşça - Gökkuşağı’’ ve ‘’Bekleme Boşuna - Kıskanırım’’ Phillips etiketi ile çıktı.
- 2002, 2004, 2005 yıllarında yayınlanan ‘’Bir Zamanlar’’ isimli albüm serisi ile şarkıları yıllar sonra dijital ortama aktarılmış oldu.

ve 2010

MP3/45: Figen Han - Haydi Bastır

1950 doğumlu Figen Han 1966’da ''Göklerdeki Sevgili'' isimli bir filmle ilk kez kamera karşısına geçti. 70’li yıllarda özellikle çevirdiği seks filmleri ile anılmaya başlandı ve o artık bir vamp kadındı. Bir dönem gazino sahnelerinde de boy göstermekle birlikte ‘’Pisi Pisi (Kedi karikatürüne özellikle dikkat :)) - Haydi Bastır’’ isimli bir de 45’lik yayınladı. Şarkıyı sevgili Özgür Şahin benimle paylaşmıştı, sizinle paylaşmam bugüne kısmetmiş.


Cover: Ajda Pekkan

Ajda Pekkan ve 45’likleri döneminde yarattığı fırtınalardan sonra yeniden hayat bulmaya devam etti. Başka yorumlarda, başka düzenlemelerde, başka renklerde. İşte ilk anda aklımıza gelenler;

Boşvermişim Dünyaya: Nilüfer - Pijama
Üç Kalp: Hepsi
Boş Sokak: Nilüfer
Erkekleri Tanıyın: Zeliha Sunal - Sibel Tüzün
Sensiz Yıllarda: Bumerang - Dejavu
Yağmur: Soner Arıca
Tanrı Misafiri: - Ercan Turgut - Ebru Gündeş
Palavra Palavra: Fresh B. - Bülent Nargaz
Hoşgör Sen: Ebru Gündeş
Sana Ne Kime Ne: Meyra
Ne Varsa Bende Var: Yeşim Salkım
Yere Bakan Yürek Yakan: Seren Serengil
Gözünaydın: Soner Arıca
Ya Sonra: Levent Yüksel
Yeniden Başlasın: Yeşim Salkım
Sakın Sakın Ha: Nez


Haftanın Kahramanı: Nermin Candan

Geçtiğimiz günlerde şair Haydar Ergülen ile bir söyleşi yapmak için buluştuğumuzda anlattığı bir hikaye beni çok etkiledi. Hikayesini aslında daha önce ‘’Sizin Kahramanınız Kim’’ isimli bir proje için anlatmış Ergülen. Hemen hemen her gün sokağında karşılaştığı ve selamlaştığı bir kadın kahramanıymış onun. Cihangir’de yaşıyormuş ve sürekli kediler ile meşgulmüş, şairimiz kendisine hatta ‘’kedilerin kraliçesi’’ ismini takmış ona ama bir gün öğrenmiş ki o gerçekten bir döneme damgasını vurmuş ve altın plaklar almış müziğin de kraliçelerinden biri. Kim mi? Nermin Candan. 1970 yılında yayınladığı 45’liği ‘’Canımın İçi - Hayat mı Bu’’ unutulur mu? Yolum Cihangir'e düştüğünde artık gözlerim bu güzel gözlerin sahibi kadını arayacak.



İlk 45’lik - Son CD:
Nil Burak (Hala çok güzel öyle değil mi?)

1975 – Sus & Tatlı Tatlı / HOP 501

2008 – Bir Numaramsın / OSSİ Müzik


45’link: 02 Ocak 1974 ve 7’nci sayısı (Yeni yılımız kutlu olsun :))

En azından yetişebildim son sayılarına da olsa bu dergiye ama kuşkusuz HEY dergisi damgasını 70’li yıllara vurdu. Bugün birçok sayısı ile sahaflarda karşılaşmanız mümkün ama ne güzel ki dijital ortamına da aktarılmış dergi. http://www.heydergileri.com/ adresine giriyorsunuz, yılı ve sayıyı seçiyorsunuz ve işte o yıllardasınız. Bugünden çok daha içten, bugünden çok daha renkli.

Poster: Lale Belkıs

Haftanın Assolisti / Bu Hafta Gazinomuzda: Berrin Özer - Tarabya Boğaziçi Gazinosu

İnternette gezinirken denk geldim bu ilana ve koptum. Bir an ben de o mu dedim ama dikkatli bakınca Zerrin değil Berrin Özer olduğunu gördüm assolistin, süper ya :) Kadro yalnız bir hayli sıkıcı gibi :) Suna Yıldızoğlu’nun ‘’Türküler Türkülerimiz’’i söylemediği ve Mustafa Topaloğlu’nun uzaylılarla henüz tanışmadığı yıllar olduğu için de en azından mutlu ayrılma sebebi :)

Haftanın Şarkısı / Videosu: Yasemin Kumral - Bim Bam Bom 1975

Oldu en sonunda oldu bim bam bom
Rüyalarım gerçek oldu bim bam bom
Duyduk duymadık demesin hiç kimse
İşte ilan ediyorum herkese

Oh oh oh çok şükür dostlar
Benimde artık bir sevgilim var
Hırsından çatlasın düşmanlar
Şimdi benimde bir sevgilim var

Kim demiş kimse ona bakmaz diye
Kimse onu koluna takmaz diye
Evde kalmaktan kurtulamaz diye
Çatlasın patlasın dönsün deliye

Ha ha ha dinleyin dostlar
Benimde artık bir sevgilim var
Hırsından çatlasın düşmanlar
Şimdi benimde bir sevgilim var

Suratım asıkmıs hiç gülmezmişim
İki laf etmesini bilmezmişim
Doğrusu hiç mi hiç çekilmezmişim
Gördünüz mü meğerse ben neymişim

Bim bam bom çok şükür dostlar
Benimde artık bir sevgilim var
Bim bam bom çatlasın düşmanlar
Artık benimde bir sevgilim var

Ne yapsam nafile bu iş olmazmış
Benden daha çirkini bulunmazmış
Yüz yıl bekar kalsa beni almazmış
Milyonlar versem yanımda durmazmış

11 Ekim 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Geçtiğimiz Cuma akşamı Mask Beyoğlu’nda Akın Vardar’ı dinledim. Daha önce Balans, Sakman gibi mekanlarda da sahne alan arkadaşım kendisini dinlemeye gelenlere hoş bir müzik ziyafeti yaşattı. İlk albümü ‘’Yalnızsın’’dan eserlerin yanında cover şarkılara da yer veren Akın’ı takibe mutlaka alın ve bundan sonraki performanslarını kaçırmayın. Bu arada Akın’ı dinledikten sonra mekanda karaoke gecesi başladı ama bildiğimiz karaoke durumlarından biraz farklı. Seçtiğiniz şarkıyı canlı bir orkestra eşliğinde okuyorsunuz burada. İrfan Kangı’nın sunumu ve orkestranın rengi ile iş gayet zevkli bir hale geliyor ve mekanı tıklım tıklım dolduruyor. Salı ve Cuma geceleri tekrarlanan bu şovun ötesinde mekanın Ekim ayında da kaçırmamanız gereken konserler var ki bunlardan biri bu Perşembe gerçekleşecek ve her yerde dinleme şansını bulamayacağınız Doğan Canku sahnede olacak. Aynı gün yani Perşembe günü Kadiköy Woodstuck’da geçtiğimiz günlerde sitemizde de konuk ettiğimiz Barış Bölükbaşı konseri de alternatiflerimiz arasında durmalı.

Alp Bora geçtiğimiz aylarda sitemizde konuğumuz olmuştu ve Avusturya’dan sorularımızı yanıtlamıştı. Gerek solo albümü gerekse kurucusu olduğu Nim Sofyan ve projeleri ile ilgili konuştuğumuz Alp ekibi ile birlikte bu hafta İstanbul’da olacak ve Nublu İstanbul’da sahne alacak. Salı günü 21:00’de başlayacak grup konserini İlhan Erşahin izleyecek ve sanatçı ‘’İstanbul Sessions’’ projesi ile dinleyicisi ile buluşacak. Yine ilk albümü ile konuk ettiğimiz ve sayfalarımızda kendisi ile ilgili gelişmeler oldukça haber verdiğimiz bir diğer dostumuz ize Önder Bora. En son yayınladığı single’dan sonra bir süre yurt dışına yerleşen ve daha sonra yeniden ülkemize dönen Önder yeniden sahneler ile buluşuyor. Çarşamba günü Fransız Sokağı’nda Beco’s Taverna’da sahne alacak ve eminim kendisini dinlemeye gelenlere keyifli bir program sunacak. Bu arada Gülcan Altan yeni albümünü önümüzdeki günlerde bizlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Albümünden ilk şarkıları dinlemek için aynı gün yine aynı sokakta yer alan Sakman Bar’da da olabilirsiniz.

Görüldüğü gibi İstanbul sahneleri bir hayli hareketli. Geçtiğimiz günlerde Haymatlos isimli mekanda bir diğer dostum Birsen Tezer’i dinledik. Sezonun bu ilk konserinde yer gök yıkıldı diyebiliriz. Yaz programını yine Bodrum’da yapan sanatçı dostumun önümüzdeki günlerde sürpriz haberlerine ayrıca tanık olacaksınız. Eğer o gün orada dinleme şansını bulamamışsanız üzülmeyin, yepyeni bir mekanda Cuma gecesi yine sizlerle olacak Birsen. Mekanın adı Alt. ve baktığımızda Ekim ayı adına çok önemli performanslar ile sezona iddialı bir giriş yapmış durumda. Yine yazları Bodrum’da olduğu için onları da çok özledi İstanbul dinleyicisi ve geçen hafta sonu İstanbul’da nihayetinde yeni sezon programlarına başladılar. Çok sevdiğimiz bir diğer sanatçı dostumuz Bülent Özdemir ve kendisine eşlik eden Hande her Çarşamba, Cuma, Cumartesi Sardunya’da kaldıkları yerden devam ediyorlar. Gidip eğlenmek için geri sayımındayım kendilerinin.

Haftanın Rengi: Rengin Ahengi

Geçtiğimiz aylarda sitemizde ilk albümü ile konuk ettiğimiz Kenan Yılmaz sözü ve müziği kendisine ait olan bir şarkıda İstanbul’u, renkleri ve birbirinden farklı müzisyenleri bir araya getiriyor. Özel bir proje kapsamında hazırlanan bu şarkıda ve çekilen klipte Hayko Cepkin, Soner Arıca, Yeşim Salkım, Reyhan Karaca, Sümer Ezgü, Petek Dinçöz gibi isimler yan yana gelmiş ki düşünün artık ortaya çıkan rengi.

Yine bu projede de yer alan Umut Akyürek kesinlikle tahammül edemediğim bir ses. İyi ki albüm yapmıyor ve daha fazla acı çekmiyoruz dediğim yerde bir albüm ile karşılaştım ve bir başka acı sürpriz bekliyordu orada beni. Yine aman uzak duralım dediğim bir diğer isim olan Hakan Aysev ile ‘’Pınar Köksal Besteleri’’ isimli bir proje için yan yana gelmişler, düetler falan yapıyorlar düşünün başımıza geleni. Elbette albümü dinleme gibi bir şansım olmadı, olmaz da; tanıtım yapılan sitelerde denk geldim ‘’Aşk Senfonisi’’ isimli çalışmaya ve şimdilik almayayım dedim, uzun bir süre daha almayayım hatta. Yine yukarıdaki projede yer alan Reyhan Karaca’da bir single yayınlamış. Kardeşinin rahatsızlığından dolayı uzun bir süredir pek iyi günler yaşamıyor Karaca ve öncelikle kendilerine şifa diliyoruz elbette. Dileriz bu single moral olur, güç olur ve adı gibi ‘’Yeniden’’ güzel olur her şey. Şehrazat ve Bülent Yetiş’e ait iki şarkı, iki remix ve DMC etiketi.

