
23 Mayıs 2011 Pazartesi
Pazartesi Sendromu (Doğumgünü Sendromu)

16 Mayıs 2011 Pazartesi
Pazartesi Sendromu (Eurovision ÖZEL)

Ve bir Eurovision’un daha sonuna geldik. Sendrom’u bu hafta yarışmaya ayırıyor ve yarışmaya ait düşmüş olduğum notları paylaşmak istiyorum.
Birinci Final Gecesi:
Öncelikle müthiş bir açılış bekledim ama karşımda yarışmanın başlaması ile yerini almış üç sunucu beliriverince şaşırdım kaldım. Keşke bizden biraz ders alsalardı bu anlamda ve bir şekilde o sahneye yakışır bir merhaba yaşansaydı, yaşatılsaydı. Evet salonu ekranlardan görebildiğim kadar bir hayli büyük buldum ama bir o kadar da düzen içerisinde herkesin yerini aldığı gerçekti. Buradan da belki diğer ülkeler ders alabilir. Sahneyi beğendim. Öncelikle çok büyüktü ve doğru kullanan ülkeler olduğu kadar bu büyüklük altında ezilenlerin de olduğu - olacağı gerçekti.
Yayını TRT HD’den izlediğim için arada konuşan daha doğrusu şartlar gereği konuşamayan Bülent Özveren’i özveri ile dinleyemedim ama bu bir kayıp değildi adıma, artık her cümlesini ezberlemiştim adeta :) Teknik imkansızlıklar tabi ki kendisinin ve TRT’nin suçu değildi ama zerre kadar yarışma hakkında bilgisi olmayan bir ismin gazetesindeki köşesinde mesela bunu TRT’ye bağlaması trajikomikti. Adam bas bas bağırmaya çalıştı arada ve anlatmaya çalıştı sıkıntısının tekniksel yanını, bunu da mı duymadınız derler adama.
Neyse yarışmayı Twitter aracılığı ile dostlarım ve ben saniye saniye takip ettik. Özellikle zarflar – finale kalacak ilk on ülke açılırken heyecan yüksek de olsa kesin umutluyduk, bir şekilde çıkacaktık. Bu yarışmanın bu formatı almasından itibaren durum hep böyle olmuştu ki gurbetçi vatandaşlarımız bizi hiçbir zaman yalnız bırakmamıştı. Ama beklenen olmadı ve on ülke içinde yer almadık. Adıma önce bir şok yaşadım ki zerre elenmeyi beklemiyordum. Tamam şarkımızı sevmeyebilirdim ama en kötü finalde beklenen performansı vermezdi, heyecanımız en azından sonuna kadar devam ederdi.
Yüksek Sadakat’in sahnesini sevmedim. Tamam sahneden sesler yükselmiş belki salonda iyi bir rüzgar estirmiştir ama açıkçası korka korka dinledim - izledim. Şarkı kadar şovun da önemli olduğu çeşitli figürlerle ve dansçılarla farkına varılmıştı grup tarafından tamam da zorlamanın anlamı yoktu. Bu yüzden bunu hep savundum, hep savunacağım. Athena ile olmadı belki ama Mor ve Ötesi ile de Manga ile de bu tedirginliği hep duydum ki bu kez durum tavandı. Bu yarışmanın ve ülke olarak bizim formatına bence bu tarz asla uygun değil. Sırf zamanında Hadise’nin kaprislerinden bunaldığı için TRT rockçılarla sorun yaşamıyoruz nasılsa diye keyfi davranmamalı. Bunu da geçtim ki bu sene şarkı çok geç açıklandı, ne kadar tanıtım yapıldı bilemiyorum ki gördüğüm kadarı ile berbat da bir klip çekildi. Bir de anlamadığım şudur ki gruba yüklenmeyelim deniliyor orada burada. Hayır; ki kısmen yüklenme hakkımız var ama, madem sorumluluk aldılar katlanacaklar da gelecek her türlü eleştiriye ama dikkate alacakları uygun seviyede olanları olmalı elbette. Çünkü birçok sitede ve sosyal paylaşım platformunda gerçekten dinleyicilerine yakışmayacak yazılar ile de karşılaştım. Ben Yüksek Sadakat’e ve müziğine inanıyorum ayrı, bu şarkıya inanmadım o da ayrı, yarışmaya katılmalarını da gereksiz buldum bu da belki durumun ortası. Eminim şu sürecin bir an önce unutulmasını umuyorlardır ki bunu ben de diliyorum onlar adına. Bu yarışmanın popülaritesi bugün kalmadı, neden bu kadar takıyorsunuz diyenlere de kocaman bir ‘’ne alaka’’ demek istiyorum. Bu kadar insanın kalbi boşuna atmıyor ki bir bildikleri vardır, ilgilenmezsiniz olan bitenle olur biter. TRT umarım önümüzdeki sene için keyfi davranmayı bırakır ve sorumluluğunu az da olsa hafifletir; bize sorunuz, çekinmeyiniz, görüşlerimizi alınız, dinleyiniz, önemseyiniz, seviniz, sayınız lütfen.
Finale kalması için Türkiye’de dahil ancak 9 ülkede kaldım, yani 9 ülkenin şarkısının finale çıkacağına inandım. Listemde yer alan ülkeler çıkış sırasına göre şunlardı: Norveç, Ermenistan, Türkiye, Rusya, İsviçre, Gürcistan, Finlandiya, Azerbeycan, Yunanistan. Bunların tamamı favorim değildi, kanımca ipi göğüsleyeceklerdi. Örneğin Norveç fena değildi listeye giremedi, Ermenistan çok kötüydü zaten elenmesine şaşırmadım. Diğer tahmin ettiklerim tuttu. Sırbistan, Litvanya, İzlanda, Macaristan tahmin listeme almadığım, diğer finale çıkan ülkelerdi. En dikkat çeken ülkelerden biri de kuşkusuz Portekiz’di. O berbat şarkılarına rağmen açmış olduğu pankartlarda Türkçe’de bir mesaj vardı ki çok şaşırttı bizleri. ‘’Mücadele Devam Ediyor’’ yazıyordu ki acaba anlattıkları neydi, dikkatimi veremedim ki, o kadar çocuk korosuydu kendileri.
Kazananlar öncesinde sunulan şovu beğendim. Eğer normal TRT kanalından yarışmayı takip ediyor olsaydım yine kaçıracaktım.
Yarışmadan 13. olarak elenmişiz. Mesela Malta bir puanla elenmiş ki 10. sıradan yarışmaya İsviçre dahil olmuş. Bu serinin ilk üçü Yunanistan, Azerbeycan, Finlandiya şeklinde. Sonuncu ülke ise Polonya.
İkinci Final Gecesi:
Bu kez 10 tahminde bulunmayı başardım zira ilk günkü finale göre daha iyi şarkılar dinlediğimi düşünüyorum. Bosna Hersek, Hollanda, Belçika, Ukrayna, İsveç, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, İrlanda kesin çıkar, Avusturya ve Danimarka sürpriz yapabilir diye not düşmüştüm ki Hollanda, Belçika, İsveç, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail elenmiş oluyordu yarışmanın sonunda, diğer tahminlerim doğruydu. Haricinde finale kalan Moldova, İsveç, Slovenya, Romanya, Estonya oluyordu ki hak etmiyorlardı bence. Bu yarışmada da Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi’nin ve İsrail’in elenmesi beni şaşırtıyordu ki en azından finalde dinlemek isterdim kendilerini. İsrail’i temsil eden Dana İnternational’ı düşünüp acımızın hafiflemesine yardımcı olabiliriz mesela. Bir Eurovision ‘’Diva’’sı elendi yahu ötesi var mı? :)
TRT’nin reklam aşkı Ukrayna şarkısını bize yarısından itibaren izletti ki çok ama çok büyük saygısızlık. Yarışmanın yayın anlaşmasında böyle bir durum olabilir mi, yani keyfi yerinde kesebilir de bir ülke istediği şeyi yayınlayabilir mi? Bu durumun detayını ciddi anlamda merak ediyorum. Final öncesi şovu yine TRT HD’den izliyorum ki bu kez klasik müzikler üzerine dans figürleri sergileniyor, pek etkilenmiyorum.
Bu serinin ilk üçü İsviçre, Danimarka, Slovenya şeklinde, sonuncu ülke ise Hollanda. (İsviçre’nin yarışmanın finalinde sonuncu ülke olduğu aklıma gelince bu ne yaman çelişki böyle)
Final Gecesi:
Sahne bu kez daha iyi şarkılarındı ki özellikle başlarda harika bir geçit yaşandı. Şarkılar kulağımıza daha bir aşinaydı artık. Türkiye’nin olmaması yarışmadan bizi biraz koparmış olsa da yine de bir merak vardı ve bakalım kim memnun ayrılacaktı.
Öncelikle ilk kez bu yarışmada dinlediğimiz ülkelere dokunalım kısaca ki Blue adına yani Birleşik Krallık için bayağı tahminler yapıldı, iddialıydılar ama bu yarışma için herhangi bir yarışmacıydılar diğerleri gibi değil ki kimleri böyle gördük özellikle son yıllarda. Netice de şarkıları ve şovları güzeldi ama yetmedi. İtalya çok büyük bir sürpriz yaptı. Uzun bir zaman sonra katıldığı bir yarışmada ikincilik kazandı. Çok kaliteli bir şarkıydı ki belki de sırf bu yüzden kendilerine çok fazla şans vermemiştim. Fransa her sene enteresan arayışlar içindeydi ki bu sene bir opera yolladılar yarışmaya, hani birinci gelse ne olacaktı. İspanya deseniz çok farklı değildi ama Almanya adına Lena’nın yeniden yarışacak olması evet kabul edilir bir ilginçlikti ama bir o kadar da gereklilik değildi. Lena’nın ne geçen sene birinciliği aldığı şarkısı ne de bu sene yarıştığı şarkı küçücük de olsa sempatimi alamadı.
Ukrayna, Yunanistan, Gürcistan ilk yarı finalden göz kırptıklarımdı ki ilk on içinde yer aldılar. Bu kez İsveç’in ve Danimarka’nın şarkısını da sevdim ki daha öncesi bu kadar ilgilenmemiştim, onlar da iyi bir derece ile tamamladılar. Çekinerek yaklaştığım ülkelerden biri Bosna Hersek’ti ki ama şans tanınıyordu ve kendisine inananları haksız çıkartmadı. Diğer bir ülke ise Azerbeycan’dı.
Azerbeycan yarışmaya dördüncü kez katılıyordu ama en başından beri iddiasını hep gösteriyordu. Bu sene ülkeyi Ell-Niki temsil ediyordu ve iyi bir şarkıydı ‘’Running Scared’’. Bu sene Türkiye olmadığı için bu puanlar Azerbeycan’a kayabilirdi ve bu güzel bir şey olabilirdi ki öyle oldu mu olmadı mı bilinmez, gayet güzel bir tablo vardı ortada. Birinci oldular ve sahneye Türk bayrağı ile indiler ya Nigar’ı artık sırtımızda bile taşıyabiliriz; öylesi bir sahne var ortada. Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, yarışmayı önemsemeyen birçok kişinin nedendir bilinmez bir şekilde bir şeyler söyleme hakkını bulmasına da ayrıca şaşırıyorum. Kaldı ki bu birincilik için bile burun kıvıran yazılar okudum internette ve gerçekten anlamsız buldum. Velhasıl oylama sürecinden ve heyecanından da çok keyif aldım ve seneye yarışmayı yerinden seyretmeye çok yakınım, belli mi olur?
Bu sene puanlama da pek bir sevimli geçti; Ünlü isimlere de rastladık burada ki Dima Bilan, Ruslana, Eva Rivas gibi daha önce bu yarışmada yarışmış isimlerdi, ülkelerinin puanlarını onlar verdi. İtalya adına puanları veren bir dönemin ünlü starlarından Rafaella Carra da bir hayli alkış aldı.
Bu yarışmayı ve detayları sevgili Yavuz Hakan Tok’un blog sayfasından da okumanızı isterim. Kaldı ki süreci boyunca birebir izlenimleri ve fotoğrafları paylaşması ayrı bir güzellikti.
1975 yılından 2010 yılına yani ülkemizin 35 yıllık Eurovision serüvenine ve tüm detaylarına bu kitap dokunuyor: Türkiye’nin Eurovision Süreci. Michael Kuyucu’nun bu çalışmasını 2005 yılına kadar olan baskısında okuma şansı bulamamıştım, şimdi kısmetmiş, hemen bu hafta okumaya başlıyorum.
Ayrıca Twitter’da da ve Facebook’ta da arkadaşlarla bu yarışmayı dakikası dakikasına paylaştığım dostlarım vardı, kendilerine de teşekkür ederim, çok eğlendik. Yeni bir Eurovision macerasında görüşmek üzere.
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Pazartesi Sendromu

