18 Temmuz 2011 Pazartesi

Sezen Aksu ile Unutulmaz Geceler

Günlerden Cumartesi. Bir gün önce sırf bu konsere bilet aldığım için tatilimi yarıda kesip İstanbul’a dönüş yapıyorum. Hem de öyle böyle bir dönüş değil hani çok yakın bir mesafeyi çok uzak bir şehirden gelir edası ile saatler boyu sürünerek. Olsun işin ucunda Sezen Aksu var çünkü, bir gün sonrasını hayal ettiğimde geçen ya da geçecek her saate değer bu diye düşünüyor olmam çok normal. ‘’Öptüm’’ albümünü çıkar çıkmaz sevgili F.Gül Yanık ile dinlerken daha vereceği ilk konsere gitmek için planlar yapmaya başlıyoruz ki haberi gelir gelmez de erken davranarak ön yerimizi alarak görevimizi tamamlıyoruz. Bilet fiyatlarının diğer konserlerden biraz farklı bir durumu var, biraz pahalı bu gerçek bunun da altını çizmeden geçmek istemiyorum ama biliyorum ki herkes yine alacak, herkes yine gidecek.

Erken saatlerde Taksim’e iniyorum. Sıcak, çok sıcak bir gün ki bir aşağı bir yukarı dolanıyorum İstiklal’de. Küçük alışverişimler yaptıktan sonra F.Gül ve Gözde ile buluşup yemeğimizi yedikten sonra yürüyerek Açıkhava’da alıyoruz soluğu. Biletix gişesinde sıramızı beklerken karaborsa satışlara rastlıyorum önce ve çok şaşırıyorum. Üstelik bu biletlere de rağbet eden bir sürü insan görüyorum. Bir yerde her iki tarafta halinden memnunsa sorun yok. Sponsor olan Türk Telekom’un hediyesi Sezen yelpazesi çok şık, hani çantama sığsa eve götürecektim ayrı. Sonra koltuklarımızda bir kağıt bekliyor bizi. Bir tarafında ‘’Öptük’’ yazıyor diğer tarafında ‘’Arkadaş’’ şarkısının sözleri. Ekrana bir yazı düşüyor sonra ve anlıyoruz ki bu Sezen Aksu için hazırlanan bir sürpriz ve işaret gelecek hep birlikte havaya kaldıracağız bunu.



Orkestra sahnede yerini alırken daha alkışlar kopmaya başlıyor ki bu nasıl kalabalık bir ekip ve neden bundan haberimiz yok :) Gözüme ilk çarpan isimler arasında uzun yıllar sonra Orhan Topçuoğlu’nu görüyorum ki konser boyunca ayrıca başarılı performansının yanında adeta şovlar da yapacak müzisyen. Aykut Gürel, Cihan Okan, Erdem Sökmen, Ayda Tunç, Fatih Ahıskalı öne çıkan diğer tanıdık müzisyenler arasında. Ama beraberinde dansçılar ile birlikte 50’den fazla bir ekip var sahnede ki yarısı adeta vokal kadrosunda. Ayrıca herkesin siyah kıyafetlerini pembe kurdeleler tamamlamış ki ekip ayrıca çok şık. Ve Sezen’de onlara eşlik edercesine siyah elbisesi ile minik bir dans gösterisinin ardından sahneye geliyor ki ilk şarkısı ‘’Unuttun mu Beni’’. Evet gece başlıyor. Alkış kıyameti ‘’Arkadaş Şarkısını Duyunca’’ izliyor; işte o şarkının sonunda beklenen işaret geliyor ve seyirciler ayaklanıyor, tüm o kağıtlar havaya kaldırılıyor. Sezen Aksu bu sürpriz karşısında çok duygulanıyor ki kelimeleri yan yana getirmekte zorlanıyor. Bu fikri kim düşünmüşse gayet eğlenceliydi, gayet keyifliydi. Daha konserinin ikinci şarkısında ki memnuniyetle ayrıca ayağa kaldırmayı başardı bizleri. Son albümden ‘’Vay’’ ile devam ediyor yolculuğuna hemen ardından. ‘’Masum Değiliz’’, ‘’Pardon’’, ‘’Ah Felek Yordun Beni’’, ''Şarkı Söylemek Lazım'', ‘’Hadi Bakalım’’, ‘’Çocuklar Gibi’’ konserin ilk yarısının şarkıları arasında. ‘’Kutlama’’ şarkısını söylerken ekrana ‘’Mine Vaganti - Serseri Mayınlar’’ filminin görüntüleri de yansıyor ki şarkıdan sonra öğreniyoruz. Filmin yönetmeni Ferzan Özpetek’de seyirciler arasında. Özpetek’i anons ettikten sonra kendisine de ayrıca uzun uzun alkış geliyor seyirciden.Bir ara iki gecedir uyuyamıyorum diyor Sezen Aksu ve hatta bu konserlerini iptal etmeyi de ayrıca düşündüğünü ekliyor sonra. 13 askerimizin şehit edilmesi olayı herkes gibi kraliçeyi de etkilemiş olmalı ki ‘’yeter artık’’ diyor ve bunu üst üste birkaç kere yineliyor. Acıyacak, kanayacak yerimiz kalmadı ki bizim bu çocukları yaşatmamız gerekiyor diye devam eden Aksu gayet gözleri dolarak, sesi titreyerek onların olmadığı bir toprağı ne yapacağımızı söylüyor. Bu arada Aksu ile seyirci arasında konser boyunca konuşmalar da oluyor ki bir seyirci ‘’sohbetini özledik Sezen’’ diye bağırınca muzip yanı devreye giriyor ve başlıyor incilerini dökmeye. Annesi ve kardeşi ile yaşanan bir diyaloğu anlatıyor seyirciye ki kopan kahkahaları tahmin edebilirsiniz. Sonra bakıyor ki bu durumdan da memnun seyirci ara ara anılarını esirgemiyor bizden.Konserin ikinci yarısı gayet büyülü başlıyor, sahnenin yukarısından bir balerin süzülüyor ki muhteşem bir koreografi bu. Bu esnada orkesta ‘’Acıtmışım Canını Sevdikçe’’nin müziği ile de eşlik ediyor kendisine. Hemen ardından bu kez açık renkte bir kıyafetle sahneye yeniden geliyor sanatçı ve bu kez söyleceği ilk şarkı ‘’Sayım’’ oluyor. İkinci yarının şarkıları arasında bizleri yine sürprizler bekliyor: ‘’Yeter’’, ‘’Oldu mu Şimdi’’, ''Adı Bende Saklı'', ‘’Aşka Şükredelim’’, ''Sarı Odalar'' asla ve asla aklıma gelmez söyleyeceği ‘’Bırak Beni’’ en öne çıkanlar arasında. ‘’Ayar’’ şarkısını söylemeden önce minik bir hazırlık yapılıyor ki balondan bir etek bağlıyor sanatçı beline ve bakın sizin için ne hallere giriyorum diyerek de seyirciyi gülümsetiyor. Orkestranın hepsi renkli gözlükler takarken koro da renk renk kostümler, peruklar ekliyor üstüne. Son albümünün tek sevemediğim şarkılarından biri ‘’Ayar’’ ve bu şov bile beni şarkıya bağlamıyor. Dansçılar ara ara sahneye geliyor ve gidiyor. Bu esnada konserin iki de sürprizi oluyor. Birisi ilk yarısında sahneye vokalistlerinden biri olan Okay’ı davet etmesi ki büyük büyük övgüler sıralıyor kendisine Sezen. Sahnede garip bir şarkı ve ekranda garip bir klip dönmeye başlıyor sonra. Doğrusu sıkıcı birkaç dakika yaşanıyor burada ya da şaşırtıcı diyelim, pek etkilenmiyorum. Ama ikinci yarının sürprizi Eşref Vakti ikilisi tüyleri diken diken ediyor ayrı. ‘’Ağla Sevdam’’ performansı konsere gerçekten ayrı bir hava katıyor.

Ama gecenin en büyük sürprizi konserin sonunda yaşanıyor. Sizler için bazı sevdiğiniz, unutamadığınız şarkıları seçtik diyor Sezen ve ekliyor ki bilemiyoruz elbette o an, bu potporinin yaklaşık 20 dakika süreceğini. Bu şarkıları Sezen Aksu’dan duymak için bile bu konsere gelinirmiş sadece yani o denli enteresan bir repertuar seçilmiş burada. Bu listeyi seçerken adete kimseyi unutmamak istemiş Sezen ve hemen hemen en as isimlerden, en hit şarkılarından bir kolaj hazırlamış. Düşünün Samanyolu’ndan ‘’Öyle Sarhoş Olsam ki’’ye, Sessiz Gemi’den ‘’Öyle Bir Geçer Zaman ki’’ye, ‘’Hoşgör Sen’’den ‘’Ben Sana Vurgunum’’a (Nükhet Duru takliti yaparak başlıyor bu şarkıya), ‘’Esmer Günler’’e, ‘’Hatasız Kul Olmaz’’a, ‘’Leylim Ley’’e, Güllerin İçinden’’e ve diğerlerine. Finalinde de ‘’Arkadaş’’ şarkısı içinde yer alan şiire kadar dolu dolu bir geçit; ve o son içinde bu şarkıların yorumcularının fotoğrafları da sahneye yansıyınca artık düşünün büyüyü. Ve alkışlar içinde sahneden ayrılıyor Aksu ama öyle kolay olmayacak bu, gelecek ve gelecek beraberinde bizleri kırmayarak.

Her seferinde polisler geliyor beni indirmeye yoksa sabaha kadar söylerim sizin için diyen Sezen iki kere bis yapıyor. Birincisinde ‘’Şanıma İnanma’’yı ikincisinde açılışı yaptığı ‘’Unuttun mu Beni’’yi albümdeki sürpriz versiyonu ile tamamlıyor. Bu arada ekliyor bu kayıtın albüme giriş sebebini ;bunu Ferzan Özpetek dinlemiş ve çok beğenmiş, mutlaka yer vermelisin albümde demiş, kendisini de kıramamış. Konserden sonra bir süre oradan ayrılamıyoruz; öylesine doyurmuş ki şarkıları ile bizi ayağa kalkacak halimiz kalmamış meğer. Önce Taksim’e ve sonra evime nasıl döndüm bilemiyorum. Uzun zamandır evet Sezen Aksu’yu bir konserde izlememiştim ama uzun zamandır yine evet Sezen Aksu’yu böyle bir konserle izlememiştim. ‘’Sezen Aksu ile Unutulmaz Geceler’’. Sahiden öyle ki bir gün sonra tekrarlanan konseri 22’sinde bir diğeri ve şu an için en son görüneni izleyecek. Sonra yine olabilir, yine olabilir ama böylesi bir kere daha tekrarlanır mı, umarım tekrarlanır.

Not: kadrikarahan.net’in Ağustos sayısında Sezen ile olan yolculuğumuz devam edecek bir sürpriz yazıda. Ayrıca konserden en özel kayıtları yine sizlerle paylaşacağız orada.

Fotoğraflar: F.Gül Yanık

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Şarkılarla Haziran

Biraz gecikmeli de olsa Haziran’ın seçkimi de sizlerle paylaşmadan geçmek istemedim.


En İyi Albüm:

01 - Çiğdem Erken - Kız Kafası (ADA Müzik)
02 - Nazan Öncel - Hayvan (DMC)
03 - Bilal Karaman - Bahane (Bbs)
04 - Yinon Muallem - Nefes (Kaf Müzik)
05 - Mehtap Meral - Aşk (ADA Müzik)

En Kötü Albüm:

01 - İsmail YK - Psikopat (Musicom)
02 - Zarina - Delilik (DMC)
03 - Seda Tripkolic - Dönme Artık Eski Günlere (Boğaziçi Müzik)
02 - Emre Altuğ - Zil (Dokuz Sekiz Müzik)
03 - Bengü - Dört Dörtlük (Avrupa Müzik)

En İyi Şarkı: Çiğdem Erken - Laleler
En Kötü Şarkı: Volga Tamöz feat. Murat Dalkılıç & Hepsi - Şık Şık

En İyi Single: Nil Karaibrahimgil – Hakkında Her Şeyi Duymak İstiyorum
En Kötü Single: Volga Tamöz feat. Murat Dalkılıç & Hepsi - Şık Şık & Ayşegül Aldinç - Li Lal Lal La La

En İyi Çıkış (Kadın): Çiğdem Erken
En İyi Çıkış (Erkek): Bilal Karaman
En İyi Çıkış (Grup): Moral

22 Haziran 2011 Çarşamba

Ada'nın Amazonları


Alternatif müziğin özellikle son yıllarda kadın vokallerinin gücü tartışılmaz. Her ne kadar yaptıkları işler dinleyiciye ulaşmakta gecikmese de ve hatta hatta albümleri ciddi ciddi satış rakamlarını beraberinde getirse de biliyoruz ki onların zamana bıraktıkları bir şey var; hiç acele etmiyorlar mesela ve çok fazla anlaşılabilme derdi taşımıyorlar. Biliyorlar ki yaptıkları iş müzik piyasasının içinde kalıcı olmayı zaten başaracak, biliyorlar ki bu albümler sadece yayınlandıkları sürecin albümü olarak anımsanmayacak, biliyorlar ki sessiz sedasız biriktirdikleri toplamda bir çığlık olacak ve yarınlara öyle yansıyacak.