Ve bir başka proje ki heyecanlanmamak elde değil. Ahmet Kaya ve ‘’Ülkemde Son Turnem’’ VCD ve DVD’si önümüzdeki hafta GAM Müzik etiketi ile piyasada. Doğrusu ne mutlu ki öldükten sonra bile Kaya yaşatılıyor ve dinleyicileri olarak bizler yokluğunu hissetmemeye çalışıyoruz bu güzelliklerle. Kaya için hazırlanan bu DVD’de sanatçının Türkiye’de ve sürgünde olan açıklamaları, stüdyo sürprizi, fotoğrafları ve diskografisi ötesinde konser şarkıları yer alacak. Yokluğunun onuncu yıldönümünü ve 53. yaş günü sebebi ile özel olarak kızı ve eşi tarafından hazırlanan bu çalışmada sanatçının 98 yılındaki son konser görüntüleri bizlerle birlikte olacak. Şarkılara bakınca şimdiden çıktığı o ilk gün almanın kaçınılmaz olduğunu göreceksiniz bu çalışmayı. ‘’Hani Benim Gençliğim’’den ‘’Mahur’’a, ‘’Kum Gibi’’den ‘’Adı Bahtiyar’’a, ‘’Giderim’’e, ‘’Şafak Türküsü’’ne. Onu çok özleyenlere.

Başladı başlayacak derken gecikmedi ve gündem yeniden bizi Eurovision’a getirdi. Çeşitli anketler yapıldı çeşitli sitelerde ki daha sonra TRT’de anket açmak zorunda kaldı. Hani onun sonuçlarını göremedik, bilemeyiz ama zaten yayından da kaldırdı diye duydum. Velhasıl birçok isim geliyor gidiyor ki kişilerin haberleri, talepleri bile yok ama bazılarının adı anketlerde yer alıyor falan da yine bildiğini okuyacak TRT. Daha önceki seslere pek de kulak vermediler malum o zaman üstelemenin anlamı ne. Fakat şunu demeden geçemeyeceğim. Geçtiğimiz günlerde bir radyo programına katılan ve bu işe canı gönülden talip olan bir isim var ki Hande Yener; tüm yüreğimle bunu istiyorum demiş. Birinci olacağım gidersem falan filan da demiş de sorun o değil. Yener’in bu çabasına TRT en azından bir görüşme ayarlamalı ve birçok kişinin kendilerine göre girmekten - gitmekten kaçındığı riskini göz önünde bulundurmalı, bir konuşmalı kendisi ile ve bu tartışmalara bir son vermeli. Ama hepsi bir yana gönlümden geçen şudur, kim katılmak istiyor; hazırlasın şarkısını ve jüriye ve halka sunsun, biz seçelim, TRT’de bir tür yükten ya da baskıdan kurtulsun.

Haftanın Sürprizi: Ayşegül Aldinç

On yıl aradan sonra gelecekse karşımıza böyle isimler gelsin değil mi hani? Özledik, dileriz iki şarkılık bu single çalışması ile nefes alacağız bir kere daha onunla. Albümün prodüktörü Emel, şarkılar Sezen Aksu imzalı, düzenlemeler Ozan Çolakoğlu, Mustafa Ceceli, Mithatcan Özer, remiksler Suat Ateşdağlı, fotoğraflar Nihat Odabaşı. Sonucu tahmin etmek hiç zor değil :)


Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Dizi dünyasında nihayet taşları rayına oturttum. Artık aceleye getirmeden elimde birikmiş bölüm olmadan ilerlemek çok keyifli. Dexter, Desperate Housewives, Castle, The Mentalist, Nikita ile devam her hafta yeni bölümleri ile. Brothers & Sisters dışında yeni sezonuna yetişemediğim bir dizi yok. Bu arada işte merak gittim bu hafta izlediğim tüm dizilerin soundtracklerini buldum. Kuşkusuz ki bu çalışmalar diziyi ne kadar severseniz sevin albüm olarak dinlediğinizde beklenen etkiyi vermiyor ama illa duracak bir yerimde, hastalık işte.

Velhasıl bu hafta izlediğim filmlerden çok keyif aldım. ‘’My Life in Ruins - Aşk Rehberi’’ bu haftamın en iyi filmlerindendi. Film için sinema sitelerinde pek iyi bir yoruma rastlayamadım. Nia Vardalos daha önce ‘’My Big Fat Greek Wedding - Kalbinin Sesini Dinle’’de izlediğim bir oyuncuydu. Bu filmde de Georgia isimli bir rehberi canlandırıyor. Film boyunca bir grup turiste rehberlik ediyor ki her yolcu birbirinden deli ve işi zor, bunların içinde bir de karşısına aşk çıkarsa bu yolculuk bitmek bilmiyor. Dediğim gibi keyifli bir film izleyeceksiniz ve bence çok güleceksiniz.

‘’Rendition - Yargısız İnfaz’’ yine son yılların en başarılı yapımlarından bence. Çok fazla aksiyonu olmasa da senaryosu ile heyecanı sürekli elinde tutan filmin bir kısmı Amerika’da bir diğer kısmı Mısır’da geçiyor. Birbirinden farklı karakterler var filmde ve hepsinin iç dünyasına yapılan yolculuklara tanık oluyoruz. Amerikan sistemine de göndermeler yapılıyor filmde terör gerçeğine de; acı bir gerçek işkencelere de ve hatta belki gerçek bir acı aşka da; kurgusu müthiş özellikle finali ve elbette müzikleri de. Oyuncu olarak karşımıza Jake Gyllenhall çıkıyor bir kere sonra Meryl Streep var kadro da ki sırf bu ikili bile yetmez derseniz Reese Witherspoon ve en son ‘’An Education’’da izlediğim Peter Sarsgaard ve daha nicesi mevcut. Kesinlikle izleyin.

Yine konusu ile biraz karışık gibi görünse de izlediğinizde keyif alacağınıza inandığım bir diğer film ‘’The İnternational - Uluslar arası’’. 2009 yapımı filmin başlıca rollerinde Clive Owen ve Naomi Watts öncelikle. İkili bir interpol ajanını oynuyor ve kirli işler çeviren bir bankanın gerçek yüzünü ortaya çıkartmaya çalışıyor film boyunca. Bu esnada birçok ülkede çekilen sahneleri var ki filmin son durağı Türkiye. Filmin bazı sahnelerinin İstanbul’da çekilmiş olmasından dolayı bir de Türk oyuncusu var ki Haluk Bilginer. Doğrusu filmin bu yanı izlememiz için bir kere önemli bir sebep ama şunu da eklemek isterim; bazı sahneler gerçekten çok uzun tutulmuş ki bu da zaman zaman filmden kopmanıza sebep oluyor. Başrol oyuncusu Owen’a Türkiye’de geçen sahneleri sorulmuş ve bir kısmı Kapalıçarşı’da gerçekleşen çekimleri için şunu demiş kendisi: Yetkililerden izin alamadığımız için çekimler sırasında Kapalıçarşı'yı kapatmadan çalıştık. Çarşıdakiler çekim yaptığımızı bilmiyorlardı. Daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Yani Owen’in elindeki silahı gören bazı Türkler duruma sadece gülüp geçmiş kimisi de hiçbir şey olmamış gibi başka yönlere falan bakmış, bunun gerçekten şaşırtıcı olduğunu anlatmış. Takıldığım olay Owen’in şaşırması gereken durum değil çekimler için izin alınamaması yani gerçekten çok tutucuyuz bazı şeylerde; verin izni rahat rahat çeksin adamlar düşmeyelim dillerine; bir gün için zarar mı edersiniz hani.

Haftanın Repliği: ''Mina Vaganti - Serseri Mayınlar'' filminden

Bazı şeyleri geride bırakma konusunda korkak olmamamız gerekiyor, önemli olan bizimle kalır, biz istemesek bile.

Ve elimde DVD’si nicedir izlemek için beklediğim bir film ki ‘’Mina Vaganti - Serseri Mayınlar’’ bildiğiniz üzere Ferzan Özpetek’in son filmi. Yönetmenin babasına ithaf ettiği film bir ailenin bir anda nasıl dağılabileceğini, bir anda nasıl bir araya gelebileceğini, bir anda nelerden vazgeçileceğini, nelere tutulabileceğini ve benzeri çok şeye dikkat çekmiş. Ben oyunculuğu ile ilk kez ‘’Eden is West – Cennet Batıda’’ filminde karşılaşmıştım Riccardo Scamarcio ile ki o filmde çok daha iyiydi oyunculuğu; bu isim ile ilerleyen günlerde çok fazla karşılaşacağımıza eminim. Filmimize dönmemiz gerekirse senaryo ve oyunculuk yine çok güzel ama yönetmenin önceki filmlerini daha çok sevdiğim bir gerçek. Müzikler yine muhteşem ki özellikle final muhteşem. Finalde yer alan Sezen Aksu şarkısı ‘’Kutlama’’ çok isabetli bir seçim olmuş.

Çarşamba günü blog sayfalarımızda yine bağımlısı olacağınız bir köşemiz daha başlıyor hatırlatması da yaptıktan sonra iyi haftalar diliyorum herkese.

9 Ekim 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Kendi

Kendi - Kanki

Ka ka ka ki ki ki ki dostlar mı hakiki
Herkes diyor kanki çok lazım sanki

4 Ekim 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Daha önce Kırkaltı, Çilekeş gibi grupların albümlerini yayınlayan Pi Müzik beklenen bir albümün müjdesini verdi. Ceylan Ertem’in (Anima grubunun solisti olarak anımsayacaksınız) elimde çeşitli solo kayıtları vardı (Umay Umay’ın ‘’Şeker Anne’’sini ne yapın edin netten bulun dinleyin) ama bunlar bir albüm içinde yayınlanmamıştı. Ertem’in ilk albümü ‘’Soluk’’ adından anlaşılacağı üzere gerçekten iyi bir zamanda, iyi bir şekilde çıktı karşımıza. Birbirinden değerli bir müzisyenlerle uzun soluklu bir çalışma ve 15 şarkılı bir albüm var karşımızda. Yedi şarkıda söz - müzik, bir şarkıda sadece söz kendisine ait. Onun dışında bir anonim türkü olan ‘’Kızılcıklar Oldu mu’’ bambaşka bir yorumda. Neşet Ertaş’ın ‘’Gönül Dağı’’ ve İsmail Hakkı Bey’in ‘’Fikrimin İnce Gülü’’ kayda değer olmakla kalmayıp bir ömre sığdırılacak yorumlar. Hiç de abartmıyorum ve ilk albüm konserini mutlaka bekliyorum.
Hemen hemen her hafta bir arabesk albüm haberi verir oldum farkındasınız değil mi :) Uzun zamandır projelerin arabeske dayandığını ya da dayandırıldığını biliyorum ama bir gruptan bahsedeceğim ki onlar aslında bu işi çok ama çok öncesinden yapıyorlardı, e albüm için bu denli beklenirse birileri mutlaka kokusunu alacaktır. İstanbul Arabesque Project’in çalışmalarını net üzerinden takip ediyor ve sık sık konserler verdiklerini ve sahne dünyasında kendilerine iyi bir yer edindiklerini biliyordum. Bu dört genç şimdi ilk albümleri ‘’Her Gün İsyanım Var’’ bizlere sunmanın heyecanı içinde. Çarşamba günü müzik marketlerde olacak albümün içinde on şarkı var. Üç tanesi yeni beste olmak üzere Hakkı Bulut’tan ‘’Son Mektup’’, ‘’İkimiz Bir Fidanız’’, İbrahim Tatlıses’ten ‘’Allah Allah’’, Selami Şahin’den ‘’Senin Olmaya Geldim’’ (ki çok beğendim düzenlemesini) gibi besteler yorumlanmış. Yani yorumlamış olmak için değil onların zaten çıkış noktası bu, bu yüzden diğerlerinden daha has arabesk.