Ada Müzik son aylarda çok önemli yapımlara imza atmakta. Örneğin bu ay Gülcan Altan ve Eylem Aktaş albümleri yayınlanacak ki heyecanla bekliyorum. Geçtiğimiz günlerde bir başka kadın vokal Sibel Pamuk’un yeni albümü ‘’Payidar’’ ile buluşturdu bizleri. Pamuk bağırmadan, çağırmadan ve belki de en önemlisi çok çok büyük iddialar içinde olmadan türkülerini söylüyor bu albümde ki bana göre en önemli artısı oluyor. Kendi deyimi ile nakış nakış işlenmiş bir albüm ‘’Payidar’’. Hemen başında albümdeki müzisyen kadrosu dikkatimi çekiyor ki bir hayli zengin. Bir dönem çalışmalarını yakından takip ettiğim sevgili Ali Haydar Timisi’nin iki türküsü ile karşılaşıyorum bu albümde. Beraberinde Orhan Güler, İlhan Ertan, Gamber Hüseyinli, Kazım Birlik, Cengiz Demir eserleri ile tanışıyorum ilk kez. Daha önceki müzik yolculuğu hakkında çok fikrim yok ama Sibel Pamuk’un bundan sonrası adına takipçisi olacağıma inanıyorum, bir albümü daha ayrı saklıyorum.
Uzun bir zaman sonra baştan sona ilk kez bir albümü daha gayet keyifli, gayet kaliteli buldum. Ravi’nin ilk albümü Avrupa Müzik etiketi ile yayınlandı. Ravi ismi ile daha önce karşılaşmalarımız oldu aslında. Örneğin Ebru Gündeş ‘’Ölümsüz Aşklar’’, M.Ceceli & E.Günaydın ‘’Eksik’’ isimli şarkılarını yorumladı. Şimdi şarkılarını kendi yorumluyor ve dinleyicisinin beğenisine sunuyor. Ravi bu ilk albümünde aranjör olarak Selim Öztürk ve Burak Karataş ile çalışmış. Albümün açılış şarkısı ‘’Yorgun Gemi’’ başta olmak üzere ‘’Melekler Kalbinden Öpsün’’, ‘’Mutluluk Kayıp Yolcu’’, ‘’Bugün’’ özellikle etkisi altına alıyor sizi. Özetle tutacak ve ikinci bir albüm garantisi olacak, en azından öyle umuyorum. Aynı firmadan yayınlanan bir diğer albüm ise Betül Demir imzalı ‘’Mıknatıs’’. Albümde dört şarkı Sezen Aksu’ya ait. Kendisinin önceki çalışmaları gayet başarılıydı ama henüz bütününü dinleme fırsatım olmadı.
Haftanın Geri Sayımı:
Evet çok az kaldı. Minik Serçe yeni albümünü 18 Mayıs’ta DMC etiketi ile yayınlayacağını duyurdu. Ayrıca bir gece öncesi gerçekleşecek KRAL TV Müzik Ödülleri gecesinde yeni şarkılarını ilk kez seslendireceğini de açıkladı, bizden hatırlatması. Bu süre içinde ayrıca bu ödül töreni ile ilgili görüşlerimi de yazmaya çalışacağım.
Sezen Aksu’nun desteği ile müzik dünyasına da adını yazdıran ve hayli de başarılı, konsept albümler ile karşımıza çıkan Suzan Kardeş yepyeni bir çalışma ile bizlerle. ‘’Artık Neşelenmek Lazım’’ diyerek yola çıkılan bu albümün adı ‘’BALveKan - Bekriya III’’. 14 şarkının yer aldığı bu albümde sanatçı birçoğu anonim olan Türkçe, Sırpça, Makedonca, Boşnakça, Arnavutça şarkılar yorumluyor. Bu albüm ile fark ediyorum ki daha öncesinde herhangi bir şarkısına klip çekmemiş Kardeş ama bu albüm ile bir de ilke imza atıyor ve açılış şarkısı olan ‘’Yatacak Yeri Yok’’ için kamera karşısına geçmeye hazırlanıyor. Bu tarzı sevenlere bir diğer sürpriz de Serkan Çağrı & Rumeli Band ekibinden geliyor. ‘’Live Project’’ ismini verdikleri bu çalışmada da Balkan rüzgarı aynı coşkuda, aynı lezzette.
Bugün yayınlanacak bir albüme gelelim ve biraz da Mabel Matiz’den bahsedelim. Matiz adını bir roman kahramanından alıyor ve uzun bir süredir çalışmalarını kendi web sitesi ve çeşitli platformlar üzerinden bizlere ulaştırıyor. Derken zamanı geliyor ve bir albümde bu şarkıları toplaması gerektiğine inanıyor ve hazırlığına başlıyor. Yalçın Tosun’a ve Birhan Keskin’e ait bestelenen iki şiirin yanında tüm sözler ve müzikler kendisine ait. Tarzını matizm olarak adlandıran müzisyen geçtiğimiz günlerde bir de konser verdi. Ayrıca önümüzdeki günlerde yayınlanacak Teoman’ın ve Göksel’in albümlerinde de çalışmaları ile yer alacak. Matiz bu albümü ile haklı bir iddianın içinde ve bir an önce dinlemek için heyecanlanıyorum.
Haftanın Fırsatı:
Geçtiğimiz günlerde Medya Markt şubelerinden birinde neye uğradığımı şaşırdığım bir indirimle karşılaştım. Diğer şubelerinde var mıdır bilmiyorum ama Sony Müzik imzalı CD’lerinde adeta bir devrim var. Yerli 1.99 (Vega, Aylin Aslım, Pamela vs.) yabancı 4.99 (Barbara Streisand, Pink, Shakira, Cyndi Lauper vs.) gibi bir rakama kimler kimler yok ki. Örneğin piyasada 40 TL gibi bir fiyata satılan albümü böylesi bir ucuzlukta bulabilmek şaka gibi. Demek ki olabiliyor istenirse ki hep böyle olabilse ve herkes normalde alabilse.
DMC cephesinde de hoş bir durum var. Bildiğiniz gibi Soner Sarıkabadayı’nın ‘’Buz’’ isimli single çalışması 1 TL gibi bir rakamla dinleyicisine ulaşmıştı. Şimdilerde de Demir Demirkan’ın dört Gülşen’in tek şarkısı yine bu fiyatta buluştu bizlerle. Durum şimdilik sağlıklı.