Yayınlanmasının üzerinden uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen Jülide Özçelik’in ''Jazz İstanbul 1'' albümü bunun en güzel kanıtı mesela. Birsen Tezer’in ve Jehan Barbur’un her konseri hıncahınç dolu değil mi? Elif Çağlar’ın albümünün sadece 2010 yılı satış rakamı 20 bin’in üzerinde. Bu örnekleri arttırmamız mümkün ki az sonra bahsedeceğim isimlerle bu liste daha da zenginleşecek, daha da bir renklenecek hayat.

Ada Müzik’in yayınladığı son dört albüm yukarıda bahsettiğim durumları doğrulayacak nitelikte evet. Zira yayınlandıkları günden bugüne gelen tepkileri gözlemliyorum da herkes memnun bu durumdan. Birbirlerinden bağımsız ama dolaylı olarak birbirlerinin çok yakınında olan bu albümleri ve detaylarını tek tek konuşalım istiyorum bu yolculukta. Söyleyeceklerim az kalabalir ama siz abartabilirsiniz, hiçbir sakınca yoktur.





Gülcan Altan - Gunef


Gülcan Altan’ın ilk albümü yine Ada Müzik etiketi ile yayınlanmıştı. ‘’Gülümser’’ adını verdiği bu çalışmasında Altan baştan sonra Vedat Sakman şarkıları yorumlamıştı ki tüm şarkılar hücum kayıt tekniği ile kaydedilmişti (ki ‘’Gunef’’te de böyle bir durum var). Yorumladığı şarkılar için ‘’Bu bir rüyaydı’’ diyen Altan o zaman kendisi ile yapmış olduğum bir söyleşide ‘’Vaktim var, acelem yok. Bir ömürle sınırlı değil çalışmalarımız’’ demişti. Evet Altan acele etmedi ama doğru bir zamanda, doğru insanlarla hayalinde olan bir diğer proje ile bizlerin karşısına çıkmaktan da gecikmedi.

Çerkes atalarından aldığı Kafkas enerjisini bu ikinci albümü üzerinde yoğunlaştırdı sanatçı. Kaf dağının ötesinden Adigece ve Abhazca şarkılar yorumlayarak bir şekilde kendi özüne adadı bu albümü ve bir selam yolladı tüm köklerine. İlk etapta biraz kişisel bir albüm gibi görünse de altyapısı ile, fazlası ile her türlü dinleyiciyi yakalayabilecek samimiyette bir albüm ‘’Gunef’’. Düzenlemelerinde tek bir isim yok, kendisi de dahil altı isim karşımıza çıkıyor burada. Beraberinde çok geniş bir müzisyen kadrosuna da sahip. Albümde on şarkı dinliyoruz ve kartonetinde şarkıların Türkçe olarak çevirileri ile de ayrıca karşılaşıyoruz.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim ama kartonet müthiş. Özellikle ön kapak ve kitapçık nefis tasarlanmış. ‘’Sözcükler, mısralar, notalar bir kültürü sonsuzluğa kaydetti. Ve efsane ölümsüzleşti.’’ diyor bir fotoğrafının yanında Altan ve sizi adete bir masal dünyasının içinde yolculuğa davet ediyor. Albüme dair duygu ve düşüncelerini ya da diğer tüm detaylarını Temmuz ayında kadrikarahan.net adlı sitemizden okuyabilirsiniz.

Albümdeki En Favori Şarkım: Azamat






Çiğdem Erken – Kız Kafası



Erken’in ilk albümü. Öncesi adı ile herhangi bir yerde karşılaşmadım ama bazı şarkılarının albümden önce internet ortamında döndüğü gerçeği varmış bunu sonrasında öğrendim. Bu çalışmasının prodüktörlüğünü kendisi yapmış, tüm sözler ve müzikler kendi imzası ile karşımızda ki bu çok büyük bir artı. Uzun bir süredir müzik dünyasının kendisinden haber alamadığı Mete Özgencil ise albümün süpervizörlüğünü üstlenmiş. Özgencil bildiğiniz üzere hiçbir zaman boş bir işle karşımıza çıkmadı zaten. Çiğdem’in dünyasında yani ‘’Kız Kafası’’nda öncelikle adam gibi sözler var. Yani birkaç kelime yan yana getirilmiş ortaya bir şeyler çıkmış gibi bir durum yok burada; gayet akıcı gayet akılda kalıcı ve gayet sağlıklı. Bunların müzikle buluşması ise durumun bütünlenmesi olmuş.

Şarkıları için ‘’Aşk hafızam’’ diyor Erken ki notalarına piyanosunu da katıyor. Beraberinde gitarlar, bas ve davul ile tamamlanan albümde Selçuk Yöntem ve Demet Sağıroğlu’da birer şarkısına eşlik ediyor. Ölümsüz bir aşka ve sarsılmaz bir dostluğa armağan ettiği bu şarkıları eleştirmenler - dinleyiciler tarafından şu ana kadar tam not aldı ve her geçen gün bu ilgi de katlanacağa benziyor.

Albüm kartonet yönünden de gayet başarılı. Sade ama bir o kadar zengin bir kapak hazırlanmış ki fotoğrafları son yılların başarılı isimlerinden Mehmet Turgut çekmiş.

Albümdeki En Favori Şarkım: Laleler / Saçlarım Daha Uzunken




Mehtap Meral - Aşk


‘’Aşk’’ albümde bir şarkı adı değil ama aşk albümün baştan sonra rengi. Aşkın rengi kırmızı bir albüm ki tango’nun o asil dengi. Kartonet yazısında durumu çok güzel özetlemiş Meral, demiş ki: Sarsıcı karşılaşmalara, başlarda ‘’edepsiz’’ görünen bir dansı yapmaya başlayan ‘’edepsiz’’ ve ‘’saygın’’ bütün kadınlara, aşka, iki insan arasındaki mesafeyi gerilimle yıkan tangoya sesimle yaklaşmak istedim. İyi ki öyle yaptı sanatçı ve bu büyüyü yakalamakta gecikmedik.

Dokuz şarkının yer aldığı albümün altı şarkısında söz - müzik kendi imzası. Beraberinde bir Füruğ şiirini bestelemiş bir de Piazzolla -Tarenzi adaptasyonunu gerçekleştirmiş. Albümün sürprizi ise bir Aysel Gürel - Selmi Andak çalışması olan Sezen Aksu’nun sesi ile yıllardır kulağımıza çalınan ‘’Ben Her Bahar Aşık Olurum’’. Albümün konseptine ve Meral’in vokaline çok ama çok yakışmış bu seçim. Mehtap Meral’i ‘’Mutluluk’’ filmi için seslendirdiği iki şarkı ile tanımıştık daha öncesinde ve sesinin bizimle daha geç olmadan buluşmasına sevindim beraberinde.

Geçen sene ‘’Kedi Mevsimi’’ isimli bir de şiir kitabı yayınlayan Meral’in albümünün aranjörü bir usta müzisyen: Baki Duyarlar. Beraberinde keman ve viyola’da Altuğ Öncü, perküsyonlarda Engin Gürkey gibi değerli iki müzisyen de var. Kemanlar ise kendisine ait. Özellikle sıcak yaz günlerinin böyle bir sese, böylesi sözlere ve bestelere ihtiyacı vardı, Meral bu anlamda da bir boşluğu doldurdu kalbimizde. Hepsini ve daha fazlasını da kendisi ile konuşacağız.

Albümdeki En Favori Şarkım: Adın Kalmış




Eylem Aktaş - Dizi Müzikleri



Türk Musikisi Devlet Konservatuarı mezunu olan Aktaş 2006 yılında yayınlanan ‘’Hatırla Sevgili’’ isimli dizide ‘’Zor Yıllar’’ isimli bir şarkıya vokal getirmişti ki nasıl unutulabilirdi. Dünden bugüne birçok albümde vokal yaptı sanatçı ama özellikle dizi müziklerinin aranılan seslerinden biri olmuştu artık ve bu yüzden bu ilk albümün böyle bir konseptte bizlere ulaşması kaçınılmazdı. Dağınık bir şekilde dinlemektense bu şarkıları tek bir albümde buluşacaktık ve başarılmıştı.

Tek tek şu dizide ya da bu filmde yer alan şu şarkı demeyelim ve hatta bu şarkılara dizi müzikleri vb. tanımlar kullanmayalım isterim. Aktaş sesini doğru şarkılarla buluşturmuş çünkü ve en önemlisi başarılı müzisyenler ile bu albüme emek koymuş. Nail Yurtsever, Erdal Güney, Kemal Sahir Gürel, Cem Tuncer, Engin Arslan, Hilmi Yarayıcı düzenlemeleri - enstrümanları yanı sıra Halil Karaduman, Adnan Karaduman, İsmail Soyberk, Serkan Çağrı, Göksun Çavdar gibi müzisyenler bugün kolay kolay bir albümde bir araya gelemiyorlar artık, bu anlamda çok önemli ‘’Dizi Müzikleri’’.

Albümün sürprizi ‘’Ağlama Yar Ağlama’’ isimli türkü olmuş, Bülent İnal eşlik etmiş kendisine ki düzenlemesine ayrıca bayıldım. Dizi izleyen biri olmadığım için birçok şarkı ile bu albümde tanıştım ve keyifle dinledim. Erdal Güney’in son albümünde de düet olarak yer aldı ama keşke ‘’Zor Yıllar’’ burada da olsaydı dedim, başka atlanılan var mı bilemiyorum ama o zaman sanki eksik kalmayacaktı bu çalışma.


Albümdeki En Favori Şarkım: Hüzn-ü Kar


20 Haziran 2011 Pazartesi

Müzik Dolu Bir Haftanın Ardından



Seni Sevdiğimdendir Gelirim Ben Bu Yere





Geçen haftanın yoğun temposundan mıdır yoksa ne bileyim yediklerimden midir, soğuk sular içtiğimden midir, havaların dengesizliğinden midir düşmüştüm bir kere yatağa ve kalkamıyordum. En nefret ettiğim şeylerden biridir yaz günü halsizliği ve sendromları, her ne kadar yaz yağmurlu bir hafta sunmuş olsa da bizlere genelinde yine de iyi bir şey değildir işte. Velhasıl üzerimden hala atamadığım bir haldi benimki işte ama yine de olan bitene direnecektim elbette.

Çarşamba gecesi Birsen Tezer konserini bir başka iple çekmiştim çünkü kendisi kısa bir ara verecekti ve yeni sezona kadar onu belki dinleme şansını bulamayacaktık. Önceki yıllarımdan bilirim çok özlemişimdir kısa süreli olsa da yokluğunu. Bir süredir çok özel bir dostluk yaşıyoruz Birsen ile gerçekten ayrı saklıyorum her bir tadını. Bu süre içerisinde birçok güzel anına tanık olduk hayatın. Benim kitabımın onun albümünün çıktığı noktada birlikteydik mesela, özel günlerimizde ki kaç kere onun şarkıları ile karşıladım yeni yaşımı. Şiir geceleri hazırladığım zamanlarımın da vazgeçilmeziydi Birsen. Müzik dünyasına yıllarını verdikten sonra ‘’Cihan’’ isimli albümü ile hak ettiği ilgiyi, sevgiyi alması benim için asla sürpriz olmamıştı. Onun yüreği onun sözleri, besteleri, ekibi ile bir araya geldiğinde nasıl kötü işler çıkabilirdi ki ortaya, olamazdı aksi; günden güne daha da yayılacaktı yankısı. Geçen Çarşamba Hayal Bistro’da verdiği konsere gelmeden önce şunları eklemeden geçmeyeyim. Birsen Tezer yeni bir albümün hazırlığına başladı. İki şarkı hazır bile ki tüylerim diken diken dinleme şansına ulaştım. Güz sürecinde bizlerle buluşturmayı hedefliyor. Yine aynı süreç içinde bir başka sürprizi daha olacak sizlere ki sanırım az daha beklememiz, dişimizi sıkmamız gerekecek onu açıklamam için.