Haftanın Rakamları:

Şebnem Özuzcan’ın Bugün gazetesinde yer alan bir haberinde sanatçıların bestelerinden aldığı rakamları okudum ve şok oldum, nasıl olunmasın hani hem de bu krizde :) Dolar üzerinden bakmamız gerekirse Sezen Aksu 40bin, Nazan Öncel ve Sinan Akçıl 35bin, Kayahan 30bin (:)) yine Tarkan, Yalın 30bin, Şehrazat 25bin gibi gidiyor. Hey maşallah piyasa :)

‘’Aman’’ şarkısını sevmiştim ama başka bir şarkısını anımsamıyorum Eylem’in. İki albüm yaptıktan sonra sıradaki çalışması ilginç zira baştan söyleyeyim benim çok hoşuma gitmedi. Proje olarak ilginç olabilir ama şarkı olarak içime çok sinmedi. ‘’İstanbul’’ isimli sözü ve müziği kendisine ait bir şarkıyı altı dilde yorumlamış Eylem. Türkçe’nin yanında İngilizce, Almanca, Japonca, İtalyanca ve Rusça. Darbukalı ve sazlı bir koşuşturmaca hali, kaldı ki sonbahar da, İstanbul’u hatırlatacak ve yaşatacak nice şarkı varken şıkır şıkır bir buluşma, iç açıcı değil, geçelim. Zurnistanbul projesi bu albüme göre daha ilginç. Adından da anlaşılacağı üzere bu kez bir zurna ekibi var karşımızda. Albümde yer alan 13 şarkıda düzenlemeler başarılı. Klasik kasap havasından zeybeğe nice ezgi uzanmış albümde ama en dikkat çekeni kuşkusuz açılış şarkısı, Sezen Aksu müziği ve unutulmaz ‘’Gidiyorum’’.

İlk albümünden son albümüne severek dinlediğim bir isim Sibel Tüzün. Tüzün yine Çarşamba günü ‘’Saten’’ isimli çalışması ile dinleyicisinin karşısına çıkacak. Cover olarak seçilen bir Ajda Pekkan şarkısı ‘’Erkekleri Tanıyın’’ ile çıkışı yapılacak albümün klibi günlerdir TV programlarında ve internet üzerinde dönmeye başladı bile. OSSİ Müzik etiketi ile yayınlanacak beş şarkılık bu mini albümde Tüzün’ün üç bestesi, iki sözü var. Zeynep Talu’nun iki sözünün yanında (ki albümün de süpervizörü) bir de Burak Erkul besteci olarak yer almış. Tüm düzenlemeler Tansel Doğanay imzalı. Bu albümü dinlerken gülmeye, ağlamaya, düşünmeye hazır olun denmiş basın bülteninde, merakla bekliyoruz öyleyse. Bu arada şu bilgileri de vermiş olalım ki on aylık bir çalışmanın sonrasında bu beş şarkı bizlerle buluşacakmış ve Tüzün bu albümü şöyle tanımlamış: Açık yürekli ve daha olgun şarkılar; dinleyelim ve görelim.

Haftanın Nostaljisi: Ercan Turgut - Tanrı Misafiri

Ercan Turgut ile Yıllar önce bir konserde tanışmıştık ve o günden bugüne özel bir sempatim vardır kendisine. OSSİ Müzik sanatçının 1983 yılında yayınladığı ‘’Tanrı Misafiri’’ isimli albümünü yıllar sonra yeniden bizlere anımsattı ve geçtiğimiz günlerde yayınladı. Hani ne varsa popüler albümlere alınıp söylenildiği yıllar. ‘’Duyduk Duymadık Demeyin’’den ‘’Firuze’’ye, ‘’Arkadaşımın Aşkısın’’dan ‘’Tanrı Misafiri’’ne, nicesine. Biraz pop biraz arabesk şarkılar, tam da o yıllar gibi.

Sebebi ne olursa olsun bir kişinin canının yanması tüm herkesin canının yanması olmasın artık. Önceleri YouTube derken Metacafe sevdiğim video paylaşım siteleriydi. Sitemiz için gerekli videolarımızı burada paylaşıyor ve oraya aktarıyorduk. Derken Vimeo’yu keşfettim ki bayıldım. Gayet kaliteli, gayet keyifli olan bu paylaşım yerinden sonra da başka alternatif aramadım zaten. Geçenlerde tam da sitemizi yayına açmadan bir gün önce böylesi bir trajedi daha yaşandı ve site mahkeme kararı ile kapatıldı. Oh ne güzel, bizleri kimse düşünmesin, orada verilen emekler bir kalemde üzerinden geçilsin. Neyse sorun olan video kaldırılır, ekleyen kişi gerekirse bulunur, cezasını alır, bize ne bundan, benim orada paylaştığım videoları paylaşma hakkım neden elimden alınsın. Sanırım her şeye alıştırılmaya çalışıyoruz ve gitgide bir kaosun içine doğru sürükleniyoruz, peki öyle olsun.

Geçen hafta Ankara sahnelerinden programlar aktardık bu hafta da İzmir’e uzanalım mı? İzmirliler eminiz heyecanla beklemeye başladılar, e nasıl beklenmesin ki İlhan İrem geliyor (Ergin kaçırmaz kesin :)) Cumartesi günü İzmir Açıkhava Tiyatrosu’nu doldurun ve ışık ve sevgiyle keyifli şarkıları dinleyin dilerim. Yok hayır aynı güne başka bir alternatif arıyorsanız Soner Sarıkabadayı’da aynı gün İzmir’de, Bostanlı Karşıyaka Açıkhava’da sahne alacak. Cuma günü alternatifi de Hande Yener olabilir. Yani şarkısı ‘’Uzaylı’’ ile yazdan sonra güze de bir heyecan katmak isteyen Yener’in sahne alacağı mekansa Ooze Venue. Aynı yerde bir hafta sonra da MFÖ sahne alacak. Yine İzmir; Cuma ve Cumartesi bir festivale daha imza atıyor ki; İzmir Arena’da iki gün boyunca rock sesleri yükselecek. Üstelik her iki konseri de 40 YTL gibi bir rakama izleyebileceksiniz, üstelik isimler gayet sağlam. İlk gün Kanca, Ayna, Duman ikinci gün Model, Nev ve Mor ve Ötesi.

Haftanın Konseri: Akın Vardar

Sevgili dostum Akın’ı en son Sakman Bar’da dinlemiştim. 9 Ekim Cuma günü saat 22:00 itibari ile MASK sahnesi olacak kendisinin. İlk albümü ‘’Yalnızsın’’ın yanında seçeceği cover şarkılarla da dolu dolu geçeceğine inandığım bu konsere gelin ve birlikte eğlenelim.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Yine dizilerle başlayalım zira bu hafta da ağırlığını korudu kendileri adıma. Öncelikle ‘’Dexter’’ beşinci sezonu ile başladı. Ne yalan söyleyeyim biraz buruk izledim hatta hiç bu kadar duygu seli yaşamamıştım bu dizide ama bunu eleştiri amacı ile söylemiyorum, böyle bir başlangıç kaçınılmazdı. ‘’Desperate Housewives’’ ise yedinci sezonunda biliyorsunuz. Dizi çok çok heyecanlı kalmamıştı bu kez ama güzel başladı her zamanki gibi, dizinin kadrosuna Wanessa Williams katıldı güzel başlamalı tabi :) Yine sürpriz oyuncularla devam edecek diziden iki oyuncu firarı var ki Catherine ve Orson karakterleri. İki polisiye - dedektif dizi üçüncü sezona merhaba diyenlerdendi ki ilk bölümleri ile ‘’The Mentalist’’ ve ‘’Castle’’ yine formundaydı. İzlediğim bir diğer benzer dizi ‘’Covert Affair’’in 11 bölümle kalması çok acı, birkaç bölüm sonra bitireceğim ama bu dizi devam etmeli ya. Yine ‘’Persons Unknown’’ da bu yazın dizisiydi, dizi yine devam edebilecek bir şekilde bitti ama madem etmeyeceksin neden öyle bitirdin de dedirtti. Bu arada bir dizi daha ekledim haneme ki ‘’Blue Bloods’’. Yine bir polisiye yine bir aksiyon ama oyuncuları bir hayli tanıdık. Tom Selleck var en başta ‘’Magnum’’u nasıl unuturuz. Sonra bir dönemin NKOTB grubunun Donnie Wahlberg’i (Mark Wahlberg’in kardeşi) burada; en son ‘’Damages’’ isimli dizide izlemiştik usta oyuncuyu Len Cariou burada. Ama ilk bölümü çok fazla heyecan uyandırmadı fakat sanki devam edersem iyi bir şeyler olacak, bunun izlenimini verdi, bakalım.
Haftanın filmlerine gelince özellikle izlemelisiniz kısmına girmeyeceğim ama ben izledim ve sevdim kısmının altını çizeceğim. Kaldı ki geçenlerde vizyona giren ‘’Salt’’ ile başlayalım hemen olaya. Evelyn Salt yani Angelina Jolie karakteri mükemmel, bu kadına bu tarz roller çok yakışıyor. Salt bir CIA ajanı ama bir gün bir itirafçı ile karşılaşacak ve dünyası değişecek. Film abartı sahneler taşıyor mu taşıyor artık zaten ruhumu bunlara adapte etmeyi başardım ama sürükleyicilik film boyunca gayet iyi gidiyor. Öyle ki sonuna kadar filmin kim gerçekten kim kafa karıştırmayı başarıyor. Finali ise film sanki devam edecek gibi bir sahne ile tamamlanıyor ki bir tek o kısma eleştirim, devamı gelecekse elbette keyifle izlerim.

Haftanın Repliği: Kadınlar ve silahlar arasındaki fark nedir bilir misin? Kadınlara asla susturucu takamazsın.

Clive Owen da son yıllarda beğenerek izlediğim oyunculardan ama ‘’Shoot Em Up - Hepsini Vur’’ konusu ile ilginç gibi görülse de abartı bir film. Monica Belluci bile filmi kurtarmaya yetmemiş ama işin ilginci film sitelerinde çok beğenildiği yazılıp çizilmiş, ilginç. Owen aynı ‘’Children Of Men - Son Umut’’ filmindeki gibi bir bebekle başlıyor filme bir bebekle bitiriyor. Araya zoraki mizah unsurları falan sıkıştırılmış, sıkıcı. 2002 yapımı ‘’Phone Booth - Telefon Kulübesi’’ uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi. Colin Farrell’ın başrollerinde oynadığı filmin tamamı bir telefon kulübesinde geçiyor. Stu telefon açmak için bir telefon kulübesine giriyor ve oradan çıkamıyor çünkü çıktığı an onu vurmak için kendince sebepleri olan bir manyağın ateş tehtidi adlına. Film ikilinin diyalogları üzerine kurulu zaten ama bu uzun muhabbet sizi yormuyor ve hatta tam tersine düşündürüyor; orada ben olsaydım ne yapardım diye.

Yeni bir haftaya daha merhaba diyoruz. Ekim ayının ilk Pazartesi günü hepimiz için güzel olsun.

1 Ekim 2010 Cuma

EKİM 2010 - 9'ncu Yıl ÖZEL




Haydar Ergülen

Zeliha Sunal

Atakan Ilgazdağ

Zeynep Sağdaş

Cüneyt Ergün

Melek İrdem

Mehmet Mesum

Ogün Kaptanoğlu

Naim Dilmener

F.Gül Yanık

Kadri Karahan

Asya Gülgün Özkan

Muhammed Tiryaki

Zeki Çelik



ve sitemizin 9'ncu yılındayız; nice güzelliklere ...