Ve gelelim bu haftanın asıl aksiyonuna. Evet beklenen gün geldi ve bu hafta içinde üç ayrı gece Eurovision heyecanı içinde olacağız. Heyecan diyorum ama açıkçası pek bir havada değilim. Bu yılın yarışacak şarkılarını dinleme şansını bulabildim. Aman aman dediğim bir şarkı yok ama şovlar ile bütünlendiğinde eminim fikrim değişecek. Bu sene İngiltere Blue grubu ile olayı götürecek gibi ama yine de büyük büyük isimlerin ya da grupların bu yarışmada çok önemli olmadığını biliyorum. Bizim şarkımıza gelince açıkçası bu sene adına sürprizlerle karşılaşabiliriz diyorum. Yerimiz ilk on içinde olacaktır ama lütfen bir ikincilik olmasın, ikinci kere ipin ucundan dönersek bunu bünyem kaldıramaz. Yüksek Sadakat’in şarkısı beni çok fazla içine çekemese de tüm kalbim onlarla birlikte. Bu arada yarışmanın ikinci gecesini (12 Mayıs) izlemek yerine Babylon’da Naim Dilmener & Sarp Dakni DJ’liğinde özel bir Eurovision programı yapılacak oraya katılmayı diliyorum. Bilgen Bengü’nün konuk olarak katılacağı gecede bizlerden, onlardan unutulmayan şarkılar çalacak, asla tekrarı olmaz.
Haftanın Sürprizleri:
Çok ayrı bir dinleyici kitlesi var, çok iyi müzik yapıyorlar ve farkları hemen kendini gösteriyor. Sevenleri çok memnun çünkü yeni çalışmaları ‘’Daima’’ sekiz şarkıdan oluşuyor ve daha öncekilerde olduğu gibi yine web sitelerinden ücretsiz indirilebilir. http://tayfabandista.org/daima/ adresini ziyaret etmeyi unutmayın. Bir diğer sürpriz de Şebnem Ferah cephesinden. Bir proje için hazırladığı ‘’Özgürce Yaşa’’ isimli yeni şarkısı da bu adresten tarafımıza sunulmakta. http://www.ozgurceyasa.com/ Gel de bayılma bu duruma :)
Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:
Öncelikle bu aralar kendimi dizilere verdim ki bu sebeple çok fazla film izleyemedim. Yatıp kalkıp dizi izliyorum evet çünkü biri bitiyor biri başlıyor, bu sezon çok hareketli. Öncelikle ‘’Camelot’’, ‘’The Borgias’’ en yeni dizilerdi takibinde olduğum ki şimdi onlara ‘’Game Of Thrones’’ eklendi. Hepsi dönem dizileri hepsi de kendi içinde çok başarılı. Beraberinde biraz beklemeye almıştım onları ki ‘’Nikita’’, ‘’Castle’’, ‘’The Mentalist’’, ‘’Desperate Housewives’’ yine kaldığım yerden dokunduğum diziler olmaya devam etti. Bu sene beni yerle bir eden ‘’24’’ü bitirmeme ise sadece bir sezon kaldı. Bu sene Bauer ve ekibi sayesinde gecelerim gerçekten bir başka hareketli oldu ki güz itibari ile yine böyle çok sezonlu ve daha önce izlemediğim bir dizi bulup tutunmam lazım. Bu arada yepyeni bir dizi keşfettim ki ‘’The Killing’’. Aslında gayet soğuk başlıyor dizi ve ilk dakikalarında açıkçası biraz yoruyor ama ilerleyen dakikalar ile birlikte heyecanı yüksek bir şekilde devam ediyor. Diğer polisiye dizilerinde olduğu gibi bir durum yok burada, tek bir bölümde bir son yok; ortada genç bir kızın cinayeti var ve durumlar çok karışık. Konusunun yanında oyunculuğu ve kesinlikle müzikleri ile gayet başarılı bir yapım. Bu arada HHD’mi hem çökerttiğim hem de üstüne onuncu kere yere düşürdüğüm için birçok dizi de orada kaldı. Özetle arşivimin bir kısmını kaybettim ama üzülmüyorum sağ olsun güzel dostlarım var, yeniden tamamlanacak onlar kendilerinin desteği ile.
Filmlere gelince, evet güzel filmler izledim ama detaylarına girmeyeceğim ve kısa kısa isimlerini ekleyip geçeceğim.. ‘’Perfume -The Story of a Murderer - Koku - Bir Katilin Hikayesi’’ nicedir arşivimdeydi. Neden bu kadar bekledim izlemek için diye yine kendime sormadan geçemedim. Sonra onun gibi arşivimde duran birçok filme de dokundum. İçlerinde birkaç Uzakdoğu filmi de vardı ki bu tarzın çok seveni değilim, onlarla bile iyi vakit geçirdim. Örneğin ‘’The Warlords’’, ‘’The Mythe’’ sonra ‘’Shinjuku İncident’’, ‘’A Bittersweet Life’’ gibi. ‘’Sneakers’’, ‘’Casino’’, ‘’Unstoppable’’, ‘’Because I Said So’’ sırasını bekleyen ve nihayetinde buluştuğum diğer filmlerdi, tavsiye ettim gitti :)
Haftaya bugün sendrom olmayabilir çünkü büyük bir ihtimalle çok enteresan bir proje için gelen bir daveti yanıtlamış olacağım ve daha önce hiç gitmediğim bir şehirde bulunacağım ama oradan notlarımı yine döndüğümde sizinle bu sayfalarda buluşturacağım. Hepimize güzel bir hafta olsun.
8 Mayıs 2011 Pazar
Pazar'lık - Annelere Şarkılar
Ajda Pekkan - Ağlama Anne
Bilgen Bengü - Annem
Candan Erçetin - Annem
Gökhan Tepe - Annem
Gülşen - Anam
Naşide Göktürk - Anne
Niran Ünsal - Ben Ne Zaman Büyüdüm Anne
Selda Bağcan - Beni Bul Anne
Umay Umay - Şeker Anne
Üç Hürel - Ağlarsa Anam Ağlar
Yeni Türkü - Anne
Yonca Evcimik - Anne
5 Mayıs 2011 Perşembe
Şarkılarla NİSAN
En İyi Albüm:
01 - Kardeş Türküler – Çocuk (H)Aklı (Kalan Müzik)
02 - Sibel Pamuk - Payidar (Ada Müzik)
03 - Kaybedenler Kulübü - OST (EMI)
04 - Gece - Gece (Sony Müzik)
05 - Demir Demirkan - Doya Doya (DMC)
En Kötü Albüm:
01 - Sami - Seve Seve (Poll Production)
02 - Semih Saygıner - Gizli Aşk Bu (Seyhan Müzik)
03 - Barış Kömürcüoğlu - Beş Kalp Bir Nefes (Seyhan Müzik)
04 - Recep Aktuğ - Siyah Gül (Esen Müzik)
05 - Simge - Yeni Çıktı (Kaya Müzik)
2 Mayıs 2011 Pazartesi
MAYIS 2011
11 Nisan 2011 Pazartesi
Pazartesi Sendromu
10 Nisan 2011 Pazar
Pazar'lık - Gece Şarkıları
3 Nisan 2011 Pazar
Pazar'lık - Bodrum Şarkıları