Kan ter vb. haller içinde Bistro’da aldım soluğu doğrusu şu an bile oraya nasıl gittiğime inanamıyorum çünkü bir gece öncesi kalın kazaklarla, yorganlarla yatağa girdiğimi anımsayınca garip oluyorum. Bir hafta önceki konser arkadaşlarım Olcay Tanberken ve Ece Dorsay’da oradaydı. Daha beklediğimiz isimler de vardı ama gelemediler ve üzüldüklerini belirttiler. Benim kaçıncı Birsen Tezer konserim bilmiyorum ama önlerde yerimi alırkenki heyecanım hiç değişmiyor; hiç sıkılmıyorum bu sahneden, bu şarkılardan hiç vazgeçmiyorum. ‘’Değirmenler’’ ile başlayan açılışı albümden şarkılar izliyor tek tek. Elbette ki sıralamanın notunu tutamıyorum ama albümünde yer alan on şarkının tümüne bir kere sahnesinde yer veriyor Birsen onu söylemek istiyorum izlememiş olanlar için. Arada vazgeçemediği Ortaçgil şarkıları var ki ‘’Aşk Var’’ gibi ‘’Sensiz Olmaz’’ gibi; onları da ekliyor bu şahanelik içine. Konserin ikinci kısmında ise kanununu alıyor eline ve bazı TSM şarkılarına da yer veriyor; bu konserinde bir klasik ‘’Sandal’’ı da yorumluyor mesela. Bu yorumladıkları içinde ben ‘’Endülüs’te Raks’’a bitiyorum hani. Finalin değişmez şarkısı ise ‘’Çığlık Çığlığa’’ ile oluyor; şarkı birden bitiyor ya aslında orada bitmiyor oluyor bir şarkı; mesela ben eve dönene kadar o sesi yaşıyorum kafamda; bir gün yolun ortasında hayata geçiresim var bu sesimi mesela, böyle garip duygu ve düşüncelerim var.

Dün BirGün gazetesinin Pazar ekinde yazdığı gibi Ece Dorsay’ın samimi, candan, sakin ışığı ruhumuza iyi geliyor Birsen Tezer’in, nasıl gelmesin ki; öylesine dağıldık, öylesine parçalandık, öylesine kendimizde değiliz, öylesine her şey yerle bir; ihtiyacımız var böylesi toplanmalara, bütünlenmelere, böylesi bölüneceksek adam gibi bölünmelere. Onu ve sesini, şarkılarını bizimle buluşturduğu için hayata teşekkür ederiz.





İşte (B)öyle Bir Şey





Bir gün dinlenmenin ardından kendimi yine karşılara attım dayanamadım. Fikir aşamasında olup hayata geçirilmek istenen bir projenin detaylarına katkıda bulunmak için bir toplantının içinde buldum kendimi. Laf lafı açtı ve enteresan bir şey hatta çok şey çıktı ortaya ama bunun detaylarını vermem maalesef mümkün değil; şunu söyleyebilirim ki önümde olan bütün işlerden çok heyecanlandım, uzun ve bir o kadar keyifli bir süreç yaşanacak adımıza, memnuniyetle katlanacağız. Hemen ertesi günü yine dinlenmek adına çekildim köşeme ki baktım mümkün olacak gibi değil dışarısı beni çekiyor ve bir arkadaşımı aradım, dedim caddeye geliyorum; kahve içelim günlerdir içmiyorum.

Cumartesi ve güzel bir gün olması sebebi ile caddede yine iğne atsan yere düşmüyordu. Yol boyu ilerlerken D&R’ın önündeki kalabalık ilgimi çekmesin mi? Ne var ne oluyor derken bir baktık ki Erol Evgin orada ve imza günü varmış kendisinin. Geçen haftaki imza günü sendromundan daha yeni yeni kurtulmaya çalışırken sanki bu sefer durum biraz farklıydı ve o kadar yakınken kayıtsız kalmam mümkün olmazdı. İmzalatmak üzere ‘’Melih Kibar - Çiğdem Talu Şarkıları (1976-1980)’’ isimli CD’sini seçtim çünkü en Evgin şarkılarım o albümün içindeydi. Ben küçükken kimi seviyorsun en çok dediklerinde Erol Evgin’i dermişim. Bizim kuşağın böyle belli isimleri vardır mesela. Ajda Pekkan için de İlhan İrem için de söyleyebilirim bunu kendi adıma. Onların şarkıları çaldığında ya da ekrana çıktığında bir başka parlarmış gözlerim. İşte o şarkılar bu albümde peş peşe yerini almıştı bile. Gündelik hayatta o kadar çok albüm yayınlanıyor ve ardı ardına üstelik kapımızı çalıyor ki elbette atladığımız olabiliyor. ‘’İşte Öyle Bir Şey’’ benim için de işte öyle bir şey olmuş zira aldıktan sonra ve inceledikten sonra bu özel CD’yi kendime kızdım da kızdım. Her neyse o gün ben Erol Evgin’in elini sıktım ve kaşla göz arası ona dair olan duygularımı nasıl olduysa özetlemeyi başardım. ‘’Kadri Bey’e’’ yazmıyorum dedi imzalarken, yazmayın ben hiç öyle resmi söylemleri sevmem dedim, ben de dedi :) Ana kapağı da sizler için imzalattım üstüne. O günün bana beklenmedik bu sürprizi çok ama çok ayrı bir renk kattı ruhuma, eve döndüm ve bir süre bu şarkılardan hiç ayrılmadım. Bu şarkılar ki bir dönemi, bir dostluğu, bir değil bin anıyı özetliyor aslında ve ne zaman bir yerde çalacak olsa eminim ki kalp bir başka düşüyor aşka.





Budur




Akşamı hiç evden çıkmak istemediğim gibi izlemek için heyecanla filmimi de seçmişim ama durup düşünüyorum ve burnumun dibine kadar gelmiş en azından bir uğrayayım diyorum. Pendik Marintürk’e çok yakınım hatta terasım manzarasına hakim, oturup sesin oraya yansımasını da bekleyebilirim ama yapmıyorum ve oraya doğru kalabalıkla yol almaya başlıyorum. Açılışının birinci yılı olması sebebi ile Atiye’nin bir konseri olacak. Bir şekilde kendime bir yer buluyor ve konserin başlamasını bekliyorum. Aslında Atiye hakkında şarkılarından çok her şeyine dair bilgim var. Çok fazla övgüler aldığını da biliyorum ama ona rağmen zaman içinde şarkılarına dokunmayı hep erteliyorum ya da şöyle diyelim bildiğim birkaç şarkısı var ve onlarla yetiniyorum. Son albümüne adını veren şarkı ile çıkıyor sahneye. Dört kadın dansçı birlikte ve dönüşümlü olarak gece boyunca kendisine eşlik ediyor. Ardı ardına şarkılarını seslendirirken çok fazla konuşmayı tercih etmiyor Atiye ama arada elleri görmek istiyor havada o kadar. Eller ve hatta sesler eşlik etmekte gecikmiyor ona, dinleyicisini mükemmel yakalamış adete tüm şarkılarını başta gençler olmak üzere ezbere biliyor. En çok ilgiyi Teoman ile olan düeti ‘’Kal’’ ve ‘’Batum Türküsü’’ yakalıyor. Bir de finalde çıkış şarkısı ‘’Salla’’yı unutmayalım. Konserden sonra bu hayatımda verdiğim en güzel konserdi diyor Atiye seyirciye; doğruluk payının olduğunu düşünüyorum çünkü bir halk konserinin bir normal konsere ya da bir bar - club performansına göre samimiyeti her zaman daha fazladır. Güzel ağırlamış olmanın mutluluğu ile limanda kendime bir yer bulup gece kahvemi yudumluyor ve evime doğru yol alıyorum. Sahilimize bir açıkhava sineması kurulmuş ve orada da sanırım ‘’Aşk Tesadüfleri Sever’’ gösterimi yapılıyor. Ne güzel insanlar dışarıda, ne güzel yaz gibisi yok, ne güzel öyle ya da böyle birilerinin bu yorgun hayat içinde kendilerine güzel dokunuşları var. Keşke bu vb. aktivitelerle daha çok buluşmalarına imkan sağlansa, zemin hazırlansa ve bu coşku büyüse de büyüse.





Bir Başkadır Kartal Festivali





Son birkaç senedir yakın takibindeyim. Birkaç dakika ötemde, sahilinde sadece konserleri ile değil imza günlerinden çeşitli sunumlara, atölyelere, kurslara dolu dolu bir festival düzenleniyor bu zamanlar Kartal’da. Öncelikle bu tarz festivallerin yoğun katılımları oluyor ki bu da insanları biraz korkutuyor ama ben Kartal’ın seyircisini de seviyorum. Bugüne kadar izlemiş olduğum herhangi bir konserinde herhangi bir kargaşa bırakın yaşansın herkes orada bir aile gibi birbirleri ile tadını çıkartmakta bu durumun. Geçtiğimiz Cuma Edip Akbayram konseri ile açılışı gerçekleşti festivalin, onu Cumartesi Bengü, Pazar günü de Zeynep Başkan izledi ama ben hiçbirini izleyemedim.

Yakınsanız ya da yolunuz düşerse bu haftanın konser takviminden bahsetmek istiyorum. Pazartesi akşamı Moğollar sahnede olacak. Salı günü ki bu konseri kaçırmayı asla düşünmüyorum; ilk albümü ile büyük bir çıkış yapan Züleyha konseri gerçekleşecek. Çarşamba günü senfoni orkestrası eşliğinde sahnede yerini alacak isim ise Hilal Özdemir. Uzun bir süredir ortalarda olmayan Özdemir ve senfoni orkestrası nasıl bir sahne yaratacak açıkçası ilgimi çekmiyor. Ama bu konserden önce sahnede son günlerin ses getiren korolarından olan Boğaziçi Jazz Korosu performansını izlemeyi düşünebilirim. Perşembe Şehnaz Sam ve Kubat, Cuma Ayşen (uzun bir aradan sonra yeniden sahnede, bir iki mekanda sahne aldı Ayşen ama dinleme şansım olmamıştı) Cumartesi Ceza ve son gün olan Pazar Emre Aydın konserleri ile festival bu yıl adına üzerine düşen görevi tamamlamış olacak.

Pazartesi yazılarımızın konsepti değişti sanmayın. ‘’Pazartesi Sendromu’’ asla ve asla vazgeçemeyeceğim özel bir köşem ama böyle denk geliyor. Hafta sonu zaten biraz hava değişimi için İstanbul’dan uzaklaşıyorum ama bu süre içinde yine bir arada olacağımızı biliyorum. Örneğin Temmuz sayısı için sitemizin hazırlıkları devam ediyor. Sürpriz konuklarımız ile sizleri buluşturacak olmanın şimdiden heyecanını duyuyorum. Herkese iyi bir hafta diliyorum.

13 Haziran 2011 Pazartesi

Müzikle Dolu Bir Haftanın Ardından


ADA Yolcusu Kalmasın



Bir söyleşisinde ‘’başucu arşivlerinde yer eden albümler üretmeye çalıştı’’ demiş Bülent Forta. Arşivime bakınca sahibinin sesinden gelen bu açıklamasına en başta bir dinleyici olarak hak veriyorum ve Ada Müzik’in hayatımıza hep güzel albümler, güzel şarkılar kattığını biliyorum. Konserin haberini aldığımda duyduğum heyecan bir çırpıda Eray Aytimur’a bir mail yazmaya itti beni ve sonrasında adıma elimden geleni yapabileceğimi gönül rahatlığı ile söyletti. Daha fazlası olmalıydı hatta ve bunda da ısrarcıydım. Bu vesile ile güzel bir Pazartesi günü yolumu Cihangir’e - Kaktüs’e düşürdüm ve basın toplantısına katıldım ekibin. Konserde sahne alacak olan Mavi Işıklar tam kadro katılırken toplantıya Yeni Türkü adına Derya Köroğlu, Gündoğarken adına Gökhan Şeşen, tamamında kalamamış olsa da Zuhal Olcay, Jehan Barbur, Replikas gibi isimler oradaydı ve Ada Müzik ile olan serüvenlerini basınla paylaşmaktaydı. Günün katılan en renkli ismi konserde sahne almasa da düşünceleri vtr olarak bizlerle paylaşılacaktı ve Onur Akın olacaktı. Onur Akın’ın da yolu bir dönem Ada Müzik ile kesişmişti ve orada anlattığı anılar gerçekten o günkü heyecanını hala aynı tuttuğunu gösteriyordu.