27 Eylül 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Ve bir ayın son haftası, son Pazartesi günü. Öncelikle yeni ayın 1’i yani Cuma günü özel sayımız sizlerle buluşacak sitemizde. Dokuzuncu yaşımızı kutlamaya hazırlandığımız bu ayın yine çok özel, çok renkli konukları olacak. Geçtiğimiz günlerde yeni albümünden sendromumuzda da bahsettiğim çok sevdiğim bir sanatçı dostum albümünün detaylarını ilk kez bizimle paylaşacak. Beraberinde dört müzisyen konuğumuz daha var üç tanesi ilk albümleri ile müzik dünyasına merhaba diyen isimler ama bir tanesinin ilk albümü ile önümüzdeki günlerde karşılaşacağız ama bahse giriyorum ortada bir şarkısı var, üstelik iki yıldır onu dinliyorsunuz ve çok merak ediyorsunuz ama ilk kez bu denli yakından tanıma şansını bulacaksınız. Yine çok değerli bir şairimiz ve yine çok değerli bir oyuncumuz sayfalarımızda konuğumuz olmaya hazırlanırken takip ettiğiniz yazıları ile değerli kalemlerimiz ayrıca sizlerle olacak. Özetinde herkese güzel bir ay daha yaşatmak adına geri sayımdayız tüm değerli arkadaşlarımızla.

Müzik dünyası sessiz sakin bir süreçte, pek öyle kayda değer yapımlar ile karşı karşıya kalamıyoruz takip etmeye çalıştığımız bu günlerde. Genelde karma ya da eski albümler bir bir sunulmakta ve bunlardan da açıkçası bir haz alamamaktayım adıma. Tamam bazı albümlerin CD üzerinde buluşması kaçınılmaz. Örneğin OSSİ Müzik Ajda Pekkan’ın Beş Yıl Önce On Yıl Sonra grubu ile birlikte hazırladıkları albümünü ve Ercan Turgut’un ‘’Tanrı Misafiri’’ni yayınladı. Aynı firma önümüzdeki günlerde Sibel Tüzün’ün albümü yayınlayacak. Yine bir başka özel firma olan Odeon’da boş durmuyor ve ellerindeki albümleri bir bir yayınlamaya devam ediyor. Ağırlıklı olarak THM ve TSM olan bu çalışmaların kuşkusuz özel bir dinleyicisi var ve onlar için kaçırılmayacak bir fırsat. Bayar Müzik ise arabesk dinleyicilerini unutmamış ve Emrah ile Ceylan’ın küçük küçük hallerinin o acı dolu haykırışlarını Arabesk başlığı altında ayrı ayrı sunmaya karar vermiş
.

Haftanın Rengi: Mavi

Mavi ilk albümü ‘’Mavi’’yi Pasaj Müzik etiketi ile yayınladı. Albümü sırf içinde enteresan bir şarkı olduğu için özellikle merak ettim ve dinledim. Seyyal Taner’in ‘’Nanay’’ albümünde dinlediğim ki çok güzel bir albümdü ‘’Neler Oluyor’’ isimli şarkı cover olarak seçilmiş burada. Seçim muhteşem ama yorumu çok sevdiğim söylenemez.

Sony Müzik etiketli bir yeni albüm ise Barbaros imzalı. Barbaros ismini özellikle sahne dünyasını yakından takip edenler iyi bilirler. Bu ilk albümünde biri remix on şarkıya yer vermiş. Ortada ilginç isimler var bu albümde ki enteresan buluşmalar bunlar. Süpervizörlüğünü Zeynep Talu üstlenmiş albümün. Annesi Çiğdem Talu’nun ölümünden sonra ilk defa bir şarkı sözü kullanılmış ki Şehrazat bestelemiş. Yine bu isimlerin yanında Fikret Şeneş, Onur Mete söz ve bestelerde, Aykut Gürel, Mustafa Ceceli, Volga Tamöz gibi isimler de aranjelerde yer almış. Ciwan Haco’nun bir bestesinin yanında ayrıca albümde Patrica Carli’nin unutulmaz eseri ‘’Pardonne Moi’’ yer almış. Albümün ilk klibi ‘’Olur Ya’’ isimli şarkı ile olacakken klibinde sürprizlerle karşılaşacakmışız. Albümü dinleme şansını buldum ve sevileceğini düşünüyorum bu şarkıların en azından yeni ve eskiye dair bir soluğa ihtiyacımız varmış.

Ve bu hafta Ankara’da olan dostlarımıza birkaç alternatif sunmak istiyorum ki görebildiğim kadarı ile önümüzdeki günlerde kendilerini güzel konserler bekleyecek. ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisinde bir hafta üst üste hani nefes kesecek performanslara tanık olabilirler kendileri. Ayın 1’inde Duman ile başlayacak olan konserler zinciri ayın 2’sinde Grup Yorum, 3’ünde MFÖ, 5’inde Yeni Türkü, 6’sında Erkan Oğur yer alacak. Her yıl yapılması beklenen bu konser zincirinde başlama saati 20:00 olurken bilet fiyatları Biletix itibari ile 34 YTL ama 100 YTL vererek tüm konserlere katılma hakkına da sahipsiniz. Ayrıca Ekim ayının ilk günü Buena Vista Sensacion grubu turne kapsamında Telwe Performance Hall’de sahne alacak. Latin büyüsüne kapılmak isteyenler için grup bu Salı İstanbul, Perşembe Eskişehir, Cumartesi de İzmir’de olacak.


Haftanın Konseri: Birsen Tezer
Yaz boyunca Bodrum’da sahne alan Birsen Tezer yeniden İstanbul sahnelerine dönüş hazırlığı yapıyor. Anadolu yakasında oturanlara 01 Ekim Cuma günü Balans Brau’da, Avrupa yakasında oturanlara 02 Ekim Cumartesi Haymatlos’ta nefis bir müzik ziyafeti olacak. Özlediğimize eminim.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Bu hafta alternatiflerimiz yani dizilerimiz ve filmlerimiz üzerine biraz daha konuşacağız. Öncelikle dizilerden başlayalım. Bu sene yine yerli yapımlar ile yıldızım barışamayacak gibi. Birincisi içlerinde çekici gelen olmadı her ne kadar ‘’Deli Saraylı’’yı merak etsem de içlerinde onun da yayını yakalayamadım. Gördüğüm kadarı ile bu dizi ve ‘’Fatmagül’ün Suçu Ne’’ bu senenin esareti olacak. Ben diğer dizilere dönecek olursam ki bildiğiniz üzere birçoğu yeni yayın dönemine başladı. Öncelikle içlerinde takip ettiklerimi yazacağım ki ‘’Dexter’’ ve ‘’Desperate Housewives’’ dün itibari ile ilk gösterimini yaptı hani olasılıkla bu gece ya da en geç yarın meşhur katilimiz ve umutsuz kadınlarımız ile randevum kaçınılmaz. Ama geçen sene beni etkisi altına alan polisiye dizileri ile bu sene de barışık kalacağım kesin. Öyle ki ‘’Castle’’ ve ‘’Mentalist’’ üçüncü sezonları itibari ile ben de yerlerini garantilediler. Her ikisinin de ilk bölümü yayınlandı ve yine memnun ayrıldım durumdan. Ötesinde bu sene ‘’Nikita’’da beni etkisi altına alacak gibi. Bu arada elime 10 bölümü yayınlanan bir dizi daha geçti ki devam edecek mi bilmiyorum ama ‘’Memphis Beat’’de izlediğim ilk bölümü ile gözüme ilginç göründü. Birçok dizide oynadığı biliyorum ama ben kendisini ‘’Desperate Housewives’’ın Betty’si olarak çok sevmiştim bir zaman Alfre Woodard’da dizinin kadrosunda. Dramalara gelince onlar beşinci sezona başladı ama ben henüz üçüncü sezonlarına merhaba dedim ki ‘’Brothers & Sisters’’ ben de koca bir seneye yayılacak yine. Haricinde ‘’Hung’’ ikinci sezonu ile takibimde kalacak ve ‘’Persons Unknown’’ bu hafta tamamlanacak ve ‘’Covert Affair’’ ile bir süre daha devam edilecek. En azından biraz yüküm hafifledikçe yeni dizilere bulaşacağım hemen.


Beni bilen bilir ki Bette Midler’in kalbimde yeri delidir. Elimde ona dair öylesi dağınık bir arşiv vardı ki ve bunları toplamaya başladım geçen hafta içinde. Albümlerinden konserlerine, filmlerinden dizilerine. Özellikle bir zaman TRT’de izlediğimi bildiğim eski filmlerine ulaşmam kolay olmadı. Bazılarının altyazısı yok ama olsun elimde onlar olmalıydı. Bir çırpıda operasyona başladım ve kısmen arayı kapadım. Öyle ki ‘’Oliver & Company’’den ‘’Big Business’’e kadar birçok filmi şimdi elimde. Her ne kadar ‘’For The Boys’’ ya da ‘’Stella’’ gibi eksiklerim olsa da çoğuna artık sahibim. Bu heyecanla ki DVD’si D&R başta birçok satış noktasında az da olsa eminim mevcuttur ‘’Ruthless People’’ı izleyerek başladım bu hafta onla ilgili macerama. 1986 yılı yapımı bu komedi filmi ülkemizde ‘’Karımı Kaçırdılar’’ adı ile izleyiciye ulaşmıştı ve büyük ilgi görmüştü. Danny De Vito’nun Bette Midler ile harikalar yarattığı bu filmde bugünün çok önemli bazı oyuncuları da yardımcı rollerde. Anımsatmam gerekirse Barbara kaçırılıyor ve eşi Sam’den fidye isteniyor. Ama Sam’in fidyeyi ödemek gibi bir düşüncesi yok çünkü o ondan zaten kurtulmak istiyor. Derken araya bir sürü insan giriyor ve bir sürü trajikomik olay birbirini izliyor. Gerçekten bugün izlediğimde bile kahkahalara boğulduğum film bana güzel bir nostalji yaşatıyor. Bu arada bir de sürpriz yine Midler’in kendisi kadar başarılı iki oyuncu olan Diane Keaton ve Goldie Hawn ile başrollerinde oynadıkları ‘’First Wives Club - İlk Eşler Kulübü’’ DVD olarak yeniden piyasa da ki başta ‘’Beaches’’ı ve daha sonra diğerlerini de görmek adına.

Bu hafta 80’li yıllardan bir film ile daha karşılaştım. Aslında kaç kez izlemiştim bilmiyorum ama aynı heyecanla yine sarıldım. Madonna ve Rosanna Arquette’nin başrollerini paylaştığı ‘’Desperately Seeking Susan’’ sanırım Türkiye’de ‘’Susan’ı Arıyorum, Çaresizim’’ olarak çevrilmişti yanılmıyorsam. Kuşkusuz Madonna’nın var olmasından dolayı birçok insanın kilitlendiği ama çok önemli bir şey edinemedikleri bu filmi ben nedense seviyorum. Madonna’ya korkunç hayran olduğum yıllardı ve o ne yapsa benim için anlamlıydı. Bu filmi izledikten sonra sıradaki arayışım ‘’Shangai Surprise’’ filmi kesinlikle, büyük ihtimalle onu ‘’Who’s That Girl’’ falan da izlemeli zaten :)

O yıllardan bugünlere gelmem gerekirse 2010 yapımı bir filme uğruyorum ki iki ay kadar önce falan gösterimdeydi ve de bir hayli ilgi çekti. ‘’Knight & Day - Gece Gündüz’’ aksiyon ile komediyi bir araya getirmek istemiş bir film. Başlıca rollerinde kanımın bir türlü ısımadığı Tom Cruise ve tam tersine izlemekten çok keyif aldığım Cameron Diaz var. June ile Milner’ın yolları bir havaalanında kesişiyor derken o yol senin bu yol benim bir koşuşturma içine dahil oluyorsunuz kendileri ile. Bu ne tür bir kovalama ve kim kim biraz karışık gibi ve üstelik abartı üstüne abartı sahnelerle süslü ki yok artık dediğim kaç sahneye tanık oldum düşünün artık. Cruise adeta rolünü sevememiş gibi Diaz yine oynadığı karakteri güzel taşımış. Asla sıkılacaksınız demiyorum, normal vakit çerçevesinde anormal tempoda bir film izleyeceksiniz o bildiğimiz klasik renkler çerçevesinde.