1 Nisan 2011 Cuma
Şarkılarla MART
En İyi Albüm:
01 - Vedat Sakman - Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun (Rec By Saatchi)
02 - Ümit Sayın - Söz Müzik: Ümit Sayın (Poll Prod.)
03 - Sevtap Ünal - İnsanlar Arabalar ve Rüzgar Geçti Aramızdan (Stardium)
04 - Erdal Güney - Bir Kıyıdan (Ada Müzik)
05 - Baki Duyarlar - Overseas (Ada Müzik)
En Kötü Albüm:
01 - Berk Gürman - Yesari (Seyhan Müzik)
02 - Sefa Topsakal - Doktor (DMC Müzik)
03 - Ersen ve Dadaşlar - Alüvyon (Kortacı)
04 - Ayşe Özyılmazel - Sıfır Makyaj (Dokuz Sekiz Müzik)
05 - Soner Sarıkabadayı - İtiraz (Pdnd Müzik)
En İyi Şarkı: Vedat Sakman - Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun
En Kötü Şarkı: Berk Gürman - Para
En İyi Şarkı (Cover): Ümit Sayın & Erdal - Gülendam (Erdal)
En Kötü Şarkı (Cover): Sefa Topsakal - Haram Geceler / Unut Gitsin (Nilüfer)
En İyi Çıkış (Erkek) : Aklan Akdağ
En İyi Çıkış (Kadın) : Sevtap Ünal
En İyi Çıkış (Grup) : Kırmızı
En Sürpriz Şarkı: Deniz Özbey Akyüz - Her Mevsim Yaz (Bir Avuç Deniz Soundtrack)
28 Mart 2011 Pazartesi
Pazartesi Sendromu