Ve beklenen gün geldi çattı. Sımsıcak bir günün akşamı Açıkhava Tiyatro’suna erkenden attım kendimi. Geldiğimde son provalar yapılıyordu ki; kim hangi şarkıyı söyleyecekti artık öğrenmiştim de ama olsun bu durum yine de hiçbir şeye engel olmayacaktı. Önce kulise geçtim ve orada sevgili Birsen Tezer, Hüsnü Arkan ve bazı müzisyen dostlarla sohbet etme şansını buldum. Daha sonrası oradaki heyecanı bırakıp bir diğer heyecanın yüksek olduğu alana ki oradaki arkadaşlara yardımcı olmak adına basın girişine yönlendirdim kendimi. Bu esnada bir baktım, gelen yüzlerin çoğu tanıdık. Gülbahar Kültür, Yavuz Hakan Tok ve eşi, Ahmet Kamil Taşkın, Olcay Tanberken, Seda Özay başta olmak üzere bazı arkadaşlarımla karşılaşıp ayaküstü sohbet ettikten sonra yavaş yavaş konserin başlayacak olmasının sinyali ile yerime doğru yol aldım.

Açılış Köprüler ile oldu ve daha sonra sahneyi Grup Gündoğarken aldı. Günün ilk sürprizi kendilerinden geldi ve yakında yayınlanacak albümlerinden bir şarkıyı ilk kez orada dinleme şansını bulduk. Kendilerini Hüsnü Arkan izledi ve ‘’Solo’’ albümünden ‘’Senin Gibi’’ isimli şarkıyı seslendirdi sanatçı. Hemen ardından son ayların ve hatta yılların en güzel şarkılarından biri olan ‘’Hoşgeldin’’i birlikte seslendirmek üzere sahneye Birsen Tezer’i davet etti; o birkaç dakika hiç bitsin istemedik. Birsen Tezer daha sonra ‘’Çığlık Çığlığa’’ isimli şarkısı yorumladı ki geçtiğimiz sene Ortaçgil’in 40.yıl konserinde de aynısı olmuştu bu kez de yine o şarkı ile yine aynı çığlıkta büyülemişti hepimizi Tezer, sahneden insin hiç istemedik. Kendisi sahneye Replikas’ı onlarda daha sonra Jehan Barbur’u davet etti. Barbur’da sahnede üç şarkı seslendirdi ve gecenin öne çıkan isimlerinden biri oldu. Konser sonrası kuliste kısaca görüşlerini sordum ki gerçekten mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Ardından Yeni Türkü sahnedeydi. Yeni Türkü ile zaman öylesi çabuk aktı gitti ki ‘'Mamak Türküsü'', ‘’Fırtına’’, ‘’Aşk Yeniden’’ tüm salonun kendilerine birlikte eşlik ettiği şarkılarındandı. Gecenin keyifli bir diğer tadı az sonra Mavi Işıklar ile ayrıca yaşanacaktı ve ekip göstermiş olduğu performansları ile dakikalarca ayakta alkışlanacaktı. Mavi Işıklar ekibi her bir üyesi ile o kadar pozitif bir ekipti ki bu uyum ile performans bir araya gelince ve üstüne yıllar sonra bile yine aynı enerji ile karşımızda olmaları eklenince çok daha fazlasını bile hak ediyorlardı.

Bu hareketliliğin yerini daha sonra Bülent Ortaçgil ve hüznü aldı ki iki şarkı seslendirdi sanatçı. Biri ‘’Denize Doğru’’ biri ‘’Eylül Akşamı’’. Ada Müzik kendsi için bir başka özeldi ki bunu şarkı arası konuşmasında da detaylandırdı usta isim ve sahneye son yılların en başarılı gruplarından biri kabul ettiği Mor ve Ötesi’ni davet etti. Mor ve Ötesi yola Ada Müzik ile başlamıştı ve hali ile kendileri de o dönemlerine ait şarkılarını seslendirmişti. Burada şunu söylemeden geçemeyeceğim; Harun Tekin sahnede yorum - performans olarak elbette tartışamam, iyiydi ama gecenin şıkları - rüküşleri vs.leri gibi bir durum içine gireceksem kötü görünümün kesinlikle tek sahibiydi; şahsen o salaş hali uzun bir süre hafızamdan silinmeyecek. Derken Bulutsuzluk Özlemi sahnede yerini aldı ve kendilerini dinlemekten her zamanki gibi ayrı bir keyif aldım. Nejat Yavaşoğulları öylesi özel bir insandır ki ismen belki hiç tanışmadık ama defalarca kere karşılaştım ve kısa sohbetler gerçekleştirdim kendisi ile. Konserden sonra kendisinin yanına gittim yine ve o anlardan birinin bir kere daha yaşanmasını istedim, başardım, ayrıca son albümleri de yanımdaydı, imzalatma şansını buldum. Ve konserin son sanatçısı Zuhal Olcay’dı. ‘’Yine Aşk Var’’, ‘’Pervane’’, ‘’Güller ve Dudaklar’’ı almıştı repertuarına Olcay ki final anı gelmişti, tüm sanatçılar sahneye davet edilmişti ve açılışta olduğu gibi Köprüler ekibinin notaları ile sonlanmıştı artık gece.

ADA Müzik’e nice yıllar, birlikte nice şarkılar; emeği geçenlere teşekkürler.




Matiz’den Gülbahar’a





Konserden sonra 45’lik Bar’a bir geçiş yapmıştım. Orada da Hakan Eren’in konuğu Neşe Karaböcek’ti ama programına yetişememiştim, kapıda keyifli bir sohbet ortamı vardı ve ona dahil olabilmiştim. Oradaki dostlarla bir gün sonrasının da planı kesinleşmişti artık. Öncelikle Alt.da buluşulacaktı ve Mabel Matiz dinlenilecekti. Program öncesi sevgili Tuba ile buluştuk ve biraz sohbet ettik, dünkü konseri değerlendirdik kendimizce. Sonra oradan birlikte Alt.’ın yolunu tuttuk. Sevgili Ece Dorsay ve Ceren Candemir ile keyifli bir sohbet başladı mekanın kapısında önce derken bir baktık Mabel belirdi yanımızda. Mabel bu ay ‘’Müzik-hâl’’ köşemin konuğu olmuştu ama söyleşimizi internet üzerinden gerçekleştirmiştik, ilk kez karşılaşacaktım. Gözümüz onu ararken o bizi bulmuştu bile, Mabel öylesi sıcaktı ve öylesi samimi ki bunu şarkılarından zaten hissediyorduk ama o gün buna tamamen emin olacaktık. Derken Yavuz Hakan ve Elhan Tok, Olcay Tanberken’de katıldı aramızda. Alt.’ın merdivenine sıralandık ve şarkıların tadına varmaya başladık. Çok ama çok güzel bir dinleyici vardı o gün ki hangi yüze baksam herkes şarkılara eşlik ediyordu abartısız. Hiç ara vermeden albümdeki şarkılarının yanında sürpriz şarkılar ile tamamladı programını Matiz. Sürpriz şarkılar ki ‘’Düş Bahçeleri’’, ‘’Beni Kategorize Etme’’ gibi hani, tez zamanda kayıtları düşse keşke sayfalara. Ardından fotoğraflarımızı çekildik, albümlerimizi imzalattık ve yeniden görüşmek üzere mekandan ayrıldık.

Bu arada Amerika’da yaşayan ve tatil için ülkemizde bulunan, yıllardır iletişim halinde olduğum ama bir türlü görüşemediğim bir başka özel müzisyen Kutsal ile karşılaştım orada ki ne güzel bir vesile oldu bu. Kutsal yeni bir çalışma hazırlamış ve çok yakında bizlerle buluşturmaya hazırlanmaktaymış; yakında detaylarını kendisi ile öğrenip sizlerle paylaşmak üzere söz aldım.

Gecenin ikinci adresi ise Eski Cambaz’dı. Ekiple üçe bölünmeyi nasıl başardıksa artık ayrı ayrı aldık mekanda soluğu. Sevgili Gülbahar Kültür mekanın DJ kabininde ikinci kere yerini almıştı ki güzel de bir dinleyici kitlesi vardı orada. Gülbahar ile hafta içinde buluşmuş uzun uzun konuşma şansını bulmuştum ayrıca o gün daha çok şarkılarını dinlemek olacaktı öncelikli görevim kendi sunumundan. Gülbahar’ın arşivini gerçekten çalmak istiyorum o da buna sanki kasıtlı olarak izin veriyor ama yine de kıyamıyorum gibi durumlar dönüyor üstelik aramızda. Şaka bir yana Lola’s World olarak yaptığı işlere hayranım, hem de çok ciddi hayranım. Yeni toplama ‘’Flamenco Style’’in tanıtımı için ülkemize gelmişti kendisi ve gerçekten çok sıkı bir albüm ile daha karşı karşıya kaldım. 17 şarkılık bu çalışma tarzını sevenleri çok mutlu edecek ki gecede de etkisini gördük. İlerleyen dakikalarda yerini 70’lerin 80’lerin şarkıları aldı ki çok eğlendik. Kendisini tez zamanda yine ülkemizde görmeyi bekliyorum.

Herkes yavaş yavaş dağıldıktan sonra Ece Dorsay ile uzun uzun konuşma şansını bulabildim. Aslında bir süre önce kendisi ile iletişime geçmiştim ve bir söyleşi yapmak istediğimi kendisine iletmiştim. Yeni albümünün hazırlığı içinde olduğunu söyleyince ertelemiştik ve o sürece saklamıştık ki olamadı. Bu arada kendisinin 02 - 03 Temmuz 2011 tarihleri arasında gerçekleşecek olan ‘’Efes Pilsen One Love Festival 10’’ kapsamında santralistanbul’da sahne alacağını da öğrendim ve şimdiden hatırlatmak istedim.





Azerbeycan 12 Organizasyon 0 Puan





Hareketlilik bitmedi. Bir gün sonra yani Cumartesi yine yolum Taksim’e düşecekti ve düşmüşken karşılaştığım bir imza gününe de dahil edecektim kendimi. Eurovision’un 2011 birincileri yani Azerbeycan temsilcileri Ell & Nikki (Eldar & Nigar) Türkiye’deydi ve şarkının sekiz versiyonunun yer aldığı ‘’Running Scared’’in tanıtımı için D&R’da olacaktı. Kendilerinin gelmesini beklerken orada olan diğer arkadaşlarla öyle bir sohbet içine girmişiz ki ne sıcak ne de geç kalmış olmaları bizi etkilememişti. Bir Azeri, bir Gürcü, bir Alman arkadaş vardı yanımda ve Eurovision’u konuştuk durduk. Çok büyük bir kalabalık yoktu başta imza günü için sonradan gören gelmiş olabilir ama gelenler gerçekten o anın tadını bilecekti ki kendisini oraya getirenler buna izin verseydi. Durumdan kesinlikle rahatsız olmayacak bir havada bir ikili vardı orada ve bırakın kendileri ile fotoğraf çektirmeyi CD’lere isim bile yazdırmadılar, sadece bir imza attırdılar. Madem öyle olacaktı hazırlayıp yollasaydınız ve biz öyle alsaydık ya. Yani bu işleri anlamıyorum işte; ya adam gibi yapın bunu ya da bulaşmayın, bulaştırmayın. Üstüne üstlük bir de bir şeyler söylemeye çalıştı aynı yetkili anladım mı anlamadım mı, bir anlaşma mı yapılmış, bir Türkçe şarkı mı söylenecekmiş, bir şeyler bir şeyler dedi kendini göstermek istercesine.