Çok güzel bir hafta olması dileklerimle. Herkese iyi keyifler.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Yonca Evcimik

Yonca Evcimik - Boza
Bol tarçınlı bir bardak, olmaz olmaz iki bardak
üç bardak bir bidon, bir varil bir ton

20 Eylül 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Albümleri yazdığım zaman da demiştim ve kişisel olarak albümleri çok başarılı ya da zamanlamayı doğru bir yerde bulmamıştım belki de. Ama öyle olmadı ve her şeye rağmen Işın Karaca ve Şevval Sam Tekin arabesk albümleri ile belki de farkında olmadan yeni bir sürece imza attılar. Satışlardan ya da verilen konserlerden belki de bu isimler arabesk söylediğinden durum başka bir boyut kazandı ya da bize öyle geldi bilinmez ama yeniden hayatımıza bulaştığı bir gerçekti arabeskin; ki uzağında mıydık elbette hayır :) Velhasıl Özlem Plak etiketli on şarkılı bir albüm piyasada. Esengül’den Mahsun Kırmızıgül’e, Tüdanya’dan Biricik’e, Emrah’dan Coşkun Sabah’a bir akış oturup kahır tütmeye hazır mısınız? Albümün kapağı dikkat çekici olmuş yalnız. Ortaya bir kül tablası konmuş ve her yere izmaritler serpiştirilmiş, bir de şarap kadehi, bir kağıt, bir plak; efkarına efkar katmak isteyenlere duyurulur.

Müzik dünyasının en şeker kadınlarından Zeliha Sunal’ın olacak bu hafta. Bugünden itibaren müzik marketlerde yerini alacak olan albümünün adı ‘’Aşk Bana Kalır’’. TMC tarafından yayınlanan albümde biri radyo edit olmak üzere altı şarkı yer alıyor. Prodüktörlüğünü kendisinin yaptığı albümde üç şarkı son günlerin öne çıkan söz yazarı ve bestecilerinden Zeki Güner’e ait. Aysuda Ülkü Zeren’e ait bir başka şarkının yanında ‘’Sevda Yolu’’ isimli şarkı cover olarak seçilmiş albüm için. Daha önce iki albümü ile sayfalarımıza konuk olan Sunal’ı elbette yeniden konuk edeceğiz ve çalışmanın tüm detaylarını kendisinden dinlemek isteyeceğiz. Bu arada bir de not Sunal geçtiğimiz günlerde Zülfü Livaneli ile birlikte Alaçatı’da nefis bir konsere imza atmış; bu kış alacağı sahneleri ve vereceği konserleri kesinlikle kaçırmamalı.

Haftanın Fırsatı: D&R indirimleri

Filmlerinde, dizilerinde, kitaplarında da indirim var ama özellikle müziğe dair kampanyası dikkat çekici mağazanın. Örneğin yerli birçok CD neredeyse yarı fiyatına inmiş. Özellikle Leman Sam, Zuhal Olcay ve Teoman CD’leri kapışılmalı mesela. Sonra müzik DVD’leri ki 11.90 TL’ye Michael Jackson’dan Gloria Estefan’a, Celine Dion’dan Marc Anthony’e uzanıyor liste cidden kaçırılmaması gerek zira o fiyata sanatçıların CD’lerini alamıyorsunuz.

Geçen sene ilk albümleri ile dikkatleri çekti Babutsa ve özellikle ‘’Yanayım Yanayım’’ öyle çok tuttu ve her yerde çaldı ki Kibariye ablamız bile bu şarkılarını albümlerine aldı. Doğrusu şirin, sempatik bir üçlü Babutsa ve yer yer çizgileri doksanlı yılları anımsatıyor ben de. Grup repertuarına yeni bir şarkı ekledi ki ‘’Tabi Güzelim’’ bir Yunan şarkısından uyarlama. Belki yaz başlarında yayınlanmış olsa renginden dolayı sıcaklığı daha hissedilebilirdi gibi. Şarkı normal halinin dışında üç ayrı remiksle karşımızda. Ayrıca ‘’Yanayım Yanayım’’ yine bildiğimiz hali ile birlikte bir de Burak Yeter remiksi ile ek olarak sunulmakta.


25 Eylül Cumartesi gününe hiçbir program yapmamalı ve en önemlisi bir tercih yapmalı. O gün İstanbul çeşitli mekanlarında kaçırılmaması gereken konserler ile coşacak. Cemil Topuzlu sahnesinde Şebnem Ferah bir akustik konser ile çıkacak sevenlerinin karşısına. 12 müzisyen ile birlikte sahnede olacak olan Ferah kuşkusuz ki yine unutulmayacak bir performansa imza atacak. Aynı gün Sertab Erener Kuruçeşme Arena’da sahne alırken Jolly Joker Balans MFÖ grubunu Babylon ise İlhan Erşahin’i ağırlayacak. Avrupa yakasında olanlar ise Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde Şevval Sam’ı ve ve nadir karşılaşılacak bir program olabilir belki True Blue’da İbrahim Tatlıses’i dinleyebilirler o akşam için.

Haftanın Soner Sarıkabadayı’sı: Berkay

Berkay’ın ilk albümünün ismi ‘’Ele İnat’’. 10 şarkılık albümünde iki Soner Sarıkabadayı sözü ve bestesi var ki zaten hemen dikkatinizi çekecektir şarkı en burcu burcu taburcu yanından. Bu arada tip olarak da kendisini andırmıyor değil hani. Haricinde Sinan Akçıl’ın da bir şarkısı var albümde.

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

İki isimden bahsetmek istiyorum ve iki filmden öncelikle. Biri Fatih Akın biri Moritz Bleibtreu filmlere gelince … İlk film ‘’Soul Kitchen - Aşka Ruhunu Kat’’. Bir Fatih Akın filmini beğenmediğim olmamıştır ki tam tersine her birine ayrı ayrı bir keyif katmışımdır. Velhasıl bu filmi izlemekte biraz geciktim öncelikle kendime bundan dolayı kızdım. Film aile olmanın, dostlukların, aşkın, güven ve sadakatin, bir mücadelenin filmi olarak tanıtılıyor ki aynen de öyle sımsıcak. Daha önce ‘’Duvara Karşı’’ ile ‘’Kısa ve Acısız’’ filmlerinde de oynayan Adam Bousdoukos ve yine ‘’Duvara Karşı’’ ile ‘’Temmuzda’’ filmlerinden Birol Ünen burada çok başarılı. Ama film içinde kesinlikle favorim Moritz Bleibtreu ki onu da Akın’ın ‘’Solino’’ ile ‘’Temmuzda’’ filmlerinden hatırlarsınız. Aşk ve müzikle (Müzikler gerçekten Akın’ın filmlerinde bir başka olmuştur ama burada en en tepeye çıkmış bu coşku) pişirilen bir yemek, evet bir mutfak ve renkli kahramanlar dünyası ki içinde mutlaka yer almalısınız.


Moritz Bleibtreu demişken sanırım önümüzdeki günlerde adını yine anacağım burada zira zaman zaman izlediğim filmlerde kendisine rastlamıştım ve oyunculuğunu hafızama almıştım (‘’Run Lola Run’’, ‘’Munich’’, ‘’Knockin’ on Heaven’s Door’’ gibi başarılı yapımlarda da yer almıştı Akın’ın filmlerinin yanında) şöyle bir araştırdım ve birkaç filmini daha arşivime aldım. İlk önce ‘’Das Experiment - Deney’’e takıldım ki yine Fatih Akın’ın bu filme sesini kattığını öğrendim daha sonra. Film 2001 tarihli bir Alman yapımı. Öncelikle iki saate yakın soluksuz izleyeceğiniz bir film ki Bleibtreu bu filmde gerçekten iyi bir oyunculuk çıkartmış ve hatta çeşitli ödüller de kazanmış. Bir grup bilim adamı bir deney için gönüllü arıyor ve bu gönüllülerden 8’i gardiyan 12’si mahkum olarak bir hapishanede 14 gün süreyle yaşamaya başlıyor. Başlangıçta bunu bir oyun olarak algılayan denekler ilerleyen günlerde durumun hiç de bekledikleri gibi bir şey olmadıklarını görecekler ve esas heyecan işte tam da orada başlayacak. Araya serpiştirilmiş aşk görüntüleri yer yer heyecanı bölse de ilginç bir kurgu ve başarılı bir oyunculuk var ortada, kesinlikle kaçırılmaması gerek.

Bu sezon sanırım yine birbirinden iddialı diziler izleyeceğiz ki bir tanesi ile tanıştım adı: Nikita. Nikita sorunlu bir genç kızken geçirdiği ölümcül bir olaydan gizli servis tarafından kurtarılıyor ve ona bir şans veriliyor, kendileri için çalışırsa yaşayacak ve ona verilen eğitim casusluk olacak. Yıllar geçtikten sonra ekipten kaçarak ayrılan genç kadın tek başına meydan okumaya kalkıyor anlayacağınız. İlk bölümünü ‘’Fatmagül’ün Suçu Ne’’ ya da ‘’Ezel’’ vs. diğerlerine tercih ettim açıkçası ve memnun ayrıldım. Başrol oyuncusu Maggie Q’ya dikkat.

Öyle ya da böyle bir ayı yarıladık ve hatta son günlerine yaklaşıyoruz bile. Yine yepyeni bir haftadayız, yepyeni güzelliklerle görüşmek üzere.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Cenk Eroğlu

Cenk Eroğlu - Silikonlar Patlar mı?

Ellersem bozulmaz mı, doktor bey sağlam yaptı
çeksem çeksem uzar mı, silikonlar patlar mı?

MP3

12 Eylül 2010 Pazar

Pazartesi Sendromu

Akın Eldes yeni albümü ile ‘’Başka Türlü’’ arayışlarda mı? Kuşkusuz değil ama yeni albümünü biraz farklı bulduğumu söylemeden geçemem. Usta müzisyenin Piccatura etiketi ile yayınladığı yeni çalışmasında dokuz şarkı yer alıyor. Bu dokuz şarkının içinde aşina olduğumuz şarkılar da mevcut. Örneğin Bulutsuzluk Özlemi klasikleri Nejat Yavaşoğulları çalışmaları olan ‘’Sözlerimi Geri Alamam’’ ve ‘’Tepedeki Çimenlik’’ bu albümde de huzur. Bülent Ortaçgil’in ‘’Şık Latife’’si, Mehmet Güreli’nin ‘’Kimse Bilmez’’i ve Pinhani’nin ‘’Hele Bi Gel’’i Eldes yorumu ile dinlemek ayrı bir keyif. Haricinde bir Sinan Kaymakçı, bir anonim, iki de kendi bestesine yer veren Eldes için bu albümün ayrı da bir yeri var ki 2008 yılında kaybettiğimiz müzisyen Tanju Duru tarafından 2007 yılında kaydedilmesi. Bu durumda biraz beklenilmiş albüm yayınlanması için vardır elbette bir bildikleri.