27 Mart 2011 Pazar
Pazar'lık - Uzun İnce Bir Yoldayım

21 Mart 2011 Pazartesi
Pazartesi Sendromu
Geçtiğimiz günlerde Jehan Barbur, Bülent Ortaçgil ve Hüsnü Arkan’ın katılımları oldu ki Mephisto Taksim’de her Cumartesi gerçekleşen bu imza günleri bir dinleyici için gayet ilgi çekici. Cumartesi günü yani ayın 26’sında Grup Yorum’um imza günü olacak. Bildiğiniz üzere geçtiğimiz yıl çok özel bir konser gerçekleştirmi grup ve yine geçtiğimiz aylarda bu konserin DVD’si yayınlanmıştı. 16:00 - 18:00 saatleri arasında gerçekleşecek imza günü grubun sevenleri için kaçınılmaz bir fırsat. Bu arada ilk kez buradan duyuralım. Bir hafta sonrası yani 02 Nisan Cumartesi günü ise aynı saatlerde bir başka özel isim dinleyicisi ile buluşacak Mephisto’da. Kim mi? ‘’Cihan’’ albümü ile hepimizin kalbinde çok başka bir şekilde yer eden Birsen Tezer. E süper :) Bu arada imza günü takipçileri için bu haftalar bir de şöyle bir güzellik olacak. Geçtiğimiz günlerde sürpriz bir albüme imza atan Timuçin Esen’de 26’sı Caddebostan 02’si Beyoğlu D&R mağazalarında 16:00 itibari ile ilk albümü ‘’Mayhoş’’u imzalayacak.
Haftanın Nostaljisi: En son sendromumuzda bu başlık altında Gülay’ın zamanında yayınladığı bir arabesk albümden bahsetmiştik sizlere. Etkisinden yeni kurtulabildik ki yeni bir şoka hazırlanın çünkü zamanında yayınlanan başka bir arabesk albümden bahsedeceğim şimdi de. Emel ile birlikte yıllardır başarılı bir ikili olarak çalıştıktan sonra üç tane severek dinlediğimiz albüme imza atan ve bir süredir ortalıkta yeni bir çalışma ile olmayan Erdal’ın da zamanında bir arabesk albüm yaptığını biliyor musunuz diyeceğim çünkü size :) Evet 1983 yılında yayınladığı ‘’Aşk Değil’’ isimli bu çalışmada Erdal ‘’Huzurum Kalmadı’’, ‘’Senin Olmaya Geldim’’, ‘’Beddua’’, ‘’Hayat Sen Ne Çabuk Harcadın’ Beni’’ gibi eserlerin yanında ‘’Beni İsyankar Ettin’’, ‘’Yarabbim’’ gibi isimlere kaldı ki bırakın sözlerini - bestelerini şarkılar yorumlamış. Acaba daha nelerle karşılaşacağız müzik dünyasında, deşmeye devam ama :)

Haftanın Sayfası: 90’lar ÖZEL
90’lı yıllar ki hayatımın vazgeçilmezi. O yılları bugün hâlâ aynı saflığında, aynı coşkusunda, aynı mutluluğunda yaşıyorum. Önümüzdeki günlerde 90’lı yıllara ait bir başka sürpriz haberim olacak sizlere ama burada bahsetmek istediğim başka bir şey. Tüm kasetlerimi, CD’lerimi oturdum ve digital ortama aktardım. Facebook sitesinde bir sayfa hazırladım. Özellikle ve özellikle tarıyorum ki daha önce nette herhangi bir şekilde yayınlanmamış olanlara öncelik veriyorum ve onlar için birer video hazırlıyorum, bu sayfada yayınlıyorum. Burada sizi güzel sürprizler bekleyecek ve hatta yazın bana aradığınız şarkıyı vs. yardımcı da olmaya çalışırım mesela. Netice de sırasını bekleyen o kadar sürpriz şarkılar var ki belki çok az kişi bunu önemseyecek ama olsun özünde güzel olmaya devam edeceğiz. Pelin, Aslı Omağ, Barlas, Gül Erda, Burhan Şeşen, Melike Demirağ, Sevingül Bahadır, Saadet Sun, Cenk Eroğlu, Barış Aryay, Yeliz, Nisan şimdiden paylaşılan, şarkıları olan isimler arasında.
Ve yeni albümlere dokunacak olursak. Öncelikle Ada Müzik iki albüm yayınladı. Bunlardan bir tanesi caz müziğinin önemli müzisyenlerinden Baki Duyarlar’a ait olan ‘’Overseas’’. Kai Eckhardt ve Stanislav Mitrovic, Sean Rickman gibi önemli müzisyenlerin katılımları ile bu çalışma tarzının sevenlerine apayrı bir heyecan verecek. Sanatçının Hollanda’da yaşadığı dönemde kurduğu OnQ isimli grupla kaydettiği albümde beş şarkı yer alıyor. Diğer bahsetmek istediğim albüm ise Erdal Güney’e ait. Güney’i müzik dünyasını takip edenler bilir, dizi müziklerinin vazgeçilmeyen isimlerindendir. ‘’Hatırla Sevgili’’, ‘’Yemin’’, ‘’Elveda Rumeli’’ gibi dizilere kattığı tadın yanı sıra beş yıl gibi bir aradan sonra kendisini yeniden dinleyecek olmak adına heyecanlandım. Eylem Aktaş, Sıla Erol, Kemal Sahir Gürel, Hüseyin Yıldız, Aytekin Ataş, Erdem Doğan gibi müzisyenlerin vokalleri ile daha da zengin bir hâl alan albümde ‘’Zor Yıllar’’ isimli şarkı da yer alıyor ki ‘’Hatırla Sevgili’’ dizisinden aşinayız ve son yılların en iyi şarkılarından biridir bana göre; yeniden, yepyeni bir düzenleme - düet bir yorum olarak dinlemenin tadına varacağız.