Bir de basına takıldım ayrıca ama elbette onların suçu yok, bunu planlayanlar bir taşla iki kuş mu vurmak istedi acaba? Hayır alırsın sanatçını ayrı bir yerde ayrı bir toplantı yaparsın her şey amacına ulaşmış olur; ama burada imza günü yapıyoruz, gelin, orada sorularınızı sorun der gibi bir mantık ne demek şimdi? Orada sırasını bekleyen insanlara da haksızlık bu imzayı atacak olan sanatçınıza da. Kaldı ki sorulan sorular da belli hep, bu işle (Eurovision) ya da bu isimlerle ilgilenen herkes (fanlar) zaten bunun cevabını biliyor, bin yerde yazıldı çizildi. Gerekirse ortak bir bülten yolla ver orada cevaplarını. Yani bu ülkede gerçekten bazı şeyler için korkunç çabalar harcanıyor ama iş bittikten sonra birçok şey kimsenin umrunda olmuyor. Gündem o kadar hareketli ki işin içinde kendilerine popüler sayabilecekleri bir şey bulamıyorlarsa her şey çöpe atılıyor. Bir Eurovision takipçisi olarak onları sadece tebrik etmek istedim hepsi bu ve orada sırasını bekleyen birkaç güzel insanla sohbetin ve adımın bile geçmediği imzalı bir CD’nin dışında aslında bir kötü organizasyonun da şahidi oldum başka da bir şey olmadı.

Sırasını bekleyen Azeri arkadaşın söylediği bazı şeyler ile bu defteri de kapatayım. Dediğine göre ki ben bunu bilmiyordum mesela bu yarışma için Eldar seçilmiş başta. Sonra Nigar yanına dahil edilmiş. Belki de Nigar’ın elinde Türk bayrağı ile finalde sahnede olması bunun üzerimizde bir etki bırakması olabilir daha ön planda gelmişti bana ama Edgar’ı kesinlikle daha sıcak daha samimi gördüm. Son bir şey daha ki bu önemli; seneye Eurovision’un denizin içinde oluşturulacak özel bir platformda yapılacakmış, şimdiden korkunç rakamların harcanmaya başlandığı muhteşem bir organizasyon hazırlığı içinde olduklarını söyledi aynı arkadaş; ben de seneye yolumuz düşer inşallah dedim, evime geldim ve imzalanan albümü dinlememek üzere rafıma iliştirdim.

Son notum D&R yetkililerine ki daha öncesi Loreena McKennitt’in imza gününde oradaydım. Her şey nasıl güzel nasıl samimi bir akış içinde gerçekleşmişti ki beklediğimize değmesinin yanında her türlü övgüyü hak ettiğinizi düşünmüştüm ama bu organizasyon sizden kaynaklı değildi belki ama bir hayal kırıklığıydı. Lütfen imza günlerinizi samimi insanları seçerek samimi bir ortam içinde, amacına ya da amacınıza uygun bir şekilde devam ettirin ki bizler de orada olmaya devam edelim. Bu heyecanın yeri çok ayrı bir şey çünkü.




Ve…






Temmuz ayında sitemizde çok özel bir müzisyen konuk olacak. Kendisi ile ilgili çok özel bir dosya hazırlıyoruz. Bu hazırlık çerçevesinde geçen hafta içinde kendisini ziyaret etme şansını bulabildik. Öncelikle çok yakın bir tarihte yeni albümü çıktı ama o bir başka projesi ile arayı çok açmadan bizlerle yeniden buluşturacak kendisini. Bu sürpriz proje ve detaylarına bu dosya çerçevesinde yer vermeye elbette çalışacağız ama şunu diyebilirim ki dinlediğim birkaç kayıt beni fena heyecanlandırdı ve o tarih ne zaman gelir ki nasıl iple çekmeye başladım diyeyim, siz düşününün gerisini. Ötesinde bu yaz çok başka sürprizler içinde de olacağız yani biraz hareketlilik bekleyecek bizi ama yine de gerek sitemizi gerek blog sayfamızı ihmal etmemeye çalışacağız, bu birlikteliği çok seviyorum çünkü ve hepimize şiirli, şarkılı güzel bir hafta diliyorum.






3 Haziran 2011 Cuma

Sevgili Deniz Geri Gel ve Al Bizi



90’larda yani Türk pop müziğinin özellikle patlama yaptığı yıllarda TRT’nin ‘’Yarım Elma’’ isimli programınlarından birini seyrediyorum yine; programı anımsatmak adına formatından kısaca bahsetmem gerekirse her hafta bir müzisyen konuk oluyor, konserini veriyor arada canlı yayına bağlanıyorlar ve kendisine telefonla dinleyiciler - izleyiciler sorularını sorabiliyor. O hafta telefonu düşürmeyi ve soru sormayı başaranları sanatçıya ait imzalı bir kaset - poster - kartpostal hediyesi bekliyor. Programla ilgili detayları sizinle yakın zamanda sürpriz bir noktada daha detaylı anlatacağım.

İşte haftanın birinde o programın konuklarından biri de Deniz Türkali. ‘’Şehvet’’ isimli bir albüm yayınlamış ve şarkılarını söylüyor. Her haftanın o eğlenceli şarkıları yok bu kez karşımda ve belki de başta biraz anlamakta zorlanıyorum. Velhasıl elime geçene kadar o albüm pek de emin olamıyorum diyebilirim ama sonrasını anlatmakta belki bugün bile zorluk çekeceğim, kelimelerim tıkanacak ‘’Şehvet’’te çünkü benim için öyle bir büyü içinde. Deniz Türkali’nin oyuncu yanı bir yana müzisyen kimliği o zamandan bu zamana ayrı hafızamda. O albüm benim için hala en güzel koyuluğunda, en özel yalnızlığımda.

O albümden sonra anımsadığım Hümeyra şarkılarından bir dinleti yaptığıydı Türkali’nin ki gidememiştim. Bir de Murathan Mungan için hazırlanan ‘’Söz Vermiş Şarkılar’’ albümünde ‘’Bir Kadın Nasıl Döner Köşeyi’’ isimli şarkıyı seslendirmişti en yakın. Kaseti bugün yine ayrı bir köşede dururken evimde dün sevgili Naim Dilmener’e bir yazı ile seslendim ve bu şarkıları her zaman konuşmaktan çok keyif aldığım kendisi ile de konuşmak istedim. Öncelikle daha bir her yerde dinleyebilmem için şarkıları ulaştırdı bana, sonrasında birkaç fotoğraf ile Deniz Türkali’den bahsettik, ne güzel ki bir kere daha yalnız değildim. Yeniden yeniden basılması için bu albümün hiçbir sebebi yoktu, CD üzerinden neden dinleyemiyorduk diye de bir burukluk sergiledim ki bunun için zamanında çabalandığını da iletti bana ve sonuçsuz kaldığını söyledi.

Müzik piyasasını anlamak gerçekten içten değil. Güzel işleri - projeleri elbette yadsınamaz ama o kadar çok gereksiz işleri de var ki bunların zaman kaybı olmasına neden ve niçin kimse aldırmaz. Bir yapımcı çıksın ve ‘’Şehvet’’i yeniden bassın biz de kendisine dua edelim. Biliyorum ki böyle değerler her zaman karşımıza çıkmıyor, biliyorum ki böyle şarkılar her zaman yazılmıyor - söylenmiyor, biliyorum ki böyle albümler her zaman yapılmıyor çünkü.

‘’Şehvet’’in içinden Yağmurun Elleri’’ni hep birlikte dinleyelim mi? Yeni Türkü’nün eşsiz yorumu bir yana Türkali’nin sesinden devleşmiş bir şarkı adeta bu. e.e.cummings’in şiirini Barış Pirhasan Türkçe’ye çevirmişti, Derya Köroğlu bestelemişti.




2 Haziran 2011 Perşembe

Şarkılarla Mayıs

Mayıs ayı 2011 müzik piyasamıza önceki bir iki aya göre biraz daha hareketliliğin kazandığı bir ay olarak eklendi. Ayın son günlerine doğru yayınlanan Sezen Aksu’nun yeni albümü için heyecan bir hayli fazlaydı örneğin. Feridun Düzağaç’ın konsept ve Teoman’ın yeni albümü de beklenenler arasındaydı. Ortaya çıkan işler bizi çok şaşırtmadı, vasat olmadığı kesin işlerdendi. Mabel Matiz ilk albümü ve şarkıları ile müzik dünyasında önemli başarılar yakalayacağının ilk sinyalini verdi. Albümü tam not aldı ve etkisi uzun süre üzerimizden gitmeyecek. Beraberinde pop dünyasından Demet Akalın, Murat Boz, Berksan, Jale ve tek şarkıları ile Gülşen, Nil Karaibrahimgil, Sadık Karan yeni çalışmaları ile sevenlerini memnun ederken Ömür Gedik, Ece Gürsel gibi isimlerin sesleri ile tanıştığımız (!) bir ay da oldu Mayıs.


En İyi Albüm:

01 - Sezen Aksu - Öptüm (DMC)
02 - Mabel Matiz - Mabel Matiz (Esen)
03 - Gülcan Altan - Gunef (Ada Müzik)
04 - Çocuklar İçin Söylenen Feridun Düzağaç Şarkıları:"İyilik Güzellikspor (Sony)
05 - Teoman - Aşk ve Gurur (Avrupa Müzik)

En Kötü Albüm:

01 - Ömür Gedik - Hop Dedik Orada Kal (DMC)
02 - Doğuş - Beşibiryerde (Ulus Müzik)
03 - Radyocularla Meşkhane (Esen)
04 - Murat Boz - Aşklarım Büyük Beden (Dokuz Sekiz Müzik)
05 - Ece Gürsel - Yarı Farkında

En İyi Şarkı: Sezen Aksu - Sayım
En Kötü Şarkı: Ömür Gedik - Portakal Orda Kal

En İyi Şarkı (Cover): Jehan Barbur - Yeniköy (Feridun Düzağaç)

En İyi Çıkış (Erkek): Mabel Matiz
En İyi Çıkış (Kadın): -
En İyi Çıkış (Grup): Başka Dünyalar

1 Haziran 2011 Çarşamba

HAZİRAN 2011


Şerafettin Kaya
Mabel Matiz
Cem Tekin
Naim Dilmener
F.Gül Yanık
Kadri Karahan
Muhammed Tiryaki
Zeki Çelik



yayındayız ...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Pazartesi Sendromu (Doğumgünü Sendromu)



Birsen Tezer ve Tunç Öndemir şarkılarına yeni yaşımı kutlamam eklenecek ve biriktirilen ne varsa bir bir o gece ayrı demlenecek. Yolunuz düşerse benim için bu haftanın / ayın / yılın tek güzel yanı bu ...


16 Mayıs 2011 Pazartesi

Pazartesi Sendromu (Eurovision ÖZEL)


Ve bir Eurovision’un daha sonuna geldik. Sendrom’u bu hafta yarışmaya ayırıyor ve yarışmaya ait düşmüş olduğum notları paylaşmak istiyorum.


Birinci Final Gecesi:

Öncelikle müthiş bir açılış bekledim ama karşımda yarışmanın başlaması ile yerini almış üç sunucu beliriverince şaşırdım kaldım. Keşke bizden biraz ders alsalardı bu anlamda ve bir şekilde o sahneye yakışır bir merhaba yaşansaydı, yaşatılsaydı. Evet salonu ekranlardan görebildiğim kadar bir hayli büyük buldum ama bir o kadar da düzen içerisinde herkesin yerini aldığı gerçekti. Buradan da belki diğer ülkeler ders alabilir. Sahneyi beğendim. Öncelikle çok büyüktü ve doğru kullanan ülkeler olduğu kadar bu büyüklük altında ezilenlerin de olduğu - olacağı gerçekti.

Yayını TRT HD’den izlediğim için arada konuşan daha doğrusu şartlar gereği konuşamayan Bülent Özveren’i özveri ile dinleyemedim ama bu bir kayıp değildi adıma, artık her cümlesini ezberlemiştim adeta :) Teknik imkansızlıklar tabi ki kendisinin ve TRT’nin suçu değildi ama zerre kadar yarışma hakkında bilgisi olmayan bir ismin gazetesindeki köşesinde mesela bunu TRT’ye bağlaması trajikomikti. Adam bas bas bağırmaya çalıştı arada ve anlatmaya çalıştı sıkıntısının tekniksel yanını, bunu da mı duymadınız derler adama.

Neyse yarışmayı Twitter aracılığı ile dostlarım ve ben saniye saniye takip ettik. Özellikle zarflar – finale kalacak ilk on ülke açılırken heyecan yüksek de olsa kesin umutluyduk, bir şekilde çıkacaktık. Bu yarışmanın bu formatı almasından itibaren durum hep böyle olmuştu ki gurbetçi vatandaşlarımız bizi hiçbir zaman yalnız bırakmamıştı. Ama beklenen olmadı ve on ülke içinde yer almadık. Adıma önce bir şok yaşadım ki zerre elenmeyi beklemiyordum. Tamam şarkımızı sevmeyebilirdim ama en kötü finalde beklenen performansı vermezdi, heyecanımız en azından sonuna kadar devam ederdi.