Haftanın benim için en sürpriz albümlerinden biri Şükriye Tutkun’dan geldi. Ağdaş Müzik etiketi ile yayınlanan ‘’Ay Karanlık’’ isimli bu çalışmasını da diğer çalışmalarını olduğu gibi beğenmemem gibi bir durum söz konusu olamaz. Tutkun’un müzik tutkusunu aslında uzun uzun konuşmak isterim kendisi ile ki belki önümüzdeki günlerde gerçekleşir, usta bir yorumcudur; aşkla söyler, aşkla içer türküleri. 10 çalışmalık bu yeni albümünde beş türkü anonim. Aralarında özellikle sevdiğimiz ‘’Ordunun Dereleri’’, ‘’Çift Jandarma’’ gibi türküler de mevcut. Diğer beş türkü ise farklı farklı isimlerin; albüme adını veren çalışma Bedirhan Kırmızı’nın mesela harici çalışmalardaki isimler Abdulkadir Algın, Bilal Ercan, Aşık İkram, Kul Himmet. Albümün kapak fotoğraflarına ayrıca bittim. Türkülere gönül verenler için güzel bir çalışma ile karşı karşıyayız ama fırsat bulursanız konserlerini sakın kaçırmayın kendisinin.
Haftanın Olayı: Zülfü Livaneli ve U2 aynı sahnede!

U2 konserine gidemesem de orada olmuş kadardım zira milletin o canım konseri bırakıp ellerinde telefonları ile her anı naklen yayın yapması twitter ortamının o geceki en büyük renklerinden biriydi. Velhasıl o yuhalandı, diğeri alkışlandı, o şarkı çok sevildi, bu sahne çok beğenildi derken geceye damgasını vuran belliydi; Zülfü Livaneli’ydi. Bir anda konserin atmosferi değişti kendisinin sahneye çıkması ile hele ‘’Yiğidim Aslanım’’ı söylemesi ile bir anda herkes şok oldu. Emre Aköz Sabah gazetesindeki yazısında durumun tezatlığına itina ile değinmiş mesela ve takip edebildiğim kadarı ile yalnız kalmamış ve diğer bazı meslektaşlarından da destek gelmiş kendisine. İşin tüm bu detay kısımları bir yana bir sanatçımız orada dünya devi bir grupla aynı sahnede yer alma şansına erişmiş mi erişmiş valla bence çok sanatçı kendisinin yerinde olmayı o an arzuladı. Öyle ya da böyle geldi geçti konser, alan memnun satan memnun kaldı mı?
Haftanın Uzaylısı: Elbette Hande Yener :)

‘’Hande’yle yaz bitmez’’ sloganı ile bu kez karşımızda kendisi. Yaz başında ona neler olduğunu gördük ve yazın tüm zamanlarında da şarkılarını dinleyip durduk. Sinan Akçıl’ın kendisine verdiği destek şimdi ‘’Uzaylı’’ ile devam ediyor. Şarkı albümde üç versiyon olarak yer alırken ‘’Bodrum’’, ‘’Sopa’’, ‘’Bir Gideni mi Var’’, ‘’Yasak Aşk’’, ‘’Çöp’’ gibi hitleri de farklı farklı remiksleri ile birlikte; sevenleri için hoş olsa gerek.

Haftanın Takılması: Ümit Sayın - Takılma

Ümit Sayın bayağıdır ortalıklarda yoktu eğer özleyenler olduysa ‘’Takılma’’ ismini verdiği tek şarkısı bugünden itibaren 2 YTL’den satışta. Şarkıyı dinlemedim ama kapak fotoğrafına takıldım; sizce de çok fazla amatörce değil mi yani benim böyle bir fotoğrafım olsa Facebook sayfamda bile paylaşmam :)

İlk albümünden bugüne kendisini keyifle dinliyordum ve bu yüzden yeni albümü ‘’Milat’’ı heyecanla bekliyordum. Geçen hafta içinde müzik marketlerde yerini alan albümde ikisi akustik olmak üzere oniki şarkı yer alıyor. Bu yılın başlarında bir ‘’Emanet’’ sürprizi yapmıştı Lodi ki bence bu yılın en iyi şarkılarından biridir kanımca ve ‘’Canım Ailem’’ dizisinde de kullanılmıştı. Söz yazarı ve bestecisi olan Zeki Güner bu şarkı ile birlikte dört çalışması ile albümde yer alıyor. Albüme adını veren şarkı Lodi’nin kendi çalışması olurken albümün cover şarkısı olarak ‘’Yeter’’ seçilmiş. Sözleri Sezen Aksu’ya müziği Atilla Özdemiroğlu’na ait olan bu çalışmayı Lodi de gayet başarılı yorumlamış. Sanatçı bu albümü kendisi için yeni bir başlangıç falan kabul ediyormuş, hakkında hayırlısı ve son ses ‘’Düştüysek Kalkarız’’ şarkısı.

Gülşen’in yeni şarkısı ‘’Hayat Bir Su’’. Bilmiyorum dinlediniz mi ya da dinlediniz sevdiniz mi? Şarkıyı defalarca dinlememe rağmen sevme sevememe arasında gittim geldim ama bu pek de önemli değildi. Sözleri kendisine müziği kendisi ile birlikte Ozan Çolakoğlu’na ait olan şarkı bir albüm müjdecisi değil zira özel olarak hazırlanmış ve en çok da bu sebepten anlamlı. Gülşen önümüzdeki günlerde Açıkhava Tiyatrosu’nda bir konser verecek hatta hemen tam tarihini verelim 26 Eylül Pazar günü. Konserden elde edilecek gelir Darülaceze’ye bırakılacak ki 35 kişilik bir orkestra ile sahne alacak kendisi. 40 YTL’den satışa sunuldu biletler ve bu şarkısını canlı olarak ilk kez bu konserde seslendirecek Gülşen ve elbette hit olmuş diğer şarkılarını da. Gülşen ayrıca Darülaceze ile ilgili bir başka projenin içinde de yer aldı ki Bahadır Kuyucu ve Ahmet Turan objektifine poz verdi; bu fotoğraflar da satışa sunulacak ve gelir yine aktarılacak. Çok güzel hareketler bunlar değil de ne hani?

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:


Bu hafta kısmen ama önümüzdeki hafta neredeyse tamamen yeni sezonunu başlatıyor diziler. Birçok takip ettiğimiz dizi yeni sezonlarına merhaba demeye hazırlanırken ilk kez başlayacak dizileri de unutmamalı elbette, bakalım bu sene en çok hangisi konuşulacak. Benim dizi takvimimde bu hafta ‘’Heroes’’ son sezonu ve ‘’Castle’’ ile ‘’Brothers & Sisters’’ ikinci sezonu tamamlanacak. Bu arada ‘’Hung’’ ikinci sezonu yazın ortalarında başlamış, ben onu tamamen unutmuşum; bu diziyi de seviyorum ve özellikle üç kadın oyuncusuna bayılıyorum.

2008 yapımı ‘’The Day The Earth Stood Still - Dünyanın Durduğu Gün’’ öncelikle dev kadrosu ile dikkat çekiyor. Keanu Reaves, Jennifer Connely, Kathy Bates, John Cleese, Jon Hamm, Robert Knepper gibi isimler ile de olsa film pek fazla bekleneni vermemiş görünüyor ama yine de keyifli bir seyirlik olduğunu düşünüyorum ki normalde bu tarz bilimli kurgulu filmleri ben pek sevmem ama izlemekten sıkılmadım. Gezegenler arası barışı sağlamak amacı ile dünyaya gelen ve dünyalılara en matrix bakışı ile selam eden uzaylı Klaatu (yani Keanu) pek de istediği bir sonuç ile karşılaşamaz ve bunun üzerine anlar ki dünyanın değil ama dünyalıların yok edilmesi kaçınılmazdır. Helen’in ‘’değişebiliriz değişebiliriz’’ çığlıkları fena halde ağlatabilir (şaka tabi) diyerek olaya biraz da dram boyutu katacak olup diğer filme odaklanabiliriz :)

‘’Foolproof - Kusursuz Soygun’’ adı üstünde konusu belli olan filmlerden. Üç kafadar soygun planları yapıyorlar ama hayata geçirmiyorlar derken işin rengi değişiyor ve kendilerini oyundan gerçeğe sürprizler bekliyor. Yer yer sıkıcı da olsa karşılaşılırsa izlenmeyecek bir film değil en azından toy da olsa bir Ryan Reynolds ve David Suchet faktörü var. Bir diğer aynı duygularla bahsedeceğim film ise ‘’Lebanon - Lübnan’’. Haziran 1982 yılında geçen bir savaşın tam da içindesiniz, bir tankın içinde ve dört asker ile. 2009 Almanya - Fransa - İsrail ve Lübnan yapımı film için kesinlikle canınız sıkılabilir, içiniz kararabilir ama gerçekten bir savaşın psikolojik bir savaşla yan yana gelmesini de enteresan bulabilirsiniz, ilginizi çekebilir.

Ve bir duygusal komedi tavsiyemdir ki bu yazın bana keyif veren filmlerinden oldu ‘’The Ugly Truth - Kadın Aklı Erkek Aklı’’. Gerard Butler’ın Katherine Heigl ile başrollerini paylaştığı filmin konusu kısaca şöyle. Abby bir TV programı yapımcısı ama reytinglerle başı dertte. Buna çözüm olarak karşısına sunulan Mike programının kurtarıcısı oluyor ama birbirlerine ısınmaları biraz zaman alıyor. Butler’ı ben izlediğim filmlerinin hiçbirinde kötü bulmadım, elbette bunda da; kadın aklı mı erkek aklı mı buna hiçbir zaman net bir cevap verilemedi belki ama izlemeye kesinlikle değer :)

U2 konseri ile bir hayli hareketli başlayan hafta bayram ile devam etti. Derken Dünya Basketbol Şampiyanası ile hop oturup hop kalktık ve malum referandum sürecinin sonuna geldik. Bayağı yoğun bir hafta yaşamadık mı sizce de? Yepyeni bir haftaya başlıyoruz ya da her şeye asıl şimdi başlıyoruz belki de :) …

11 Eylül 2010 Cumartesi

Cumartesi Şarkısı Ateşi - Yegane

Yegane - Ayy Bu Başıma Gelenler

Ayy bu başıma gelenler, deli sanıyor görenler, ay, ay, ay, ay


7 Eylül 2010 Salı

Sinan Akçıl ve Sürprizleri


Söz yazarı, besteci, aranjör Sinan Akçıl meşhur site Twitter’da harikalar yaratıyor, nasıl mı? Akçıl öncelikle birçok meslektaşı gibi değil ve takipçileri ile güzel bir dostluk içerisinde. Hatta onlara harika sürprizler de yapmıyor değil. Çeşitli sanatçıların yorumu ile dinlediğimiz ve sevdiğimiz şarkılarının demolarını yayınlıyor sayfasında. Örneğin Gülben Ergen’in ‘’Bay Doğru’’sunu ve Kutsi’nin ‘’Bambaşka’’sını bu kez İzel yorumluyor. Hande Yener’in ‘’Sopa’’sını ise Ziynet Sali. Önümüzdeki günlerde bu sürprizlerine devam edeceğini söylüyor Akçıl ki ilk olarak sanırım ‘’Düm Tek Tek’’in demosunu dinleyeceğiz. ‘’Gurur’’, ‘’Dokunma Bana’’ ve ‘’Bir Bilseydin’’ isimli şarkılarının da böyle kayıtları var mı bekleyip göreceğiz. Müzikseverler için kaçırılmaması gereken bir arşivlik.