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gören hastaların yazdıkları şiirler bestelendi ve çeşitli müzisyenler tarafından yorumlandı. Tansel Doğanay’ın müzik yönetmenliğini yaptığı albüm OSSİ Müzik etiketi ile yayınlandı ki Hakan Eren yine ayrı saklanacak bir çalışmaya da imza atmış oldu böylece. Elde edilecek gelir hastaların rehabilitasyonunda kullanılacak ki bu da cabası. Teoman, Rashit & Mercan, Betül Demir, Demet Sağıroğlu, Ahmet Özhan, Soner Arıca gibi isimlerin yanında üç tane de doktor bu projenin içinde yer aldı ve şarkılara, şiirlere hayat verdi. Böylesi enteresan projelere her zaman ihtiyacımız var, her zaman destek olmalıyız ki çok şey beklenmiyor bizden, sadece gidip satın almalıyız; lütfen bunu yapalım ve manevi hazzını yaşayalım.
Haftanın DJ’i: Hüsnü Karadayı
DMC nefis bir işe imza atmış ve son yılların başarılı DJ’lerinden olan Hüseyin Karadayı’nın yayınlamış olduğu altı tane CD’yi ‘’Collection’’ başlığı ile yan yana getirmiş. Tüm bu çalışmalara üstelik 16 TL gibi de uygun bir fiyat vermiş. Hani tek bir CD’si fiyatına altı tane CD sahibi olmanın keyifli yanında bildiğiniz üzere bu çalışmaları bugüne kadar birçok önemli ismi de ağırlamış. Melis Sökmen’den tutun da Işın Karaca’ya kimler kimler yok ki burada. Zamanında tek tek bu albümleri alanların tüh dediğini duyar gibiyim ama nereden bilecekler ki bir gün karşılarına böyle bir şekilde sunulacak. Ama DMC bunu hep yapıyor zaten hani Ferhat Göçer ya da Nilüfer albümlerinden mesela tanığız bu duruma.
Ve bir güzel sürprize gelelim hemen. Sitemiz adına kendisi ile bir söyleşi yapmıştım ki Gülbahar Kültür çok özel bir dostumuzdur bizim, bir başka severiz hani. Bir gün kendisine tüm arşivini çalmak istediğimi de açık açık söylemiştim hani katılmış olduğum bir etkinliğinde, belki bu fikrimi hayata geçiririm bu kez :) Velhasıl hayatını Almanya’da sürdüren Gülbahar sık sık sürpriz ziyaretler yapıyor ve yine Türkiye’ye geliyor. Hem de öyle bir gece falan değil bu kez. Öncelikle 26’sı ve 27’si gecesi Eski Cambaz’da çalacak şarkılarını ardından 31’inde OFF Pera’da ve ayın 01’inde Haymatlos’ta olacak. Ve oraya gelenleri müthiş bir müzik ziyafeti bekleyecek. Şu program içinde bana en yakını Haymatlos görünüyor ki oranın havasını seviyorum ama bir şekilde denk getirin de nerede olursa olsun mutlaka toplayın ekibinizi ve gidin eğlenin. Gülbahar’dan bu arada yayınlanacak yeni bir seçki müjdesini de aldım, detaylarını paylaşacağım.
Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:
Taksim’de yeni bir mekan açıldı. Aznavur Sanat Evi. Sevgili dostum Neslihan Yazıcılar ve değerli eşi bu mekan için gayet güzel bir çaba içine girmişler ki geçtiğimiz günlerde kendilerini ziyarete gittim. Zaten Aznavur Pasajı sevdiğim mekanlardan biridir şimdi kendileri ile çok daha renklenmiş. Velhasıl burada sanat adına güzel etkinlikler gerçekleşmeye başladı ki benim ziyaretimde Ülkü Erakalın oradaydı. Usta yönetmen ile tanışmaktan ve sohbet etmekten çok memnun oldum zira hayatının çeşitli karelerinden oluşan sergiyi gezerken iç geçirmemek mümkün değildi. Bu arada yönetmenin ‘’Fotoğraflar Siyah - Beyaz Anılar Renkli’’ isimli kitabını da imzalatma şansını buldum adıma ve okumak için hiç vakit kaybetmedim. Anılarını yazmış yönetmen ve her bir anısını bir kare fotoğraf ile tamamlamış. Öyle ki ara bile vermek istemiyorsunuz; öyle ki yaşıyormuş gibi kapılıyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde Zeki Müren’in hayatını anlattığı ‘’Çığlık Çığlığa Bir Sevda’’ isimli filmi ne yazık ki salon bulamadı kendine, seyircisine ulaşması için; bunu da sormadan edemiyorum kendisine ve buruk bir şekilde ‘’maalesef öyle’’ yanıtını alıyorum sadece. Biz nasıl bir dünyada yaşıyoruz sahiden düşünmek bile istemiyorum üstüne.
Günün Anlam ve Önemi: Bugün Dünya Şiir Günü ama şiir hayatınızın her gününde olsun olur mu? Tüm şiir sevenlerin ve şair dostlarımın bugününü kutlarım.
Bu arada bir sürü film izledim sendromu en son bıraktığımız yerden bugüne. Oscarlı ‘’The Kings Speech - Zoraki Kral’’, ‘’Body Of Evidence - Kanıt Vücutlar’’, ‘’Funny People - Matrak Adamlar’’, ‘’Yahşi Batı’’, ‘’Revolutionary Road - Hayallerin Peşinde’’, ‘’ Certified Copy’’, ‘’Sexy Beast’’ ilk anda aklıma gelenler. Yine dizilerim de devam etti elbette. ‘’24’’ün beşinci sezonuna başladım, ötesinde ‘’The Event’’ verdiği aradan sonra yeni bölümleri ile yeniden başlamış ki onu takibe aldım. Daha önce de söylemiştim ki bu sezonun en iyi dizilerinden biri bu bence ama ‘’Nikita’’yı da unutmayalım; son bölümlerinde özellikle ayrı bir büyülüyor dizi. ‘’Prison Break’’in yapımcıları yeni bir diziye başlamış ki adı ‘’Breakout Kings’’. Yine hapishane temalı bu dizi de zira her hafta bir firar eden var ortada ve onu yakalamaya çalışan bir ekip; her şey ekipte bitiyor zira bu kaçanların bulunması için bazı mahkumlar seçiliyor ve her bölüm böyle bir şekilde akıp gidiyor.
Bir yazı daha bana ayrılan sendromun sonuna geldim :) Keyifli bir hafta geçirmenizi umuyorum.
20 Mart 2011 Pazar
Pazar'lık - Kedili Şarkılar

Geçtiğimiz günlerde Animal Planet’te kediler ile ilgili bir belgesel izlerken aklıma düşüverdi bu haftanın seçkisi. Hemen şöyle bir göz attım arşivime ve kedilere yazılan, söylenen şarkıları seçiverdim sizlere. Miyav miyav dinleyelim hep birlikte :) …
Bülent Ortaçgil - Kediler
İbrahim Tatlıses - Nankör Kedi
Karakedi - Sokak Kedisi
Kayahan - Sokak Kedisi
Kırmızı Balon - Ben Kediler
Mehmet Güreli - Kedi
Melih Ünen - Kedi Gibi
Nezih Ünen - Yaban Kedisi
Selda Bağcan - Kedili Şarkı
Şebnem Paker - Mırmır Kedi
Şehnaz Sam - Senin Kedin Olmak
Tüzmen - Damdaki Kedi
14 Mart 2011 Pazartesi
90'lar ÖZEL

Her yerde dinleyebileceğimiz birçoğu elbette burada da olsun ama önceliği biraz daha öteki şarkılara verelim; belki birçoğu ile yeniden tanışabiliriz hani güzel keşifler olabilir birlikte; belki birçoğunu anımsamaktan bile ürkebiliriz; malum o yıllar neler neler doğurmuştur beraberinde :) Her şekilde eğleneceğimize eminim.
Velhasıl iyi ki 90’larız; bu şekilde hiç ama hiç büyümeyeceğiz. Facebook grubumuza bekleriz.
13 Mart 2011 Pazar
Pazar'lık - The Wind Beneath My Wings

Bette Midler
George T. Hickerson
Gerald & Eddie Levert
Gunther Neefs
Israel Kamakawiwo'ole
Lara Fabian
Marcus Reynolds
Merry and Pippin
Nana Mouskouri
Sheena Easton
Shirley Bassey
Sonata Arctica
9 Mart 2011 Çarşamba
Söz - Müzik: Ümit Sayın