Yüksek Sadakat’in sahnesini sevmedim. Tamam sahneden sesler yükselmiş belki salonda iyi bir rüzgar estirmiştir ama açıkçası korka korka dinledim - izledim. Şarkı kadar şovun da önemli olduğu çeşitli figürlerle ve dansçılarla farkına varılmıştı grup tarafından tamam da zorlamanın anlamı yoktu. Bu yüzden bunu hep savundum, hep savunacağım. Athena ile olmadı belki ama Mor ve Ötesi ile de Manga ile de bu tedirginliği hep duydum ki bu kez durum tavandı. Bu yarışmanın ve ülke olarak bizim formatına bence bu tarz asla uygun değil. Sırf zamanında Hadise’nin kaprislerinden bunaldığı için TRT rockçılarla sorun yaşamıyoruz nasılsa diye keyfi davranmamalı. Bunu da geçtim ki bu sene şarkı çok geç açıklandı, ne kadar tanıtım yapıldı bilemiyorum ki gördüğüm kadarı ile berbat da bir klip çekildi. Bir de anlamadığım şudur ki gruba yüklenmeyelim deniliyor orada burada. Hayır; ki kısmen yüklenme hakkımız var ama, madem sorumluluk aldılar katlanacaklar da gelecek her türlü eleştiriye ama dikkate alacakları uygun seviyede olanları olmalı elbette. Çünkü birçok sitede ve sosyal paylaşım platformunda gerçekten dinleyicilerine yakışmayacak yazılar ile de karşılaştım. Ben Yüksek Sadakat’e ve müziğine inanıyorum ayrı, bu şarkıya inanmadım o da ayrı, yarışmaya katılmalarını da gereksiz buldum bu da belki durumun ortası. Eminim şu sürecin bir an önce unutulmasını umuyorlardır ki bunu ben de diliyorum onlar adına. Bu yarışmanın popülaritesi bugün kalmadı, neden bu kadar takıyorsunuz diyenlere de kocaman bir ‘’ne alaka’’ demek istiyorum. Bu kadar insanın kalbi boşuna atmıyor ki bir bildikleri vardır, ilgilenmezsiniz olan bitenle olur biter. TRT umarım önümüzdeki sene için keyfi davranmayı bırakır ve sorumluluğunu az da olsa hafifletir; bize sorunuz, çekinmeyiniz, görüşlerimizi alınız, dinleyiniz, önemseyiniz, seviniz, sayınız lütfen.

Finale kalması için Türkiye’de dahil ancak 9 ülkede kaldım, yani 9 ülkenin şarkısının finale çıkacağına inandım. Listemde yer alan ülkeler çıkış sırasına göre şunlardı: Norveç, Ermenistan, Türkiye, Rusya, İsviçre, Gürcistan, Finlandiya, Azerbeycan, Yunanistan. Bunların tamamı favorim değildi, kanımca ipi göğüsleyeceklerdi. Örneğin Norveç fena değildi listeye giremedi, Ermenistan çok kötüydü zaten elenmesine şaşırmadım. Diğer tahmin ettiklerim tuttu. Sırbistan, Litvanya, İzlanda, Macaristan tahmin listeme almadığım, diğer finale çıkan ülkelerdi. En dikkat çeken ülkelerden biri de kuşkusuz Portekiz’di. O berbat şarkılarına rağmen açmış olduğu pankartlarda Türkçe’de bir mesaj vardı ki çok şaşırttı bizleri. ‘’Mücadele Devam Ediyor’’ yazıyordu ki acaba anlattıkları neydi, dikkatimi veremedim ki, o kadar çocuk korosuydu kendileri.

Kazananlar öncesinde sunulan şovu beğendim. Eğer normal TRT kanalından yarışmayı takip ediyor olsaydım yine kaçıracaktım.

Yarışmadan 13. olarak elenmişiz. Mesela Malta bir puanla elenmiş ki 10. sıradan yarışmaya İsviçre dahil olmuş. Bu serinin ilk üçü Yunanistan, Azerbeycan, Finlandiya şeklinde. Sonuncu ülke ise Polonya.


İkinci Final Gecesi:

Bu kez 10 tahminde bulunmayı başardım zira ilk günkü finale göre daha iyi şarkılar dinlediğimi düşünüyorum. Bosna Hersek, Hollanda, Belçika, Ukrayna, İsveç, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail, İrlanda kesin çıkar, Avusturya ve Danimarka sürpriz yapabilir diye not düşmüştüm ki Hollanda, Belçika, İsveç, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail elenmiş oluyordu yarışmanın sonunda, diğer tahminlerim doğruydu. Haricinde finale kalan Moldova, İsveç, Slovenya, Romanya, Estonya oluyordu ki hak etmiyorlardı bence. Bu yarışmada da Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi’nin ve İsrail’in elenmesi beni şaşırtıyordu ki en azından finalde dinlemek isterdim kendilerini. İsrail’i temsil eden Dana İnternational’ı düşünüp acımızın hafiflemesine yardımcı olabiliriz mesela. Bir Eurovision ‘’Diva’’sı elendi yahu ötesi var mı? :)

TRT’nin reklam aşkı Ukrayna şarkısını bize yarısından itibaren izletti ki çok ama çok büyük saygısızlık. Yarışmanın yayın anlaşmasında böyle bir durum olabilir mi, yani keyfi yerinde kesebilir de bir ülke istediği şeyi yayınlayabilir mi? Bu durumun detayını ciddi anlamda merak ediyorum. Final öncesi şovu yine TRT HD’den izliyorum ki bu kez klasik müzikler üzerine dans figürleri sergileniyor, pek etkilenmiyorum.

Bu serinin ilk üçü İsviçre, Danimarka, Slovenya şeklinde, sonuncu ülke ise Hollanda. (İsviçre’nin yarışmanın finalinde sonuncu ülke olduğu aklıma gelince bu ne yaman çelişki böyle)


Final Gecesi:

Sahne bu kez daha iyi şarkılarındı ki özellikle başlarda harika bir geçit yaşandı. Şarkılar kulağımıza daha bir aşinaydı artık. Türkiye’nin olmaması yarışmadan bizi biraz koparmış olsa da yine de bir merak vardı ve bakalım kim memnun ayrılacaktı.

Öncelikle ilk kez bu yarışmada dinlediğimiz ülkelere dokunalım kısaca ki Blue adına yani Birleşik Krallık için bayağı tahminler yapıldı, iddialıydılar ama bu yarışma için herhangi bir yarışmacıydılar diğerleri gibi değil ki kimleri böyle gördük özellikle son yıllarda. Netice de şarkıları ve şovları güzeldi ama yetmedi. İtalya çok büyük bir sürpriz yaptı. Uzun bir zaman sonra katıldığı bir yarışmada ikincilik kazandı. Çok kaliteli bir şarkıydı ki belki de sırf bu yüzden kendilerine çok fazla şans vermemiştim. Fransa her sene enteresan arayışlar içindeydi ki bu sene bir opera yolladılar yarışmaya, hani birinci gelse ne olacaktı. İspanya deseniz çok farklı değildi ama Almanya adına Lena’nın yeniden yarışacak olması evet kabul edilir bir ilginçlikti ama bir o kadar da gereklilik değildi. Lena’nın ne geçen sene birinciliği aldığı şarkısı ne de bu sene yarıştığı şarkı küçücük de olsa sempatimi alamadı.

Ukrayna, Yunanistan, Gürcistan ilk yarı finalden göz kırptıklarımdı ki ilk on içinde yer aldılar. Bu kez İsveç’in ve Danimarka’nın şarkısını da sevdim ki daha öncesi bu kadar ilgilenmemiştim, onlar da iyi bir derece ile tamamladılar. Çekinerek yaklaştığım ülkelerden biri Bosna Hersek’ti ki ama şans tanınıyordu ve kendisine inananları haksız çıkartmadı. Diğer bir ülke ise Azerbeycan’dı.

Azerbeycan yarışmaya dördüncü kez katılıyordu ama en başından beri iddiasını hep gösteriyordu. Bu sene ülkeyi Ell-Niki temsil ediyordu ve iyi bir şarkıydı ‘’Running Scared’’. Bu sene Türkiye olmadığı için bu puanlar Azerbeycan’a kayabilirdi ve bu güzel bir şey olabilirdi ki öyle oldu mu olmadı mı bilinmez, gayet güzel bir tablo vardı ortada. Birinci oldular ve sahneye Türk bayrağı ile indiler ya Nigar’ı artık sırtımızda bile taşıyabiliriz; öylesi bir sahne var ortada. Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, yarışmayı önemsemeyen birçok kişinin nedendir bilinmez bir şekilde bir şeyler söyleme hakkını bulmasına da ayrıca şaşırıyorum. Kaldı ki bu birincilik için bile burun kıvıran yazılar okudum internette ve gerçekten anlamsız buldum. Velhasıl oylama sürecinden ve heyecanından da çok keyif aldım ve seneye yarışmayı yerinden seyretmeye çok yakınım, belli mi olur?

Bu sene puanlama da pek bir sevimli geçti; Ünlü isimlere de rastladık burada ki Dima Bilan, Ruslana, Eva Rivas gibi daha önce bu yarışmada yarışmış isimlerdi, ülkelerinin puanlarını onlar verdi. İtalya adına puanları veren bir dönemin ünlü starlarından Rafaella Carra da bir hayli alkış aldı.

Bu yarışmayı ve detayları sevgili Yavuz Hakan Tok’un blog sayfasından da okumanızı isterim. Kaldı ki süreci boyunca birebir izlenimleri ve fotoğrafları paylaşması ayrı bir güzellikti.

1975 yılından 2010 yılına yani ülkemizin 35 yıllık Eurovision serüvenine ve tüm detaylarına bu kitap dokunuyor: Türkiye’nin Eurovision Süreci. Michael Kuyucu’nun bu çalışmasını 2005 yılına kadar olan baskısında okuma şansı bulamamıştım, şimdi kısmetmiş, hemen bu hafta okumaya başlıyorum.

Ayrıca Twitter’da da ve Facebook’ta da arkadaşlarla bu yarışmayı dakikası dakikasına paylaştığım dostlarım vardı, kendilerine de teşekkür ederim, çok eğlendik. Yeni bir Eurovision macerasında görüşmek üzere.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Pazartesi Sendromu


Ada Müzik son aylarda çok önemli yapımlara imza atmakta. Örneğin bu ay Gülcan Altan ve Eylem Aktaş albümleri yayınlanacak ki heyecanla bekliyorum. Geçtiğimiz günlerde bir başka kadın vokal Sibel Pamuk’un yeni albümü ‘’Payidar’’ ile buluşturdu bizleri. Pamuk bağırmadan, çağırmadan ve belki de en önemlisi çok çok büyük iddialar içinde olmadan türkülerini söylüyor bu albümde ki bana göre en önemli artısı oluyor. Kendi deyimi ile nakış nakış işlenmiş bir albüm ‘’Payidar’’. Hemen başında albümdeki müzisyen kadrosu dikkatimi çekiyor ki bir hayli zengin. Bir dönem çalışmalarını yakından takip ettiğim sevgili Ali Haydar Timisi’nin iki türküsü ile karşılaşıyorum bu albümde. Beraberinde Orhan Güler, İlhan Ertan, Gamber Hüseyinli, Kazım Birlik, Cengiz Demir eserleri ile tanışıyorum ilk kez. Daha önceki müzik yolculuğu hakkında çok fikrim yok ama Sibel Pamuk’un bundan sonrası adına takipçisi olacağıma inanıyorum, bir albümü daha ayrı saklıyorum.

Uzun bir zaman sonra baştan sona ilk kez bir albümü daha gayet keyifli, gayet kaliteli buldum. Ravi’nin ilk albümü Avrupa Müzik etiketi ile yayınlandı. Ravi ismi ile daha önce karşılaşmalarımız oldu aslında. Örneğin Ebru Gündeş ‘’Ölümsüz Aşklar’’, M.Ceceli & E.Günaydın ‘’Eksik’’ isimli şarkılarını yorumladı. Şimdi şarkılarını kendi yorumluyor ve dinleyicisinin beğenisine sunuyor. Ravi bu ilk albümünde aranjör olarak Selim Öztürk ve Burak Karataş ile çalışmış. Albümün açılış şarkısı ‘’Yorgun Gemi’’ başta olmak üzere ‘’Melekler Kalbinden Öpsün’’, ‘’Mutluluk Kayıp Yolcu’’, ‘’Bugün’’ özellikle etkisi altına alıyor sizi. Özetle tutacak ve ikinci bir albüm garantisi olacak, en azından öyle umuyorum. Aynı firmadan yayınlanan bir diğer albüm ise Betül Demir imzalı ‘’Mıknatıs’’. Albümde dört şarkı Sezen Aksu’ya ait. Kendisinin önceki çalışmaları gayet başarılıydı ama henüz bütününü dinleme fırsatım olmadı.