İzel - Bay Doğru

İzel - Bambaşka

Ziynet Sali - Sopa

6 Eylül 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Tamam iyi bir şey dedik, mantıklı bir şey dedik ama sanırım onun da tadını kaçırmak üzereyiz. Single olayı ülkemizde çoğu kişi tarafından anlaşılamadı mı ya da işlerine mi gelmedi bilinmez ama müzik dinleyicisi enayi değildir ve bir noktadan sonra bazı şeyleri hoş görmez. Örneğin birçok müzik yazarının özellikle yorumcu olarak yerden yere vurduğu Soner Sarıkabadayı’yı bugüne kadar destekledim ama bundan sonrası için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. ‘’Buz’’dan sonra ‘’Pas’’ şimdi de ‘’Sadem’’ yani şey gibi yeni bir şarkı geldikçe kat eskileri yeniden yükle ve sun piyasaya tadını çıkar böyle. Gerek yok hem de hiç gerek yok. Bir yeni şarkı ve iki farklı versiyonu ve önceki aynı şarkılar için aldık hadi bu albümü de bir sonraki ne olacak. En güzeli şarkılar bitsin ve toplu bir albüm çıksın ve bu dağınıklıktan kurtulalım derim. Ucuz fiyata tamam alalım bu albümleri yine ama ucuz gereksinimlerin içinde olmayalım lütfen.

Gürol Ağırbaş ülkemizin önemli müzisyenlerinden. Bugüne kadar gerek solo albümlerinde gerekse içinde olduğu projelerde kalbimizde önemli bir yer etti bir kere hani ondan ne gelse kabul diyebileceğiz neredeyse. ‘’Köprüler’’ projesinin gelinen son noktası ‘’Beyaz Perde’’. Adından da anlaşılacağı üzere bu kez sanatçı düzenlemeleri ile unutulmayan filmlerin unutulmayan müziklerine ses oluyor. Basın bültenlerinde dedikleri gibi Aşık Veysel ve Hafız Burhan’ın seslerinin sampler olarak kullanılması doğu - batı sentezinin hoş bir örneği olacak gibi. Kibariye, Kubat ve Jehan Barbur’da ayrıca konuk sanatçı olarak yer almış çalışmanın içinde. ‘’Pulp Fiction’’dan ‘’The Godfather’a ‘’Arizona Dream’’den ‘’Zorba’’ya 12 çalışma yer alıyor. ADA Müzik etiketi ile Cuma günü raflarda yerini alan albümde Ağırbaş bakalım dinleyici üzerinde nasıl bir tat bırakacak?

Haftanın Şen’i: Mediha Şen Sancakoğlu

Valla nasıl şen olmasın ki dört albümü birden şıkır şıkır bir sunumla yayınlanmış Yavuz Plak tarafından. İçlerinden biri olan ‘’Askerden Anaya’’yı çok iyi anımsıyorum. Küçüktüm ve babam bu kaseti almıştı, bir süre baş tacıydı evimizde de ‘’hakkını helal et askerim ana’’ şarkısını bir kadın neden söylerdi :)

90’lı yılların sonunda yayınlanan bir albümdü (Aziz) Fuat Güner’in kendi adını verdiği ilk çalışması ki EMI Müzik tarafından yayınlanmıştı. Dönem itibari ile belki çok fazla ön plana çıkamadı albüm ama özellikle yakalama şansını bulabilenler ki başta sevgili Naim Dilmener bu albümü boş yere baş tacı etmediler. Geçtiğimiz günlerde bu albüm yine EMI Müzik tarafından yayınlandı ki ne güzel hiçbir kaygı güdülmeden; böyle değerli çalışmalar ile yeniden buluşulması çok önemli zira belki birçok dinleyici ilk kez karşılaşacak ama hiç önemli değil, şarkılar on seneyi aşkın önceden gelse de Güner’in müzik anlayışı zaten diğer grup elemanlarında da olduğu gibi hep önden gitmemiş miydi? Velhasıl on şarkılık albümde beş şarkının sözü Fikret Kızılok’a, bir şarkının sözü Alev Sönmez’e ait; diğer sözler ve müzikler sanatçının kendisinin. ‘’Sen’’ isimli şarkıya özellikle dikkat ki bir Nilüfer düetidir.

Malum ramazan sebebi ile geçen ay içinde yayınlanan albümlerin çoğunda dini motifler öne çıktı. Safiye Soyman ve Burhan Çaçan ilahiler okurken son albümlerinde Yulduz Usmanova’da bir mini çalışma ile bu durumdan pay almak istedi ve sanki çok ihtiyacı varmış gibi bilmem kaçıncı kere yeniden ‘’Dünya’’ şarkısını da bu albüme dahil etti, birkaç çalışma ile bunu destekledi ve ‘’Kıble Benim Kalbimde’’ isimli bir mini albüm ile sessiz sedasız geldi. Bu vb. karma albümleri bir çeşit best of albümlerde destekledi geçen ay. Örneğin Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’e, Cem Karaca’ya gibi önemli isimlerin şarkıları yeniden bizlerle buluştu. Geçen ayın en büyük güzelliğine ise OSSİ Müzik imza attı ve Hümeyra’nın ‘’Benim Şarkılarım’’ isimli en özel albümlerinden bir tanesini yeniden yayınladı ve ortalık sallandı. Benim gibi Hümeyra fanatiklerinin arşivinde zaten yok muydu bu şarkılar elbette vardı ama CD üzerinde dinleme şansına ve bu vesile ile Hümeyra’nın söyleşilerine, TV programlarına tanıklık ettik bu da ayrı bir renkti.

Haftanın Nostaljisi: Hümeyra

Dünkü Habertürk gazetesi eki HTmag’de gördüm. Güngör Denizaşan’ın ‘’Mizahi Nostalji’’ sayfasında yer alan bir kare fotoğraf ki bayıldım ve hemen PC’me aktardım. Hümeyra’nın yıllar önce Bebek’te açılan Mahama Kulüp’ten bir fotoğraf ki bilgilerden öğrendiğimize göre sahibesi Malike hanım annesiymiş.

Kumbaracı50 isimli mekanı ilk kez duydum oysa ki güzel etkinliklere imza attığını gördüm. En azından mekanın Eylül programını kaçırmamalı gibi görünüyor zira isimlerden bahsettiğimde siz de hak vereceksiniz. 15 Eylül’de Naim Dilmener’den dünden bugüne şarkılarla başlayacak açılışı Sema izleyecek seçme şarkılar ile. Daha sonrasında Suzan Kardeş, Kardeş Türküler, akustik bir programla Yeni Türkü, Vedat Sakman ve Sumru Ağıryürüyen - Cenk Erdoğan performansları bekleyecek dinleyiciyi. Hepsi cazip görülüyor öyle değil mi? Taksim’den Tünel’e giderken Kumbaracı yokuşunu hepiniz bilirsiniz. Mekan orada ve 50 numarada. Bilet fiyatları ise Biletix üzerinden 28.50 TL. Aynı mekandan, aynı isimlerden sıkılanlar için güzel bir alternatif.

Bildiğiniz üzere bugün tüm Türkiye U2 konserine kilitlendi. Nasıl olmasın ki ama işte değil bulunduğunuz şehre bazen semtinize bile gelse olmayınca olmuyor, gidilmeyince gidilmiyor; gidenler anlatırlar, dinleriz biliyorum. Bu yaz zaten çok ünlü isimleri ağırladı İstanbul ve de ağırlamaya devam ediyor. Örneğin Gipsy Kings grubu 14 - 15 - 16 tarihleri arasında Türkiye’de üç konser verecek ki İzmir, Antalya ve İstanbul olmak üzere. İngiliz rock grubu Tindersticks 20 - 21 Eylül tarihlerinde Babylon’da sahne alırken Eylül’ün son günü Kuruçeşme Arena’da yaşayan en büyük rock efsanelerinden Ozzy Osbourne bir konser gerçekleştirecek.

Haftanın Gözünüz Aydın’ı: Aydın - Pardon Canım Aydın Ben

İlahi kuşumuz. Gerçekten bir alem Aydın. ‘’Namussuz Dünya’’ isimli tek şarkısı piyasada kendisinin. Sözlerini Murat Güneş’in yazdığı grek şarkı eller havaya klasiği olur mu olur pardon çünkü o Aydın. Bu arada işinizi gücünüzü bırakın ve halka açık profilinden kendisini Facebook sayfasından takip edin; sabah şekerleri tadında :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Öncelikle birçok TV kanalı bu sene sezonunu biraz erken mi başlattı ne ama ara ara denk geldim tanıtımlarına falan da yeni bir sürü dizi başlamış ya da başlayacakmış. Kusura bakmasınlar en az on kere bölerek bir filmden daha uzun bir şekilde bize sundukları dizilerini istisnalar olmazsa izlemeyi düşünmüyorum. Geçen hafta sendrom yazımda da yazdım; bu yaz iki yeni dizi ile tanıştım ve onlardan bahsetmek istiyorum kısaca. Her iki dizi de 13 bölüm olarak karşımızda ki ilk izledim ‘’Persons Unknown’’ın birkaç bölüm sonra finalindeyim zira dizi geçen hafta içinde son bölümünü yayınladı. Kaçırılan yedi kişi var ortada ve gözlerini açtıklarında bir kasabadalar. Her şey olağan dışı; sürekli kameralar tarafından izleniyorlar; garip garip insanlar var kendilerinin hizmetinde ama belli bir noktadan öteye gidemiyorlar. Bu yedi kişi kim, neden oradalar; kasabanın dışında neler oluyor; kaybolanlar hakkında iz sürenler kimler, bu nasıl bir organizasyon, amaç ne gibi bir sürü soru ve bir şekilde akıcılık başarılı, oyunculuk idare eder.

Bir diğer dizi ise ‘’Covert Affairs’’. Genç bir CIA ajanı olan Annie Walker ve hayatı üzerine kurulu dizi. Stajyerliği henüz tamamlanmadan bir anda kendisini merkezin tam da orta yerinde bulmasının ve kendisinden beklentilerin ayrı bir yeri var çünkü. Annie karakterini oynayan Piper Perabo ile ilk kez karşılaşıyorum adıma ama çok başarılı buluyorum oyunculuğunu. Bir o kadar dizide Kari Matchett’in ve Peter Gallagher’in oyunculukları öne çıkacak gibi. Ayrıca Heroe’s dizisinden sürpriz bir oyuncu da dizinin kadrosunda. Dizinin bir saatlik ilk bölümü adeta bir film gibi, aksiyon dozu yüksek; diğer bölümlerinde de yok değil aslında; güzel bir senaryo ile karşı karşıyayız en başta.

Ve filmlerime gelince geçen hafta da belirtmiştim, yaz süreci boyunca izleyeceğim filmlerden kısa kısa bahsedecektim. DVD’si çok yeni piyasaya çıktı ve en son ‘’Eyvah Eyvah’’ı izledim. Geçen sezon iyi bir gişe hasılatı da getiren film gerçekten çok eğlenceli hatta bazı sahnelerinde gerçekten gülme krizine girdim diyebilirim. BKM Yapımı bir Hakan Ergül yönetmenliği olan filmde Ata Demirer ve Demet Akbağ harikalar yaratıyor gerçekten. Babasının yıllarca öldüğünü düşünerek büyüyen Hüseyin bir gün onun yaşadığını öğrenince ailesini, sevgilisini, dostlarını bırakarak İstanbul’a geliyor. Bir tesadüf sonrası şarkıcı Firuzan ile karşılaşması - tanışması ve yaşayacakları filmi alıp götürüyor zaten. Demet Akbağ gerçekten hangi rolü oynarsa oynasın bu kadar mı başarılı olabiliyor, bravo. Kendisinin burçları temsil eden kostümler içinde çekimler yaptırdığı sahneye özellikle dikkat.

Bir mültecinin hayalleri gerçek olabilir mi? İzlediğim filmler içinde ‘’East is West - Cennet Batıda’’ çok güzel bir tat bıraktı bende. 2009 Fransa - İtalya - Yunanistan ortak yapımı film bir kaçak göçmenin başına gelenleri anlatıyor. Ege’nin sularından yola çıkan Elias’ın bir tek amacı var o da batıya ulaşmak, Paris’e mesela ama bu yolda engelleri devasa. Costa Cavras’ın yönetmenliği yaptığı filmin başrol oyuncusu Riccardo Scamarcio’yu (ben oyunculuğuna bayıldım) Ferzan Özpetek’in ‘’Serseri Mayınlar’’ filmini izleyenler anımsayacaklardır ki bense bu filmi hala izleyeceğim ayrı. Velhasıl bir yol bir yolculuk hikayesi ama asıl mevzu sanırım cennet ne doğuda, ne batıda; cennet uzakta değil durumu, belki de.