Tarkan düeti: Gitme
1994 yılında yayınlanan Tarkan’ın ikinci albümünün önemli şarkılarından. Şarkıyı aynı zamanda Emel’de gayet güzel yorumlamıştı. Albümün açılış ve klip şarkısı olarak gayet doğru bir seçim zira bu şarkı - şarkıcı ile olan birliktelik dururken diğer herhangi biri ile çıkışı çok kabul edilemezdi.
Bendeniz düeti: Gönül Yareler İçinde
Bendeniz’in en sevdiğim şarkılarından biridir. Sözleri ile olsun müziği ile olsun, yorumu ve o dönem çekilmiş olan klibi ile olsun çok ayrı saklanması gereken bir şarkı. Albümdeki en güzel uyumlardan biri olmuş ki düzenlemesini de çok beğendim.
İzel düeti: Tutun Ellerimden
İzel’i her zaman dinlemeyi çok severim ayrı ama ilk albümlerindeki heyecanı çok fazla alamadığım gerçek. İzel’in ilk albümünün en gizli ama en özel kalmış şarkılarından biridir ‘’Tutun Ellerimden’’ki az önceki şarkıdaki o güzel uyum burada da yakalanmış.
Levent Yüksel düeti: Hayat Dediğin
Yüksel’in 2000 yılında yayınladığı ‘’Aşkla’’ isimli albümün şarkılarından biridir ‘’Hayat Dediğin’’. Yüksel gibi usta bir yorumcu okuduğunda bu şarkı da hakkını bulmuştu zamanında. Belki başka birisi yorumlamış olsa o etkiyi vermezdi ayrı ama albümün en sürpriz şarkılarından diye düşünüyorum.
Pınar Aylin düeti: Ya Sen Gidip de
Pınar Aylin’in ilk albümünün hatta bana göre gelmiş geçmiş tüm albümlerinin en güzel şarkısı. Hani bu şarkı olmamış olsaydı Pınar Aylin müzik dünyamda bana bir şey katmamış olacaktı. Düet versiyonu pek çekici gelmedi bana ama şarkıyı sevmem bir yana çok etkilemedi.
Erdal Çelik düeti: Gülendam
Nasıl nefis bir şarkıdır, nasıl bir şahaneliktir ‘’Gülendam’’. Erdal’ın yorumu ile adeta klasikleşmiş ve ne mutlu ki daha sonra başkasının kapısını çalmamıştır da şarkı. Albümde beni en heyecanlandıran düetlerden biri oldu ki Erdal’ın sesini de özlemişim ne yalan söyleyeyim.
Leman Sam düeti: Aşkımdan Vazgeçme
Öylesi güzel bir diğer şarkıdır ki zaten zamanında çok güzel aranje edilmiş, Leman Sam gibi bir ustanın sesinden klasikleşmiş vs ama belki de bu yüzden biraz tehlikesi var bu şarkının. Zira düzenlemesi ya da yorumlanması dört dörtlük olabilir ama diğerleri kadar heyecan vermedi.
Suavi düeti: Hasret Türküsü
Albüm için doğru seçimlerden bir tanesi kesinlikle. Zira Levent Yüksel’de olan benzer durum burada da söz konusu. Zamanında güçlü bir ses çok iyi bir şekilde yorumlamış bu şarkıyı ama ne yazık ki çok öne çıkmamış, çıkması adına sarf edilen çaba değmiş ki büyük bir tatla dinledim.
Emel Müftüoğlu düeti: Çal Beni
Bir dönem söylediği her şarkı ile ayrı kalbimize işleyen Emel bu şarkıyı da nefis bir düzenleme ile hakkını vererek okumuştu. Düet olayına en yakın şarkılardan biri hatta zamanında bile düşünülebilirmiş.
Işın Karaca düeti: Kalbimin Sokağı
Karaca’nın 2004 yılında yayınladığı ‘’İçinde Aşk Var’’ albümünün son şarkısı burada da bize son şarkı olarak yansıyor. Özellikle sözleri ile çok ayrı bir yerde saklanması gereken şarkılardan biridir ki burada da doğru bir seçim yapılmış olabilir ama çok daha öne çıkan şarkılar varken bu düşündürebilir.
Evet bu albümde bu şarkılar da olmalıydı noktasına gelelim.
Zeynep Dizdar - Vazgeç Gönül: Kaldı ki Dizdar’ın ilk albümü, ilk çıkış şarkısı, birbirleri üzerinde onca emekleri geçmişken bu albümde olamamalarının kendilerinde elbette bir açıklaması vardır.
Yeşim Salkım - Günlerim Soluyor: ‘’Ferman‘’ albümünün önemli şarkılarından ki klip de çekmişti Salkım bu şarkıya kaldı ki nefis bir düet olabilirmiş.
Harun Kolçak - Dudağım Yangın Orman: Sözü ile müziği ile ve Kolçak’ın muhteşem yorumu ile çok ayrı saklanması gereken bir şarkıydı.
Deniz Arcak - Vurur: Sayın çalışması olan ve Deniz Arcak’ın diskografisinin önemli şarkılarından olan ‘’Zehir Ettin’’ bu albümün temposu içinde tamam hızlı kaçabilirdi ama ‘’Vurur’’ düşünülebilirdi.
Örnekler çoğaltılabilir belki; netice de karşımızda Türk popüler müziğinin yorumcu olarak belki çok fazla bekleneni veremese de söz yazarı ve besteci olarak başarılı bir ismi var ki belki bildikleri bir şey vardır, bu şarkılar hani bir ikinci albüme saklanmaktadır; olamaz mı? Olabilir.
Bu arada kar yağmaya devam ediyor. İyi ki şarkılar var, üşütmüyor.
8 Mart 2011 Salı
Vedat Sakman ile Yaşamın Gözleri


Albümünün gecikmiş olduğunun farkında olduğunu vurgulayan Sakman önümüzdeki yıla iki albüm daha sığdırmayı planlıyor ki onu sevenlerin buna hiç itirazı olmayacak. Çok özel dostları var kendisinin ki her sanatçıya nasip olamayacak kadar özel sevenleri; her Cuma ve Cumartesi mekanında onu yalnız bırakmadıklarından belli, gittiği her yeri öylesi itina ile doldurmalarından belli bu; Sakman gibi bir ustaya bu yakışmasın da kime yakışsın hani. Ortalık hele hele böyle dağınıkken, kimlerin kimlerin egoları tavan yapmışken, sözler ve besteler bu kadar basitleşmişken, sıradanlaşmıken. Bu dönüşü ayakta alkışlamalı.
7 Mart 2011 Pazartesi
Pazartesi Sendromu
Gülay’ın yeni albümü ‘’Aşkhane’’ ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum ama inanır mısınız günlerdir bu albümü tam olarak kafamı verip dinleyemiyorum. Kafamızı karıştıran belki de Gülay. Çünkü o ilk albümlerine - ki ne güzeldir onlar - yani o albümdeki tarzına bir süre ara verdi ve türkü formlarında albümler ile devam etti yoluna. Özellikle ‘’Damlalar’’ın ilk serisi nefisti ki bu kez kendisini böyle tanımaya başladık yeniden, sevdik de hatta. Sonra en son yayınladığı albümü ‘’Dalgalar’’ ile bir şeylerin değiştiği - değişeceği belliydi ki ama çok ısınamadık o albümdeki şarkılara. Şimdi bu albüm biraz üzerinde düşündürmeyi gerektiriyor. Yaşar Kurt, Redd coverları var mesela Tuluyhan Uğurlu bestesi Astor Piazzola, Marc Heeg şarkılarına yazılan sözler var. Hani bir şeyler var olumlu anlamda ama sanırım zamanla etki bulacak.
Haftanın Nostaljisi: Gülay’ın ilk albümünü hep ‘’Cesaretin Var mı’’ biliriz değil mi? Ama öyle değil işte; kendisinin çok daha öncesinde yapmış olduğu bir de arabesk albümü var, bulalım ve ayrı saklayalım beraberinde :)