Haftanın Geri Sayımı:

Evet çok az kaldı. Minik Serçe yeni albümünü 18 Mayıs’ta DMC etiketi ile yayınlayacağını duyurdu. Ayrıca bir gece öncesi gerçekleşecek KRAL TV Müzik Ödülleri gecesinde yeni şarkılarını ilk kez seslendireceğini de açıkladı, bizden hatırlatması. Bu süre içinde ayrıca bu ödül töreni ile ilgili görüşlerimi de yazmaya çalışacağım.

Sezen Aksu’nun desteği ile müzik dünyasına da adını yazdıran ve hayli de başarılı, konsept albümler ile karşımıza çıkan Suzan Kardeş yepyeni bir çalışma ile bizlerle. ‘’Artık Neşelenmek Lazım’’ diyerek yola çıkılan bu albümün adı ‘’BALveKan - Bekriya III’’. 14 şarkının yer aldığı bu albümde sanatçı birçoğu anonim olan Türkçe, Sırpça, Makedonca, Boşnakça, Arnavutça şarkılar yorumluyor. Bu albüm ile fark ediyorum ki daha öncesinde herhangi bir şarkısına klip çekmemiş Kardeş ama bu albüm ile bir de ilke imza atıyor ve açılış şarkısı olan ‘’Yatacak Yeri Yok’’ için kamera karşısına geçmeye hazırlanıyor. Bu tarzı sevenlere bir diğer sürpriz de Serkan Çağrı & Rumeli Band ekibinden geliyor. ‘’Live Project’’ ismini verdikleri bu çalışmada da Balkan rüzgarı aynı coşkuda, aynı lezzette.

Bugün yayınlanacak bir albüme gelelim ve biraz da Mabel Matiz’den bahsedelim. Matiz adını bir roman kahramanından alıyor ve uzun bir süredir çalışmalarını kendi web sitesi ve çeşitli platformlar üzerinden bizlere ulaştırıyor. Derken zamanı geliyor ve bir albümde bu şarkıları toplaması gerektiğine inanıyor ve hazırlığına başlıyor. Yalçın Tosun’a ve Birhan Keskin’e ait bestelenen iki şiirin yanında tüm sözler ve müzikler kendisine ait. Tarzını matizm olarak adlandıran müzisyen geçtiğimiz günlerde bir de konser verdi. Ayrıca önümüzdeki günlerde yayınlanacak Teoman’ın ve Göksel’in albümlerinde de çalışmaları ile yer alacak. Matiz bu albümü ile haklı bir iddianın içinde ve bir an önce dinlemek için heyecanlanıyorum.

Haftanın Fırsatı:

Geçtiğimiz günlerde Medya Markt şubelerinden birinde neye uğradığımı şaşırdığım bir indirimle karşılaştım. Diğer şubelerinde var mıdır bilmiyorum ama Sony Müzik imzalı CD’lerinde adeta bir devrim var. Yerli 1.99 (Vega, Aylin Aslım, Pamela vs.) yabancı 4.99 (Barbara Streisand, Pink, Shakira, Cyndi Lauper vs.) gibi bir rakama kimler kimler yok ki. Örneğin piyasada 40 TL gibi bir fiyata satılan albümü böylesi bir ucuzlukta bulabilmek şaka gibi. Demek ki olabiliyor istenirse ki hep böyle olabilse ve herkes normalde alabilse.

DMC cephesinde de hoş bir durum var. Bildiğiniz gibi Soner Sarıkabadayı’nın ‘’Buz’’ isimli single çalışması 1 TL gibi bir rakamla dinleyicisine ulaşmıştı. Şimdilerde de Demir Demirkan’ın dört Gülşen’in tek şarkısı yine bu fiyatta buluştu bizlerle. Durum şimdilik sağlıklı.

Ve gelelim bu haftanın asıl aksiyonuna. Evet beklenen gün geldi ve bu hafta içinde üç ayrı gece Eurovision heyecanı içinde olacağız. Heyecan diyorum ama açıkçası pek bir havada değilim. Bu yılın yarışacak şarkılarını dinleme şansını bulabildim. Aman aman dediğim bir şarkı yok ama şovlar ile bütünlendiğinde eminim fikrim değişecek. Bu sene İngiltere Blue grubu ile olayı götürecek gibi ama yine de büyük büyük isimlerin ya da grupların bu yarışmada çok önemli olmadığını biliyorum. Bizim şarkımıza gelince açıkçası bu sene adına sürprizlerle karşılaşabiliriz diyorum. Yerimiz ilk on içinde olacaktır ama lütfen bir ikincilik olmasın, ikinci kere ipin ucundan dönersek bunu bünyem kaldıramaz. Yüksek Sadakat’in şarkısı beni çok fazla içine çekemese de tüm kalbim onlarla birlikte. Bu arada yarışmanın ikinci gecesini (12 Mayıs) izlemek yerine Babylon’da Naim Dilmener & Sarp Dakni DJ’liğinde özel bir Eurovision programı yapılacak oraya katılmayı diliyorum. Bilgen Bengü’nün konuk olarak katılacağı gecede bizlerden, onlardan unutulmayan şarkılar çalacak, asla tekrarı olmaz.

Haftanın Sürprizleri:

Çok ayrı bir dinleyici kitlesi var, çok iyi müzik yapıyorlar ve farkları hemen kendini gösteriyor. Sevenleri çok memnun çünkü yeni çalışmaları ‘’Daima’’ sekiz şarkıdan oluşuyor ve daha öncekilerde olduğu gibi yine web sitelerinden ücretsiz indirilebilir. http://tayfabandista.org/daima/ adresini ziyaret etmeyi unutmayın. Bir diğer sürpriz de Şebnem Ferah cephesinden. Bir proje için hazırladığı ‘’Özgürce Yaşa’’ isimli yeni şarkısı da bu adresten tarafımıza sunulmakta. http://www.ozgurceyasa.com/ Gel de bayılma bu duruma :)

Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:

Öncelikle bu aralar kendimi dizilere verdim ki bu sebeple çok fazla film izleyemedim. Yatıp kalkıp dizi izliyorum evet çünkü biri bitiyor biri başlıyor, bu sezon çok hareketli. Öncelikle ‘’Camelot’’, ‘’The Borgias’’ en yeni dizilerdi takibinde olduğum ki şimdi onlara ‘’Game Of Thrones’’ eklendi. Hepsi dönem dizileri hepsi de kendi içinde çok başarılı. Beraberinde biraz beklemeye almıştım onları ki ‘’Nikita’’, ‘’Castle’’, ‘’The Mentalist’’, ‘’Desperate Housewives’’ yine kaldığım yerden dokunduğum diziler olmaya devam etti. Bu sene beni yerle bir eden ‘’24’’ü bitirmeme ise sadece bir sezon kaldı. Bu sene Bauer ve ekibi sayesinde gecelerim gerçekten bir başka hareketli oldu ki güz itibari ile yine böyle çok sezonlu ve daha önce izlemediğim bir dizi bulup tutunmam lazım. Bu arada yepyeni bir dizi keşfettim ki ‘’The Killing’’. Aslında gayet soğuk başlıyor dizi ve ilk dakikalarında açıkçası biraz yoruyor ama ilerleyen dakikalar ile birlikte heyecanı yüksek bir şekilde devam ediyor. Diğer polisiye dizilerinde olduğu gibi bir durum yok burada, tek bir bölümde bir son yok; ortada genç bir kızın cinayeti var ve durumlar çok karışık. Konusunun yanında oyunculuğu ve kesinlikle müzikleri ile gayet başarılı bir yapım. Bu arada HHD’mi hem çökerttiğim hem de üstüne onuncu kere yere düşürdüğüm için birçok dizi de orada kaldı. Özetle arşivimin bir kısmını kaybettim ama üzülmüyorum sağ olsun güzel dostlarım var, yeniden tamamlanacak onlar kendilerinin desteği ile.

Filmlere gelince, evet güzel filmler izledim ama detaylarına girmeyeceğim ve kısa kısa isimlerini ekleyip geçeceğim.. ‘’Perfume -The Story of a Murderer - Koku - Bir Katilin Hikayesi’’ nicedir arşivimdeydi. Neden bu kadar bekledim izlemek için diye yine kendime sormadan geçemedim. Sonra onun gibi arşivimde duran birçok filme de dokundum. İçlerinde birkaç Uzakdoğu filmi de vardı ki bu tarzın çok seveni değilim, onlarla bile iyi vakit geçirdim. Örneğin ‘’The Warlords’’, ‘’The Mythe’’ sonra ‘’Shinjuku İncident’’, ‘’A Bittersweet Life’’ gibi. ‘’Sneakers’’, ‘’Casino’’, ‘’Unstoppable’’, ‘’Because I Said So’’ sırasını bekleyen ve nihayetinde buluştuğum diğer filmlerdi, tavsiye ettim gitti :)

Haftaya bugün sendrom olmayabilir çünkü büyük bir ihtimalle çok enteresan bir proje için gelen bir daveti yanıtlamış olacağım ve daha önce hiç gitmediğim bir şehirde bulunacağım ama oradan notlarımı yine döndüğümde sizinle bu sayfalarda buluşturacağım. Hepimize güzel bir hafta olsun.

8 Mayıs 2011 Pazar

Pazar'lık - Annelere Şarkılar


Bugün ‘’Anneler Günü’’. Şarkılar tüm annelerimiz için gelsin.



Ajda Pekkan - Ağlama Anne
Bilgen Bengü - Annem
Candan Erçetin - Annem
Gökhan Tepe - Annem
Gülşen - Anam
Naşide Göktürk - Anne
Niran Ünsal - Ben Ne Zaman Büyüdüm Anne
Selda Bağcan - Beni Bul Anne
Umay Umay - Şeker Anne
Üç Hürel - Ağlarsa Anam Ağlar
Yeni Türkü - Anne
Yonca Evcimik - Anne






5 Mayıs 2011 Perşembe

Şarkılarla NİSAN

Birkaç gün rötarla da olsa geçen ay’a dair en’lerimi sunmak istedim ama maalesef çok fazla seçeneğimiz yok ama şunu diyebiliriz ki bu yıl alternatif müzikler yıla damgasını vurmaya devam ediyor, bu güzel bir gelişme. Ötesinde Mayıs ayı ve beraberinde yaklaşan yaz ayları seçeneklerimizi daha da çoğaltacak. Geçen ayın en iyi albümleri - en kötü albümleri sıralamam şu şekilde oldu.

En İyi Albüm:

01 - Kardeş Türküler – Çocuk (H)Aklı (Kalan Müzik)
02 - Sibel Pamuk - Payidar (Ada Müzik)
03 - Kaybedenler Kulübü - OST (EMI)
04 - Gece - Gece (Sony Müzik)
05 - Demir Demirkan - Doya Doya (DMC)

En Kötü Albüm:

01 - Sami - Seve Seve (Poll Production)
02 - Semih Saygıner - Gizli Aşk Bu (Seyhan Müzik)
03 - Barış Kömürcüoğlu - Beş Kalp Bir Nefes (Seyhan Müzik)
04 - Recep Aktuğ - Siyah Gül (Esen Müzik)
05 - Simge - Yeni Çıktı (Kaya Müzik)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

MAYIS 2011



Dilek Koç
Pelin Onay
Eren Sandal
Naim Dilmener
F.Gül Yanık
Kadri Karahan
Asya Gülgün Özkan
Muhammed Tiryaki
Zeki Çelik




yayındayız ...

11 Nisan 2011 Pazartesi

Pazartesi Sendromu

Sibel Can’ı severim, keyifle dinlerim. Yeni albümü ‘’Seyyah’’ı bu anlamda hemen dinledim ve beğenmekte gecikmedim. Kendini dünden bugüne bambaşka bir yere getirdi Can ve her albümde çıtayı biraz daha yükseltti. Öyle ki son albümü bunun en uç noktası. Çünkü son yıllarda yayınlanan albümler içinde böylesi bir zenginlik ya da renklilik yok tarzının içinde. Son yılların en ilgi gören söz yazarları - bestecileri bu albümde bir hit şarkıda imza. Sezen Aksu, Nazan Öncel, Bülent Özdemir, Kenan Doğulu, Sinan Akçıl, Gülşen, Gülşah Tütüncü, Soner Sarıkabadayı, Volga Tamöz besteleri ile 12 şarkı dinliyoruz kendisinden Emre Plak etiketi ile. İlk anda favorim Kenan Doğulu’nun çalışması ki sesini de katmış şarkıya ‘’Hançer’’ ve Gülşen çalışması ‘’Suistimal’’ ama herbiri bir hit adayı şarkıların o ayrı.