Ve bu hafta bayramı karşılıyoruz. Ben de bunu bahane edip bir hafta kadar şehir dışında yine Ereğli’mde olacağım ama buradan da yetişmeye çalışacağım fırsatım oldukça. Hepinizin bayramını tüm içtenliğimle kutluyorum ve güzelliklere vesile olmasını diliyorum. Ötesinde bize her gün bayram çok iyi biliyorum.

Bayram Sendromu:

www.kadrikarahan.net dostları olarak çok güzel bir yayın hazırladık Eylül için. Birbirinden özel konuklar ve özel yazılar ile biz bir aylık bir aradan sonra karşınıza çıktığımız için çok sevinçliyiz. Ayrıca ilk gün gelmiş geçmiş tarihimizde en büyük tıklanma rekoruna sahip olduk, duyurmadan geçmek istemedim :) Özetinde okumamış olanlar bu tatilde mazeret kabul etmiyorum hani.

Milliyet Sanat dergisi de bu ay çok güzel bir yayın hazırlamış. Hümeyra, Zuhal Olcay, Candan Erçetin konukluklarına Naim Dilmener, Eray Aytimur, Ece Aksoy, Yekta Kopan gibi isimler de öne çıkacak olan yazılarını eklemiş. Derginin bir de sürpriz DVD’si var ki Roman Polanski filmi ‘’Knife in The Water - Sudaki Bıçak’’.

Bayramda blog sayfamızda sizleri özel şarkılardan bir seçki bekleyecek ve eminim iyi gelecek; bir aksilik olmazsa diyelim de yine de :)

4 Eylül 2010 Cumartesi

1 Eylül 2010 Çarşamba

EYLÜL 2010


EYLÜL 2010
yayındayız ...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Bir süredir blog sayfamıza dokunamamıştım kaldı ki bu süre içinde durumdan sitemiz de nasibini aldı ayrı ama güzel bir şekilde tatilimi yaptım yeniden aranıza döndüm. Eylül itibari ile bayram süreci istisna olabilir ama bir daha hız kesmeyeceğiz emin olabilirsiniz.

Neler dinledim:

Öncelikle tatilim süreci içerisinde çıkan albümlerin çok azını umursayabildim ama onları da pek bir içime sinerek dinlediğim söylenemez. Zira yazın başında yaşanan canlılık yazın sonuna doğru zaten yerini sakinliğine bırakmıştı, itirazım da olmadı duruma; elimdekiler ile yetinebilirdim.

Arşivimi yanına almayı ihmal etmeyen ben canım ne isterse dinledim kendime çekildiğim zamanlarda. Birsen Tezer’den Vedat Sakman’a, Hümeyra’dan Umay Umay’a kimim varsa, hangi şarkısına aşık isem en çok o en başta. Yenilerden mi? Sanırım en çok Sertab Erener; mesela beklenen Tarkan’ın albümü çok içine çekmedi beni; sonrasında daha yeni daha alternatif sesler.

Yazlık evimin hemen karşısında denize girdiğimiz yerde küçük bir cafe var. Tüm apartman bütün bir gün gece - gündüz oradayız zaten ve çalınan müziğine de hani mahkumuz. Birkaç kere arşivimi taşımayı düşündüm kendilerine ama açıkçası üşendim ve ipod’umu devreye sokmayı çok daha kolay buldum. Bir kere içimize Demet Akalın’dan, Serdar Ortaç’tan ve Hande Yener’den fenalıklar geldi; bir süre bu şarkılar hiçbir yerde karşıma çıkmasın.

Az ötemizde bir başka mekandan her gece bir piyanist sesi yükseliyordu balkonuma ki ben de artık repertuarının tamamını ezberlemiştim kendisinin. Çok ilginç bir listesi vardı öyle ki Soner Sarıkabadayı’’nın ‘’Buz’’u da vardı bu listede Funda Arar’ın ‘’Yak Gel’’i de. Bir gün Aşkın Nur Yengi’den ‘’Ay İnanmıyorum’’u söyleyince kendisi ile uğraşmaktan vazgeçtim ve kendisini ulu bir şahsiyet kabul ettim, eskidenmiş o nikah masaları meğer :)

Neler okudum:

Öncelikle bol bol gazete okudum, öyle böyle değil elime ne geçerse. Bir gün hatta bir spor gazetesi bile okuduğum görülmüştür :). Aylık yayınları ve haftalık karikatür dergilerini de takip ettim ki elime ne geçerse aldım. Yanıma aldığım bir sürü kitap vardı; erik ağacımızın altında özellikle deniz sonrası akşamüstü kahvesinde vazgeçilmezimdi. Nicedir elimde olan ama 400 sayfası olduğundan hep çekindiğim Andonis Surunis’in ‘’Gül Balosu’’nu okudum en başta. Sonrasında yanıma aldığım şiir kitapları vardı birkaç yazarın ki Arif Damar’ın (Yoksulduk Dünyayı Sevdik), k.İskender’in (Sarı Şey), Sina Akyol’un (Belki Şiir Dağına) ilk aklıma gelenler.

Neler izledim:

Öncelikle dizilerimi bitirmem için güzel bir fırsat oldu tatil. ‘’Life’’ ve ‘’The Tudors’’ zaten yayın hayatını bitirmişlerdi ki finallerini izlemek burada kısmetti. Sonrasında ‘’Castle’’, ‘’Heroes’’, ‘’Brothers & Sisters’’a devam edildi, ediliyor. Yeni diziler içinde ‘’Persons Unkknown’’ ve ‘’Covert Affairs’’ hoşuma gidenlerdendi, onları bu yazın en beğendiğim dizisi ilan ettim. Başladığım birçok diziyi de izlememe kararı aldım zira ilk heyecanında gitmediler bana göre ve kasmanın anlamı yoktu. Bu anlamda ‘’Haven’’, ‘’Dark Blue’’, ‘’The Good Wife’’ gibi dizilerin yayınına tarafımdan son verildi.

Filmlere gelince; uzun uzun kritiğini önümüzdeki günlerde sendrom köşesinde ayrıca sunabilirim, aklıma gelenleri yazacağım herhangi bir sıralama olmadan. ‘’Cennet Batıda - East in West’’, ‘ ‘’Taking Lives - Hayatın Benim’’, ‘’The Ugly Truth - Kadın Aklı Erkek Aklı’’, ‘’The Box - Kutu’’, ‘’Clash of the Titans - Titanların Savaşı’’, ’’Humpday - Gel Porno Çevirelim’’, ‘’Le Hérisson - Yaşamaya Değer’’, ‘’Eyvah Eyvah’’ gibi.

Daha neler neler:

Bu yazın en unutamadığım konseri Bülent Ortaçgil’in 40’ncı sanat yılı için düzenlenen geceydi kesin. Tek kelime ile büyülendiğim bu sahnenin haricinde İstanbul’a uğradığım süre içinde Sakman Bar’da sevgili dostum Akın Vardar’ı dinledim. Kartal Festivali çerçevesinde gerçekleşen bazı konserleri de atlamam olmazdı. Bu çerçevede Leman Sam, MFÖ, Ege, Suzan Kardeş, İstanbul Gelişim Orkestrası konserlerinde bulundum ama istememe rağmen Emre Aydın ve Neşet Ertaş konserine kalamadım.

Birçok dostumla yeniden karşılaşmanın mutluluğu bir başka oldu. Epeydir görüşememişim birçoğu ile ve bol bol hasret giderdik. Bahar’dan Nilay’a, Gökhan’dan Esra’ya, her birine çok çok teşekkürler. Bol bol sohbet ettik, denizin keyfini çıkarttık, kahveler yudumladık, oyunlar oynadık. Bu arada bu yazın bana eşlik eden isimlerinden biri de malum yeğenim Gökay oldu. Gökay çok yaramaz bir şey oldu; büyümesine tanıklık etmek öyle güzel bir şey ki; onunla bu yaza çok anı sığdırdım, çok fotoğrafa gülümsedik beraber.

Ve bu tatil bana ikinci kitabımın da şekillenmesi üzerinde yardımcı oldu. Yeni şiirler yazdım mı, evet. İlham perim de sağ olsun hani :) Bu arada kitap aslında hazır artık müjdesini vereyim ama tarih üzerinde net bir şey söylemeyeyim; her an da kapınızı çalabilir biraz daha da bekleyebilir çünkü sürpriz bazı projeler - çalışmalar daha var ki aceleci davranmak istemiyorum.

O projelerden biri çok yakın tarihte hayata geçebilir ve sizi her hafta bir yere davet etmeye getirebilir. Açıkçası heyecanlandığım bir proje ama henüz net bir şekilde konuşulmadı sadece olabilir mi denildi; netleşir netleşmez takibimizde olanlara hemen duyurusu geçilecek.
Fotoğrafa merakım hep vardı ama kendi fotoğraflarımı ve dostlarımın fotoğraflarını çekmekten öteye gitmek gibi bir ihtiyacım yoktu. Bir çalışmanın içine girdim. Sürpriz bir konsept hazırlıyorum kendi kendime; bir sergi açmak ya da bunları herhangi bir şekilde değerlendirmek gibi bir derdim yok; büyük ihtimalle Facebook hesabımdan öteye gidemeyecek ama beni çok heyecanlandırdı bu çalışma. Şimdi kendime çok ama çok sağlam bir makine arayışına giriyorum.

Neler olacak:

Ayın 1’i yani iki gün sonra sitemiz Eylül yayınında sizleri yine sürprizleri ile bekliyor öncelikle. Bu ay bir dostumuzun köşesinden ayrılmış olmasına biraz burulacağız ama olsun birlikte çok güzel günlerimiz olacak daha, elbette bir yerinde karşılaşacağız.

Bu ayın yine özel söyleşileri olacak. Birlikte dört yeni albüm dinleyeceğiz ki bir tanesi hariç diğer üç müzisyenin de ilk solo çalışması bu albümler, öncelerinde çeşitli projeleri oldu. Beraberinde çok değerli bir başka usta yer alacak ki birçok albümde adı ile karşılaştınız belki ama ilk kez böylesi bir söyleşi ile daha yakından tanıma şansını bulacaksınız. Bu arada bir de değerli oyuncuyu ağırlayacak sitemiz ki diyebilirim harika bir kadın. Şair konuğumuzun söyleşisinin yetişmesi için de çaba içindeyiz ayrıca.

Ekim ayında bildiğiniz üzere 9’ncu yaşımıza merhaba diyeceğiz sitemizde. Sitemizin her yıl doğumgünü kutlaması biraz özel yaşanıyor biliyorsunuz, öncelikle bu ay yemeyip içmeyip sizleri güzel bir sayı ile buluşturmanın mücadelesini vereceğiz ki bunun hazırlıkları daha geçen aydan şekillenmeye başladı.

Bloğumuza gelince takip ettiğiniz ‘’Pazartesi Sendromu’’, ‘’Çarşamba Matinesi’’ ve ‘’Cumartesi Şarkısı Ateşi’’ kaldığı yerden yine sizlerle birlikte olacak. Her an yeni köşeler ile de köşeyi dönebiliriz ayrı :) Yine özel albüm, konser vs. etkinlikleri sizler için kaleme alacağım elbette.

Neler olmalı:
Her türlü fikirlere açığız, yeter ki bizlerle görüşlerinizi paylaşmaya devam edin :)

Özlemişim sizlerle buluşmayı; güzel paylaşımların devamına birlikte.