Dört yıl aradan sonra kapımızı çalan isim Bertuğ Cemil. Ben ilk albümünü çok fazla içime sindirememiştim ama Nilgül ile bir düet yaptı ki bakın o nefisti. ‘’Geldim Gördüm Sevdim’’ ismini verdiği bu yeni albümünde yer alan tüm şarkılar kendi imzasını taşıyor. Aykut Gürel’in yapımcılığını üstlendiği bu albüm için modern rock - blues ve funk etkileşimli yeni Türkçe rock soundu ile bizlerle birlikte olduğu söylenmiş ki nedir bu durum ya da yeni derken nasıl bir şeyler olmuş diye merak edebilirsiniz. Beraberinde iç dünyasının kapılarını açmış gelmiş ve belli ki vermiş olduğu bu aradan sonra onu sevenleri özletmiş e o zaman ilaç gibi bir durum var ortada. Albüm İrem Recors etiketi ile raflarda ki firma da bayağıdır yeni bir yapım ile yoktu piyasa ki aynı zamanda Yakup Güner’in ilk albümünü de yayınladı benzer zamanlarda. Yakup Güner’i dinlemedim ama Diler’in çok sevdiğim ‘’Al Baharları’’ coverı albümün ilk şarkısı olmuş, yakışmış sadece ondan haberdarım.
Haftanın Sözü - Müziği: Ümit Sayın
Tek şarkı ile yıllar sonra kapımızı çalması işe yaramadı ama bu projesi heyecanlandırıcı. Albüm bugün raflarda yerini alacak ve on şarkılık bu çalışmasında unutulmayan şarkılarını yorumlayan sanatçılar ile düet halinde dinleyeceğiz kendisinden. Tarkan’dan Leman Sam’a isimlerin varlığında Zeynep Dizdar gibi olması gereken birinin yokluğunda. Bugün raflarda olacak albümü dinleyelim, detaylarım umuyorum.
Yanlış hatırlamıyorsam okuduğu okulun sınıfında bir şarkı söyledi ve derken çekilen kayıt net ortamına düştü ve Beyaz Şov’a kadar uzandı da ortalık yıkıldı öyle değil mi? Derken DMC kendisi ile anlaşma imzaladı ve ilk albümünün hikayesi kısaca böyle gelişti Sefa Topsakal’ın. Artık albümlerin hikayeleri ne kadar farklılaştı öyle değil mi? Yani hemen hemen herkesin enteresandır da artık hiçbirinin şaşırtıcı gelmiyor nedense. Öte yanda albümünü dünyanın parasını kendi ceplerinden ortaya dökerek yapan nice kaliteli müzisyenler satmadıkları için raflarda bile yerlerini kısa bir süre sonra kaybediyorlar. Topsakal’ın durumuna itirazım yok ama benzeri örnekler oldu ve dinleyici bunu kısa süre sonra fark etti. Yani alkış tutulan, bilmem kaç kere tıklanan bir şeyin samimiyeti albüm sürecinde yeterli olamayabiliyor. Durumu şöyle anlatayım ya da ben giderim bu arkadaşın o amatör kayıtını dinlerim ama gidip de bu albümü alır mıyım hani? Sesi güzel olabilir ama belli ki ticari mantık devreye girmiştir öyle ki ‘’Unut Gitsin’’, ‘’Haram Geceler’’ gibi canım Nilüfer şarkıları da dahil edilmiştir, burada bir şeyler kanımca eksiktir ya da aceleye gelmiştir.
Haftanın Konseri: Neslihan Engin
İkinci klibi ‘’Git Burdan’’ı kaç kere izledim bilemiyorum ki uzun süredir bir klibi bu kadar sık seyretmemiştim. Bu ay sitemizin de konuğu olan Engin ‘’Ruhum Su Aldı’’ albümüne sürpriz şarkılar ekleyecek ve Çarşamba günü 21:30’da Hayal Kahvesi Bistro’da olacak. Kaçırmayalım.
Ayrıca biletleri tükendi, kapan kaptı :) Aynı gün Nilüfer’in bir konseri olacak ki gidenler eminim unutulmayacak bu lezzeti. ‘’12 Düet’’ albümü konseri bir daha tekrarlanır mı bilinmez ama bu denli bir ekibi bir daha yan yana getirmek kolay olmayacaktır.
Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

‘’24’’e başlamamış olsam eksik kalmazdım bir şekilde elimdeki dizi bolluğundan ama başka anlamda eksik kalırmışım kesinlikle onu anladım. Dizinin dördüncü sezonuna tam gaz devam ederken sonlara yaklaşmama az kaldı. Elimde dört sezon artı bir de film versiyonu daha olacak diye hızlı gittiğimi düşünmüyorum ve Bauer ile oradan oradan sürüklenemeye devam ediyorum.
Geçen hafta ‘’Spartacus Gods Of The Arena’’ yolculuğunun sonuna geldik ki biliyorsunuz 6 bölüm halinde yayınlandı dizi. Cnbc-e’de bu ay yayına başlayacak olsun biz Spartacus delileri onları bekler mi :) Netice de bir oyuncu değişikliğine gidildi biliyorsunuz ve önümüzdeki günlerde bu yolculuk kaldığı yerden devam edecek asıl. Merakla bekliyor olacağız.
Geçtiğimiz haftalarda ülkemizde de vizyona girdi ki izlemenizi isterim. ‘’The Next Three Days - Kaçış Planı’’ mutlu bir evlilik sürdüren John ve Laura’nın bir anda hayatlarının değişmesi üzerine kurulu. Öyle böyle bir şey değil ki bir gün kapınız çalınıyor ve eşiniz cinayetten suçlu olarak hapse atılıyor. John’un planı burada devreye giriyor ve artık tek bir amacı oluyor, onu oradan kaçırmak. Russell Crowe ve Elizabeth Banks’ın başlıca rollerini paylaştığı film süre olarak biraz sizi yoruyor ama sürükleyiciliğine yine de karşı koyamıyorsunuz.
Bir gazetenin promosyonu olarak arşivime eklediğim 1991 yapımı ‘’Cape Fear - Korku Burnu’’ ise bir başka kaçışı ele alıyor. Bu kez de hapisten çıkan biri var ki intikam duygusunu bir an olsun kaybetmemiş. İntikam almak istediği kişi ise 14 yıl önce avukatlığını üstlenen Sam Bowden. Evet bu suçlu yani Max Candy artık serbest ve her an her şeyi yapmaya hazır, bunun için pes etmek gibi de bir niyeti yok. Nick Nolte, Robert De Niro, Jessica Lange, Gregory Peck, Juliette Lewis gibi bir kadroya Martin Scorsese gibi bir yönetmen eklenirse peki ben neden geç kalırım bu kadar izlemeye :)

Ve haftamın filmine gelince karşınızda ‘’Burlesque’’. Yedi yıl aradan sonra Cher bu film ile yeniden bizlerle. Beraberinde senaryonun onun üzerine kurulu olduğu söyleniyor ki ilk oyunculuğu olmasına rağmen müthiş bir performans sergiliyor ki Christina Aguilera da burada. Beraberinde ben kendisini izlemeyi çok seviyorum; Kristen Bell’de burada ve diğer oyuncuları ile de zengin bir kadroda. Tess bir eğlence mekanı olan Burlesque’nin sahibi ama maddi problemler yaşıyor. Ali ise kasabasını terk ederek büyük hayallerle Los Angeles’e gelmiş bir genç kız. Derken yolları kesişiyor ve işin içine müzik giriyor, dans giriyor, aşk giriyor vs. Özetinde müziklerine yani Aguilere yorumlarına - ki Cher’de iki şarkı yorumluyor - hayran kalmamak mümkün değil gerçekten. Film ülkemizde Ocak ayında gösterime girecekti ama Nisan ayına ertelendi bunu da eklemeden geçmeyelim.
Hepinize iyi bir hafta diliyorum.