Albümünün tanıtım gecesinde de dinledim ki ‘’Hayata’’ adını verdiği yeni çalışması Keremcem’in Pasaj Müzik etiketi ile yayınlandı ve de bir hayli iddialı. Erdem Yörük, Alper Gemici, Cihan Sezer ve İskender Paydaş düzenlemelerinin yer aldığı çalışmada sözlerde ve bestelerde yeni ve genç isimlerin dikkat çektiğini görüyoruz. Albümün çıkıp şarkısı Vurgun’un sözleri İsra Gülümser’e müziği Kyriskos Papadapoulos’a ait ki en iyi şarkılarından biri bu. Beraberinde yakın bir zamanda kendi albümünü de dinleyeceğiz müzik dünyasının gizli fenomenlerinden Mabil Martiz’in de bir çalışması yer alıyor ki ‘’Kandırıyor Aşk’’ı da seveceğinizi düşünüyorum. Konserinde de dediği gibi biraz temposunu arttırmış bir Keremcem var karşımızda ama ben bir ‘’Nerelere Gideyim’’ gibi muhteşem bir ikinci şarkı daha dinlemiş değilim kendisinden.




Uzun yıllar söz yazarı - besteci kimliği ile tanınan ama geçtiğiz yıllarda ilk albümü ‘’Alışma Bana’’yı yayınlayan Recep Aktuğ gördüğü ilgiden memnun olmuş olacak ki yeni albümü ‘’Siyah Gül’’ü yayınlamakta gecikmedi. Aktuğ yeni albümünde kendisine ait beş şarkı ile sesleniyor öncelikle, sonrasında ise cover şarkılar ile bir yolculuğa davet ediyor sizi. Ama doğru ama yanlış seçimler var elbette. Örneğin Şevval Sam çalışması Leman Sam şarkısı ‘’Gül Güzeli’’ cover olmak için yıllardır buradayım diyordu adeta ve nihayetinde fark edildi. Naif bir şarkıdır bu ki Aktuğ gibi bir sesten dinlemesi beni etkilemedi. ‘’Sensiz Saadet Neymiş’’ ya da ‘’Sessiz Gibi’’ coverlar da tamamen gereksiz ki adeta okumayan kalmamıştı. Ama bunlara rağmen ‘’Sus Söyleme’’ ve ‘’Neredesiniz’’ başarılı.




Haftanın Plağı: Cem Karaca - Ölümsüzler




Son yıllarda yeniden gündeme gelmeye başladı ki kuşkusuz buna memnun olan bir sürü dinleyici vardır. Plaklardan bir yenisine Yaşar Plak etiketli ‘’Ölümsüzler’’ eklendi ki sevenleri Cem Karaca’nın en sevilen şarkılarından 11 tanesini yeniden plak üzerinden dinleme şansını bulacak. 36,40 TL internet satış fiyatı.




Haftanın Ustası: Nino Varon




Atilla Özdemiroğlu, Arda Uskan, Cem Ceminay, Deniz İzgi, Fıstık Ahmet Tanrıverdi, Garo Mafyan, Hıncal Uluç, Duman grubundan Kaan Tangöze, Lale Belkıs, Mehmet Teoman, Naim Dilmener, Nejat Yavaşoğulları, Orhan Şevki ve Şanar Yurdatapan katılıyor, Hakan Eren sunuyor ve Nino Varon’un dünden bugüne Nino Varon ile bir yolculuk sizi bekliyor bugün, 20:00’den itibaren Akatlar Kültür Merkezi’nde, Ustalara Saygı Gecesi’nde.




Haftanın Söyleşisi: Yakup Güner




Sitemizde Nisan ayı boyunca her Pazartesi bir müzik söyleşimi paylaşacağım sizlerle ki bu haftaki konuğumuz Yakup Güner. Geçtiğimiz günlerde yayınladığı albümü ‘’Oyuncak’’ı ve detaylarını merak ederseniz adresimizi biliyorsunuz :)




Gidenlerin Ardından:




Söz yazarı - besteci aynı zamanda yaşadığım semtte yıllardır başarılı bir şekilde çalışmalarını sürdürüyordu Baki Çallıoğlu (Çapkın, Unut Sevme gibi bestelerin imzası) ve yıllardır birçok albümde önemli katkıları olan baterist Cezmi Başeğmez geçen hafta içinde hayata gözlerini yumdu. Kendilerine rahmet ailelerine sabır dilerim.




Müziğin Sustuğu Yerden Alternatifler:




Öncelikle yepyeni diziler keşfettim. Ne yalan söyleyeyim takip ettiklerimden bir iki tanesi hariç sıkıldım. Karşıma çıkan yeni yapımlar bir hayli enteresan aslında. Örneğin 24’ün Bauer’ini gördüm hemen atladım ama başrolünü oynadığı bu dizi çok ilginçtir ki bu bir TV dizisi değil bir web dizisi. Hulu bir tür video sitesi ama çeşitli yayınları ile içeriğini diğerlerinden biraz farklı tutuyor ve ‘’The Confession’’ bu site üzerinden izleniyor. 10 bölüm halinde yayınlanacak dizinin her bölümü 5 dakika; ekşi sözlükte bir üyenin yazdığı yazıldığı gibi doya doya izleriz artık :) Her şekilde Kiefer Sutherland hayranlarının arşivinde olması gerekti, kaçırmadım.




Bir diğer yeni başladığım dizi ise ‘’The Borgias’’. ‘’The Tudors’’un yazar kadrosundan Michael Hirst’in de içinde bulunduğu bir ekip tarafından senaryosu yazılan dizinin ilk iki bölümünü izledim ki çok etkilendiğimi kesinlikle söyleyebilirim. Borgia hanedanının anlatıldığı diziyi izlerken bizim ‘’Muhteşem Yüzyıl’’a sesini yükselten kesimi düşünüyorum da bu diziyi izleyen kesim ne yapsın? Dizi zengin bir şekilde dizi dünyasına merhaba dedi ki kaç sezon kalbimizi deşeceği elbette meçhul. Ve son ve en önemli not ki dizinin başrolünde usta aktör Jeremy Irons mevcut, daha ne istenir? 1941 tarihli bir James M.Cain romanından uyarlanan ‘’Mildred Pierce’’ bir mini dizi. Bu dizinin de en büyük artısı kuşkusuz usta aktrist Kate Winslet.




Haftamın filmlerine gelince çok uzun tutmayacağım bu faslı. Öncelikle 2008 yapımı ‘’A Beatiful Life’’ ne zamandır listemdeydi. Listemde olma sebebi Meltem Cumbul, Tuba Ünsal, Saadet Aksoy’un da kadrosunda olmasıydı. Cumbul’u hadi neyse de diğer iki bayanı adeta saniyelik gördük filmde ki hadi onu da geçtim tamamı ile iç sıkıcı bir filmdi. Dana Delany olmasa adeta çekilmezmiş o ayrı. Yine ne zamandır aklımdaydı ama bir türlü ona da sıra gelmemişti ki ‘’Wanted’’i sevdim ki son dönem Angelica Jolie filmlerini sevdiğim gibi. Bu kez kadroda Morgan Freeman da var ki bir suikastçı grubun içine babasının intikamını almak için dahil olan bir muhasebecinin bir anda yoldan çıkışı ve karşılaştıkları temalı film aksiyon sevenlere ilaç gibi. ‘’Stay Cool’’, ‘’The Misfortutanes’’, ‘’Cliente’’ izlediğim diğer filmler arasında yine.




Ve bu hafta aldığım iki güzel haber ki; İzmirli iki kadın şair yepyeni ve ikinci şiir kitaplarını bizlerle buluşturmaya hazırlanıyorlar. Pelin Onay’ın yeni çalışması ‘’İyi Geceler Aşk’’’ı Kanguru Yayıncılık, Jale Demirdöğen’in yeni çalışması ‘’Evvel Zaman İçimde’’yi ise Nemesis Kitap etiketi ile okumaya hazırlanırken her iki kitabın da ilk imza günlerinin İzmir Tüyap Kitap Fuarı’nda olacağını hatırlatalım, kendileri ile daha nice kitapta buluşmayı dileyelim. Okumak için heyecanlanmaya başladım bile.




Ötesinde güzel bir gün olsun hepimize.




10 Nisan 2011 Pazar

Pazar'lık - Gece Şarkıları

Herkese günaydın ve iyi bir Pazar günü dileklerimle. Gece’den kalma şarkılar seçtim bugün için sizlere hani güzel bir kahve ile iyi gider ötesinde.

Azize - Gece

Belkıs Özener - O Gece

Bülent Ortaçgil - Gece Yalanları

Cem Adrian - Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti

Cenk Eroğlu - Bu Gece Gökyüzünde

Doğan Canku - Gecelerim

Hamiyet Yüceses - Geceler

Hümeyra - Geceyi Neyleyim

İhtiyaç Molası - Gece

Kara Güneş - Gece

Rezzan Yücel - Bu Gece

Vedat Sakman - Gecenin Öteki Yüzü




3 Nisan 2011 Pazar

Pazar'lık - Bodrum Şarkıları

Bahar geldi derken soğuk bir hafta sonunu karşıladık ama olsun eninde sonunda sıcakların içimize işlemesi yakındır. Ardından ver elini yaz; yaz planınızı yaptınız mı? Ben bu yaz adıma Bodrum’u düşlüyorum ama bambaşka bir şekilde, düşünürken de bu şarkılar yardımcı oluyor hani. Ya da ne bileyim bir anınız mutlaka vardır Bodrum ile ilgili diye düşünüyorum. Bodrum’da görüşmek üzere.

Ata - Bodrum Çesme

Cihan Okan - Bodrum'un Suları

Elif Nun - Bodrum

Hakan Girit - Sanki Bodrum

Hande Yener - Bodrum

Hümeyra - Bodrumda

Mazhar Alanson - Bodrum

Serap Yenici - Bodrum Geceleri

Seyyal Taner - Bodrum

Ufuk Bigay - Bodrum

Ufuk Hastoprak - Bir Bodrum Yazı

Yavuz Çetin - Bodrum Gecesi Yüzünden



1 Nisan 2011 Cuma

Şarkılarla MART

Mart ayı güzel albümler ile sürprizler yaptı bizlere. Yine pop müziğin aksine alternatif müziklerin daha öne çıktığı bir ay olurken özellikle son günlerine doğru büyük bir hareketlilik gözlendi. Kuşkusuz Nisan ayında da çok güzel albümler - şarkılar ile buluşacağız.

En İyi Albüm:

01 - Vedat Sakman - Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun (Rec By Saatchi)
02 - Ümit Sayın - Söz Müzik: Ümit Sayın (Poll Prod.)
03 - Sevtap Ünal - İnsanlar Arabalar ve Rüzgar Geçti Aramızdan (Stardium)
04 - Erdal Güney - Bir Kıyıdan (Ada Müzik)
05 - Baki Duyarlar - Overseas (Ada Müzik)

En Kötü Albüm:

01 - Berk Gürman - Yesari (Seyhan Müzik)
02 - Sefa Topsakal - Doktor (DMC Müzik)
03 - Ersen ve Dadaşlar - Alüvyon (Kortacı)
04 - Ayşe Özyılmazel - Sıfır Makyaj (Dokuz Sekiz Müzik)
05 - Soner Sarıkabadayı - İtiraz (Pdnd Müzik)

En İyi Şarkı: Vedat Sakman - Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun
En Kötü Şarkı: Berk Gürman - Para

En İyi Şarkı (Cover): Ümit Sayın & Erdal - Gülendam (Erdal)
En Kötü Şarkı (Cover): Sefa Topsakal - Haram Geceler / Unut Gitsin (Nilüfer)

En İyi Çıkış (Erkek) : Aklan Akdağ
En İyi Çıkış (Kadın) : Sevtap Ünal
En İyi Çıkış (Grup) : Kırmızı

En Sürpriz Şarkı: Deniz Özbey Akyüz - Her Mevsim Yaz (Bir Avuç Deniz Soundtrack)